CONAN-ilk seri-sayı-01-KANLI DÜŞ-İLK SAYI...

hüseyin aksakal

Onursal Üye
Çeviri & Balonlama
7 Eyl 2010
817
6,235
Kdz. Ereğli
İlk çıktığı gün, birlikte bayiye gittiğim arkadaşım almış, o vesileyle ben de okumuştum. O zamana kadar ÇR kahramanlarımız mahallenin temiz delikanlısı, okulda öğretmenden fırça yemeyen, kızların gelin gitmek istediği ama mahcubiyetinden sürekli cinsilatiften kaçan tiplerdi. Hiçbir süfli işleri yoktu. Bu sayıyla birlikte, çizgi roman algımız yeni baştan güncellendi. Dönüp dolaşıp okuduğum maceralardandır. Camp-Carter ikilisinin Conan the Buccaneer romanından uyarlama. Bir fantazi öyküsünde olması gereken her şey var içinde. Orman savaşı, amazonlar, taş canavarlar, büyük büyücüler, saray entrikası, şehirde çatışmalar, coup d'etat, Conan'ın evliliği cidden düşündüğü ama sonunda özgürlüğünde karar kıldığı sekanslar. Camp-Carter'in çok başarılı Conan çalışmaları var. Bu anlamda, döneminde biraz klasik bir olay örgüsüne sahip, ancak çizgi roman Buscema-Dezuniga ikilisinin başarısı sayesinde romanın kendisini aşmış. Alfa bu öyküden sonra birkaç Howard uyarlaması basmış, bu da çizgiyi yükseltmişti.
 

certem

Kıdemli Üye
22 Ağu 2011
871
9,945
Sn Yeryüzü Kanlı Düş macerası‘nın orjinali SSOC ‘ın 40.sayısınsan itibaren başlayan uzun soluklu öykünün ilk bölümüne denk geliyor. SSOC 44’e kadar gidiyordu galiba.
Aşağıdaki linkte benim hazırladığım ve Maceraperest Çizgiler tarafından yayınlanan Conan Macera Lisesinde detayları vardır.

CONAN Serüven Kılavuzları 1 ve 2
https://www.cizgidiyari.com/forum/k/conan-seruven-kilavuzlari-1-ve-2.61076/
 

hüseyin aksakal

Onursal Üye
Çeviri & Balonlama
7 Eyl 2010
817
6,235
Kdz. Ereğli
Orijinal Camp-Carter romanı şöyle başlıyor. (Eminim çizgi romanı okuyanlar hatırlayacaktır)

Giriş
KANLI DÜŞ

Geceyarısından iki saat önce uyandı Prenses Chabela. Zingara Kralı Ferdrugo’nun gürbüz kızı, şeffaf çarşafı çıplak bedenine çekip gerginlikten tir tir titreyerek uzandı. Soğuk dehşet canlanan sinirlerine kem alamet ürpertileri yollarken karanlığa baktı. Dışarıda yağmur saray çatılarını dövüyordu.
Ruhunun gölgeli pençelerden ucu ucuna kurtulduğu o karanlık, meş’um rüya da ne demek oluyordu?
Teferruatını güç bela hatırlayabildiği tüyler ürpertici rüya bitmişti artık. Karanlık ve pus içinden dik dik bakan habis gözler vardı; bıçak ışıltıları—ve kan. Kan her yerdeydi; çarşaflarda, taş döşeli zeminde, kapı altına sürünen—kızıl, yapış yapış, ağır ağır akan kan!
Ürperen Chabela o marazi içe dönüklükten zorla kurtardı düşüncelerini. Gözüne bir gece ışığı parıltısı ilişti. Odadaki alçak, süslü dua rahlesinin şamdanlığında duran sarı bir mumdan geliyordu bu. Kordava Panteonunun baş ilahı, Işığın Efendisi Mitra’nın ufak, boyalı bir tasviri de vardı rahlede. Doğaüstü kılavuz aramaya yönelik bir dürtü, karolarda titreyerek durmasına yol açtı. Dantelli çarşafı çekici, zeytuni bedenine sararak putun üstünde diz çökmek üzere yatak odasını geçti. Gece karası saç seli, sıvı geceyarısı şelalesi gibi aktı sırtına.
Dua rahlesinde ufak, gümüş bir tütsü kutusu vardı. Kapağını açtı, titrek aleve birkaç yapışkan toz tanesi attı. Hint sümbülü ve keskin mürrisafi kokusu sardı havayı.
Chabela ellerini kenetledi, dua eder gibi eğildi ama hiç konuşmadı. Karman çormandı aklı. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın etkin bir niyazın gerektirdiği dingin iç kontrolüne erişemiyordu. Ruhani dehşetler günlerdir sarayda pusuya yatmış gibi geliyordu ona.
İhtiyar kral uzak, perişan, meçhul problemlerle meşguldü sanki. Yaşam gücü zahiri bir sülük tarafından emiliyormuş gibi şaşırtıcı şekilde yaşlanmıştı. Fermanlarının kimi önceki hükümran üslubunun tersine ona uymayan bir üsluptaydı sanki. Solgun gözlerinden bakan, sert, haşin sesiyle konuşan veya dikte ettirdiği dökümanların üstündeki dalgalı imzayı çiziktiren başka kişinin ruhu gibi görünüyordu bazen. Fikir saçmaydı ama durum buydu.
Peki ya tüyler ürpertici bıçak, kan ve dik dik bakan gözler bulunan rüyalar; dik dik bakarak fısıldayan, koyu, tetikte gölgeler! Denizden esen taze rüzgâr zihninden bir sisi süpürmüş gibi düşünceleri netleşti birden. Ona eziyet eden akıldan çıkmaz korku hissini adlandırabildiğini keşfetti. Karanlık bir güç, aklını kontrol için savaşıyormuş gibiydi sanki.
Dehşet içini dolduruyordu; bir tiksinti hıçkırığı sardı tombul bedenini. Dantelli peçeler altındaki dolgun genç göğüslerinin mağrur, solgun küreleri inip kalktı. Kara zülüflerini ışıltılı perçemler halinde döşemeye dökerek secdeye vardı ufak mihrap önünde. Dua etti: “Ulu Mitra, Ramiro Hanesinin müdafii, merhamet ve adaletin efendisi, şerrin ve zulmün cezalandırıcısı, n’olur ihtiyaç anımda medet eyle. Neyleyim söyle bana; yalvarırım sana ey yüce Şavk Efendisi!”
Kalkarak dua rahlesindeki buhurdanlığın yanındaki altın kutuyu açtı ve süslü sandal ağacından bir düzine ince çubuk çıkardı. Bu dinsel çubukların kimi kısa, kimi uzun, kimi çatallı veya kancalı, kimisi de düz ve yassıydı. Bunları rastgele mihrabın önüne attı. İnce çubukların takırtısı sessizlikte çınladı. Genç yüzünü çevreleyen siyah saç çanından, düşen çubuklardan karmaşayı inceledi.
Çubuklar ‘T-O-V-A-R-R-O’ sözcüğünü heceliyordu.
Kız ismi tekrarladı. “Tovarro,” dedi usulca. “Tovarro’ya git…”
Kararlılık parladı kara gözlerinde “Yapacağım!” diye ant içti. “Bu gece! Kaptan Kapellez’i uyandırayım…”
Odada harekete geçerken dışarıdaki fırtınada çakan şimşekler aralıklarla sahneyi aydınlattı. Bir sandıktan giysiler kaptı. Kınındaki bir meçle bir omuz kayışı aldı, sıcak bir pelerin ayarladı ve çevik, kararlı hareketlerle yatak odasından çıktı.
Rahleden donuk gözlerle izliyordu Mitra. Hafif, manevi bir zekâ ışıltısı mıydı o boyalı bakıştaki? Haşin bir merhametin silik ifadesi miydi o yontma dudaklardaki? Uzaktaki gök gürültüsü müydü onun sesi? Kimse bilemezdi.
Her halükarda saraydan o saatte ayrıldı Ferdrugo’nun kızı. Böyle başladı kudretli bir savaşçı, korkunç bir büyücü, mağrur bir prenses ve kadim ilahları, bilinen dünyanın kıyısında gizemli bir buluşmaya götüren şayan-ı hayret vakalar silsilesinin devranı.
 
Üst