Yarın - 052 Aralık 1985

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
970
13,749
İstanbul
2kphkxv.png
gts7tnl.png

 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,441
7,248

Sayın funghu ;

1981 den 1987 ye kadar 75 sayısını (68-71. sayıları bende yok) edinip o tarihlerde okuduğum bir dergi. İlk başlarda çok büyük boyutlu (en ve boy boyutu) bir dergi idi sonraları biraz küçüldü... 1. Sayısın tarihi : 1 Eylül 1981 , Bendeki son sayı olan 75. Sayısının tarihi : Kasım 1987

Prof. Dr. Nusret Fişek : Çağımızın en önemli özelliği insanlar arasında eşitliği ,
olanaklardan yararlanma eşitliği kabul etmesidir.
............
Gerçek anlamda tarafsız, insan haklarının bulunması yalnız bu çağın değil, geçmiş çağların da en önemli kaygısı idi. Bu bakımdan
insanların haklarının korunması için adalet kurumunun tarafsız ve çağın anlayışına uygun bir biçimde işlemesini sağlamak gerekir."
Bu satırlar hayranı olduğum Nusret Fişek hocam ile yapılan söyleşiden...


"Sözlük, gelenek kavramını şöyle açıklıyor: "Bir toplumda, bir toplulukta, eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen kültürel kalıntılar, alışkanlıklar , bilgi , töre ve davranışlar."
Bu betimlemenin adını koyalım. Bunun adı, bal gibi "Tutuculuk"tur. Bu anlam
gericiliğe dek uzanır. Bu tür gelenekten, olsa olsa, yemek yapımı, konukseverlik , öbür yaşantı ayrıntıları gibi alanlarda yararlanılabilir. ........ Örnek vermek gerekirse, Mehmet Çınarlı adlı bir gerici ve yeteneksiz ozanın şiirleri öykünmedir. Şiirlerini çok sevdiğim Attila İlhan'ın "Tutuklunun Günlüğü"deki Rubai(!) ler ise özenti niteliğindedir. Bir de Nazım'ın Şeyh Bedrettin'i var. İşte, özenti de , öykünme de olmayan, kendi geleneğini kendisi yaratan bir gelenek yansımasına iyi bir örnek."

Bu satırlar CAHİT KÜLEBİ'ye ait..
Vargı : Lütfen birkez daha okuyunuz , bu satırları....


Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim.



 

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
970
13,749
İstanbul
Sayın @dedo11

Derginin tüm sayılarını olarak paylaşmış durumda. İki de özel sayısı (Öğrenci Dernekleri ve Öğrenci Kıyımı) bulunuyor.
Paylaştığım sayıyı, bende bulunan nüshasından tarayıp yükledim. TÜSTAV'ın hayli geniş bir dergi arşivi var, bazı dergilerin eksikliğini tespit etsem de, bu kadarı bile çok yararlı benim için.
 

yeryüzü

Yönetici
3 Eki 2011
17,951
90,086
hiçbiryerde :)
Dergi için teşekkür ederim @funghu üstadım.

1985 yılı, henüz YÖK'ün baskılayıcı politikalarıyla mücadele zamanları,
henüz özelleştirmeler çok gündemde değil, farkında değiliz...

Sonra sonra sağlık, "özel" hale geliyor, eğitim mi, o da "özel"!
Öyle her isteyene eğitim yok bundan sonra! :)

Prof. Dr. Nusret Fişek, Aile hekimliğinden önceki sistem olan "sağlık ocağı" sisteminin kurucusudur. ve sağlık ocakları, Türkiye'de sağlıkta devrim yapmıştır!

"1961 yılında kabul edilen 224 sayılı "Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’un mimarı oldu. 'nin yasa çıkarmaya yetkili olduğu son günün gecesinde çıkartılan yasa, sağlık hizmetinin ülkenin ücra köşelerine kadar yayılmasını; köylere ebe, ilçelere doktor, yardımcı sağlık personeli, gerekli araç ve gereç ulaştırılmasını amaçlıyordu 1960'lı yıllarda geniş bir hekim kesimini bu yasanın uygulanması için seferber etmeyi çalıştı." vikipedi

Bir ülkenin gerçek gelişmişlik göstergesi olarak kabul edilen "Anne ölüm hızı", 1960'ta 250-300 iken 2011 yılında Türkiye'deki anne ölüm hızı 100.000 canlı doğumda 15,5 olarak gerçekleşmiştir.
2010 yılında Türkiye aile hekimliği sistemine geçmiştir. 2017'de bu oran 14.5'e yükselmiş... son veri ise 2024 yılında, 11,5.

Sağlık özelleştirilerek, sağlık üzerinden para kazanılabilen bir sektör yaratılmıştır, eğitimde olduğu gibi. Aslında ücretsiz olması gereken sağlık ve eğitim imkanları, şimdi ancak parası çok olanın daha kolay ulaşabildiği, parası olmayanın ise yanına pek yaklaşamadığı, uygarlığın iki imkanı olarak önümüzde durmakta...
 

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
970
13,749
İstanbul
Sevgili @yeryüzü sağlık ve eğitim hizmetlerinin özelleştirilemesi konusunda hemfikirim. Ülkenin kritik tesislerini de ekleyebilirim.
En kısa şekliyle bir anımı anlatmaya çalışayım. 1991 yılında kura çekiminden sonra asteğmen olarak 2000 nüfuslu bir Doğu ilçemize atandım.
9 yıldır ağız yaralarından muzdariptim, nihayet, askerlikten önce bir cildiye uzmanı tarafından hastaneye yatırıldım. Bir yığın tetkikten sonra, bağışıklık sistemimden kaynaklandığı sonucuna varıldı. Atandığım ilçeye gittiğimde de rahatsızlığım nüksetti. Sağlık Ocağının yolunu tuttum. Evet 2.000 nüfuslu ilçenin bir sağlık ocağı vardı, ben gittiğimde 3 hekim mecburi hizmetini yapmak üzere orada bulunuyordu. Kısa sürede arkadaş olduk ve şu benim aft meselesini çözersiniz artık, dedim :) Birkaç türlü ilaç denendi ama nafile. Nihayet, bir gün içlerinden birisi geldi ve "Bir makalede okudum, sigarayı denedin mi hiç?" dedi. Onu der demez ben bir karton sigara alıp, sigaraya başladım. 5-6 gün sonra etkisini gösterdi ve yaralarım iyileşti. Bir daha da ağzımda yara çıkmadı. O hekim dostumu, bazen senede bir, bazen iki senede bir hâlâ ararım ve teşekkürlerimi arz ederim.

Sağlık ocağına gelen hastalar da çok memnun görünüyorlardı. Devletin eli, ilçe olmasına rağmen bir köyden farksız olan yere kadar uzanıyordu...

O günlerden bugünlere geldik maalesef.
 

yeryüzü

Yönetici
3 Eki 2011
17,951
90,086
hiçbiryerde :)
Vay! Aslında o belki de stress ve immün sistemin tepkisinden kaynaklanan bir sorunmuş. Tıpta hastalık yoktur, hasta vardır derdi hocalarımız, bu engin bir konu. Bu konuda şunu söyleyebilirim ki sigara bir araç olmuş olabilir ama asıl nedeni bulup daha "zararsız" bir tedavi mümkün olabilirdi. Burada da geliyoruz mahkum olduğumuz batı tıbbına! Fazla girmeyelim bu konuya, çıkmak genellikle uzun sürer çünkü :)
 
Üst