Sermaye Kültüründen Kopuş - 7 (1995 Haziran)

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
776
10,795
İstanbul
42hk1d5.png
4jmvr15.png


 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,281
6,691

Sayın funghu ;

"Bir parantezle şunu da belirtmekte yarar var. Belirsizlik yasası, bilim dünyasında, büyük bir bölümüyle atomaltı parçacıklarıyla ilgili konuşuluyor. Ama belirsizlik , burjuva ideologlarının elinde, mutlak toplumsal yasalar olarak dikte ediliyor. Nedenini anlamak pek de güç olmasa gerek. Böylesine raslantısallıklar ve belirsizliklerle sürdürülen bir toplumsal yaşamda değişimin planlı olması ve değişim için mücadele edilmesi imkanı ortadan kalkar. Kısaca, toplumsal çözüm ve öngörülere ulaşmada, neden sonuç ilişkisini yokederek toplumbilime de tıpkı felsefeye yaptıkları gibi, anlaşılmaz ve karmaşık bir nitelik yüklemek istiyorlar. Bilimsel olduğunu söylemek çok zor ve ısrar ediyorum. Toplumsal olayların, böylesine belirsiz ve raslantılarla yürüdüğünü olasılıkları fetişleştirerek ispatlama çabaları, kesinlikle bilimdışıdır ve sonu bilinemezciliten başka bir şey olamaz. Bilinemezciliğin sonunda, varılan idealist maddi dünya kavrayışı da tekellerin ortaçağına ve ideologlarına çok yakışıyor."

Bu satırlar A. Necmettin Borteçin'in "Bilimden şarlatanlığa... olasılık fetişizmi" başlıklı yazısından...

Vargı : Bilimsel bilgiyi alıp kendi çıkarları için aslından saptırarak kullananlar hep olmuştur.
Ankara'da "Evrensel" diye bir kitapçı var. Bir gün orada çocuklar için bilim konulu seri kitaplar gördüm. Baktım. On küsürlük serinin ancak 2 kitabı var. İçeri girip benim için tüm seriyi getirtebilir mi , diye soruyorum. (Benim sürekli kitap aldığım bir kitapçı hem beni ve yapımı iyi tanıyor hem de böyle kitap isteklerimi daha önce de olmuş ve getirtmişlerdi. )
Kitapçı : Sana bu kitap serisini getiremem.
Ben : Neden ?
Kitapçı : Senin istediğin kitap serisi FETÖ'cülerin yazdırdığı ve yayınlattığı bir seri...
Ben : Hadi canım sen de ?
Kitapçı seriden elinde olan kitabın sayfaların çevirdi ve "oku şu satırları" diye bana uzattı...
"Allah atomun çekirdeğini yarattı ve tuttu elektronları çekirdeğin etrafına koyup dön, diye emretti. O gün bu gündür elektronlar atom çekirdeğinin etrafında dönüp durur. Allah dur diyene dek te dönecek."
Elimden aldı sayfaları çevirip arandı ve tekrar bana uzattı. Oku , diye....
"Yağmur nasıl yağıyor biliyor musunuz? Öyle bulutmuş , soğuğa rastlayınca yoğunlaşırmış hepsi yalan... Her yağmur damlasını iki melek tutup yeryüzüne indirir. Biz de yağmurun kendiliğinden yağdığını sanırız."

Nasıl ama ....
Fetöcüler vb. böyle iken burjuvazi , kilise hiç geri durur mu? Her bilimsel araştırma sonuçlarını yalan yanlış alıp kendi amaçları için kullanırlar. Onlar Fetöcüler kadar bilimi ilkel kullanmıyorlar. Ne de olsa onlar daha çağdaş bilgilere ulaşıyorlar (!) Nasıl mı kullanıyorlar. Şöyle ...
Anımsayanlar bilir. Ben kuantum fiziğinin daha işin başında olduğunu , bu nedenle hatalar , yanlışlar içerdiğini ileri sürüyorum. İşte bunlardan birini ; efendim atomaltında elektronların şurada da burada da veya aynı anda hem orada hem burada olabilirmiş. Yani elektronların konumu , yeri , davranışı kesin kes bilinemezmiş. Eeee. Burjuvazi bunu alıp topluma uyguluyor. Toplumsal gelişmelerin yönü , yeri , evrileceği yönü yeri de bilinemezmiş. Nasıl mış? Gördünüz mü? Şu ana kadar hiç kimsenin göremediği , gelecekte de (şu anki olanaklarla) görülemeyeceği elektronların davranışı alınıyor makro dünyaya , hatta topluma uygulanıyor... (Merak edenlere anımsatayım. Evet atomaltındaki elektronları şu ana dek görmek olası değil. Ancak onların etkileşimlerini , oluşturdukları belirtileri izleyebiliyoruz , buradan çıkarımlara ulaşılabiliyor. )
Başka bir atomaltı araştırmalarda henüz sonuçlanmamış kuantum fiziğinden yola çıkanlar tutmuş "Bigbang" gibi bana göre ancak saçma olan bir teori ileri sürülüyor. Bütün evren kibritkutusu boyutundaki maddeden büyük patlama ile genişlemiş , genişlemiş evren olmuş muş. Bilen bilir. Vatikan bu teoriyi ileri süreni çağırıp ödül bile verdi. Çünkü dedi ki :
"Bigbang" Allahın "Ol" emri ile başlamış olsun. Ama tek şartımız var. Sakın ama sakın "Bingbang" den önce ne vardı , sorusunu sormayacaksınız?"
Bunlar da böyle kullanmak istiyor bilimin sonuçlarını (sonuçlanmamış sonuçlarını)....


Bu yazdıklarımı fazla tutarlı bulmayanlar başta "Alan Sokal ile Jean Bricmont" un "Son Moda Saçmalar" kitabından başlayabilirler okumaya...


Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim...








 

eankara

Onursal Üye
24 May 2010
1,491
9,215
Doğrusu diyar sayfaları içinde gezinirken kuantum fiziğine dayalı yorumlarınıza rastlamak iyi bir sürpriz oldu benim için Sn. @dedo11 . Sn. @funghu ' nun yararlı paylaşımını ve üzerine değerli yorumlarınızı okuma imkanı buldum. Haklısınız, Kuantum Fiziği bugün için henüz emekleme çağında. Aslında, Schroedinger'in Kedisi isimli kuramsal deneyi şaşırtıcı olsa da, belirttiğiniz Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi'nde öngörüldüğü gibi, elektronun konumunu biliyorsak hızını, hızını biliyorsak konumunu bilemiyoruz. Yani, sizin de yazdığınız gibi belirsizlik çıkarımı söz konusu.

Günümüz bilimi, makro dünyadaki Newton fiziğindeki geçerli yasaların atomaltı dünyada geçersiz olduğundan hareketle, makro ve mikro dünyada aynı anda geçerli olan formülasyona henüz ulaşabilmiş durumda değil. Hal böyleyken, çok doğru belrttiğiniz gibi, popüler belirsizlik ilkesinin felsefi ya da sosyokültürel çıkarımları da güdük ( ya da yazdığınız gibi kötü niyetli de denilebilir ) kalıyor.

Tabii bugünün biliminin çaresiz kaldığı diğer nokta, buyurduğunuz gibi bigbang öncesinin kavranması.Tarih boyunca bilim insanlığa yararlı sonuçlar üretirken, bilimin sonuçlarının farklı kullanılması ( ya da yazdığınız üzere sonuçlanmamış sonuçlarının kasıtlı ya da kasıtsız kullanılması ) hiç bir zaman iyi sonuçlar vermedi. Ne diyelim, " hayatta en hakiki mürşit ilimdir " sözü en doğrusu.

Paylaşımı için Sn. @funghu 'ya, değerli yorumları için de Sn. @dedo11' e teşekkür ediyorum
 
Son düzenleme:

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
776
10,795
İstanbul
Değerli Dostlar,

Katkılarınız için teşekkür ediyorum. 90'ların sonuyla 2000'lerin başlarında Kuvantum Fiziği, o günün basınında yer buluyordu. Ben de, konuyu en azından genel hatlarıyla öğrenebilmek adına,
basını takip ediyordum. Kuvantum Fiziği'ne ilişkin 3 yazı var arşivimde. Üç yazıyı da Radikal'den İsmet Berkan yazmış. Yazıların tarihi bende 2001 olarak kayıtlı.

Schrödinger'in kedisi hâlâ hayatta mı?

Haftalardır kitabın birini bitirip ötekine başlıyorum. Bugüne kadar okuduğum en heyecanlı şeylerden bile daha heyecanlı bir konu olduğunu düşünüyorum. Dördüncü kitap da bitti ve ısmarladığım öteki kitaplar hâlâ gelmedi diye üzülüyorum.

Ne mi bu heyecanlı konu? Hemen söyleyeyim, quantum fiziği. Bana soracak olursanız, Türkiye'de ve dünyada değeri en hızla artan ve en hızla yeni okuyucu bulan yazım türü popüler bilim. Büyük ölçüde
TÜBİTAK sayesinde Türkiye'de de onbinlerce okur iyi yazılmış, iyi çevirilmiş popüler bilim kitaplarıyla tanışıyor.

Ben de amatör bir okur olarak, çocukluk yıllarımdan beri popüler bilim kitaplarını ve dergilerini ısrarla takip ediyorum, bilgi hazinemi geliştirmeye çalışıyorum. Bugünden başlayarak önümüzdeki birkaç hafta boyunca bu köşede pazar günleri bir amatör olarak anladığım kadarıyla quantum fiziğinden söz etmeye çalışacağım. Bu köşeyi fizikçilerin de okumakta olduğunun farkındayım, onlardan bariz hatalar yapmadıkça bana hoşgörü göstermelerini rica edeceğim. Evet, başlıyoruz...
* * *
Fiziğin temel çabasını, evreni yöneten yasaları ortaya çıkarmak diye tanımlamak o kadar da yanlış olmaz. Bu çabada henüz başarıya ulaşılmış değil, bir gün başarılıp başarılmayacağını da bilmiyoruz zaten. Ama içinde yaşadığımız evreni hâlâ anlamaya çalışıyoruz.

Bugünün fiziğinde iki temel teori hâkim. Bunlardan birincisi, Albert Einstein'ın geliştirdiği görelilik teorisi. Yüzyılın ilk çeyreğinde geliştirilen görelilik teorilerinin geçerliliği pek çok deneyle kanıtlandı. Çok büyük şeyler söz konusu olduğunda evrenin bu teori uyarınca işlediği genel kabul gören bir şey.

Einstein, kendi sağlığında bunun yeterli olmadığının farkındaydı. Onun için uzun süre bir 'mega teori' üstünde çalıştı: Her şey teorisi. Bu nedenle 'Genel görelilik'in içine bir evrensel sabit koydu. Sonra çok pişman oldu vs. Ünlü fizikçi Stephen Hawking'in deyimiyle 'çok büyük şeylerin' teorisi olan 'görelilik'in yanı sıra bir de 'çok küçük şeylerin teorisi' olan 'quantum' var, bugün evreni açıklamak için kullandığımız.

Quantum, gerçekten çok ama çok küçük şeylerle ilgili. Atom altı parçacıklarla. Atomu oluşturan parçacıklarla. Mesela ışıkla ilgili. Gözümüzün içine giren, etrafı aydınlatan, bizi ısıtan ışık nedir? Işık nasıl hareket eder? Quantum teorisi dediğimizde teoriyi büyük ölçüde biçimlendiren bir 'ilke'den söz etmek zorundayım: Belirsizlik ilkesi.

Teori, atom altı parçacıklarla ilgileniyor. Ama dünyada bir atomu gerçekten GÖREN kimse yok. Bununla atomun olmadığını kastettiğim sanılmasın ama göremediğimiz bir şeyin bilimini yapmaya çalışıyoruz. Atom altı bir parçacığı 'görmek' zaten mümkün değil. Çünkü, diyelim mikroskopta ona bakacağız, görmek için üstüne IŞIK tutmamız lazım. Oysa görmeye çalıştığımız şey o tuttuğumuz ışık zaten.

O yüzden Heisenberg, bir parçacığın momentumunu ve tam olarak nerede olduğunu aynı anda belirleyemeyeceğimize ilişkin ünlü ilkesini yazdı. Yani bir parçacığın yerini saptasak onun az önce sahip olduğu hızı ve yönü saptayamıyoruz, hızını ve yönünü bilsek tam olarak nerede olduğunu bilemiyoruz.

Bu yetmezmiş gibi parçacıkların hangi yöntemle hareket ettiğini de bilmiyoruz. Bir bakış açısına göre parçacıklar aslında DALGA gibi yolculuk yapıyorlar ama bir gözlemci onlara bakmaya kalkıştığında ansızın PARÇACIK haline geliyorlar. Yani fiziki 'GERÇEKLİK' sırf biz ona BAKIYORUZ diye bozuluyor. İşte bu kesin olarak bilinemezlik durumu, 'Schrödinger'in Kedisi' adı verilen düşünce deneyini yarattı: Bir küçük kutu, daha büyük bir kutunun içinde. Büyük kutuda ayrıca bir de kedi var. Küçük kutuda tek bir elektron olması gerekiyor. Bu elektron eğer küçük kutudan çıkıp büyük kutuya geçerse bir dedektör tarafından yakalanacak ve dedektör kutuya zehirli gaz gönderecek, kedi de ölecek.

Şimdi bana cevap verin: Kedi yaşıyor mu, ölü mü? Kutuyu açıp içine bakmadığımız sürece kedinin yaşayıp yaşamadığını bilme şansımız yok. Yani kedi aynı anda hem ölü hem canlı. Şans yüzde 50-50. Nerede 'bilimsel kesinlik'? Haftaya tam buradan devam edelim isterseniz.

İsmet Berkan


Tanrı evrenle zar attı mı?

Geçen hafta başladığım quantum fiziği pazar yazılarına devam ediyorum. Geçen hafta sizlere 'Schrödinger'in Kedisi' isimli 'düşünce deneyi'ni anlatmıştım. Bir küçük kutu, bir kediyle birlikte daha büyük bir kutunun içinde. Küçük kutuda tek bir elektron olması lazım. Bu elektron eğer kutudan çıkarsa büyük kutudaki dedektörlere yakalanacak ve kutuya zehir dolacak, kedi de ölecek.

Soru şu: Şu an kedi canlı mı cansız mı?
Deney, atom altı parçacıkların önceden kestirilemez doğalarını ifade etmek üzere tasarlanmış.

Kutuyu açmadıkça kedinin kaderini bilemeyiz. Kedinin hayatta olma ihtimali (yani elektronun küçük kutuda olma ihtimali) yüzde 50. Biz bakmadığımız sürece kediyi aynı anda hem canlı hem ölü kabul etmek zorundayız.

Tek başına bu deneyin bizim düşünme, 'bilme' ve 'bilimsellik' anlayışlarımızı nasıl kökünden sarstığı üstüne yazılmış birkaç kitap var. Şöyle düşünün: Kendi gözlerimizle görmedikçe ya da diğer bilişsel metotlarla kesin biçimde saptamadıkça bir 'GERÇEK'ten emin olamıyorsak, başımız belada demektir.

Neyse buradaki derin fiziki ve felsefi tartışmayı şimdilik kaydıyla bir kenara bırakacağım, çünkü başka önceliklerimiz var.

Geçen hafta burada bir atom altı parçacığın hızını ve o an bulunduğu yeri aynı anda saptamanın imkânsızlığını söyleyen Heisenberg'in 'belirsizlik' prensibinden de söz etmiştim.

Oysa bu prensibin ortaya atılmasından sadece 30 yıl önce dünyanın her yerinde fizikçiler, ellerinde kala kala tek bir büyük problemin kaldığını düşünüyorlardı: Evrenin şu anki durumunu çok iyi biçimde hesaplamak.

Onlara göre 'deterministik' bir evrende, yani kuralları önceden belli bir evrende yaşıyorduk. Bu hesaplar yapılacak, böylece evrenin gelecekte alacağı hali de bilebilecektik.

Bu anlayışı önce Einstein yıktı. Dünyaya 'zaman' diye bağımsız bir şeyin olmadığını, 'zaman'ın her gözlemci için 'göreli' olduğunu gösterdi. Ardından quantum fiziği geldi. Burada evreni anlamaya çalışan fizikçinin çabasının ne olduğunu doğru tanımlamak zorundayız. Eğer bir kişi evrenin nasıl işlediğini gerçekten çözebilirse, o kişi Tanrı'nın düşüncelerini de çözecek demektir. Tabii en başta bir Tanrı'nın var olup olmadığını da...

Einstein, Tanrı'nın aklını okumaya çalışanlardan biriydi işte. Quantum fiziğiyle uğraşanlar da aynı şeyi yapmaya çalışıyorlardı. Evreni yöneten yasalarla bir atomun içindeki gelişmeleri yöneten yasaların birbirlerinden farklı olması mümkün müydü? Evet ama Heisenberg diye bir adam, "Bilemezsiniz" diyordu, "Bir atomun içinde gerçekte ne olduğunu kesin biçimde bilemezsiniz."

Kaçınılmaz biçimde istatistik yöntemlere, bir çeşit tahmin oyununa başvurmak zorundasınız atom altı parçacıklar söz konusu olduğunda.

Bu durum Einstein'ı çok kızdırdı, o yüzden ünlü, "Tanrı'nın evreni yaratırken zar attığına inanmıyorum" cümlesini söyledi.

Tanrı zar attı mı atmadı mı?
Evreni yaratırken işi şansa mı bıraktı?
Evreni o mu yarattı?

Ünlü fizikçi Stephen Hawking, Time dergisine Einstein'ın yüzyılın adamı seçilmesi üstüne yazdığı yazısında bir şeyi çok iyi anlatıyor: Eğer Einstein (sonradan çok pişman olacağı) 'evrensel sabit'i genel görelilik teorisine katmasaydı, Big Bang'e de ve belki Big Crunch'a da çok kolay ulaşabilecekti, çünkü teori bunları içeriyordu aslında.

Bugün genel kabul gören teori, bütün evrenin sonsuz yoğunluktaki tek bir atomun (hidrojen?) patlamasıyla (Big Bang) başladığı, halen genişlemeye devam ettiği. Hatırı sayılır miktarda fizikçi, evrenin bu genişlemesinin sonsuza kadar devam etmeyeceğini, bunu bir büzüşmenin izleyeceğini söylüyorlar. Evren büzüşe büzüşe ilk andaki boyutlarına kadar küçülecek (Big Crunch).

Yani, eğer evreni anlamak istiyorsak, önce atomu anlayabilmeliyiz. Bir atom nedir ki? Bir atomun içinde neler oluyor? Bilmek için illa zar mı atmalıyız? Gerçekten bilemez miyiz?
Haftaya devam edelim...

İsmet Berkan



Ben Bakmıyorken Evren Hâlâ Orada Mı?

Bir haftalık aradan sonra kuantum fiziğine dönüyorum. Bu konuda uzman olmadığımı baştan söylemiştim. Kuantum dünyasında benim esas ilgimi çeken şey, bu alanın bizim düşünme alışkanlıklarımızı kökünden sarsan bazı özelliklere sahip olması.

Kuantum, bizim anlayışımızın sınırlarını zorlayan bir dizi çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Herhalde bu çelişkilerden en ilginci ve üzerinde en çok tartışma yapılanı, bu parçacıkların 'dalga' mı, yoksa 'parçacık' mı olduğu.

Bu tartışma neredeyse teori ortaya atıldığından beri var. Teorinin kurucularından Niels Bohr ve arkadaşları 30'lu yılların başında kuantum çelişkilerini gidermek amacıyla 'Kopenhag Açıklamaları' adı altında bir dizi açıklama getirdiler. Bu açıklamalardan en çok tartışılanı, parçacıkların aslında 'dalga' gibi hareket ettiğini ama bir gözlemci tarafından bakıldığında o anda 'parçacık' haline geldiklerini söylüyordu.

1980'lerin sonlarına kadar geçerliliğini koruyan bu açıklama belki bizi diğer çelişkilerden kurtarıyordu, ama kendi içinde bir başka çelişkiyi barındırıyordu. Açıklama, bize o parçacıkların aslında sırf 'akıllı bir gözlemci' tarafından GÖRÜLDÜKLERİ İÇİN VAR OLDUKLARINI söylüyordu. Yani biz bakmadığımız zaman evrenin orada olup olmadığından da kesin biçimde emin olamazdık. Emin olamamak ne kelime,

'Yoktur' diyebilirdik!
Yeterince tuhaf değil mi?

Alın bir tane daha... Kuantum sırlarını çözmek için yapılan bazı deneylerde, deneyi yapan bilim insanları şöyle bir şüpheye kapıldılar: Acaba parçacıklar, bizim nereye bakacağımızı ve orada ne görmek istediğimizi önceden 'biliyor' olabilirler mi? Bu soru, bir kısım bilim insanını 'çok evren' teorisine götürdü. Yani parçacıkların geçebileceği her muhtemel yol için ayrı bir evren 'yaratılıyor'du. Evrenlerden biri bizim yaşadığımız ama bir başkasında 2. Dünya Savaşı'nı Hitler kazanmış olabilir vs. (Bu teorinin çekiciliği, ünlü yazar Michael Crichton'ın son romanı Timeline'ın da konusu oldu. Zamanda yolculuk belki mümkün değil ama belki 'evrenlerarası' yolculuk mümkün olur!)

Parçacıkların 'nereye gideceğini bilmesi'ni bir başka yolla açıklayanlar da var. Bunlara göre bazı parçacıklar, Einstein'ın sözünü dinlemeyip ışıktan hızlı hareket edebiliyor, yani zamanda geriye doğru gidebiliyorlar. Böylece önce bizim onları nerede beklediğimize şöyle bir bakıp sonra tam orada ve tam gereken anda beliriveriyorlar!

Şu sıralar hayli revaçta olan bir başka teori ise az önceki paragrafta anlattığıma hayli benziyor. Bir kaynak ve bir de biz varız. Hem kaynaktan hem de bizden ışıktan hızlı hareket eden, yani zamanda geriye yolculuk yapan 'haberleşme' parçacıkları çıkıyor. İki tarafın parçacıkları yolda karşılaşıp 'el sıkışıyor' ve birbirlerini iptal ediyorlar. Sonra arkadan 'gerçek' parçacık artık nereye varacağını 'bilerek' yola çıkıyor.

Fazla 'uçuk' gibi gelen bütün bu 'teori'ler, aslında bir bariyeri aşabilmek için geliştiriliyor.
Lise fizik ders kitaplarında atomu anlatan ünlü resmi hatırlıyor musunuz? Hani ortada bir çekirdek, onun etrafında dönen elektronlar...

Bu resim ne kadar 'gerçek'se, yukarıda anlattığım teoriler de o kadar 'gerçek.' Yani hepsi, gerçek gerçeğin kavranmasını kolaylaştırmak için geliştirilmiş şeyler! Bilinen şu ki, kuantum dünyası bizim 'bilme' dediğimiz kavrayışımızın sınırlarını zorluyor.

Bir şeyi ne zaman 'biliriz'? Gözlerimizle gördüğümüzde mi? Bir atomu ortasında çekirdeği ve etrafında dönen elektronlarıyla 'gören' var mı? Ya da bir parçacığı? İşte o yüzden fizikçiler bilim felsefecilerini yardıma çağırıyor. İşte o yüzden fizikçiler her gün 'normal'in ve 'makul'ün sınırlarını zorlayarak yeni deneyler geliştiriyor, yeni matematiksel metotlar peşinde koşuyorlar.

Onlar evrenin sırrını çözmeye, eğer varsa Tanrı'nın aklındakileri anlamaya çalışıyorlar. Onlara hepimiz çok şey borçluyuz.

İsmet Berkan
 

eankara

Onursal Üye
24 May 2010
1,491
9,215
Ben teşekkür ederim Sn. @funghu .Sizin de meraklı biri olduğunuzu görüyorum. Bilim konularında sunacağınız yayın ya da arşivinize dahil olmuş yazılarınızı her zaman beklerim. İsmet Berkan yazıları, beni Radikal gazetesi okuduğum yıllara götürdü. O yıllardaki yazılarını ( örneğin aklımda şifre tarihi ile ilgili yazıları var ) arşivinizde bulunuyorsa, paylaşırsanız sevinirim. Sonrası malum bazı açıklamaları yüzünden kamuoyunun gözünden düşmüştü. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
 

Levent 16

Aktif Üye
22 Kas 2011
386
2,104
Yazdıklarınız için teşekkürler.
Bana göre evrende herşey enerji. Bir ölü yıldız bile enerji. Evrenin saf enerjiden oluştuğunu düşünüyorum.
 
Üst