agartan
Onursal Üye
- 28 Haz 2019
- 1,220
- 11,330
Yengeç Gemisi (2010) [Kanikôsen - Takiji Kobayashi 1929]
Yengeç Gemisi: 1595*2251 pxs, 96 dpi, 184 sayfa, 66 MB.
1920’li yılların sonu ve 1930’lu yılların başı Japon edebiyatında Proletarya Edebiyatı dönemidir.
Bu dönemde proletarya edebiyatının ortaya çıkmasına hiç kuşkusuz Japonya’nın vahşi kapitalist dünyadan çıkar sağlamak amaçlı
diğer kapitalist ülkelerle rekabet içine girmesi neden olarak gösterilebilir.
Akımın en önemli temsilcilerinden biri Takiji Kobayashi’dir. (1903-1933)
Yazar, devletin gizli polisi tarafından işkenceyle öldürülene kadar birçok öykü ve roman yazmıştır.
Dönemi temsil eden en önemli eseri, ezilen işçi sınıfının zor çalışma koşullarını anlattığı Yengeç Gemisi (Kanikōsen, 1929) adlı romanıdır.
Yayımlandıktan seksen yıl sonra en çok satanlar listesinde ilk sırayı almıştır ve romanın dört ayrı manga uyarlaması yapılmıştır.
Beş yüz binin üzerinde satarak bir rekora imza atan manga uyarlaması Türkçe'ye Hüseyin Can Erkin tarafından kazandırılmıştır.
1914-1918 savaş yılları Japonya ekonomisinde umulmadık bir patlama yaratmıştır.
Sanayi, ticaret ve gemicilikte gelişmeler olmuş,
ülke denizaşırı düzeyde büyük bir ticaret fazlası biriktirmiş ve bazı Japonlar müthiş derecede zenginleşmiştir.
Bu durum zengin fakir arasındaki farkı gittikçe açarak sosyal adaletsizliği de ortaya çıkarmıştır.
Yengeç konserveciliği işi 1900’lü yıllarda başladığında devlet ekonomisine katkısı büyük olmuştur.
Japonya’nın yengeç konserveleri Avrupalı ve Amerikalılar tarafından yoğun ilgi görmüş ve Japonya ihracatı artırarak büyük kazançlar elde etmiştir.
Yengeç Gemisi gibi fabrika-gemilerinin ürettiği -özellikle I. Dünya Savaşında- somon, alabalık ve yengeç gibi konservelere talep artmıştır.
Yengeç konservesi üretimini artırmak için çalıştırılan işçiler bu zamanda kapitalist güçlerin şiddetine, kötü ve baskıcı muamelelerine maruz kalmışlardır.
Takiji, bu olayları dikkatli bir şekilde inceleyerek romanında tüm gerçekçiliği ile yansıtmıştır.
Örneğin, “denize düşerek hayatlarını kaybeden balıkçılar az değildi” veya
“büyük av zamanında gece sadece bir iki saat uyuyan kişilerdi” gibi cümleler gerçek yaşamdan alıntılardır.
Yengeç Gemisi, kapitalistlerin kâr sağlayabilmek için zor kullanarak çalıştırdıkları işçilerin birlik ve direniş öyküsüdür.
Proletarya düşüncesi bağlamında 'ben' roman tarzında değil de bir grup işçinin bakış açısıyla yazılmıştır.
Tek bir ana karakter yoktur, kapitalizme ve vahşete karşı gelen bir topluluk vardır.
Takiji, gerçeklerin dramatik anlatımından sonra gerçekleri teorik olarak açıklamayı seçer.
Bu nedenle romandaki en dokunaklı anlardan biri; Chichibu-maru'yu ve mürettabatını kurtarmak için gidip,
zaman ve para kaybetmek istemeyen kâhyaya teslim olan kaptanın 'batma' bölümüdür.
Telsiz operatörü kulaklığını çıkararak umutsuz, kısık bir sesle şöyle demişti:
"Gemide dört yüz yirmi beş adam var. Son çağrı. Kurtulma umudu yok.
SOS mesajı üç kez tekrarlandı ve sonra durdu. Battılar. "
İşte o zaman, grevin gelecekteki liderlerinden biri olan işçi-öğrenci bu olayı şöyle düşünür:
"Tokyo ofisindeki bir patron için Okhotsk Denizinde birkaç işçinin ölümü nedir ki?
Kapitalizm, faiz oranlarının düşmesi ve likiditenin içeri akması koşuluyla;
artık tek başına sıradan gelirle yetinemediğinde, çılgınca bir koşuya başlar.
Yani, kelimenin tam anlamıyla, tüm araçlar iyidir.
Bu insanların kolayca yüz binlerce yen getiren fabrika gemilerine bu kadar düşkün olmalarına şaşmamalı."
Yengeç konserveleme gemisi Hakko-Maru'nun bu gemi olduğu iddia ediliyor.
Roman “İstikamet cehennem!” diye başlar. Kapitalistler için büyük kazançlar sağlayacak bu yolculuk işçiler için cehennemden farksız olacaktır.
Japonya’nın kuzey adası Hokkaido’dan demir alan Hakko Maru adlı bu fabrika gemi 1890’larda hastane gemisi olarak yapılmış,
Japon-Rus Savaşında kullanılmış, hiçbir güvenliği olmayan eski bir gemidir.
Bu fabrika-gemide balıkçılar ve işçiler yengeçleri avlayarak konserve yapacaklardır.
İşçiler Hakodate’nin yoksul, köylü ailelerinden gelen on dört on beş yaşlarında çocuklardır.
Geminin kuyruk kısmında şef ve kahya gibi otoriteyi sağlayan güçler kalırken işçiler balık istifi şeklinde geminin ön cephesinde kalacaklardır.
Takici, toplumdaki sınıfsal ayrımı geminin içindeki düzenle bir kez daha gözler önüne sermiştir:
“Balıkçıların domuz gibi yattıkları bu domuz ahırı insanın midesini dışına çıkaracak kadar berbat kokuyordu.”
İşçilerin kaldıkları yer bir domuz ahırından farksızdır,
yiyecekleri önlerine atılan kokuşmuş salamuradır ve tatil yapmadan günde on altı saat ölümüne çalıştırılacaklardır.
“Balıkçılar yengeç pençeleri gibi soğuktan uyuşan ellerini ara sıra koyunlarının içine sokarak,
ağızlarına götürüp nefesleriyle ısıtarak çalışmaya devam etmek zorundaydılar.”
Başlarından hiç ayrılmayan şef Asakava, kapitalist gücün bir temsilidir.
Onun için denizden avlanan yengeç sayısı dışında hiçbir şey önemli değildir.
Asakava’nın merhametsiz ve acımasız tavrının arkasında fabrika kurucuları, hükümet ve silahlı kuvvetler vardır.
Sürekli işçileri gözetiminde tutan Asakava sözleriyle baskısını artırır: "Yemek yemeye ayıracak vaktimiz yok”,
“İnsan hakları dediğin nedir ki? Anlamsız şeyler bunlar”,
“Kullanan ve kullanılan aynı düzeyde olamaz.”
Onun için para yoğun çalışma temposuna dayanamayarak ölen bir işçinin cesedinden daha önemlidir;
“Yakmak mı? Boşa masraf, denize atıversinler. Yepyeni bir torbayı öyle bir şey için kullanmayın.”
Teknede kadın işçi karakter bulunmamakla birlikte,
o dönemde Japon işçi sınıfının yarısından fazlasını temsil etmesine rağmen,
romanda ikincil karakterlerin ortaya çıkmasıyla kadınların içinde bulundukları kötü durum ve özel sömürüden sık sık bahsedilir
ya da denizcilerin fahişeleri çağrıştırması...
(Tüm emek gücünü sattıktan sonra vücudunu satan sömürülen proleter kadının bir örneği olarak fahişe,
Yoshiki Hayama'nın ünlü kısa öyküsünden bu yana Japon proleter edebiyatında tanıdık bir temadır)
Fırtınalı bir günde yengeç avlamak için gemiden sandalla kıyıya yaklaşan bir grup işçi yolunu kaybeder ve onları bir Rus gemisi kurtarır.
Ruslar sadece bu sandaldaki işçileri değil gemideki tüm işçilerin de kurtuluş nedeni olacaktır.
Ruslar, vücutları ve ruhları sistem tarafından çökertilmiş işçilere kapitalist düzenin adaletsizliğinden ve proletaryanın gücünden bahsederler.
Rusların mahsur kalmış Japonlara verdiği siyasi ders özellikle komiktir,
çünkü dilbilimsel yanlış anlama Rus'u söylemek istediğini eyleme geçirmeye yönlendirir:
“Sizin kesin paranız yok. Fakirsiniz. Bundan dolayı siz proletaryasınız.
Zenginler size bunu yapıyor. (boğazını sıkar.)
Zenginler git gide daha da büyüyorlar. (göbekli adam taklidi yapar) Siz ne yaparsanız yapın fakir olacaksınız.“
“Çalışan insan budur (kaşlarını çatarak hasta insan taklidi yapar),
çalışmayan insan budur (böbürlenerek yürür)
Çalışmadan para kazanan insanlar var”,
“Proletarya, siz, bir kişi, iki kişi, üç kişi…yüz kişi, bin kişi, elli bin kişi, yüz bin kişi, hepimiz, hepimiz (çocukların ellerinden tutarak gösterir)
birlik olup güçleneceğiz, (kollarını kaldırır) yenilmeyeceğiz. Kimseye. Anlıyor musunuz?”
Ruslar, Japon işçileri kapitalizmle nasıl mücadele edecekleri konusunda bilinçlendirirler.
Yengeç gemisine dönen işçiler diğer işçileri de örgütleyerek grev yaparlar ancak deniz kuvvetlerinin müdahalesiyle başarısız olurlar.
Kapitalist güçlerin yanında olan ordu onları Rus taklitçileri olmakla suçlayarak grevi başlatan dokuz lideri tutuklar.
Çalışma koşulları bu grevden sonra daha da ağırlaşır.
İşçiler bir süre sonra yeniden cesaretlenerek ikinci grevlerini yaparlar.
Grev bu sefer başarıyla sonuçlanır ve zarara uğrayan şirket, şef Asakava’yı kapı dışarı eder.
Fabrika Gemisi, 1920'lerin sonunda Japonya'daki işçi sınıfının durumunun gerçekçi bir tasviri olarak okunabilir.
Eserin başında, kendi lehçelerinde, işçiler kökenleri hakkında birbirlerine sorular soruyor.
Bazıları, bölgeleri veya menşe mahalleleri tarafından nominal olarak belirlenir.
Bunlar çoğunlukla iş aramak için ayrılmak zorunda kalan eski köylülerdir,
işe alım görevlileri tarafından ebeveynlerinden satın alınan ve dolandırılan,
borç batağına düşen ve bu nedenle tamamen patronlarına tabi olan gençler,
mesleğini sürdüremeyecek durumda olan zanaatkarlar, iş olan yerlere giden göçmen işçiler.
Yengeç Konserveleme Gemisi (2018) 158 sayfa, roman [PDF]:
Roman, farklı anlatı teknikleri (gömülü anlatılar, ara sözler) kullanarak, bir bütün olarak Japon işçi sınıflarının durumunu çağrıştırıyor.
Böylece liman işçilerinin ve madencilerin çalışma koşulları anlatılmaktadır.
Roman ayrıca işçi sınıfı içinde sosyalist kuruluşun zorluklarını, sendika avını, her türlü toplu eylemin yasaklanmasını,
1917 Rus Devriminin etkisini ve aynı zamanda "Ruskofflara" karşı karşı propagandanın etkinliğini de gösteriyor ve
Japon milliyetçiliği sunağında fedakarlık ve İmparatorluğa sadakat çağrısında bulunuyor.
Son olarak, ordu tarafından kanla bastırılan ilk grevin trajik sonucu, 1907'deki Ashio madenlerinde olduğu gibi tarihsel baskıları anımsatabilir.
I. Dünya Savaşı ile Japonya sanayileşmenin ikinci aşamasına geçmiştir.
Kapitalist ekonominin hâkim olduğu bu dönemde ilk kez proletarya düşüncesi filizlenmiş ve aydınlar ilk kez Marksizmle tanışmışlardır.
Bu aydınlar arasında yer alan Takici Kobayaşi de Yengeç Gemisi ile iki dünya savaşı arası dönemin kapitalist Japonya’sını tüm gerçekliği ile yansıtmıştır.
Kobayaşi Takici, 13 Ekim 1903’te Japonya’nın kuzeyinde yer alan Akita ilinde tarım köylüsü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Beş yaşındayken ailesiyle kuzeydeki Hokkaydo adasının bir liman şehri olan Otaru’ya göç etti.
Otaru Yüksek Ticaret Okulu’ndan mezun olup Hokkaydo Bölge Bankası’nda çalışmaya başladı.
Okul yıllarından itibaren “Tohum Ekenler” (Tane Maku Hito) dergisini takip eden Takici,
1923 Kanto Büyük Depremi sonrasında “Aydınlık” (Kurarute) adlı bir dergi yayınladı.
1930 yılında yazarlık faaliyetleri nedeniyle bankadaki işinden çıkarıldı ve Tokyo’ya gelerek Japonya Komünist Partisine üye oldu.
20 Şubat 1933 tarihinde özel yüksek polis tarafından yakalanarak gözaltına alındı ve
aynı gece Tsukici karakolunda gördüğü ağır işkenceler sonucu öldürüldü.
Takici, 30 yılı bulmayan kısa ömründe proletarya edebiyatına örnek teşkil eden yapıtlar ortaya koydu.
15 Mart 1928 yapıtını takiben, 1929 yılı Mayıs ayında “Yengeç Gemisi” (Kanikosen), aynı yıl kasım ayında “Toprak Ağası” (Fuzay-Cinuşi),
1930 yılı Nisan ayında “Fabrika Hücresi” (Koco Saybo) 1931 yılı mayıs ayında “Örgütçüler” (Orugu) başlıklı romanları ve
1932 yılında ise Japonya proletarya edebiyatının başyapıtlarından sayılan “Partizan” (Toseykatsuşa) romanını yayımladı.
Kendisi daha yaşarken romanları uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti, 1930-1931 yıllarında “Yengeç Gemisi” ve
“Toprak Ağası” yapıtları Çinceye çevrilerek yayımlandı,
aynı yıllarda 15 Mart 1928 romanı da Çince, Almanca, İngilizce ve Rusça'ya çevrilip yayımlandı.
Go Fujio'nun çizimlerini görünce, açık söyleyeyim; keşke bizimkiler bu versiyonu çevirselermiş diye içimden geçirdim.
Kişisel olarak, aşırı abartılı çizimleri beğenmiyorum.
Ama Manga'yı bu özelliğiyle sevenlerin çoğunlukta olduğunu da düşünüyorum.
Keyifli okumalar, saygılarımla.
*
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Yengeç Gemisi: 1595*2251 pxs, 96 dpi, 184 sayfa, 66 MB.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
1920’li yılların sonu ve 1930’lu yılların başı Japon edebiyatında Proletarya Edebiyatı dönemidir.
Bu dönemde proletarya edebiyatının ortaya çıkmasına hiç kuşkusuz Japonya’nın vahşi kapitalist dünyadan çıkar sağlamak amaçlı
diğer kapitalist ülkelerle rekabet içine girmesi neden olarak gösterilebilir.
Akımın en önemli temsilcilerinden biri Takiji Kobayashi’dir. (1903-1933)
Yazar, devletin gizli polisi tarafından işkenceyle öldürülene kadar birçok öykü ve roman yazmıştır.
Dönemi temsil eden en önemli eseri, ezilen işçi sınıfının zor çalışma koşullarını anlattığı Yengeç Gemisi (Kanikōsen, 1929) adlı romanıdır.
Yayımlandıktan seksen yıl sonra en çok satanlar listesinde ilk sırayı almıştır ve romanın dört ayrı manga uyarlaması yapılmıştır.
Beş yüz binin üzerinde satarak bir rekora imza atan manga uyarlaması Türkçe'ye Hüseyin Can Erkin tarafından kazandırılmıştır.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
1914-1918 savaş yılları Japonya ekonomisinde umulmadık bir patlama yaratmıştır.
Sanayi, ticaret ve gemicilikte gelişmeler olmuş,
ülke denizaşırı düzeyde büyük bir ticaret fazlası biriktirmiş ve bazı Japonlar müthiş derecede zenginleşmiştir.
Bu durum zengin fakir arasındaki farkı gittikçe açarak sosyal adaletsizliği de ortaya çıkarmıştır.
Yengeç konserveciliği işi 1900’lü yıllarda başladığında devlet ekonomisine katkısı büyük olmuştur.
Japonya’nın yengeç konserveleri Avrupalı ve Amerikalılar tarafından yoğun ilgi görmüş ve Japonya ihracatı artırarak büyük kazançlar elde etmiştir.
Yengeç Gemisi gibi fabrika-gemilerinin ürettiği -özellikle I. Dünya Savaşında- somon, alabalık ve yengeç gibi konservelere talep artmıştır.
Yengeç konservesi üretimini artırmak için çalıştırılan işçiler bu zamanda kapitalist güçlerin şiddetine, kötü ve baskıcı muamelelerine maruz kalmışlardır.
Takiji, bu olayları dikkatli bir şekilde inceleyerek romanında tüm gerçekçiliği ile yansıtmıştır.
Örneğin, “denize düşerek hayatlarını kaybeden balıkçılar az değildi” veya
“büyük av zamanında gece sadece bir iki saat uyuyan kişilerdi” gibi cümleler gerçek yaşamdan alıntılardır.
Yengeç Gemisi, kapitalistlerin kâr sağlayabilmek için zor kullanarak çalıştırdıkları işçilerin birlik ve direniş öyküsüdür.
Proletarya düşüncesi bağlamında 'ben' roman tarzında değil de bir grup işçinin bakış açısıyla yazılmıştır.
Tek bir ana karakter yoktur, kapitalizme ve vahşete karşı gelen bir topluluk vardır.
Takiji, gerçeklerin dramatik anlatımından sonra gerçekleri teorik olarak açıklamayı seçer.
Bu nedenle romandaki en dokunaklı anlardan biri; Chichibu-maru'yu ve mürettabatını kurtarmak için gidip,
zaman ve para kaybetmek istemeyen kâhyaya teslim olan kaptanın 'batma' bölümüdür.
Telsiz operatörü kulaklığını çıkararak umutsuz, kısık bir sesle şöyle demişti:
"Gemide dört yüz yirmi beş adam var. Son çağrı. Kurtulma umudu yok.
SOS mesajı üç kez tekrarlandı ve sonra durdu. Battılar. "
İşte o zaman, grevin gelecekteki liderlerinden biri olan işçi-öğrenci bu olayı şöyle düşünür:
"Tokyo ofisindeki bir patron için Okhotsk Denizinde birkaç işçinin ölümü nedir ki?
Kapitalizm, faiz oranlarının düşmesi ve likiditenin içeri akması koşuluyla;
artık tek başına sıradan gelirle yetinemediğinde, çılgınca bir koşuya başlar.
Yani, kelimenin tam anlamıyla, tüm araçlar iyidir.
Bu insanların kolayca yüz binlerce yen getiren fabrika gemilerine bu kadar düşkün olmalarına şaşmamalı."
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Yengeç konserveleme gemisi Hakko-Maru'nun bu gemi olduğu iddia ediliyor.
Roman “İstikamet cehennem!” diye başlar. Kapitalistler için büyük kazançlar sağlayacak bu yolculuk işçiler için cehennemden farksız olacaktır.
Japonya’nın kuzey adası Hokkaido’dan demir alan Hakko Maru adlı bu fabrika gemi 1890’larda hastane gemisi olarak yapılmış,
Japon-Rus Savaşında kullanılmış, hiçbir güvenliği olmayan eski bir gemidir.
Bu fabrika-gemide balıkçılar ve işçiler yengeçleri avlayarak konserve yapacaklardır.
İşçiler Hakodate’nin yoksul, köylü ailelerinden gelen on dört on beş yaşlarında çocuklardır.
Geminin kuyruk kısmında şef ve kahya gibi otoriteyi sağlayan güçler kalırken işçiler balık istifi şeklinde geminin ön cephesinde kalacaklardır.
Takici, toplumdaki sınıfsal ayrımı geminin içindeki düzenle bir kez daha gözler önüne sermiştir:
“Balıkçıların domuz gibi yattıkları bu domuz ahırı insanın midesini dışına çıkaracak kadar berbat kokuyordu.”
İşçilerin kaldıkları yer bir domuz ahırından farksızdır,
yiyecekleri önlerine atılan kokuşmuş salamuradır ve tatil yapmadan günde on altı saat ölümüne çalıştırılacaklardır.
“Balıkçılar yengeç pençeleri gibi soğuktan uyuşan ellerini ara sıra koyunlarının içine sokarak,
ağızlarına götürüp nefesleriyle ısıtarak çalışmaya devam etmek zorundaydılar.”
Başlarından hiç ayrılmayan şef Asakava, kapitalist gücün bir temsilidir.
Onun için denizden avlanan yengeç sayısı dışında hiçbir şey önemli değildir.
Asakava’nın merhametsiz ve acımasız tavrının arkasında fabrika kurucuları, hükümet ve silahlı kuvvetler vardır.
Sürekli işçileri gözetiminde tutan Asakava sözleriyle baskısını artırır: "Yemek yemeye ayıracak vaktimiz yok”,
“İnsan hakları dediğin nedir ki? Anlamsız şeyler bunlar”,
“Kullanan ve kullanılan aynı düzeyde olamaz.”
Onun için para yoğun çalışma temposuna dayanamayarak ölen bir işçinin cesedinden daha önemlidir;
“Yakmak mı? Boşa masraf, denize atıversinler. Yepyeni bir torbayı öyle bir şey için kullanmayın.”
Teknede kadın işçi karakter bulunmamakla birlikte,
o dönemde Japon işçi sınıfının yarısından fazlasını temsil etmesine rağmen,
romanda ikincil karakterlerin ortaya çıkmasıyla kadınların içinde bulundukları kötü durum ve özel sömürüden sık sık bahsedilir
ya da denizcilerin fahişeleri çağrıştırması...
(Tüm emek gücünü sattıktan sonra vücudunu satan sömürülen proleter kadının bir örneği olarak fahişe,
Yoshiki Hayama'nın ünlü kısa öyküsünden bu yana Japon proleter edebiyatında tanıdık bir temadır)
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Fırtınalı bir günde yengeç avlamak için gemiden sandalla kıyıya yaklaşan bir grup işçi yolunu kaybeder ve onları bir Rus gemisi kurtarır.
Ruslar sadece bu sandaldaki işçileri değil gemideki tüm işçilerin de kurtuluş nedeni olacaktır.
Ruslar, vücutları ve ruhları sistem tarafından çökertilmiş işçilere kapitalist düzenin adaletsizliğinden ve proletaryanın gücünden bahsederler.
Rusların mahsur kalmış Japonlara verdiği siyasi ders özellikle komiktir,
çünkü dilbilimsel yanlış anlama Rus'u söylemek istediğini eyleme geçirmeye yönlendirir:
“Sizin kesin paranız yok. Fakirsiniz. Bundan dolayı siz proletaryasınız.
Zenginler size bunu yapıyor. (boğazını sıkar.)
Zenginler git gide daha da büyüyorlar. (göbekli adam taklidi yapar) Siz ne yaparsanız yapın fakir olacaksınız.“
“Çalışan insan budur (kaşlarını çatarak hasta insan taklidi yapar),
çalışmayan insan budur (böbürlenerek yürür)
Çalışmadan para kazanan insanlar var”,
“Proletarya, siz, bir kişi, iki kişi, üç kişi…yüz kişi, bin kişi, elli bin kişi, yüz bin kişi, hepimiz, hepimiz (çocukların ellerinden tutarak gösterir)
birlik olup güçleneceğiz, (kollarını kaldırır) yenilmeyeceğiz. Kimseye. Anlıyor musunuz?”
Ruslar, Japon işçileri kapitalizmle nasıl mücadele edecekleri konusunda bilinçlendirirler.
Yengeç gemisine dönen işçiler diğer işçileri de örgütleyerek grev yaparlar ancak deniz kuvvetlerinin müdahalesiyle başarısız olurlar.
Kapitalist güçlerin yanında olan ordu onları Rus taklitçileri olmakla suçlayarak grevi başlatan dokuz lideri tutuklar.
Çalışma koşulları bu grevden sonra daha da ağırlaşır.
İşçiler bir süre sonra yeniden cesaretlenerek ikinci grevlerini yaparlar.
Grev bu sefer başarıyla sonuçlanır ve zarara uğrayan şirket, şef Asakava’yı kapı dışarı eder.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Fabrika Gemisi, 1920'lerin sonunda Japonya'daki işçi sınıfının durumunun gerçekçi bir tasviri olarak okunabilir.
Eserin başında, kendi lehçelerinde, işçiler kökenleri hakkında birbirlerine sorular soruyor.
Bazıları, bölgeleri veya menşe mahalleleri tarafından nominal olarak belirlenir.
Bunlar çoğunlukla iş aramak için ayrılmak zorunda kalan eski köylülerdir,
işe alım görevlileri tarafından ebeveynlerinden satın alınan ve dolandırılan,
borç batağına düşen ve bu nedenle tamamen patronlarına tabi olan gençler,
mesleğini sürdüremeyecek durumda olan zanaatkarlar, iş olan yerlere giden göçmen işçiler.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Yengeç Konserveleme Gemisi (2018) 158 sayfa, roman [PDF]:
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Roman, farklı anlatı teknikleri (gömülü anlatılar, ara sözler) kullanarak, bir bütün olarak Japon işçi sınıflarının durumunu çağrıştırıyor.
Böylece liman işçilerinin ve madencilerin çalışma koşulları anlatılmaktadır.
Roman ayrıca işçi sınıfı içinde sosyalist kuruluşun zorluklarını, sendika avını, her türlü toplu eylemin yasaklanmasını,
1917 Rus Devriminin etkisini ve aynı zamanda "Ruskofflara" karşı karşı propagandanın etkinliğini de gösteriyor ve
Japon milliyetçiliği sunağında fedakarlık ve İmparatorluğa sadakat çağrısında bulunuyor.
Son olarak, ordu tarafından kanla bastırılan ilk grevin trajik sonucu, 1907'deki Ashio madenlerinde olduğu gibi tarihsel baskıları anımsatabilir.
I. Dünya Savaşı ile Japonya sanayileşmenin ikinci aşamasına geçmiştir.
Kapitalist ekonominin hâkim olduğu bu dönemde ilk kez proletarya düşüncesi filizlenmiş ve aydınlar ilk kez Marksizmle tanışmışlardır.
Bu aydınlar arasında yer alan Takici Kobayaşi de Yengeç Gemisi ile iki dünya savaşı arası dönemin kapitalist Japonya’sını tüm gerçekliği ile yansıtmıştır.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Kobayaşi Takici, 13 Ekim 1903’te Japonya’nın kuzeyinde yer alan Akita ilinde tarım köylüsü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Beş yaşındayken ailesiyle kuzeydeki Hokkaydo adasının bir liman şehri olan Otaru’ya göç etti.
Otaru Yüksek Ticaret Okulu’ndan mezun olup Hokkaydo Bölge Bankası’nda çalışmaya başladı.
Okul yıllarından itibaren “Tohum Ekenler” (Tane Maku Hito) dergisini takip eden Takici,
1923 Kanto Büyük Depremi sonrasında “Aydınlık” (Kurarute) adlı bir dergi yayınladı.
1930 yılında yazarlık faaliyetleri nedeniyle bankadaki işinden çıkarıldı ve Tokyo’ya gelerek Japonya Komünist Partisine üye oldu.
20 Şubat 1933 tarihinde özel yüksek polis tarafından yakalanarak gözaltına alındı ve
aynı gece Tsukici karakolunda gördüğü ağır işkenceler sonucu öldürüldü.
Takici, 30 yılı bulmayan kısa ömründe proletarya edebiyatına örnek teşkil eden yapıtlar ortaya koydu.
15 Mart 1928 yapıtını takiben, 1929 yılı Mayıs ayında “Yengeç Gemisi” (Kanikosen), aynı yıl kasım ayında “Toprak Ağası” (Fuzay-Cinuşi),
1930 yılı Nisan ayında “Fabrika Hücresi” (Koco Saybo) 1931 yılı mayıs ayında “Örgütçüler” (Orugu) başlıklı romanları ve
1932 yılında ise Japonya proletarya edebiyatının başyapıtlarından sayılan “Partizan” (Toseykatsuşa) romanını yayımladı.
Kendisi daha yaşarken romanları uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti, 1930-1931 yıllarında “Yengeç Gemisi” ve
“Toprak Ağası” yapıtları Çinceye çevrilerek yayımlandı,
aynı yıllarda 15 Mart 1928 romanı da Çince, Almanca, İngilizce ve Rusça'ya çevrilip yayımlandı.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Go Fujio'nun çizimlerini görünce, açık söyleyeyim; keşke bizimkiler bu versiyonu çevirselermiş diye içimden geçirdim.
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Kişisel olarak, aşırı abartılı çizimleri beğenmiyorum.
Ama Manga'yı bu özelliğiyle sevenlerin çoğunlukta olduğunu da düşünüyorum.
Keyifli okumalar, saygılarımla.
*