Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"Kelimeyi "manası (=anlamı) olan lafız (=söz , sözcük), diye tarif ederler. Şüphesiz lafz ile mana sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Biri öbüründen asla ayrılamaz. Lafız manasız bir sesten ibaret olursa kelime sayılamaz, bir mana da bir lafzın vasıtalığı olmadıkça anlatılamaz. Bununla beraber, manası olan her lafız müstakil (=bağımsız, ayrı) bir kelime, bir vahidi (=yorumu) değildir; yani kelimenin ses (lafız) tarafı zihinde her zaman aynı kalan bir manaya mutabık (=karşılık) gelmez. Misal olarak "baş" ismini alalım. Bunun manası her yerde, her söz içinde bir değildir ; bu sebepten mutlak olarak manasının ne olduğu da söylenemez.
...........
"Başım ağrıyor" cümlesindeki baş vücudumun üst kısmını anlatan bir isimdir,
"aşçıbaşı" grupundaki baş ise bahs olunan aşçının ustalığını anlatan bir sözdür; manaca usta, birinci usta gibi bir mefhuma muadildir.
Bunun gibi sorfa başında ki baş, dağ başındaki baş, çıbanbaşı, köprübaşı bir baş...
gruplarındak ibaş ayrı ayrı kelimelerdir. Başka sözlerle, aynı baş lafzı ayrı ayrı kelimelerin terkibine giren bir unsun olmuştur. Polisemi hadiseleri her lisanda vardır."
Bu satırlar Ahmet Cevat'ın "Kelime ve Manası / Kelimelerin Çok Manaya Gelmesi" Vargı : Ben dil üzerine düşünmeyi hep severim. Daha bir hafta önce çocukluk arkadaşımla konuşurken "OKUMAK" sözcüğü üzerine konuşmaya başladım en az 45 dakika "diyalog" yöntemini (Platn-Sokrates'in yöntemi) kullanarak konuyu anlattım. Çok hoşuna gitti. Yeni ufuklar açıldığını söyledi. Burada da böyle bir alıntıyı bu amaçla yaptım. Siz de okursanız (eğer) çok anlamlılık konusu hakkında biraz düşünün istedim.