HAYATA DOKUNAN O AN...

murtaza5

Yönetici
15 Tem 2009
15,271
445,569
HAYATA DOKUNAN O AN...

Hepimizin hayatına dokunan bir an mutlaka vardır ve o an
için bazı şeyler değişir duygular,
hayata bakış, düşünceler ve pek çok farklı olur.

Bu bazen şehirler arası yolculukta
camdan dışarıyı seyrederken
hiçliğin ortasında tek başına duran bir ev gördüğümüzde,
orada kimlerin yaşadığını düşünür ve onların hayat mücadelesini merak ederken başımıza gelir.

Bazen bir manzara karşısında,
bazen bir tablo da,
bazen bir şarkı da,
bir şiir de,
bir çizgi filmde,
bir dizi de yada bir film'de...

Benim hayatıma dokunan ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ filmi olmuştu.
Filmdeki Carpe diem.
Günü yakalayın çocuklar sözü izlerken beni çok etkilemiş ve
cidden günü yakalamak ve onu dolu dolu yaşamak gerektiğine o an karar vermiştim.
Çocukken Marko çizgi dizisi bana duygusal olarak dokunurdu.
Anaokuluna gittiğimde ise Benim Annem şarkısını söyleyemezdim.
Zaten belirli yaşa kadar parklara gitmeyi de belki bu yüzden sevmezdim
çünkü oralarda hep annesiyle gelip oynayan çocuklar olur
buda kendimi yapayalnız hissetmeme neden olurdu.
70'li yıllar genel anlamda sanki tüm dünya için sanki duygusal ve hüzün yılları gibi gelirdi.
Bunda belki eskiden yaşanmışlıkların,
savaşların yıllar geçmesine rağmen hala etkilerinin olması olabilirdi.
Belki de o yıllarda ki
çocuk kitapları daha karanlık, daha duygusal ve hüzünlü olması bu yüzden di.
Düşünün Kibritçi Kız çocuk kitabı okuyan bir nesil
ve çocuk kitaplarında geçen kötü üvey anneli bir çok hikâyelerle büyümüş bir nesildik.
Amerikalı yazar Paul Auster'in 1999 yazdığı Timbuktu romanı da beni etkileyen romanlardan biriydi.
Murat Başaran'ın Sevmek Ölmekle Başlar kitabında yazdığı
"Ben orta şekerli kahveyi çok severim.
Sonra şafak vakti yağan yağmurun serinliğini...
Gün daha doğmamışken, eski bir İstanbul sokağında yokuş tırmanmayı..
Siz alçak bacalardan tüten dumanla haşir neşir olmuş daracık İstanbul sokaklarını bilir misiniz?
Veya eski bir mezarlıkta,
üçyüz sene önceki asaletiyle bügüne tavır koyan,
yıkılmaya yüz tutmuş sarıklı mezar taşlarını...
Sonra çocuk duygularını.
Seyretmekle, duymakla, sevmekle doyamadığım çocuklar...
Bütün bitişleri "Bittiii..."
diyerek, el çırparak ilan eden saf gönüller.
Ve onlar kadar saf olmayı beceremeyen gönülleriniz...
Çocuklar da geride kalacak.
Siz de geride kalacaksınız.
Çünkü öleceğim...."
bu güzel sözde benim için hayata dokunan o an.
Belki de her şey geçmişin o güzel duygularını şuan yaşayamıyor olduğumdan dolayı olabilir.
Belki de hayata dokunan o an İbrahim Sadri'nin Kuş Hatıralarında saklı belki de.
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
Rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu,
bahçemizden ishakkuşu
Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
Kedinin önünde yün yumağı bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Yerli malı kullanan,
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili,
kuru üzüm, İncir, fındık, tütün, çay, narenciye, kavun-karpuz yetiştiren.
Kuru üzüm ve inciri satan karşılığında
çamaşır makinesi, radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri biraz yoksul, biraz mütevekkil.
Biraz mahcup,
biraz kırılgan,
biraz naif
ama hep umutlu.
Özlerdik,
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
Yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
Sabah ezanını
kalaycıyı
bozacıyı
Münir Nureddin şarkılarını
Orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın Sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
Okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı
Ben çorbalardan tarhanayı
yemeklerden Kuru fasulyeyi
Sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim
Yollar bozuk,
musluklar bozuk,
ziller bozuk,
paralar bozuk
Ama adamlar sağlam idi
Top oynardık,
ip atlar,
kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
Mahalle savaşları çıkarır.
Gece olunca da tutar babalarımızın elinden
Yazlık sinemalara gider.
Sadri Alışık, Vahi Öz, Belgin Doruk
Cüneyt Arkın seyreder.
Olimpos gazozları içer güler eğlenir
Bağırır çağırır dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık

Hepimizin birer yıldızı vardı onlara isim takardık
Onlar da bize isim takardı pus ve dumandan önce
Bu şehrin geceleri göz kırpan ve isimleri takılan yıldızları vardı
Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri olmazdı
Bir değirmendeydik öğütülen,
öğütülürken türküler söyleyen
Buğday başaklarına benziyorduk
Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdeleler takan
Çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına leke bulaşmasın
Diye su birikintilerinden sakınan gözleri önünde yürekleri ve
Beslenme çantaları ellerinde küçük çocukları vardı
Bu şehrin, bu şehrin yıldızları vardı
Ben Fenerbahçe'yi
amcam Vefayı tutardı
Konya tahıl ambarı
Mersin muz cennetiydi.
Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
Şişhanede
Mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı
Muammer Karaca'nın adına bir tiyatro binası yoktu bizzat kendisi vardı
Başımız ağrırdı komşumuz vardı,
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı

Çorbamızı
umutlarımızı
memleket kadar kalbimiz paylaştığımız
Komşularımız vardı.
Geceleri bekçimiz,
gündüzleri sütçümüz
Bizim kadar zayıf da olsa nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz,
ceplerimizde kırık misketlerimiz
Çamur bulaşığı ellerimiz ve gülümseyen bir yüzümüz
Göstermekten utanmayacağımız bir içimiz bir araya gelerek
Çektirebileceğimiz bir aile fotoğrafımız vardı
Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden hayal ülkesine
Doğru demir alan bir şirketi
Hayriye vapuru gibi aramızdan ayrıldığını
Gördük,
sonra Ayvansaray'ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler
Süheyla hanımın,
Raci beyin,
Melahat Mehveş ablanın
Nikon'un
Ercüment efendinin
çekildiğini ise yazmadılar nedense
Ama yok ama yoklar.
Ne Harman sigarası kaldı geriye
Ne Olimpos gazozu
ne de Sadri Alışık kalan, kalan bir tortuydu belki
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
Cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı her şey
Her şey Maltepe sigarasının hep arandığında her bakkalda
Bulunabilmesi ile büyüsünü kaybetmişti belki de
Belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı
Hadi hepsi hayaldi,
Hadi hepsini ben uydurmuştum
Ama rüyalarımızın melekleri ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
Evet işte belki de her şeyin özeti.
Hayata Dokunan O An belki de şuan...
30/12/2025
Hilmi Karakaya
 
Üst