Varlık Dergisi - Sayı 1033 - Ekim 1993

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
1,018
14,281
İstanbul
s6583ym.png
m2g5mh9.png

 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,480
7,372

Sayın funghu ;


"Yazarlar hakkında en doğru bilgiyi onların yapıtlarından edineceğimizi, kişiliklerini, dünya görüşlerini, kullandıkları benzetmelerle betimlemelerden, seçtiği konu ya da temalardan sezebileceğimizi söylemiştim bir yazımda. Şimdi biraz da birinci tekil kişi ağzından yazılan metinlere değinmek istiyorum.
Her ben dediğinde gerçekten kendisini kasteden yazarlar son yıllarda okurca çok tutuluyor. Genel eğilim, yapıttan çok yazarın özel dünyasına ilgi duymak anlaşılan. Bu tür yazarların işleri hem çok kolay hem de çok güç bence. Kolay, çünkü "ben"li yazının tınısı bir kere tutturuldu mu, metin su gibi akıp gidebilir - neredeyse kendiliğinden, okur da fazla zorlanmadan su gibi okuyabilir. En büyük sakınca, ben deyip bir daha demeyen yazarın - kendi yaşamını ve deneyimlerini çok zengin, kişiliğini çok engin bulsa da - bir süre sonra biçemiyle kıstırılması, yinelemelere düşmesi, en sadık okurunu bile bunaltması olsa gerek. Ben, kendi dünyasında takılıp kalmayan, kişisel serüvenine kapanmaktansa hayatın ve edebiyatın sunduğu büyük serüvene açılmayı önemseyen yapazarlardan yanayım. Belki de usta polisiye yazarlarına düşkünlüğüm bu yüzden : Simenon, Christie, Hammett, Highsmith gibi. Onlar, yarattıkları kişilerin dünyasına girmeyi, bir süre "o" olmayı becerirler. (Bakarsınız, roman boyunca saygın bir kimlikle olaylara tanıklık etmiş "ben", sonunda katil olduğunu itiraf eder.)"

Bu satırlar Tomris Uyar'ın "tanışma anları" adlı yazısından.

Vargı : Tomris Uyar'ı kendi kitaplarından değil 1975-76 yıllarında (o dönem çocuk bakımı ile ilgiliyiz) El-Ele Dergisindeki deneme-öykü tadındaki yazılarından tanımaya başlamıştım. Biraz ters olmuş ama çok beğendiğim yazım ustalığı beni eserlerine ulaşmaya götürmüştü.

Gelelim asıl alıntılamaktan amacıma : Ben bir yazar değilim ama siyasi olduğu kadar edebiyat alanında da kendince yazan (amatör diyelim) biriyim... Son yıllarımda (yaşımın etkisiyle de olabilir) "ANISAL ÖYKÜ" türünü bulup kendimce bu türde yazmaya çalışıyorum (yazıyorum diye böbürlenmiyorum) . Yazdıklarımı eşe , dosta , akrabalarıma , öğretmenlerime whatsapp yolu ile gönderiyorum. Neden bu türü benimsedim diye hep kendime soruyorum. Belki çok zengin deneyimler başıma geldiği için (kim kendi yaşamında bu duyguya kapılmaz ki) . En son duvara yazı yazarken uğradığımız saldırıda (polis destekli) başıma yediğim sopayla (hem de galiba vuran MHP'li bir çocukluk arkadaşım mış) aylarca komada kaldığımı ve aylar , aylar sonra kendime 1 Mayıs'ta gözlerimi açıp konuşmaya başlamışım (Bu nedenle arkadaşlarım , dostlarım , ailem Ocak doğumlu olmama rağmen doğum günümü 1 Mayıs kabul eder ve 1 Mayısta kutlarlar. ) En son ANI-ÖYKÜ'mde işyerimdeki bir yemekhanede 1 Mayıs kutlamasını yaparken (Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü Yemekhanesinde) dostlar "Gelecek yıl 1 Mayıs'ta daha hazırlıklı kutlayalım" sözüne ben "Üzgünüz dostlar gelecek yıl biz 1 Mayıs'ı İstanbul'ta Taksim Meydanında Kutlayacağız" demiştim. Yıl 1976 yılıydı bu sözleri söylediğimde. Yani 1977 Yılı 1 Mayıs'ını İstanbul'da Taksim Meydanında kutlamak istiyordum...
Yıl : 1977 , Gün 1 Mayıs , Yer : Taksim Meydanı.... olacak....
Anı-öyküm burada kalmıştı. İki yıl geçti bunu yazalı 1977 1 Mayıs'ını halen "anı-öykü" olarak yazamadım. Ama bir gün mutlaka yazacağım. Hem de Tomris Uyar'ın "yazma sanatı" için yazdığı uyarıları da kulağımda küpe olarak taşıyarak...


Okuma günlüğümden notlar :
Gece sabaha karşı 03:15 te uyandım. 03:35 te bilgisayarımın başında @funghu'nun sunduğu Varlık Dergilerini okumaya başladım. 1033 ve 1057. sayılarının okunması , incelenmesi , düşünülmesi , not alımları sabah : 08:40 gibi bitirdim.
Bu iki dergiyi yine değerli dost @funghu'nun daha önce sunmuş olduğu "Sabahattin Ali Anısına" dosyalı 15 parçadan oluşan (Sabahattin Ali'nin sözlerine yapılan besteler) müziği (bazı parçaları 20-25 defa dinledim) dinleyerek okudum...
Bunlardan "04- Hapislik Zor Gelir - Nevzat Karakış" parçası günümüze daha uygun olduğu için acılara , üzüntülere boğularak yer yer gözlerim nemlenerek dinledim. Bu parçanın sözlerini aşağıya alıyorum...


"Ey gönül, kuşa benzerdin,

Kafesler sana dar gelir;
Bir yerde durmaz gezerdin,
Hapislik sana zor gelir.

Ey gönül, acaip huyun,
Boğazından geçmez tayın,
Acır testindeki suyun;
Aklına nazlı yar gelir.

Gözlerin uzağa bakar,
Kimden ne beklediğin var?
Yar semtinden gelen rüzgar
'Seni unuttu! ' der gelir.

Bakmazsa senin yüzüne
Çok görme elin kızına;
Dışarda serbest gezene
Hapiste yatan hor gelir.

Ayağında gezen itler,
Başının üstünden atlar;

Hapise düşen yiğitler
Yari dışarda kor gelir."

Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim...




 
Üst