Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"DİPLOMA TÖRENİ Geçenlerde Heybeliada Deniz Yedek Subay Okulunda bu ene orduya katılacak olan 52 deniz asteğmenine törenle diplomaları verildi. Bu 52 yağız genç, okuluda bulundukları zaman içinde kuvvetli bir eğitim görmüşlerdir...."
Bu haberin hemen altında ise fotoğrafları var. (5. Sayfa)
Vargı : Ben işte böyleyim (bu bazen iyi bazen de kötü bir şey). Koca dergi için onlarca incelenecek konu varken gelir bir detaya takılır kalırım. Ne demek istiyorum ? Kısaca yazayım.
Yıl 1961 değil ama 1960 yıllar. Ben Ceylanpınar Ortaokulunu bitirmiş (arkadaşlarımla birlikte) iyi bir öğrenciydim. Ancak okuma olanağım yoktu. Okuldan gerekli belgeyi aldım kalktım buradan tek başıma İstanbul'a gittim (15-16 yaşlarımda bir ilkgençlik dönemindeki insandım.) İstanbul'u ilk görüşümdü. Uzatmayayım giriş sınavı İstanbul Üniversitesindeki bir anfiye bizi aldılar. Kapıdan okullarımızadan aldığımız belgelerimizi topladılar. Anfide bizi yerleştiridiler. Sonra kağıt sınav soruları dağıtıldı. Komutanın biri "Sadece 5 adet matematik sorusu var. Klasik soru ... Test değil. Uzun uzun çözülecek , her detay kağıtta görülecek. 5 soru , süre 2 saat. Yarın da Heybeliada'da DENİZ LİSESİ'nde sözlü sınav var (şimdi mülakat deniyor). Orada olunacak. Bilmeyenler beklesin biz sınav sonucu onları gemi ile götüreceğiz. Bu gece misafirimiz olacaksınız. Yarın da sınava gireceksiniz."
Beş, on dakika sonra sınav salonundan homurdanmalar başladı. Bir sürü itiraz eden oldu. Sorular onlara göre çözülmesi olanaksızdı , sınavda böyle zor soru sorup şık işaretleme (o zaman yanıtı kafadan atma oluyor ya) değil de neden ille de klasik şekilde çözüm isteniyordu. İtirazlar kabul edilmedi elbette. Bir süre sonra sınava girenler boş kağıtları verip çıkmaya başladılar. Abartmıyorum ; tüm sınıftakiler boş kağıt , biri , ikisi yarım yamalak yarım soru (uğraşmış) çözmeye çalışmış ancak başaramamış olarak verdi çıktı (bunu orada gözetmen komutanlar söyledi.) Tüm anfi boşaldı. Yalnız 1 kişi kaldı. Ha bire çözüm için ek kağıt istedi. 5 sorunun her birinin değil 1 , 3-5 ayrı yöntemle çözümünü uzun uzun yaptı. Aynı sonuçları buldu. Bir tomar kağıdı götürüp komutana teslim etti. Alıp incelediler. İnanamadılar çocuğun üstünü başını aradılar. Hiçbir şey yoktu elbette ki. Çünkü kalemi bile onlar veriyordu. Bu şarttı. Şaşıp kaldılar. Gelip çocuğu kucaklayıp kucaklayıp öptüler , kutladılar....
Çocuk alalacele yakındaki yurda (gece orada kalmıştı) gidip valizini alıp geldi. Heybaliada'ya diğer gideceklerle birlikte gidildi. Her şey rüya gibiydi. Deniz, ada, ortam , sahil, kumsal , mayolu erke ve kadınlar.... İnanılmaz güzeldi ve tüm bunları ilk kez canlı olarak görüyordu.
Sınav saati geldi çattı. Sözlü sınava (mülakat) girmek için bekleme yerinde toplanıldı. İçeriden tek tek adlar okunuyor ve içeri girilip masada oturanların önüne gidiliyor. Sorular soruluyor , yanıt veriliyor. Sonuç hemen söyleniyor. Kazandın , kazanmadın , diye...
O çocuğun adı okundu. Girdi. Masadakiler "Bir tek matematik sorularını sen cevaplayabilmişsin. Senden başka hiç bir kimse tek soru bile çözen yok." Çocuk söylenenlere cevap vermedi. Önüne baktı. Hatta biraz utandı , sıkıldı. Sorular gelmeye başladı.
-- Adın Soy adın ....
-- ......
-- Nerede okudun ? (aslında tüm bu bilgiler onların önünde zaten vardı. Bunlar ısınma sorularıydı.
-- Ceylanpınar Orta Okulu mezunuyum.
-- En sevdiğin öğretmenin , öğretmenlerin ve nedenleri....
-- Okul müdürümüz ve Türkçe öğretmenimiz Selim Özel. Bana doğru konuşmayı, yazmayı , okumayı ve bunlar yardımı ile düşünebilmeyi öğretti. ..... Kimya öğretmenimiz İbrahim Borazan. Bize fen derslerinin neye yaradığını. Kimya öğrenirken gerçeğe ulaşmanın yolunun "Neden-Sonuç" ilişkisini kavrayabilmekten geçtiğini. Maddenin esas olduğunu.... Maddenin değişim geçirdiğini.... Ama yok olmadığını. Maddenin yoktan var edilemiyeceğini ... Vardan yok edilemiyeceği.... Mantığın temelini ....... öğretti bize....
Uzun uzun anllatı öğretmenlerini ve onların etkilerini , neden onları sevdiğini.... Her öğrenci bir iki soru ile çıkıp giderken , uzun uzun dinlediler bu çocuğu.
Çok beğendiler. Hayran bıraktın bizi , dediler.....
Ve asıl büyük masada oturan büyük komutanın önüne geldi çocuk. Çocuğun bilgi formu önüne geldi... Anlatılanları o da dinlemişti. Bu kez o sordu :
-- Nereden geldiniz Ceylanpınarına. Her halde babanın görevi nedeniyle Ceylapınara gittiniz. Anladık. Ama asıl nereden geldiniz oraya. Doğum yerin neresi ?
Çocuk cevap verdi.
-- Ben Siverek (Urfa) doğumluyum. Oradan Ceylanpınar'a gitmişiz. Babam Devlet Üretme Çiftliği'nde çalışmak için oraya gelmiş. Biz de o nedenle oraya taşınmışız. Komutan : Neeee yani sen Siverek doğumlu musun ? ..... (sesinde hayal kırıklığı ve hoşnutsuzluk doluydu.)
Çocuk baktı. Büyük komuntan elindeki kalemle çocuğun bilgi formuna ve fotoğrafının bulunduğu başvuru formuna kağıtların köşelerinden çapraz köşesine çizgi çekti. Yani kocaman çarpı koydu. Ve.... çocuğa : Komutan : Kaybetttin..... Çıkkkkk! Çocuk : Neden komutanım?.... Olamaz.... Kaybetmem olanaksız... Komutan : Kaybettin.... Sana hesap mı vereceğim ... Edepsiz... Atın bu çocuğu dışarı....
O çocuk bendim.... Bütün hayallerim yıkılmıştı.... Enkaz şeklinde Heybeliada'yı terk ettim....
Girişte te değinmiştim. Ben işte bazen küçük bir habere takılır kalırım. Binlerce düşünce , anı , görüş , deneyim üşüşür beynime , vücuduma (evet evet inanmayacaksınız bunlar tüm vücuduma üşüşür.) ... Sonra kendime sorarım "Kendine değin olanı anlatman doğru mı" eğer şu kanıya varmış isem "Anlatılan ben olabilirim ama bu toplumu ilgilendiriyor ise, toplumsal bir sorunu dile getiriyor ise , yani bireyden kalkıp topluma varıyor ise anlatmalısın dedo11 diyorum."
Umarım siz de bana hak verirsiniz. Eğer vermezseniz de hoş karşılarım...
Ben dergiyi okumaya devam edeyim... Ancak buraya yazacaklarım şimdilik bu kadar. Çok kısa ve dümdüz yazdığım bu anımı da ANIÖYKÜ türü şeklinde edebiyat değerlerine büründürerek yazacağım ileride (basılması amacıyla) ...