Varlık Dergisi - Sayı 1023 - Aralık 1992

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
910
12,839
İstanbul
ir1ees0.png
6k94we0.png

 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,397
7,097


Sayın funghu ;

"Bir başka aday, epeyce mürekkep yalamışa benzeyen gözlüklü bir aptaldı. "Biz aptal değiliz efendim," deyip duruyordu. "Sadece yoğun bir medya bombardımanı ile aptallaştırılyoruz. Zaten her şeyden önce aptallığın tanımını yapmak gerek. Nedir aptallığın gerçeğe en kayın tanımı? Ne istediğini bilmemek mi? Bindiği dalı kesmek mi/..

.... Habis tam onun da kazanma şansının oldukça yüksek olduğunu düşünüyordu ki, gözlüklü adam kuşkuyla çevresine bakınıp adayları saydı. "Bir dakika beyler," dedi. "Kandırıldık galiba. Bıyıklı arkadaşın dediği gibi, yine hakkımız yeniyor. Sekiz finalist olacağı söylenmişti, oysa burda on kişi var.
Bu sözler üzerine, kapının yanında oturan yeşil ceketli adam ayağa kalkarak kendisinin program görevlilerinden biri olduğunu açıkladı.
"Bu yeterli değil," dedi gözlüklü. "Ondan bir çıkarsa dokuz kalır. Yine bir kişi fazla."

"Çok doğru," dedi yeşil ceketli. "O fazlalık da sizsiniz. Kendinizi ele verdiniz. Final yarışmasına katılmayacak kadar akıllısınız."

Bu satırlar Sulhi Dölek'in "Habis'in Serüvenleri / aptallar yarışıyor" başlıklı yazıdan...
Vargı : Sahi ; aptal kime denir? ....
Yıl 1968 veya 1969 olabilir. Ceylanpınar Ortaokulunda Nasrettin Hoca konusu işleniyor. Bazı arkadaşlar fıkra anlatıyor. Sıra arkadaşımız Suat Avcı'ya geliyor. O da çıkıp ünlü üstüne oturduğu ağacın dalını testere (balta) ile kesmesi fıkrasını anlatıyor. Bütün sınıf kahkahalarla gülüyor. Beynim beni isyana sürüklüyor. Söz alıp kalkıyorum.
"Arkadaşlar aslında Nasrettin'e değil kendinize gülüyorsunuz , farkında mısınız?"
Sınıf buz kesiyor. Pis pis bana bakıyorlar....
Devam ediyorum : "Arkadaşlar fıkradaki aptallığa gülüyorsunuz. Tamam gülünç ama bilir misiniz? Anlatılanın birebir aynısını yaşamımızda aramak aptallığın ta kendisidir. O balta veya testere elbette ki simge , üstüne oturulan dal da simge. Soruyorum farkına vardığımız veya varamadığımız (dolaylı olduğu için) kendimize , sevdiklerimize , toplumumuza , insanlara , hayvanlara hatta hatta cansız dünyaya zarar hem de ne zarar(lar) verdiğimiz eylemlerde , seçimlerde , tavırlarda , tavırsızlıklarda , desteklerde vb. vb. olmuyor muyuz. Ben kendime ve çevreme bakınca hepimizin elinde baltalar , testereler ve binlerce zarar verecek alet ve silahlarla dolaşan insanlar görüyorum. Ya siz?!!!!!"




"Mağlubuz. Durmadan kazanan bu hayat

Basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar
Beşbenzemezle rest çekiyorum ama o
Biliyor bunu ve çekiliyor oyundan, yokum diyor
Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
Bugünse ateş altındayım hatıralarımı yazma

Hatıralarımı yazma tarih sanıyor birileri"


Bu dizeler kendisini , duruşunu , düşüncelerini , sanatını çok sevdiğim Ankara sokaklarında ve sanat günlerinde tanıdığım şair Ahmet Telli'nin "hatıralaramı yazma" şiirinden...


"Bugüne dek, ta yüzlerce yıldan bu yana, gerçeğin ne olduğu konusunda filozoflar, bilginler, din adamları kafa patlatıp durmuşlar ama, hiç biri kesin bir sonuca varamamış dinciler dışında.
Dinlerin gerçeği dondurulmuş gerçektir, bilimlerin gerçeği ise durmadan yenilenen, aşamadan aşamaya atlaya atlaya gelişen bir gerçektir, eskisini yenisine katarak zenginleşen bir gerçeklik.
....
Din gerçeği ise, kuşkuya yer vermeyen, dondurulmuş bir dünya görüşüdür.
İspanyol düşünür ve sanat adamı Unamuno : "Kuşkuya yer vermeyen bir inanç, ölü bir inançtır" derken, devingen, kabına sığmayan, hep dünya ve evren gerçeğinin peşinde koşan bilimsel gerçeklerin savunuculuğunu yapmıyor mu?

Bu satırlar sevgi ve bilgi üstadı Vedat Günyol'un "gerçek nedir, gerçekten?" başlıklı yazıdan...

Vargı : Gerçek ve bilim konusundaki görüşlerimi(zi) Sayın @funghu nun sunduğu "Beklenmedik Bilimin Ayak Sesleri" konulu sunumundadır. Linkini (erişim adresini) de aşağıda veriyorum.

[ https://www.cizgidiyari.com/forum/k/beklenmedik-bilimin-ayak-sesleri.189380/#post-854349 ]

Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim...






 
Üst