Yapay Zekâ Rota Değiştirdi
İnsan aklının benzerini yaratmak gibi yanlış düşünceden kurtulan yapay zekâ çalışmaları artık öykünmeye değil, beyni kavramaya yöneldi...
Çok sayıda düşün adamı ve hümanist düşünür yapay zekâ araştırmalarının başarısızlıkla sonuçlandığı kanısında. Günümüzün önde gelen eleştirmenleri gerçek anlamda akıllı bir makinenin oluşturulamayacağına dikkat çekrek, böylesi bir şeyin olanaksız olduğunu ortaya koyan matematiksel kanıtlar öne sürüyorlar. Yine de yapay zekâ konusundaki çalışmalar giderek dallanıp budaklanıyor. "Akıllı" makineler toplumun bilgi-işleme dayalı dokusunun bir parçasını oluşturuyor ve beynin "biyolojik bir bilgisayar" olduğu görüşü ruhbilim ve sinirbilimin temel taşlarından biri sayılıyor.
Eleştirmenler karşı çıkadursun yıllar öncesinin yine büyük hedefler güden ve yüzyıllarca insanoğlunun sınır tanımaz kendini beğenmişliğinin bir simgesi olarak şimşekleri üzerine çeken yapay uçuş ileyapay zekâ arasındaki benzerlik konuya ışık tutan bir nitelik taşımaktadır. Öncelikle, yapay zekânın amacıyla ilgili geleneksel görüşün, bir başka deyişle, insana özgü davranış biçimini başarıyla sergileyebilen bir makine yaratma düşüncesinin yanlış olduğunu ortaya koyuyor.
Binlerce yıl boyunca uçmak insanoğlunun en büyük düşlerinden biriydi. Tarih öncesi havacılık, gerek halk arasında gerekse bilim çevrelerinde, kuşların örnek alınması ve insan bedenine bir çift kanat takılarak bu düşün gerçekleştirilmesi görüşüne dayanıyordu. Kuşlar için uçmanın tereyağından kıl çekmek gibi kolay bir şey olduğu gün gibi ortadaydı. Bu yüzden uçmanın gizini çözmeye çalışmak insanoğluna son derece doğal bir çaba gibi görünmüş olmalıydı. Kimi gözlemciler kuş tüyünün doğası gereği bir "hafifliğe" sahip olduğunu öne sürüyorlardı.
Uçmanın olası bir şey olduğunu savunanlar insanlarla kuşların temelde benzeştiklerine inanıyorlar, bu görüşe karşı çıkanlar ise bu tür kıyaslamaların alçaltıcı, törelere aykırı ve yanlış olduğuna dikkat çekiyorlardı. Ne var ki, her iki grup da genelde uçmanın kuşa öykünmek olduğu görüşünde birleşiyordu. Uçmanın kuşa öykünmek olduğu görüşü son derece yaygın ve etkin bir görüştü.
Turing deneyi
Zekâ, uçuşa kıyasla çok daha soyut bir kavramdır. Ancak uzun erimli yapay zekâ çalışmaları da genelde biyolojik bir örneğe öykünmek olarak nitelendiriliyor. İngiliz matematikçi Alan M. Turing 1950 yılında kaleme aldığı bir yazısında yapay bir zekânın yaratılması olasılığına ilk kez değinirken bu alanda sürdürülecek araştırmaların, belki o dönem için insan zekâsını sınamanın da en iyi yolu olan, bir söyleşi yarışması üzerine odaklanması gerektiğine dikkat çekiyordu. Turing'e göre, bir bilgisayar ve ikinci bir kişi arasında gerçekleştirilecek ve bir insan hakemin ikisini ayırt etmeye çalışacağı üçlü bir "öykünme oyunu" yapay zekânın sınanması için de en uygun deney olacaktır. Hakem herhangi bir konuyu seçecek, başarılı makine ise bu konuda en az insan denli inandırıcı bir şeyler söyleyebilecektir. Bu da oyuna katılan makinenin o dilden anlamasını ve uslamlama yeteneğine sahip olmasını gerektirecektir. Hakem belli bir süre içinde makine ile insan arasındaki farkı ayırt edemezse makine sınavdan geçmiştir. Bu noktada makine insana insan gibi görünmeyi başarmış demektir. Turing'in oyununun ne denli geçerli olduğu tartışılır. Ne var ki, bir tür "Turing deneyi" gerek yapay zekâ araştırmaları kapsamında gerekse dışında yaygın bir biçimde benimsendi. Bu deneye bugün bile çoğu ders kitaplarında rastlanmaktadır. Uçuş konusunda olduğu gibi, zekâ konusunda da başarının ölçütü olarak doğal bir örneğe öykünülmesi esas alınmaktadır. Bu ölçüt uçuşiçin bir kuş, zekâiçin de insandır.
Turing deneyi aldığı yoğun eleştirilere ve onca incelemeye karşın, genelde sanıldığından çok daha kötü bir etki yarattı. Deney insan zekâsının dışında, daha güçsüz, daha farklı, dahası, daha güçlü bir zekânın varlığını kabul etmediğinden çok yanlış izlenimlere yol açtı.
Çağdaş yapay zekâ araştırmalarının büyük bir çoğunluğu Turing deneyinin hedefini açıkça reddederek zekânın salt bilişimsel düzeneğiyle ilgileniyor. Yapay zekâ araştırmaları zekânın bilişimsel açıdan kavranmasına çalışıyor ve insana özgü ahlaksal yetenekleri gölgede bırakacak nitelikte yararlı makinelerin oluşturulması amacını güdüyor.
Öykünmeye karşı kavrama
Yapay zekâ alanında uğraş veren bilim adamları yapay uçuşun tarihçesinden önemli ipuçları yakalayabilirler.Uçaklar ancak insanların kuşa öykünmekten vazgeçtikleri ve soruna başka yollardan yaklaştıkları bir dönemde gelişti. Bu nedenle yapay zekâ araştırmaları insan davranışlarını öykünmek gibi dar bir bağlamda ele alınmak yerine, bilişimsel sistemlerin daha akıllıca davranmamıza olanak tanıyacak biçimde düzenlenmesi olarak algılanmalıdır.
Yapay zekâ programları genelde kendileri "akıllı" olmayan daha büyük sistemlerin parçalarıdır. Bu sistemler uzmanca kararlar alır, karmaşık verilerdeki anlamlı dizgeleri bulur ve öğrenme yoluyla bunları daha işlevsel kılar. Akıllı makineler daha şimdiden insanı birçok açıdan gölgede bırakmış durumda. Aralarında yapay zekâ işlemlerinin de bulunduğu, insanoğluna en yararlı bilgisayarların önemi onların insanlıktan yoksun olmalarından kaynaklanmaktadır. İnsanı tıpatıp andıran bir program olsa olsa güvercini andıran bir uçak denli yararlı olurdu.
Bilimi beklemek
Uçuş benzetmesi başka bir konuya da ışık tutuyor: Teknolojik gelişmeler genellikle bilimsel bulgulardan önce gelir. İlk uçağın tasarımını gerçekleştirenler kuşların anatomisini inceleyerek havadevinimbiliminin ilkelerini öğrenemezlerdi. Deneysel havadevinimbilim ancak yüzyılımızın ilk evresinde, yapay kanatların hava deneme tünellerini de denenmesiyle birlikte gerçekleşti. Öteki bilim dallarında da olduğu gibi, sağlam ve güvenilir kuramsal bir bilgi ancak sistemin bağımsız parçaları üzerinde deneyler yapılmaya başlandığında elde edilebildi.
Aynı mantık insan zekâsıyla ilgili araştırmalar için de geçerlidir. Nasıl ki kuş kanatlarını incelemek bizlere havadevinimbilimin ilkeleri konusunda bir şey kazandıramazsa, insan düşüncesinin karmaşık yönlerinin incelenmesi de bizleri zeki düşüncenin bilişimsel ilkelerine ulaştıramaz.Wright kardeşlerbile uçaklarının nasıl uçtuğuna tam bir anlam verememişlerdi. Kardeşlerin başarısı büyük ölçüde uçuşun kaldırma, denetim ve güç açısından ele alınmasından kaynaklanıyordu. Benzer biçimde, zekâ ile ilgili bir bilimin düşüncenin bellek, arama ve uyum sağlama gibi belirli yönlerini tek tek ele alması ve bizlere yapay sistemler aracılığıyla her biri üzerinde deney yapma olanağı tanıması gerekir. Düşüncenin işlevsel parametrelerini sistemli bir biçimde değiştirmek suretiyle farklı anlaksal süreçler arasında bir etkileşim kurmanın ve akıllı davranışı üretmenin yollarını buluruz.
Bir zekâ bilimi
Yapay zekâ araştırması, bilgisayar biliminin büyük bir bölümünde olduğu gibi, temelde deneyseldir. Bir programın işletilmesi genelde (kısmen metal ve silikon, kısmen simgelerden oluşan) büyük ve karmaşık bir aygıt üzerinde, yapısıyla işlevi arasında bir bağlantı sağlayan yasaların saptanması amacıyla, bir deney yapılması anlamına gelir. Bu yapay zekâ sistemleri, tıpkı yapay kanatlar gibi, söz konusu bağlantının belirli yönlerini ötekilerden ayıracak biçimde tasarlanabilirler. İstatistiksel çözümlemelere dayanan ruhbilim araştırmalarının tersine, yapay zekâ ile ilgili çalışmalar doğrudan incelemeye açıktırlar. Bilgisayarlar aracılığıyla "niteliksel yapı yasaları" olarak bilinen bilgilere doğrudan ulaşabilir ve bunlar üzerinde deneyler yapabiliriz. Bu açıdan ele alındığında, yapay zekâ bilişsel ürünlerin insan eliyle oluşturulmasını amaçlayan bir mühendislik dalıdır.
Skolastik eleştirmenler
Yapay zekâ ile yapay uçuş aldığı eleştiriler açısından da bir benzerlik taşır. Amerika'nın önde gelen uzaybilimcilerinden Simon Newcomb 1900'lü yılların başlarında havadan daha ağır şeylerin uçabileceği görüşüne şiddetle karşı çıkıyordu. Newcomb'un ortalığı velveleye vermesi insana şimdi gülünç gelse bile, takındığı tavır o dönemin aydın kesiminin görüşlerini yansıtmaktaydı. Matematiksel verilerden yola çıkan Newcomb, kuşlar büyüdükçe kanatların bedene oranının dört kat, ağırlıklarının ise altı kat arttığına dikkat çekiyor ve buna bağlı olarak insanın uçamayacağı sonucuna varıyordu. Wright kardeşlerin Kitty Hawk başarısından sonra bile aynı görüşü sürdüren bilim adamı kanadı salt yassı, düzlemsel bir yüzey olarak algılıyor ve "Saniyede yüzlerce metrelik bir hızla havayı yarıp geçen bir uçağın kurum kurum kurumlanan sahibini düşünebiliyor musunuz! Onu havada tutan tek şey hız olduğuna göre, bu uçak nasıl durur?" diyerek ateş püskürüyordu. Newcomb'un güç ve tutku dolu, oldukça inandırıcı, dediğim dedik savunması günümüzde yapay zekâya karşı öne sürülen ateşli eleştirileri öylesine andırıyor ki, bu yönde öne sürülen en saçma görüşe her yıl bir Simon Newcomb ödülü veriliyor.
Yapay zekâ ile yapay uçuş arasında bir benzerlik olduğunu savunan görüşümüze karşı geliştirilen çok yaygın bir tepki bu alanda da bir Kitty Hawk olup olmayacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği üzerinde odaklanıyor. Bu soruya yanıtımız ise, Kitty Hawk'un zaten gerçekleştiği. Bilgisayarlar yıllardır akıllı işlemleri düzenli olarak yerine getiriyor. Yapay zekâ elimizi attığımız her yerde varlığını belli ediyor. Yapay zekâ sistemleri satranç, dama, tavla, briç gibi oyunları dünya şampiyonlarına meydan okuyacak düzeyde oynuyor, besteler yapıyor, matematiksel kuramların geliştirilmesine katkıda bulunuyor, etkin yanardağları araştırıyor, hisse senedi fiyatlarını değerlendiriyor, kredi başvuruları ile ilgili kararlar veriyor, teknik bilgiler içeren belgeleri istenen dile çeviriyor ve daha nice nice işler başarıyor. Gelgelelim çok kişi tüm bunları görmezden geliyor.
Bunların tümü de gerçekten "akıllı" işlemler kapsamına girmeli mi? Yapay zekâ sistemlerinin gerçekleştirdiği işlemler, uçağın hız ve yüksekliği gibi, tartışmaya açık bir konu değil. Bu işlemlerin "akıllı" olup olmadıkları nesnel bir ölçütten çok, toplumun tavrıyla ölçülüp değerlendiriliyor. Belli bir yetenek mekanikleştiğinde eski değerini ve önemini yitirip sıradanlaşıyor. Gelgelelim, ki gerçekler toplumun keyfi bir biçimde yakıştırdığı etiketlerden çok daha büyük bir önem taşıyor.
Yapay zekâ araştırmaları insan düşünüşüne salt bir açıklama getirmek yerine, zekâya, ya da daha geniş bağlamda belirtecek olursak, anlaksal yeteneğe bilişimsel bir boyut kazandırılması amacını güdüyor. Böylesi bir görüş, başarıya ulaşırsa, insan düşünüşünün eşsiz ve tek olduğu görüşünü reddederek bizlere onu daha da geliştirme olanağını tanıyacaktır.
Rita Urgan
Kaynak: Scientific American
(Yazının tarihi, 2000’lerin başları olabilir)
Şu da Zuckerberg'in yeni yapay zeka rotası:
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
(10/12/2025)