Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"Anlat" dedim. "Fıkra değil. Bir olgu." diyerek başladı. "Bu granit taş, bir özel komisyon tarafından, yarışmaya yaptırıldı. Birkaç yonutçu (= Heykeltıraş) aday oldular. Ensonu komisyonun seçici kurulu bunu beğendi ve böylece gerçekleştirdi. Diyeceğim, seçici kurulun, bu yonutçunun atelyesine gidip de yapılı görmesi, karar vermesi ilginç. Şöyle ki, kurulda Boris Polevoy da var. Sırasını getirip ona da soruyorlar yapıt hakkında ne diyeceğini. Bakıyor taşın bu yüzüne, Nazım'ın figürüne bakıyor uzun uzun, sonra bir dudak büküyor, şaplatıyor ve : "İyi, hoş ama, bana kalırsa, bizim Nazım'ın başı vardı, hem de iriceydi!" diyor."
Polevoy'u haklı bulanlar, gülmüşler ve bunu yonutçuya da söylemişler. O daha da güzelini söylemiş :
"Ben, gerçekte, doğala aykırı bir şey yapmış olmayayım diye baş koydum ona, yoksa hiç koymayabilirdim, kelle koltukta adam olduğunu biliyorum çünkü."
Adam haksız değil. Ve nerede olursa olsun, kelle koltukta yaşamak ve çalışmak zor mu zor."
Bu satırlar Fahri Erdinç'in "Nazım'ın mezarında" başlıklı yazısından (aslında dergi bu yazıyı Fahri Erdinç'in "Kalkın Nazım'a Gedelim" adlı anı kitabından almış.)