"Milliyet Çocuk" dergisi

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
M_LL_YET_OCUK_KOLAJI.png


Kişisel gelişimimde ciddi etkisi olduğunu düşündüğüm; Tercüman Çocuk'la beraber en beğendiğim çocuk dergisiydi.. "Mırnav", "Uzay Çocukları", "Pembe Panter", "Red Kit", "Tarzan", "Cimcime", "Beşler çetesi" ve "Şimşek Santfor"u soluksuz okurdum. Özellikle dergi arasında ilave olarak verdiği "Dünya klasikleri" çizgi romanları enfesti. Her bir romanda değişik maceraların içinde bulurduk kendimizi. Çalınan taç, Seksen günde devrialem, Balonda beş hafta, Üç silahşörler, Oliver Twist, Tom Sawyer, Don Kişot, Robin Hood, Hazreti Süleyman'ın hazineleri, Dünyanın merkezine yolculuk, Denizaltında 20000 fersah, Define adası ve Jack ilk aklıma gelenlerdir.. Bunların yanı sıra tarih, bilim, sanat, spor ve magazinle ilgili bol resimli yazılar olurdu. Ülkü Tamer'in utopik/bilimkurgu nitelikli ''Tele Yunus" yazılarına bayılırdım. Ayrıca Orhan Boran'ın Yuki'si, Aziz Nesin'in hikayeleri, Müjdat Gezen ve Halit Kıvanç'ın da çeşitli yazıları dergiye ayrı bir renk katıyordu. Milliyet çocuğun aklımda kalan en büyük özelliklerinden biri de çok hoş bir kapak dizaynı ve baskı kalitesine sahip olmasıydı. Bizler çok şanslı çocuklardık zira artık ülkemizde bu tarz güzel dergiler çıkmıyor..
 
Son düzenleme:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
B_Z_M_M_LL_YET_OCUKLARIMIZ_VARDI.png


BİZİM MİLLİYET ÇOCUKLARIMIZ VARDI. (ALINTIDIR..)

Bilmem ki kaçıncı ev taşınmamızdı.

Taşınmanın usanmışlığı ile gidilecek yeni kira evine mümkün olduğu kadar zamanı dolmuş eşyayı ve hırdavatı taşımama yönünde bir toparlanma gayretindeydik.

Fatih'te oturduğumuz kira evi müteahhite kat karşılığı verilmişti.

Oda sayısı bol, tavanları hayli yüksek, zemini ahşap dışı yarı kagir bir binaydı.

Şimdilerde yerinde zevksiz bir sakalet abidesi yükselen bu güzel evin bizim oturduğumuz katında cumbası bile vardı.

Mütevazi bir bahçesi, özenle bordürlenmiş çiçeklikleri ve her bir kat sakinine ait kömürlükleri ve rahmetli ev sahibimiz Murat amcanın vefatına yakın bir zamana kadar içinde tavuklarını beslediği bir kümesi bile vardı.

Evin kat karşılığı müteahhite verilmesiyle bize de kışkış denmesinden dolayı evi toparlıyorduk.

Odalardan bir tanesi eski eşyaların konduğu ardiye durumundaydı.

Benim de yıllarca model model uçaklar yaptığım, minik elektrik deneyleri ile Edisonculuk oynadığım bir gizli sığınağımdı:

Eski kitaplarımı ve yıllardır biriktirdiğim tüm Milliyet Çocuk dergilerimi burada muhafaza ederdim.

Sokağından bir kamyon geçse, kamyonun gürültüsünden daha fazlasını evin içinde hissederdik.

Sallanırdık...

Normal birşeydi...

Ev sallanırdı. Zira yarı kagir yarı ahşaptı.

O evin sallanması kadar doğal birşey olmadığından ufak tefek zelzelelerin çok ta umurumuzda olmadığını hatırlarım.

Evin ardiye olarak kullanılan o boş odasında yatılı okuldan arta kalan zamanlarda yaz aylarında bol miktarda kitap bitirdiğimi hatırlıyorum.

Ahşap zemine serili bir kilim üzerinde, şimdilerdeki gibi çok yakıcı gelmeyen yazların tam ortasında birkaç açık pencere ceryanında püfür püfür, taze meyve eşliğinde ne Aziz Nesin'ler ne Reşat Nuri'ler kalırdı okunmadık.

Ama tabi ki, çocukluk ve ilk gençlik dönemimizin ayrılmaz parçası ve haftadan haftaya utana sıkıla para isteme sebebimiz olan Milliyet Çocuk çok farklı bir yerdeydi.

Bilmem ki bu değersiz yazı parçasını okuyanlar içinde: "Ya hakikaten ne şanslıymışsınız. Keşke şimdilerde bizim de olsa diyebilecek birkaç genç çıkar mı?"

Ya da ne bileyim: "İhtiyar! Bilmem farkında mısın? Ne okumak istersem internetten zaten bulurum." mu derler bana?

Ben şimdi birazcık anlatayım da...

Gelin bakın bakalım...

Bizler mi erken geldik dünyaya yoksa şimdikiler mi geç kaldı bizim tattıklarımızı aramaya...

İlk Milliyet Çocuk dergisinin eve nasıl girdiğini çok hatırlamıyorum.

Ama daha sonradan tarihlere baktığımda 1977 yılından dahi dergilerim vardı.

Eh... Okumaya 7 yaşında başladıysak ve 1979'a denk geliyorsa demek ki bir şekilde birileri tarafından elimize oyuncak niyetine bunlardan birkaç tane tutuşturulmuş okul öncesinde...

Derginin müdavimi olmam ve iyice tadını almaya başlamam üçüncü sınıfta başlamıştı.

Neye mi benzerdi bu dergi?

Haftalıktı.

Dergi için babadan para istemesi kolaydı.

"Al benim aslan oğlum" der ve verirdi.

Kısıtlı harçlıkla evi döndürme sanatını gösteren annemden bu fuzuli masraf için para koparmak çok ama çok zordu. Üstelik kendisini bu konuda ezip babamdan aldığım harçlıkla dahi dergi almam başlı başına suçtu çoğu zaman. Neylesin? Zor zamanlardı. Bir çocuk dergisi kaç ekmek ediyordu?

Ama her hafta o dergiyi almak üzere bakkala ya da gazete büfesine elinde o dergiyi almaya yetecek kadar para ile gitmek mutluluktu.

Evet...

Mutluluktu...

Şimdilerde her istediği yapılıp da sevinci ancak birkaç saat süren veletlerin mutsuzluklarını görüp üzülüyorum.

Alt tarafı 50 sayfalık bir dergiyi satın alabilmek ve sayfalarının kokusunu duya duya okumak ne büyük bir mutluluktu.

Benim çocukluğumda 67 milyonluk dev bir ülke de değildik. Nereden bakarasan bir 15 milyon daha azdık.

Ve!

Benim çocukluğumda bu ülkede neredeyse 10'a yakın çocuk dergisi yayınlanırdı.

Benim favorim olan Milliyet Çocuk ile birlikte, Tercüman Çocuk da vardı. Nedense ben pek sevmezdim. Milliyet Çocuk'un içeriği daha zengin ve her nedense özgüveni sağlam, hür insanlar yetiştiren bir misyona sahip gibi gelirdi bana. Seksen sonrasında, seksenlere imza atanların tam istediği biçimde insanları yetiştirecek Türkiye Çocuk dergisi de eklendi çocuk dergileri kervanına.

Bankalar çocuklara "alın harcayın babanız nasıl olsa öder " diye kredi kartı dağıtmaz, sosyal sorumluluk gereği kendi çıkarttıkları dergilerden dağıtırlardı hem de bedavadan. Biz yetişemedik ama Yapı Kredi'nin Doğan kardeş'i, İş Bankası'nın "Kumbara" isimli dergileri vardı.

Yani...

Aman okusunlar diye çaba gösterilen bir kuşaktık iyi ya da kötü..

Tommiks ve Teksas'lar bize yasaktı.

Çaktırmadan bulduğumuz yerlerde onları da okurduk arada. Şimdikiler galiba onları da okumuyorlar.

“Hiç olmazsa bari Tommiks Teksas okusunlar." diye çocuklarını playstation karşısından kurtarmaya çalışan ana babaları görüyor üzülüyorum.

Dönelim Milliyet Çocuk'a...

Neler hatırlayacağım bakalım...

Zihnimin sisli bulvarları arasında kalan birkaç anıyı yakalamaya gayret ediyorum.

Ardiye olarak kullandığımız o boş oda...,

Neredeyse boyuma yakın dergi öbeği...

Yıllarca biriktirilmiş...

Gideceğimiz evde nereye koyulacak onca şey?

Gereksizleri almayacağız.

Eh artık çocukta değildik ki... Tam onaltım bitmişti...

Sokakta oynayan çocukları çağırdığımı hatırlıyorum.

Beşer onar dağıtmıştım hepsini... İçim kan ağlayarak...

Günün birinde halbuki bu ülkede, sadece çocuklar için değil , büyükler için dahi böylesine dolu bir içeriği üretecek babayiğitlerin olmayacağını bilseydim bu kadar kolay vazgeçebilir miydim o biriktirilmiş dergilerden?

İsimler hatırlıyorum...

Ülkü Tamer...

Şair Ülkü Tamer derginin yayıncı kurulundaydı.

Yalvaç Ural... Memlekette kendisini çocuk edebiyatına vakfetmiş bir abide...

Bu adamlar memleketin çocuklarına içeriği dolu bir dergi çıkartmak için uğraşırlardı bu ülkede...

Ülkü Tamer'i ya da Yalvaç Ural'ı bilen bir bol kot pantolonlu, rap müzik tutkunu, hamburger tüketicisi bir zibidi çıksın ben bu sitede bir daha ukalalık etmeyeceğim.

Mıstık, uzay çocuklarını çizerdi...

Hayal gücümüzde bir uzay gemisi ve tarihe yolculuk. Ne bir vurdu kırdı ne de fasaryadan efsane kahramanlar...

Bilgi... Eğlenirken dahi bilgi...

Sinan Gürdağcık, Mırnav ismindeki kedi karakterine can verirdi.. Eğlenirdik. Farkında olmadan da kedileri severdik belki de bu sayede.

Ne bileyim belki de kedileri çok matrak hayvanlar olarak görmem bu nedenledir.

Çünkü biz Garfield'dan evvel Mırnav'ı tanıdık.

Red Kit okuma sevdamızı da bu dergiden elde ettik.

Pahalı yabancı çizgi romanların teliflerini alıp Türk çocuğuna da bu şekilde düzgün tercümeler ile sunmuş olurlardı.

Yazdıkça çocuk hafızamın sisleri dağılıyor...

Bilmem kaçıncı yıla ait dünya kupasıydı acaba.... 78 mi 82 mi?

Halit Kıvanç yazılar yazardı.

Müjdat Gezen yazardı...

Orhan Boran uzun kulaklı Yuki tavşanı ile diyaloglarını anlatırdı her hafta.

Yaşar Kemal' "İnce Memed"ini İsmail Gülgeç çizgileri ile yeniden yorumlardı. (İş bankasının kumbara dergisinde olsa gerek)

Şimdilerdeki gibi popstar peşinde telefon mesajı yağdırılmaz, gerçek starların sanat emekleri o sayfalarda yazı, öykü, şiir, çizgi roman olarak kendisini gösterirdi. Sabun köpüğü gibi patlayacak hevesler değildi yapılanlar. Adam gibi çınar gibi sağlam işlerdi.

Bir tarihe kadar da her hafta ünlü bir romanın çizgi romanının derginin tam ortasında ayrı bir dergi gibi verildiğini hatırlarım.

Nice ünlü romanların önce oralarda çizgi romanlarını okuyup sonradan da gerçeklerini o hevesle okuyup bitirdiğimi hatırlarım.

Robert M. Ballantyne tarafından kaleme alınmış Mercan Adası isimli mükemmel romanın çizgi romanını hatırladım şimdi. Onlarcası içinden en fazla aklımda kalan o olmuş demek ki?

Yıllar geçtikçe....

Milliyet Çocuk'ta okunabilir ve okunması halinde yüksek faydaların elde edilebileceği sayfalarda ciddi azalmalar oldu.

Belki artık kadro eksilmişti.

Belki de bizim de son anda ucundan yakalandığımız atari kuşağı daha az okur olmuştu.

Tonton hükümeti dönemiydi ve kağıda mürekkebe zam üstüne de zam gelince kalite de düşüyordu belki de...

Dedim ya ben de çocuk dergisi okuyacak yaşı da geçmiştim sanki...

Biriken dergileri mahallenin çocuklarına dağıtmış ve cumbalı evden de taşınmıştık.

Milliyet Çocuk ne zaman ve ne şekilde yayın hayatına son verdi hatırlamıyorum.

Sadece bir ara Çarşaf dergisine amatör karikatürlerim ile katılmaya gayret ettiğim dönemlerde derginin yeni bir anlayış ile tekrardan çıktığını duymuş ve bir örneğini incelemiştim.

Baştan sona tek bir yazılı sayfa olmayan ve çizgi roman dergisine dönüştürülmüş birşeydi...

Zaten Atari'nin modası geçmiş ve şanslı evlerde Commodore 64'ler ve Amiga marka bilgisayarlar gözükmeye başlamıştı.

Evinde bilgisayar oyunu olmayanlar için Atari salonları, ikinci üçüncü ve özel televizyon kanalları vardı...

Kim oturup okuyacaktı?

Okumadan yetişen kuşak şimdilerde okumak nedir hiç bilemeyen bir kuşak yetiştiriyor.

Miliyet Çocuk gibi bir dergi bir daha belki hiç olmayacak...

Onlarca dergi içinden aldığım bilgi kırıntılarının halen kafamın içinde olduğunu hatırlıyorum.

Üç kuruşluk derginin içinden her hafta fasikül fasikül verilen ansiklopedileri daha sonradan ciltlettirip kütüphanelerimize koymuşluğumuz da vardı.

Ne tesadüf ki bilgisayar namına bildiğim ilk şeyleri bu şekilde yayımlanan bir ansiklopediden öğrenmiştim.

Anlamasam dahi okuduğum ve okumaya gayret ettiğim o bilgiler, günün birinde bilgisayardan ekmek kazanmama imkan sağlayan ilk bilgiler olmuşlardı.

Ne tesadüf!

Milliyet çocuk, yeni çağa damgasını vuracak olan yeni teknolojiyi çocuklara anlatmaya ve öğretmeye çalışırken yeni çağın okuma sevmezliğine yenilmiş gibi....

Bir daha bu ülke'de Milliyet Çocuk gibi dergiler olmayacak korkarım.

Korkarım ki bir daha hiçbir çocuk her hafta koşa koşa gazete bayisine gidip bir önceki haftadan yarım kalan maceralarını takip edemeyecek Red Kit'in ya da Baytekin'in...

Bizim Milliyet Çocuklarımız vardı....

Biz iyi çocuklardık...

Yazan: Fatih Özcan
 
Son düzenleme:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Bugün nette gezinirken, 70'li yıllarda Milliyet Çocuk dergisinde yayınlanan "Tele Yunus" karakterinin yaratıcısı ve aynı derginin bir dönem genel yayın yönetmenliği de yapan sevgili Ülkü Tamer'in; bana çok keyif verdiği bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum..

Ac_CS78s.jpg


Çocuk kitabında öykü dikkat çekmeli

1970'lerin sonunda yayımladığımız "Milliyet Çocuk Dergisi" neredeyse hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği bir okur sayısına ulaşmıştı. Bir İspanyol yayımcısının önerisi gelmişti önümüze: Çizgi roman biçiminde klasikler. İspanyollar, 100'ü aşkın klasik romanı 32'şer sayfalık çizgi roman biçiminde "özetlemişti". Yayın haklarını aldık. Her sayı bir "çizgi klasik" yayımladık. Okur büyük ilgiyle karşıladı bunu ama çizgi roman denilince tüyleri diken diken olan kimi yazarlar eleştiri oklarını yağdırdı: "Çocukları okumamaya teşvik ediyorsunuz! Çizgi romanını okuyunca kimse o kitabı okumaz!"

Biz pek öyle düşünmüyorduk. TV'den örnekler veriyorduk: O sıralarda gösterilen "Zengin ve Yoksul"un kitabı neden baskı üstüne baskı yapıyordu? Sinemaya uyarlanmış romanlar da öyle. Filmi gösterilen kitap hemen bestseller listelerinin tepesine kuruluyordu.
***
Aradan kaç ay geçti bilmiyorum, bir gün Altın Kitaplar'a uğradım. Yayınevinin yöneticisi Turhan Bozkurt, "Sana ilginç bir şey anlatacağım" dedi. "Bizim klasiklerden birinin satışı ansızın alevleniyor. Kitapçılardan talep üstüne talep yağıyor. İki hafta geçiyor, bir başka klasiğin satışı hızlanıyor. Şaşırdım. Sonra bir de baktım ki, o hafta satışı artan klasiğin çizgi romanını yayımlamışsınız. Geçmişe döndüm, Milliyet Çocuk'un eski sayılarını buldurdum. Mesele anlaşıldı. Ne zaman bir klasiği çizgi roman olarak yayımlasanız, bizdeki kitabın da satışı yükseliyor."

Görüşümüzü destekleyen somut bir örnekti bu. Çizgi romanlar küçükleri okumaya özendiriyordu. Öyküleriyle...

Bizler "Robinson Crusoe"yu, "Gulliver'in Yolculukları"nı okuyarak büyüdük. Onları çocuk kitabı belledik. Birçok çocuk gibi. Okuduklarımız, kitapların özetleriydi elbette. Önemli olan öyküleriydi.

***
1980'lerin başında Türkiye'de bir çocuk kitapları furyası yaşandı. Birçok ünlü yazarımız çocuk kitabı yazdı. Şimdi o kitaplardan kaçının adını kaç kişi hatırlıyor?

Yazarlarının değerini kimse yadsıyamaz. Ama yazdıkları çocuk kitapları bugün nerede? Büyüklere yazar gibi yazmışlardı. Çocuğa öykü anlatmaktan çok, kendi yazarlıklarını öne çıkarmaya özen göstermişlerdi.
***
Çocuk kitaplarında önemli olan sadece öyküdür demiyorum. Öykü bir başına elbette yetmez. "Yazarlık düzeyi" de aynı ölçüde önemlidir. Ama yazarlığı öykünün önüne çıkarırsanız okurunuzun ilgisinden yoksun kalırsınız.

Sırf öykü anlatmak için peş peşe olaylar sıralamaktan da söz etmiyorum. Anlatılan öykünün merak uyandırması, değişik ve çarpıcı olması, hayal gücüyle örülmesi gerekir.

İşte son örnek: Harry Potter dizisinin başarısında en büyük payın öyküsü olduğunu düşünüyorum.

Başka etkenler de söz konusu elbette. Ama okur ilgisinin temeli, Harry Potter'ın "başından geçenler"de yatıyor. Tom Sawyer'in, Huckleberry Finn'in, Pinokyo'nun, Heidi'nin "başından geçenler" gibi.

Kaynak: 05 Ekim 2003 tarihli Milliyet gazetesinin "Pazar eki"
 
Son düzenleme:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
0ucae_Zl.jpg


Derginin arasında çıkan "Resimli dünya klasikleri" daha sonraları, Milliyet yayınları tarafından ciltler halinde tekrar piyasaya sürülmüştü. Her cilt; 6 çizgi romandan oluşan toplam 196 sayfaydı ve renkli çok güzel kartondan kapakları vardı. Satış fiyatı ise, o yıllarda 6 TL'ye satılan Milliyet Çocuklara göre, dört dergi fiyatına tekabül eden 25 TL'idi..
 
Son düzenleme:

Nostromo

Kıdemli Üye
14 Eyl 2010
138
38
Sayenizde tekrar nostaljik oldum.
Ben de Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk ve Doğan Kardeş dergilerini takip eden o mutlu çocuklardandım.
Onların bende yarattığı havayı artık bugün hiçbir dergide alamıyorum.
Keşke bu zamanın çocukları da bunu yaşasalar diye düşünürüm bazen.
Ama şimdi bilgisayar ve internet çağı.
Çocuklar kitap, dergi okumak yerine bilgisayar, televizyon başındalar.

Dediğim gibi ben şanslı azınlıktanım.
Hala özlemle anımsarım o günleri.

Yıllar sonra bu forum da çocukluğumun dergilerini bulunca tarif edemeyeceğim kadar mutlu oldum.
Hala bir yanım çocuk kalmış.

Ne mutlu bana...

Bu çalışma ve bilgiler için gönülden teşekkürler ederim...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

gurselileri

Guest
18 Tem 2010
2,226
2,298
LÜLEBURGAZ
Bizler mi erken geldik dünyaya yoksa şimdikiler mi geç kaldı bizim tattıklarımızı aramaya…

Sevgili Baltimora, Milliyet Çocuk dergisini ve o yıllarımızı, o duygularımızı öyle dolu dolu, öyle güzel anlatmışsınız ki yazdıklarınızı duygulanarak okudum... Eklenecek, söylenecek başka söz bırakmamışsınız hiç değilse ben de elimdeki Milliyet Çocuk dergilerinden iki tanesinin resmini ekleyeyim...

Ee_DY6_G4.jpg
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Sayenizde tekrar nostaljik oldum.
Ben de Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk ve Doğan Kardeş dergilerini takip eden o mutlu çocuklardandım.
Onların bende yarattığı havayı artık bugün hiçbir dergide alamıyorum.
Keşke bu zamanın çocukları da bunu yaşasalar diye düşünürüm bazen.
Ama şimdi bilgisayar ve internet çağı.
Çocuklar kitap, dergi okumak yerine bilgisayar, televizyon başındalar.

Dediğim gibi ben şanslı azınlıktanım.
Hala özlemle anımsarım o günleri.

Yıllar sonra bu forum da çocukluğumun dergilerini bulunca tarif edemeyeceğim kadar mutlu oldum.
Hala bir yanım çocuk kalmış.

Ne mutlu bana...

Bu çalışma ve bilgiler için gönülden teşekkürler ederim...

Her şeyi o kadar net ve güzel ifade etmişsiniz ki, bana yorum yapacak pek bir şey kalmamış sayın Nostromo..

Evet, bizler bugün azınlıktayız hem de çooookkkk.. Ama şanslı, mutlu ve de huzurlu bir azınlık!!!..
 
Son düzenleme:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Sevgili Baltimora, Milliyet Çocuk dergisini ve o yıllarımızı, o duygularımızı öyle dolu dolu, öyle güzel anlatmışsınız ki yazdıklarınızı duygulanarak okudum... Eklenecek, söylenecek başka söz bırakmamışsınız hiç değilse ben de elimdeki Milliyet Çocuk dergilerinden iki tanesinin resmini ekleyeyim...

Ee_DY6_G4.jpg

Güzel söz, iltifat ve dergi paylaşımlarınız için teşekkür ederim sayın gurselileri..
 
Son düzenleme:

solan

Yeni Üye
21 Eyl 2010
5
3
Önce şunu söylemeliyim ki, 8 ay önce geldiğim bu diyara, nereden ve nasıl başlasam bilemedim. Kitap mı okuyayım yorum mu yapayım, yorum mu okuyayım derken, hiçbir şey yapamadığımı farkettim. Bu biraz da ne yaparsam yapayım hakkını vermeliyim düşüncesiyle; bu diyara, bu dostlara, belki de hepsinin gıyabında çocukluğumuza hissettiğim kıymetdendi. Ne de olsa elimize geçen bir çizgi romanı defalarca okumuş, o çizgi romanı değiştire değiştire sonraki onlarca kitaba dönüştürecek kıymeti vermiş bir kuşaktık .

Bu mesajları okuyunca, kendi yazdığım mesajı okuyormuşum gibi hissettim ve buradan Milliyet Çcuk'tan başlayayım dedim.:)

Her pazartesi gününün iple çekilme sebebiydi Milliyet Çocuk; alındığı gibi bitirili , hafta boyunca da hazmedilirdi. Nihayetinde diğer dergilerin içinde arşivdeki yerini alır, ilerki zamanda tekrar ara ara okunurdu. Yoktu çünkü elimizde daha fazlası, o yüzden sineğin yağını çıkarır gibiydik. Teksas- Tommikslerin yasak olduğu okul döneminde tek yarendi benim için... Bir de Tercüman Çocuk vardı ama ben Milliyet Çocukcuydum...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Her pazartesi gününün iple çekilme sebebiydi Milliyet Çocuk; alındığı gibi bitirili , hafta boyunca da hazmedilirdi. Nihayetinde diğer dergilerin içinde arşivdeki yerini alır, ilerki zamanda tekrar ara ara okunurdu. Yoktu çünkü elimizde daha fazlası, o yüzden sineğin yağını çıkarır gibiydik. Teksas- Tommikslerin yasak olduğu okul döneminde tek yarendi benim için... Bir de Tercüman Çocuk vardı ama ben Milliyet Çocukcuydum...

Çok yerinde tespitler yapmışsın sayın Solan.. Benim ailem de yaz dönemleri haricinde Teksas-Tommiks diye tabir edilen çizgi romanları okumama kesinlikle izin vermez ama Tercüman Çocuk'u okumama ses çıkartmazdı. Tabi ki bu uygulamada da büyük bir yanlışlık içine girerek, bana sadece Tercüman ve Türkiye Çocuk okumamı empoze ederlerdi. Oysa ki benim daima favorim Milliyet Çocuktu. Arkadaşlarımın ellerinde gördüğüm, bana daha görsel ve sıcak gelen o dergilere hep imrenerek bakar; onlardan emanet alarak, ya da değiştirme usulü ile Milliyet Çocukları okurdum. Anneme neden Milliyet Çocuk okumama izin vermediklerini sorduğumda ise; "Onlar Solcuların yayını oğlum!. O dergilerde zararlı şeyler de yazıyor.." tarzında bir yanıt alırdım. Oysa ki annemin, bunu bana söylerken, bir kez olsun Milliyet Çocuk dergisine göz atmadığını da biliyordum. Maalesef ki annemin bu tavrı, o yıllarda toplumda yaşanan sağ-sol kamplaşmasının bir ürünüydü. Kendisine bundan bir kaç yıl önce, bana ve kardeşlerime karşı uyguladığı bu yasağı hatırlattığımda; "Ne bileyim oğlum?!.. O yıllarda sağcı olanlar belli gazeteleri, solcu olanlar da belli gazeteleri okuyorlardı. Ben de o zaman kendi siyasi tercihimizdeki yayınları okumanızı istemiştim." demişti. :) Oysa ki annem, o zamanlar Milliyet Çocuklara göz atmayı düşünseydi, bu dergileri asla yasaklamazdı. Zira o dergilerde sürekli sevgi, barış ve kardeşlik temaları işlenirken aynı zamanda bizleri araştırmaya, sorgulamaya ve de bilimselliğe yöneltiyordu. Neyse ki ben o yıllarda, dolaylı yollardan da olsa Milliyet Çocuk dergilerinin çoğunu okuma şerefine ermiştim. :)
 
Son düzenleme:

tuwana

Yeni Üye
8 Eyl 2011
7
6
Neden milliyet çocuk?

Neden Milliyet çocuk okunurdu da, Tercüman çocuk ve sonraları çıkan Türkiye Çocuk pek sevilmezdi derseniz; bu biraz da o dönemden bugünlere taşıp ülkenin siyasi karakterini de yozlaştıran akımın etkisiyleydi. Milliyet; Abdi İpekçi'nin sahip olduğu güncel, sosyal, yüzü modern dünya'ya dönük bir gazeteydi. Tercüman ise ve hele Türkiye gazeteleri ise bildiğiniz gibiydi daha açık yazmama gerek yok. İşte bu nedenle çocuğuna okumak için dergi alanlar üstelik bol ve değişik içeriğiyle daha batı yanlısı bu dergiyi seçiyordu.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

gurselileri

Guest
18 Tem 2010
2,226
2,298
LÜLEBURGAZ
Milliyet Çocuk dergisi çocukluğumun her santimine, her zerresine işlemiştir... Hala 1979 yılının sayıları kitaplığımın en özel yerinde en değerli parçalar olarak durmaktadır... Sevgili tuwana ve Baltimora'nın görüş ve sözlerinin altına yalnız imzamı değil, kalıbımı bile basarım.. :24:
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Bu arada Milliyet Çocuğun "bir çizgi-romanın tamamı" adlı eki verdiği dönemlerde,
kapağın sağ üst köşesinde, TV ekranından sevimli bir fare bizlere bakardı.
(Bahsettiğim dönem 1977 - 1980 yılları arası oluyor.)

1_EK_M1979.jpg


Yakın bir zamana kadar, bu fare hakkında; Milliyet Çocuğun vermiş olduğu bir ansiklopenin reklamını yapmasından başka bir şey bilmiyordum. Geçenlerde başka bir konu hakkında araştırma yaparken tesadüfen bu sevimli kuklayla karşılaştım. :) Meğersem bu kukla İtalyan-İspanyol ortak yapımı "Puppet Show" adlı bir TV programının ana karakteriymiş. İsmi "Topo Gigio", İtalyanca lakabı "Gigi" imiş. İlk olarak, 1959 yılında İtalyan televizyonunda boy gösterdikten sonra 1960'lı yıllarda başta İtalya ve İspanya'da çok popüler olmuş. Öyle ki sadece kukla dekoru içine hapsolmamış; çocuk dergilerinden, çizgi romanlara, çizgi filmlerden, sinema filmlerine, karnavallara hatta oyuncak piyasasına kadar bir çok alanda boy göstererek Topo Gigio adını her yere adını altın harflerle yazdırmış.

Bu sevimli minik farenin hayran kitlesi sadece iki ülke ile sınırlı kalmayarak; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Ekvador, Guatemala, Japonya, Meksika, Nikaragua, Honduras, Panama Paraguay, Peru, Portekiz, Porto Riko, Uruguay, Venezuela, ve eski Yugoslavya'da da geniş bir hayran kitlesine sahip olmuş. Ülkemizdeki durumuna gelince ise; bırakın onunla ilgili bir çizgi filmi izlemek ya da çizgi romanını okumak; Milliyet Çocuk dergisinin kapağında maskotluk yapmaktan başka öteye gidememiştir. En azından ben öyle hatırlıyorum...


b5k_FR.jpg
 
Son düzenleme:

sanan88

Yeni Üye
31 Tem 2009
30
23
Çocukluğum gözlerimin önünden geçti, teşekkürler..
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

gurcansarı

Çeviri & Balonlama
10 Tem 2010
587
3,700
istanbul
Topo karakteri yanlış hatırlamıyorsam Milliyet Çocuk dergisinin eki olarak verilen bir çizgi roman-ansiklopedide de vardı. Bunda her hafta bir icadın hikayesi anlatılır ve Topo da soran öğrenen karakter konumunda olurdu. Tabi ki tüm anlatımlar çizgi roman formatında ve karikatürize idi. İşin en güzeli, ansiklopedi ciddiyetini de vurgulamak için aynı konular bir de bildiğimiz ansiklopedi formatında ve normal resimlerle her konu sonunda bir de özet olarak verilirdi. Tüm sayılarını toplayıp kendi elimle ciltlemiştim. Ne yazıkki en fazla 3 - 4 taşınmaya dayandı ve kimbilir hangi evden hangi eve taşınırken bir köşede terkedilip gitti. Bu da. mesela ilk sesli filmin ( yoksa renkli miydi acep?? ) Jazz singer olduğunu Topo'dan öğrenmiştim.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Topo karakteri yanlış hatırlamıyorsam Milliyet Çocuk dergisinin eki olarak verilen bir çizgi roman-ansiklopedide de vardı. Bunda her hafta bir icadın hikayesi anlatılır ve Topo da soran öğrenen karakter konumunda olurdu. Tabi ki tüm anlatımlar çizgi roman formatında ve karikatürize idi. İşin en güzeli, ansiklopedi ciddiyetini de vurgulamak için aynı konular bir de bildiğimiz ansiklopedi formatında ve normal resimlerle her konu sonunda bir de özet olarak verilirdi. Tüm sayılarını toplayıp kendi elimle ciltlemiştim. Ne yazıkki en fazla 3 - 4 taşınmaya dayandı ve kimbilir hangi evden hangi eve taşınırken bir köşede terkedilip gitti. Bu da. mesela ilk sesli filmin ( yoksa renkli miydi acep?? ) Jazz singer olduğunu Topo'dan öğrenmiştim.

Sayın "Gurcansarı", ilk olarak konuya gösterdiğiniz ilgi ve sonra da bilgilendirme için teşekkür ederim. Sayenizde hatırlayamadıklarım hakkında bilgi edinmiş oldum. Bu arada Topo'nun gene Milliyet Çocuğun iç sayfalarında yer alan bir eğitim seti reklamında boy gösterdiğini de bilgi dağarcığımıza ilave edelim..

Zj2_NG49.jpg
 
Son düzenleme:

dogalgaz21

Yeni Üye
20 Ara 2011
3
1
Çok duygulandım. Duygularımı anlatabilmem mümkün değil. Milliyet Çocuk dergisinin bazı kapak örneklerini görünce de 30 yıl öncelerine geri gittim. Ne güzel günlerdi o zamanlar. Biriktirebildiğim Milliyet Çocukları yanlış hatırlamıyorsam 1980'de ciltlettirmiştik. Hala o iki cilt kütüphanemde muhafaza altında. Bu siteye dün üye oldum. Emeği geçen herkese çok teşekkürler...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Çok duygulandım. Duygularımı anlatabilmem mümkün değil. Milliyet Çocuk dergisinin bazı kapak örneklerini görünce de 30 yıl öncelerine geri gittim. Ne güzel günlerdi o zamanlar. Biriktirebildiğim Milliyet Çocukları yanlış hatırlamıyorsam 1980'de ciltlettirmiştik. Hala o iki cilt kütüphanemde muhafaza altında. Bu siteye dün üye oldum. Emeği geçen herkese çok teşekkürler...

Duygulanmamak mümkün değil ki sayın "dogalgaz21"... Yeterince duygularınızı ifade edemeyeceğinizi düşünseniz de, bizler de aynı duygu ve düşüncelerde olduğumuzdan, emin olun ki; "kalpler kalbe karşıdır" misali sizi çok iyi anlıyoruz.

Elinizdeki o iki ciltin kıymetini çok iyi bilin, zira günümüzden geçmişe doğru bir zaman tünelinin parçası olan o ciltlere artık ulaşmak çok zor..

Son olarak ta şunları söylemek istiyorum. Bu siteye üye olmanın sanıldığından da güzel bir şey olduğunu zamanla çok daha iyi anlayacaksınız. Zira bu siteyi benzerlerinden ayıran en büyük özelliği; sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü ve karşılıksız paylaşmayı ilke edinen, humanist bir yapıya sahip oluşudur..
 
Son düzenleme:

mustafabahar

Yeni Üye
12 Ara 2011
2
1
Sonsuz teşekkürler..

Her güzel şeyin değerini yitirdiği, çocukların derin duygulardan uzak robotlar gibi yetiştirildiği günümüzde; bu çocukluğumdan güzel bir anı gibi kalan sayfaları tekrar görmek büyük sürpriz oldu benim için... Zira neredeyse bir zamanlar bu güzelliği yaşayıp yaşamadığımdan dahi şüpheye düşmeye başlamıştım. Ne güzel rüyalardı 'Milliyet Çocuk çizgileri'; 'Uzay çocukları', 'Larry Yuma', 'Pembe Panter' ve tüm içerik... Tekrar milyonlarca kez teşekkür ederim..
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
31 Ocak 1977 tarihli Milliyet Çocuk'ta yer alan,
Ülkü Tamer'in unutulmaz kahramanı "Tele Yunus"'a ait "Logan'ın kaçışı" adlı macerası..


Y6oe6.jpg
Mm_Mpc.jpg
 
Son düzenleme:

sanan88

Yeni Üye
31 Tem 2009
30
23
Her zaman alamazdım dergiler ve çizgi romanları. Ancak param olunca alabilirdim ama Tarkan favorimdi; her hafta alırdım. Rahmetli babam kızardı ama benden önce okurdu. Para bulmak için okuduğum sayıları bakkala satmıştım, o da kese kağıdı olarak kullanmıştı. Şimdi otuzyedi yaşındayım, istediğim dergiyi alacak param var ama o dergiler yok ne yazık ki!.. O zamanki çizgi romanı yasaklayan zihniyet şimdi de var. Okumaktan insana ne zarar gelir anlayamıyorum!?. Başınızı ağrıttıysam affola..
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Nette sörf yaparken, Milliyet Çocuk hakkında yazılmış güzel bir makaleye rast geldim. Ayrıca yazıda, Milliyet Çocuğun bazı sayılarını nereden alabileceğimizi belirten bir de link var. Paylaşmak istedim..

 
Son düzenleme:

Baltimora

Yönetici
16 Nis 2009
9,597
35,011
İstanbul
Milliyet Çocuğun 70'lerin ikinci yarısındaki maskotu "Topo Gigio"nun, youtube'da çok sayıda olan videolarından ikisini sizlerle paylaşıyorum. İlki, İtalyanlar'ın dünyaca ünlü yıldızı Raffaella Carra ile olan bir diyaloğunu, ikincisi ise bir şenlikte yer alan macerasını içeriyor.. (Bu arada Raffaella Carra ile ilgili uzun videoları da mevcut ama onların görüntü kaliteleri düşük olduğundan ben görüntü kalitesi yüksek olan kısa videoyu seçtim...) Keyifli seyirler.. Umarım güzel bir nostalji yaşarsınız..
 
Üst