cagan73
Onursal Üye
- 17 Kas 2013
- 544
- 10,008
Kitaplığımdaki en sevdiğim eserlerden birini, sizlerle paylaştığım için mutluyum:
MS. 3.yy’dan sonra toplumsal hayata egemen olan hristiyanlık dini, yaşam ve kainata dair temel felsefesini, antik Yunan’dan aldığı, “her şeyin değişmeyen ve bir düzen içinde olduğu” olgusu üzerine kurmuştu. Bu felsefe çok uzun bir süre dünyaya yönetmişti. Ancak 1600'lü yıllar itibariyle filozoflar genel bir fikir birliği içinde olmasalar da evren ve tanrıya dair yeni anlayışlar geliştirmeye başlamışlardı. Tanrının varlığı ve bu dünyayla ilişkisi hakkında pek çok farklı görüş ortaya çıkmıştı;
Cisimleri hareket ettiren nedir? Gerçekten insanlar kainatın tek ve nihai özel yaratıkları mıdır, yoksa doğanın sadece bir parçası mıyız? Düşünceler nereden geliyor?
Artık yavaş yavaş felsefe, dini otoritelerin egemenliğinden kurtulmaya başlamıştı ve her görüş için “Tanrıya ait olsun ya da olmasın” bir kanıt arayışına, gözlem ve matematiğe başvurulur olmuştu.
Elbette bu çabaların sonucu Güney Avrupa için canlı canlı yakılmaya kadar gidebiliyor iken kuzey Avrupa’da işler biraz daha farklı gelişecekti.
17.yy’da farklı düşünen, entelektüel seviyesi yüksek, sorgulayıcı, iyi eğitim almış filozofların bağımsız dünya görüşleri pek doğaldır ki Güney Avrupa’da “Heretiklik” (dinde sapkın öğreti) olarak damgalanacak ve yasaklanacaktı.
İşte bu kitapta 17.yy’da oluşan bu fikir ve bilim mücadelesini büyük bir keyif ile izleyeceğinizden eminim. (Elbette 17.yy’daki bu gelişmeler temelini 13.-14. yy Roma şehir devletlerinde başlayan farklı bir akıma borçludur. Fakat bu kitabın konusu bu değildir)
Konu, eserin tanıtımını yapmak için açılmış olup link içermemektedir.
MS. 3.yy’dan sonra toplumsal hayata egemen olan hristiyanlık dini, yaşam ve kainata dair temel felsefesini, antik Yunan’dan aldığı, “her şeyin değişmeyen ve bir düzen içinde olduğu” olgusu üzerine kurmuştu. Bu felsefe çok uzun bir süre dünyaya yönetmişti. Ancak 1600'lü yıllar itibariyle filozoflar genel bir fikir birliği içinde olmasalar da evren ve tanrıya dair yeni anlayışlar geliştirmeye başlamışlardı. Tanrının varlığı ve bu dünyayla ilişkisi hakkında pek çok farklı görüş ortaya çıkmıştı;
Cisimleri hareket ettiren nedir? Gerçekten insanlar kainatın tek ve nihai özel yaratıkları mıdır, yoksa doğanın sadece bir parçası mıyız? Düşünceler nereden geliyor?
Artık yavaş yavaş felsefe, dini otoritelerin egemenliğinden kurtulmaya başlamıştı ve her görüş için “Tanrıya ait olsun ya da olmasın” bir kanıt arayışına, gözlem ve matematiğe başvurulur olmuştu.
Elbette bu çabaların sonucu Güney Avrupa için canlı canlı yakılmaya kadar gidebiliyor iken kuzey Avrupa’da işler biraz daha farklı gelişecekti.
17.yy’da farklı düşünen, entelektüel seviyesi yüksek, sorgulayıcı, iyi eğitim almış filozofların bağımsız dünya görüşleri pek doğaldır ki Güney Avrupa’da “Heretiklik” (dinde sapkın öğreti) olarak damgalanacak ve yasaklanacaktı.
İşte bu kitapta 17.yy’da oluşan bu fikir ve bilim mücadelesini büyük bir keyif ile izleyeceğinizden eminim. (Elbette 17.yy’daki bu gelişmeler temelini 13.-14. yy Roma şehir devletlerinde başlayan farklı bir akıma borçludur. Fakat bu kitabın konusu bu değildir)
Konu, eserin tanıtımını yapmak için açılmış olup link içermemektedir.
Moderatör tarafında düzenlendi: