Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"Hayatın bütün alanlarında burjuvazi gerçekliği ve gerçekçi anlayışı, kapitalist üretim biçimine uygun olarak bozuyor. Gerçeklikle bütün bağları koparılmış insansa kapitalist sistemin bütün gerçeklerini insanlığın evrensel değerleri sanıyor. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde burjuvazinin değerleri sonsuza kadar kutsanmış ve sürecek değerler, değer yargıları ya da bakış açısı olarak sunuluyor. Bu, burjuvazinin kendi gerçekliğini, mutlak evrensel gerçeklikler olarak sunma çabasının bir ürünüdür. Eğer bütün bunlar bir şekilde aksar ya da yanlışlığı göze batarsa, bunun eleştirisini de burjuvazi üstlenir. Kesinlikle bir sınırı olan bu içerden eleştirinin dışında, dıştan gelecek bir eleştirinin sesini kesmek için bütün imkanları'nı kullanır."
Bu satırlar Kopuş Emekçileri imzalı "Eleştiri yapılacaksa onu da biz yaparız" adlı yazıdan...
"Ben, sosyalist eleştiri yerine maddeci eleştiri kavramını tercih ediyorum. Maddeci eleştiri, sanata diyalektik maddeci felsefenin yöntemiyle bakmak ve bu yöntemin geliştirdiği kavramsal araçlarla sanat eserini değerlendirmek, yargılamak işleviyle yükümlüdür. Özne-nesne ilişkisinin gerçekçi kavrayışı maddeci yöntemle mümkündür ancak. Burjuva eleştirisi ise, bu ilişkiyi parçalayarak bir vuruşta iki yanlış üretmiştir. Bir yanda, onların çok sevdiği deyimle "kattksız" öznelcilik, öte yanda "katıksız" nesnelcilik. Her ikisi de eleştiriyi ortadan kaldırmanın "katıksız" yoludur. Öznelcilik bütün ölçütlerini öznenin gizemli beninde bulurken, eserin gerçekliğinden kopar. Değerlendirme de o ölçüde anlık ve keyfidir. Nesnelcilik ise, Bezirci'nin de yakındığı gibi, "tarafsızlık", "bütün ideolojik yargılardan arınmışlık" olarak eserin içinde eriyip gitmek anlamına gelir. Toplumsal öznenin yargılarının yokedilmesi, hiçbir gerçekliği olmayan "katıksız" "estetik ölçütlerin" dışına çıkılmaması, yargılamayı ve karar vermeyi olanaksız hale getirir. Yapısalcılık, bu "nesnelcilik"in uç noktasıdır. Her ikisi de tekellerin ortaçağının edilgin insanı için birebir avunma ilacıdır. Öznelcilik, pratik hiçbir değeri bulunmayan keyfi düşüncelerin, ilgisiz yargıların potpurisidir. Nesnelci eleştiri ise, duygularını, ideolojisini, bilincini, önyargılarını "estetik ölçütler"den uzak tutmak için uyuşturmaya çalışan insanın sayı saymasıdır."
Bu satırlar B. Sadık Albayrak'ın "Eleştiriye ölüm ilanı" başlıklı yazısından...
"Burjuvazi kapitalist sistemi yıkılmayacak bir sistem olarak benimsetmeye çalıştıkça, gerçekliği de reddetmek zorunda kalmıştır. Burjuvazi kendi toplumsal sınıfsal konumu ile tarihsel gelişme yasaları arasında yatan derin çelişki karşısında yenilgiye uğradığından, nesnel gerçekliği yok saymaya başlamış, gerçekçiliği karşısına almaya başlamışıtır. Bu doğrultuda gerçeği ve gerçekliği çarpıtmayı da kendine görev bilmiştir. "ideolojilerin sonu" ya da "tarihin sonu" ya da (bir anlamda) postmodernizm gibi tezler gerçekliğin inkarına dayanır. Yukarıda belirtiğimiz uyumsuzuluk ve gelişmelere rağmen burjuvazi hegemonik konumunu ancak bilinçleri körelterek, gerçekliği yok sayarak, yasaklayarak sürdürebilir. Örneğin, burjuvazi gerçek anlamda demokratikleşme sürecini kendi çıkarlarına uygun görmez. Demokratik sürecin ilerlemesine isteyenleri susturması, kitleleri de olabildiğince gerçeklikten uzaklaştırması gerekir. Böylece gerçekliğin ölümü ilan edilir ve gerçeklikten uzak hayali bir dünya sunulur kitlelere."
Bu satırlar Yavuz G. Yıldız'ın "Çarpıklıkların sığınağı : eleştirel gerçekçilik" başlıklı yazısından...
Vargı : Neden bu kadar uzun uzun alıntılar yaptım? Bence konu çok önemli de ondan.
Soru şu : Eleştiri ama nasıl eleştiri? İşte bütün sorun bu sorunun yanıtında yatıyor...
Ben bunun özüne nerede vardım bilir misiniz? Yaşım çok küçüktü "Natüralizm" denen akım var. Bu akıma uyan kitaplar okuyorum... Birini bugün gibi anımsarım. Emil Zola'nın "Germinal" romanını okuyorum. Madende , yeraltında çalışan işçileri anlatıyor. Bir zirve.... Ancak bir şeyler eksik kalıyor... O zaman vardım sonuca. Eleştirmek yetmez (daha sonra bir sürü eleştiri türünün olduğunu da öğrenecektim.) . Eleştirinin gerçekçi olması elbette önemli ama iş eleştiride kalırsa , eksik oluyor. Yani eleştirilen duruma çıkış yolu da göstermek de gerekiyor...
Benim benimsediğim ne mi ? Ben "Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm" dünya görüşünü BENİMSERİM. Sanat ve eleştiride ise "Toplumcu Gerçekçi" görüşünü BENİMSERİM.
Son söz : Bu sözcüklerin sonunda "inanırım" denir ama dikkat ederseniz ben "BENİMSERİM" sözcüğünü kullandım. ÇÜNKÜ BEN "İNANMAM" , "BENİMSERİM" .......