Sermaye Kültüründen Kopuş - 11 (1995 Ekim)

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
1,053
14,895
İstanbul
d7yr36r.png
hy64c3p.png
bfrmjld.png



Not: Derginin arka kapağındakı görsel çok silikti, internetten bulduğum, daha net olanını kullandım.
Kopuş dergilerinin tamamını paylaşmış oldum.
 

eankara

Onursal Üye
24 May 2010
1,570
9,717
Ali Şimşek’in bu sayıdaki yazısı dikkat çekmeyecek gibi değil ! Şöyle demiş;
‘’ Günümüzde reklamın nerede başladığı sanatın nerede bittiğini kestirmek güç bir hal almıştır. ( … ) Konsept için her şey mubahtır. Tam bir yalan zihniyeti egemendir artık. ‘’ Şimşek bu açıklamalarından sonra, bir bakıma modern sanatın miladı sayılan Duchamp’ın pisuvar sergilemesi konusunu anlatmış.

Reklam konusu , günümüzde sanat dışındaki alanlarda ( örneğin Şimşek’in değindiği Botticelli’nin Venüs’ünün kozmetik ambalajında kullanılması ) görülmekle kalmamakta, bir adım daha ileri gidildiği görülmektedir. Yani bu konu, Şimşek’in deyimiyle sanat yapıtının ‘’ biricik ‘’ liğini, tüm bu kavramları aşarak, sanat yapıtının değerini belirleyen hale gelmiş durumda ne yazık ki !

Sanatçı Damien Hirst’ün "Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziksel İmkansızlığı" adlı eseri, formaldehit içinde bulundurulan bir köpekbalığından oluşmakta. Sn. @funghu ‘nun bizlere sunduğu 11 numaralı ‘’ Sermaye Kültüründen Kopuş ‘’ dergisindeki Şimşek’in yazısını görür görmez, gözümün önüne bu eser geldi, iki nedenle . Nedenlerden ilki, Hirst’ün bu eserinin tıpkı Duchamp’ın bakış açısını adeta günümüze taşımış olması. Öyle başarılı bir eser sunuşu ile dünya karşı karşıya kaldı ki, biçilen değer 12 milyon dolar olmuştu !!

İkinci neden ise, bu olayın bir kitabın başlığı olması. Kitabın adı ; ‘’ Sanat Mezat - 12 Milyon Dolarlık Köpekbalığı, Çağdaş Sanatın ve Müzayede Evlerinin Tuhaf Ekonomisi ‘’, yazarı Don Thompson. Reklamın, pazarlama faaliyetlerinin artık sanat eserlerinin değerlerini belirleme durumu, kitapta örnek olaylar ve farklı farklı sanatçı isimleriyle anlatılıyor. Kitabın yazarı Don Thompson’ın özenle parmak bastığı bir nokta var, okuyunca daha da şaşırdım. Eğer dünyaca ünlü bir sanat kolleksiyoncusu , hiç adı duyulmamış bir sanatçının ya da bırakalım sanatçıyı , örneğin bir ev hanımının bir resmini aldığını dünyaya duyurursa, artık o resmin değeri milyon dolarlardan başlıyor !! Yani sanat eserinin değerini artık günümüzde sanat kriterlerinden öte, pazarlama faaliyetleri belirliyor. Sanırım, ne olduğunu anlayamadığımız, adını çıkartamadığımız sanatçıların eserlerinin (bantla yapıştırılmış muz örneğinde olduğu gibi ) yüksek fiyatlara satıldığını görünce ya da duyunca artık şaşırmamız gerekmeyecek !!

Teşekkürler Sn. @funghu . Güzel bir dergi demetiydi, ne yazık ki seri tamamlanmış. Sağ olun.
 
Son düzenleme:

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,517
7,499
Sayın funghu ;


"
Üretim yalnız nesneyi değil, aynı zamanda tüketim tarzını da; yalnız nesnel olarak değil, aynı zamanda öznel olarak da üretmektedir." -- Karl Marx
"...........
Roman, şiir ya da öyküde durum biraz daha farklı.

Marx'ın deyişiyle, "üretim sadece özne için bir nesne değil, aynı zamanda nesne için bir de özne yaratmaktır".
Öznel gerçekçi sanat eserinin "tüketicisi"nin yaratılışı da buna denk. Diyalektik bir ilişki var. Kapitalizmin meta kültürü, felesefesi, eğlencesi, yüklediği varlık ve kişilik bilinciyle bir "özne" yaratılıyor. Buna uygun biçimde yaratılan öznenin tüketeceği sanat eseri, ya da bu özneye yönelik üretilen sanat eseri bu özneyi yeniden üretiyor. Tersi, öznenin nesneyle giriştiği ilişki için geçerli. Bu özne, böyle eser!ere talep yaratarak üretim biçimini etkiliyor."

Marx'ın bu sözünü ve alıntıyı A. Necmettin Borteçin'in "Kapitalist ekonomi politik ve sanat" başlıklı yazısından aldım..




"Burjuva ideolojisi burjuvazi olmadan olamaz ama burjuva ideolojisini kendi sistematiği içerisinde bir ideoloji olarak oluşturan, kapitalistin kendisi değil, burjuva ideoloğudur. (2)"
.........

"Bu bireyler sınıfın aktif üyelerinden ayrı bir kategori oluştururlar ancak yine de o sınıfın üyesi olmaya devam ederler. Aydınları veya düşünsel yaşamı gerçekleştiren emekçiler sınıflarüstü değillerdir. Aynı zamanda kategori farklılığı onları sınıf dışına da itmez. Örneğin tarafsız yapmaz. Çünkü "tarafsız" aydın diye bir şey olamaz."
.................

"Gerçi aydın tanımı üzerinde pek uzlaşmaya varılmamıştır. Aydın nedir, aydın olmak ne demektir soruları nın tek bir karşılanmış cevabı yoktur. Örneğin burada üç tanım verilecektir. ilki Paul Baran'ın tanımı. "Baran önce 'tüm tarihsel sü rece duyulan ilgi'yi sonra kendi alanı ile diğer alanlar arasında bağlantı kurabilme yeteneğini, nihayet parçaları aşıp bütünü görebilmeyi aydını belirleyen temel özelliklerden sayıyor". (6) Görüldüğü gibi Baran, aydın olmayı belirleyen ölçütleri düşünsel etkinliklerde arıyor. Ancak Gramsci (7) aydınların "düşünsel faaliyetlerinin hangi toplumsal ilişkiler çerçevesinde" sürdürüldüğünün belirlenmesine de önem veriyor. Dahası aydın olma işlevini sözkonusu aydının toplumsal ilişkilerine bağlıyor. (8) içinde yeraldıkları toplumun ulaştığı gelişim seviyesine bağlı olarak konumları da farklılaşabiliyor. Fikret Başkaya ise iki ayrı tanım yapıyor. (9) Sosyolojik anlamda bilgi taşıyıcısı olarak tanımlıyor aydını. Onun karşısına koyduğu entelektüel ise "Egemen olan sınıfların ve devletin her türlü politika ve uygulamalarını eleştirebilen, ( ... ) sorunları sadece ulusal planda değil, evrensel planda ele alıp kavramaya çalışan kişidir". (1O)



Bu alıntılar Fuat Özdinç'in "Aydın ve 'marksist aydın'" başlıklı yazıdan.

Vargı : "Aydın" konusu çok önemli bir konu da ondan...
Anımsatma : Bu yazının ilk alıntılarının yapıldığı Muzaffer Erdost'un "Ülke" dergisi. İnanılmaz çok sayfalı , inanılmaz yararlı bu dergiyi unutmak olası mı? Herbiri TUĞLA gibi olan dergilerin tümünü zamanında Ankara'daki İlhan İlhan Kitabevinden alıp satır satır okuyup üstüne notlar almıştım. (Elbette İlhan Erdost'u , Muzaffer Erdost'u da) ): ): ):


Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim....



Adrese teslim not : Sayın @eankara yorumların ve görüşlerinle düşün dünyamızı zenginleştiriyorsun. Ancak senden bir isteğim olacak ( sana görev verme gibi bir edepsizlik sayma bu dileğimi. Senin görüşlerinin benim için inanılmaz derecede zengin , bilgilendirici ve de değerli olması nedeniyledir , bu istek )

"250-300 yıllık Yalıköy Çeşmesi'ne bir partinin ilçe başkanı ve muhtarın kültür varlıklarını koruma kuruluna bile danışmadan yaptıklarını (önce yaptıklarını iki kişi de itiraf etti kameralara , sonra da İBB ye iftiralar başladı, oysa gerçek ortadaydı) ; tarihi surlarda pimapenli yapılar yapmayı restore etme sayan , dizilerdeki tahta dekor malzemesini tarihi eserler diye müzeye konulmasını sağlayan (ilk bu konuyu bu sitede ben dile getirmiştim.) , Yerebatan Sarnıcının ilk halini de görüp-bilen (son durumunu da görüp sevinçten gözyaşlarımı tutamamış biriyim - ona da ilgisiz kalanlar son halini görüp İBB den alıp ....) vahabiler-bedeviler üzerine şöyle Sayın @funghu'nun metin bölüştüğü gibi ayrı bir sayfa açıp oradan bizi enine boyuna bilgilendirsen çok sevineceğim...
Bunu da en iyi yapabilecek kişi bence senisin.... Bu zorlu işe kalkışırsan , bizleri mutlu edersin....

[[ ]]




[[ ]]
 
Son düzenleme:

eankara

Onursal Üye
24 May 2010
1,570
9,717
Estağfurullah değerli @dedo11 dostum. En kısa sürede bu sayfada kısa bir yazı yazarım. ( Kızımı turnuvaya yetiştirme çalışmalarım için ara ara diyara girebildiğimden ) Hemen yazmasam bile sözūm olsun.
Ancak yazımı belirttiğiniz çerçeve yerine, o konuyu da içeren ama daha genel bir çerçevede ele almayı düşünüyorum. Zira , bildiğiniz gibi " Sanat Tarihi " sürecindeki restorasyon çalışmalarının niteliği, toplumlardan toplumlara, farklı zaman ve coğrafi konumlarda çeşitlilik gōsteren geniş bir konu. Dilim dōndüğūnce bir şeyler yazarım. Çok haklısınız, kuralına uygun olmayan uygulamalar üzücü olabiliyor. Saygılar.
 
Son düzenleme:
Üst