Elazığ

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Elaz.jpg


İL TRAFİK KODU : 23

Yüzölçümü : 9153 Km2

Nüfus (Genel) : 569616

Doğu Anadolu Bölgesinin güneybatısında, Yukarı Fırat Bölümünde yer alan Elazığ, doğu ve kuzeydoğusunda Bingöl, güneyde Diyarbakır, batı ve güneybatı Malatya, kuzeybatı Erzincan, kuzeyde de Tunceli ili ile çevrilidir. Genellikle dağlık ve engebeli bir arazisi olan Elazığ’ın güneyinde Hazar ve Maden Dağları ile Akdağ, doğusunda Güneydoğu Torosların uzantılarından Karaboğa Dağları bulunmaktadır. Güneydoğu Toroslar, Malatya ili sınırları içinde doğuya doğru uzanarak Elazığ’dan geçer ve Van gölünün güneyine doğru kıvrımlar halinde devam ederek ülke sınırları dışına çıkar. Elazığ’ın batısındaki Hasan Dağları (2.118 m.) ulaşır. Hasan Dağı’nın güneyinde Bulutlu Dağı (2.004 m.) , Karga Dağı (1.925 m.) ve Kamışlık Dağı (2.016 m.) yer alır. Elazığ (Harput) Ovasının güneyinde bulunan Meryem Dağının yüksekliği 1.490 m.dir. Sıra dağlar Elazığ ovasının kuzeyinde , yeniden yükselir, Beydoğmuş yöresinde 1.724 m.ye çıkarak, Keban Barajı çöküntü alanına kadar devam eder.

murat58_IMG_1103.jpg

Çöküntü alanından sonra doğuya doğru, önce Asker Dağını, sonra Palu İlçesinin doğusundaki Gökdere Dağını oluşturur. Kuzeye doğru yönelerek Bingöl ile olan doğal sınırı çizer. Burada bulunan Karaboğa dağlarının en yüksek noktaları, Elazığ’ın sınırları içinde kalır. Hazar Gölünün kuzeyinde 2.140 m. yüksekliğindeki Mastar Dağı, güneyinde de en yüksek dağ silsileleri Hazarbaba (2.230 m.) Dağını meydana getirir. Bunların dışında Elazığ’ın çevresinde sıralanmış küçük tepeler de bulunmaktadır. Bunlar; Boztepe, Rıdvantepe, Yalavuz Tepeleridir.

Kuzeyde Peri Suyu ve Keban Barajı Gölü, batı ve güneybatıda Fırat nehri doğal sınırlarını oluşturur. İlin en yüksek noktası Palu Dağı’nın güneydoğusundaki 2.620 m.lik yüksekliği ile Akdağ’dır. Elazığ, yer altı su kaynakları bakımından çok zengindir. İl topraklarını Fırat ve Murat Nehirleri, güneyde de Dicle’nin küçük bir kısmı sulamaktadır. Murat Nehri’nin önemli kollarından Peri Çayı, Elazığ’a 27 km. uzaklıktaki Haringet Çayı ilin diğer akasurlarıdır.

00046609.jpg

Elazığ’ın güneydoğusunda il merkezine 25 km. uzaklıktaki Hazar Gölü (Gölcük), tektonik bir göl olup, denizden 1.250 m. yüksekliğinde ve 22 km. uzunluğunda, 86 km2. lik alanı kaplamaktadır. Türkiye’nin en büyük yapay gölü olan Keban Baraj Gölü, 675 km2.lik bir alanı kaplar. Murat Vadisi boyunca 125 km. uzunluğunda olup, burada elektrik üretiminin yanı sıra balık üretimi ve su sporları da yapılmaktadır. Elazığ’ın 10 km. batısında bulunan Cip Çayı üzerindeki Cip Baraj Gölü, 800 hektarlık bir alanı sulamaktadır. Ayrıca Keban, Kralkızı, Karakaya ve Özlüce gibi baraj gölleri de il sınırları içerisindedir.

İlin alçak kesimleri Doğu Anadolu Bölgesi’nin güneyinde yer alan çöküntü alanıdır. İl toprakları genellikle alüvyonlu olup, verimli ovalarla kaplıdır. Bunlardan en önemlileri Ulu Ova ve Elazığ (Harput) Ovası’dır. Ayrıca Kuzova, Behremaz Ovası, Palu (Yarımca) Ovası da il sınırları içerisindedir. Elazığ’ın platoları ilin kuzeyinde, Harput çevresinde, Murat Nehrinin kuzey kesimlerinde ve Ağın yöresinde yer alır. Eski tarihlerde çok zengin olan orman örtüsü çeşitli nedenlerle tahrip edilmiştir. Günümüze gelebilen ormanlar daha çok koruluk ve çalılık niteliğindedir. Ancak, dağların yüksek kesimlerinde meşe ve huş ormanlarına rastlanır. Yüzölçümü 9.153 km2 olan Elazığ’ın toplam nüfusu 572.933’tür.

aydraHeykeli.jpg

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayi ve madenciliğe dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler, buğday ve arpadır. Diğer tahıl ürünleri ise şeker pancarı, tütün, pamuk, patates, soğan olup, kayısı, elma, vişne, dut, iğde, badem, çilek ve üzüm gibi meyveler de yetiştirilmektedir. Sebze üretimi baraj gölleri nedeni ile önemli ölçüde azalmıştır. Hayvancılık özellikle dağlık kesimlerde yapılır. Göçer aşiretlerinin yolları üzerinde oluşundan ötürü de hayvancılık canlıdır. Sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. Mera hayvancılığı, tavukçuluk ve arıcılık da geçim kaynakları arasındadır.

Ismail_Kilicaslan_IMGP2091.jpg

Türkiye’nin en önemli maden çıkarma ve işleme bölgelerinden olan Elazığ’da, bakır, florid, bakırlı pirit, çinko, kurşun, krom, mangenez, molibden, demir ve volfram yatakları bulunmaktadır. İlde, Simli Kurşun İşletmesi, Şark Kromları İşletmesi ve ferrokrom tesisleri bulunmaktadır. İmalat sanayii ise gıda, içki, çimento, yem, yapay gübre ve madencilik konularında yoğunlaşmıştır.

İlin merkez ilçe ile birlikte 11 ilçesi bulunmaktadır.

İlçe adları : Ağın, Alacakaya, Arıcak, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Maden, Palu ve Sivrice,

TARİHÇE

Elazığ, Doğu Anadolu’da Tarihi Harput Kalesinin bulunduğu tepenin eteğinde kurulmuş bir şehirdir. Deniz seviyesinden 1067 metre yükseklikte bulunan şehir hafif meyilli bir zemin üzerindedir. Elazığ’ın yerleşim yeri olarak tarihi yeni olmakla beraber bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ’ın tarihini devamı olduğu Harput’un tarihi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

00046617.jpg

Mevcut tarihi kaynaklara göre Harput’un en eski sakinleri M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Doğu Anadolu’ya yerleşen Hurrilerdir. Hurrilerden sonra bölgenin, Hitit hakimiyeti altına girdiğini görmekteyiz. Çok uzun sürmeyen Hitit hakimiyetinden sonra M.Ö. 9. Asırdan itibaren Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular Harput’ta uzun süre hüküm sürmüştür. Bugün bile tarihi heybetiyle ayakta duran Harput Kalesi Urartu devrinin izlerini taşımaktadır. Kale’de kaya içine oyulmuş merdivenler, tünel ve hücrelerle su yolu bulunduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 9. Asırdan beri bu kalesiyle müstahkem mevkii olarak bilinen Harput, en az 4000 yıllık bir maziye sahip bulunmaktadır.

Harput isminin ilk hecesi olan Har, taş (kaya) anlamına, son hecesi olan put (berd) ise kale anlamına gelmektedir. Günümüz Türkçesi ile Taş Kale anlamını taşımaktadır.

EzgiUlas_Harput_Kalesi.jpg

Harput’un; M.S. 1. asırdan 3. asra kadar, zaman zaman Romalıların siyasi ve askeri nüfuzunda kaldığını görmekteyiz. Ancak Romalıları Anadolu’dan çıkarmak için uzun ve çetin mücadeleler yapan Pontus Kralı Mithradates devrinde ve ondan sonraki zamanlarda el değiştirdiği de bilinmektedir. Bununla beraber, Miladi 3. asırda, İmparator Dioclatianus zamanından itibaren Harput bölgesi tamamen Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır.

Daha sonra Sasanilerle, Bizanslılar arasında devam eden harplerde daima ihtilaf hududu olarak görülen ve kimi zaman Sasanilerin, kimi zaman Bizanslıların hakimiyetine girerek el değiştiren Harput’ta Bizans hakimiyetinin ilk devresi 7. asrın ortalarına rastlar. Ancak Hz. Ömer zamanında Suriye ve Irak’ı ele geçiren Arapların 7. asrın ortalarına doğru Harput ve çevresini de zapt ettiklerini görüyoruz. Bu şekilde başlayan Arap hakimiyeti, 10. asrın ortalarına kadar devam etmiştir.
Harput’ta, Romalılar devrinde olduğu gibi, Araplar devrinde de etkin bir ize rastlanmamıştır. Bölge, daha çok Bizans ve Arap siyasi ve askeri gücünün gövde gösterilerine sahne olmuştur.

HHx.jpg

Harput’un Bizanslıların hakimiyetine ikinci defa geçişi 10. asra rastlar. Bizanslıların İslam alemine karşı giriştikleri büyük seferlerin ilk hedefi daima Harput olmuştur. Nitekim, ilk taarruzda Bizanslılar Harput’u ele geçirmişler ve burada bir vilayet teşkilatı kurarak kaleleri tahkim etmişlerdir.

Bizans tarihinde Harput, bugünkü söyleyişe çok yakın olarak “Harpote” diye geçmektedir. Aslında Harput bölgesi de “Mesopotamia” olarak adlandırılmaktadır. Harput’ta Bizans hakimiyeti aşağı yukarı 11. asrın sonuna kadar devam etmiştir.

Harput’un Türklerin Eline Geçişi :

Harput ve çevresi, 26 Ağustos 1071 Malazgirt muharebesinden sonra 1085 yılında Türklerin eline geçmiştir. Bu ise Selçuklular devrine rastlamaktadır.

Harput’un ilk Türk hakimi Çubuk Bey’dir. Çubuk Bey, burada diğer Selçuk ümerası gibi Selçuklu Sultanına bağlı olmak şartıyla bir hükümet kurmuştur. Kendisine oğlu Mehmet Bey, halef olduğu içindir ki, Harput tarihinde bu devire “Çubukoğulları Devri” denir. Çubukoğulları ve onlarla birlikte gelen Türkmenlerin Harput halkının ecdadını teşkil ettiğine şüphe kalmamıştır.

Harput’un Türkler tarafından alınmasına kadar sadece müstahkem bir kale hüviyetinde kalan bu yer, Türklerle beraber büyüyen bir şehir haline gelmiştir. Çubukoğulları devrinden sonra Harput’ta “Artukoğulları Devri” başlar. 12. asrın ilk yıllarında başlayan bu devir, 1234 yılına kadar devam etmiştir.

Artukoğullarının, Türkmenleriyle beraber Doğu Anadolu’ya gelip yerleşmelerinden sonra bir kol da Harput’a gelmiştir. Bunlara bu sebeple “Harput Artukluları” denmektedir.

Artukoğulları devrinde; adı hala Harput ve Elazığ’da anılan Belek (Balak) Gazi’nin Harput’un yetiştirdiği en ünlü Türk Fatihi olduğu bilinmektedir. (1965 yılında Harput Turizm Derneği tarafından Belek Gazi’nin, at üstünde güzel bir heykeli yaptırılmıştır.) Onun en önemli hizmeti, Haçlı seferleri sırasında görülmüştür. Selahattin Eyyubi ile mukayese edenler bile olmuştur. (Tarihçiler son araştırmalar ışığında Balak Gazi’nin asıl isminin “Belek Gazi” olduğunu ifade etmektedirler.)

Balakgazi’den sonra 1185 yılına kadar Harput’ta yine Artukoğullarından gelen Prensler, hüküm sürmüşlerdir. Bunlardan Fahrettin Karaaslan’ında Harput tarihinde unutulmaz yeri ve eserleri vardır. 1148-1174 yılları arasında Harput’ta hüküm sürmüş ve burada bulunan Ulu Camiyi yaptırmıştır.

1234 yılında Harput’ta Artuk Hanedanının hakimiyeti son bulur ve Harput Selçuklu Hanedanına ilhak olunur. Selçuklular devrinde Harput, bir Subaşı tarafından idare edilmiş ve bu devirde “ Arap Baba Camii ”ve bitişiğindeki türbe hariç önemli bir eser bırakılmamıştır.

rgashx-12.jpg

Anadolu Selçuklularının bölgedeki hakimiyeti sona erince, 14. asırda Harput’ta bir müddet İlhanlıların daha sonra da Dulkadiroğullarının hüküm sürdüklerini görüyoruz. Dulkadiroğulları devrinden sonra da Harput, 1465 de Uzun Hasan tarafından zapt edilmiş ve 40 yıl kadar Akkoyunluların idaresinde kalmıştır.

Akkoyunlulardan sonra 1507 yılında Harput, Şah İsmail’in idaresine geçmiştir. 1516 yılında Çaldıran muharebesinden sonra Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir.

Osmanlı İdaresine geçen Harput, başlangıçta Diyarbakır Eyaletine bağlı bir sancak halinde teşkilatlandırılmıştır. 1530 tarihli bir kayda göre Harput’ta o zaman 14 Müslüman, 4 ermeni mahallesi vardı. 19. Asrın sonlarında Harput’ta 2670 ev, 843 dükkan, 10 cami, 10 medrese, 8 kütüphane ve kilise, 12 han ve çeşitli büyüklükte 90 hamam bulunduğu Kamus-ül-a’lam’da belirtilmektedir.

Yukarıda tarihi devirlerinden kısaca bahsettiğimiz Harput, birbirine benzeyen sebeplerle tarihe karışan birçok eski Türk şehirleri gibi nihayet terk edilmiş ve yerini bugünkü Elazığ’a bırakmıştır. Bugünkü Elazığ, II. Mahmut zamanında, 1834 yılında şark vilayetlerinde ıslahata ve devlet otoritesini yeniden kurmaya memur edilen Reşit Mehmet Paşa zamanında halk arasında “ Mezra ” denilen şimdiki yerinde kurulmaya başlanmıştır.

00046623.jpg

Aynı yıl içinde (1834) hastane, kışla ve cephane binaları yapılmış Vilayet Merkezi Harput’tan buraya nakledilmiştir. Bu nakilde Harput’un artık bir hudut şehri olmaktan çıkması, gelişmeye elverişli olmaması, ana yollara sapa kalması, bilhassa kış mevsiminde ulaşım güçlüğü ve mezranın güzel bir şehir kurulmasına elverişli bulunması rol oynamıştır.

00046618.jpg

Yeni kurulan şehir önceleri eyalet ve bilahare vilayet merkezi olmuş, bir ara Diyarbakır vilayetine bağlı bir Sancak haline getirilmiştir. 1875’de Müstakil Mutasarrıflık, 1879’da da tekrar vilayet olmuştur. Osmanlı devletinin son yıllarında Malatya ve Dersim Sancakları da buraya bağlanmış 1921’de bu iki sancakta Elazığ’dan ayrılmıştır.

Sultan Abdulaziz’in tahta çıkışının 5. yılında Hacı Ahmed İzzet Paşa devrinde buraya tayin edilen Vali İsmail paşanın teklifi ile 1867 yılında “Mamurat ul -Aziz” adı verilmiştir. Fakat telaffuzu güç olduğundan halk arasında kısaca “ELAZİZ” olarak söylene gelmiştir.

Atatürk’ün 1937 yılında şehre teşrifleri sırasında Atatürk’ün teklifi ile “Azık İli” anlamına gelen “ELAZIK” adı verilmiş, bu isim daha sonra “ELAZIĞ” a dönüşmüştür.

00046625.jpg

Elazığ, yeni bir kent olduğundan eski eseri bulunmamaktadır. Bu tür yapılar Harput’ta toplanmıştır.Harput’tan günümüze gelen tarihi eserler arasında; Elazığ’ın 6 km. kuzeyinde bulunan Harput Kalesi, Harput Kalesinin yanındaki Meryem Ana Kilisesi (Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi, Yakubi Kilisesi) (MS.179), Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’un Camisi (1463) (1585 yılında yıkılmış yerine, Harput Müftüsü Hacı Ahmet tarafından bugünkü cami yapılmıştır 1843.) , Artukoğlu Melik Fahrettin Karaarslan’ın yaptırdığı Ulu Cami (1156), Kurşunlu Cami, Alacalı Cami ve Türbesi, Ağa Cami, Ahmet Bey Camisi, Merkez Camisi, Ahmetbey Camisi, Kale Camisi, Esadiye Cami, Meydan Cami, Arapbaba Mescidi ve Türbesi, Fatih Ahmet Baba Türbesi, Mansur Baba Türbesi Bekir Çavuş Mescidi, Ahi Musa Mescidi ve Türbesi, Zahribaba Mescidi ve Türbesi, İbrahim Baba Türbesi, Uryanbaba Türbesi bulunmaktadır. Harput'ta Türk sivil mimarisinin örneklerinden taş evler bulunmaktadır. Ayrıca, Hacı Hasan Hamamı, Cimşit Bey Hamamı (XVI.yüzyıl) ve Karaköçan İlçesine 18 km. uzaklıkta Karakoçan Kolan Kaplıcası, Harput Dabakhane Suyu, Elazığ’a 10 km. uzaklıktaki Buzluk Mağarası ilin doğal oluşumlarıdır.
 

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Dağlar

Elazığ, doğusundan, batısından ve güneyinden, Güneydoğu Torosların batı uzantıları ile çevrili olup, Güneydoğu Toroslar, Malatya ili sınırları içinde doğuya doğru uzanarak Elazığ’dan geçer. Van gölünün güneyine doğru kıvrımlar halinde devam ederek ülkemizin sınırlarını terk ederler. Bu dağların en yüksek noktasını İl’in batısındaki Hasan Dağları (2118 mt) oluşturur. Hasan Dağının güneyinde Bulutlu Dağı (2004 mt.) , Karga Dağı (1925 mt.) ve Kamışlık Dağı (2016 mt.) yer alır.

Elazığ ovasının güneyinde bulunan Meryem Dağının yüksekliği 1490 metredir. Sıra dağlar Elazığ ovasının kuzeyinde , yeniden yükselir. Beydoğmuş yöresinde 1724 metreye çıkarak, Keban Barajı çöküntü alanına dek sürer. Çöküntü alanından sonra doğuya doğru, önce Asker Dağını, sonra Palu İlçesinin doğusunda Gökdere Dağını oluşturur. Kuzeye doğru açılarak İl’in Bingöl ile olan sınırını çizer. Burada bulunan Karaboğa dağlarının en yüksek noktaları, Elazığ İl sınırları içinde kalır. Hazar Gölünün kuzeyinde 2140 metre yüksekliğindeki Mastar Dağı yer alır. Güneyinde ise en yüksek dağ silsileleri Hazar baba (2230 metre) dağını meydana getirir.

Nehirler

Elazığ, akarsu havzası açısından açısından İlin güney kesimi dışında bütünü ile Fırat Havzası içinde kalmaktadır. Fırat Havzası, Basra Körfezi Havzası’nın bir parçasıdır. Fırat Irmağı ile anılan havzanın sularını boşaltır. Fırat Doğu Anadolu’nun en önemli akarsuyudur. Keban ilçesine kadar olan bölümü başlıca iki ana koldan oluşur. Bunlar Karasu ve Murat Nehirleridir. Elazığ ilinin sularını ise Murat ve onun kolları boşaltır.

Murat Nehri

Murat nehrinin Palu İlçesi civarında Keban Baraj Gölü’ne karıştığı noktaya kadar olan uzaklığı yaklaşık 500 Km.dir. 42000 km2’lik akaçlama havzasıyla, Fırat’ın en önemli koludur. İlk kaynaklarını İl sınırları dışından, Van Gölünün kuzeyindeki Aladağ’ın kuzey eteklerinden alır. Gülizar Yaylalarından gelen pek çok suyuda toplar. Murat nehri, Ağrı’dan geçtikten sonra Güneybatıya yönelir. Bingöl’ün Genç İlçesini geçerek Elazığ topraklarına girer. Sürekli batı yönünde akarak Palu ilçesine ulaşır ve Keban Baraj Gölüne dökülür.

Fırat Nehri

Fırat nehrinin kolları olan Murat Irmağı ile Karasu, Keban İlçesinin kuzeyinde birleşir. Bu noktadan sonra oluşan Fırat Nehri, önce güneybatı yönünde akar. Keban İlçesinin Dummu yöresinden sonra Elazığ-Malatya İl sınırlarını oluşturacak şekilde geniş bir yay çizer ve Elazığ-Diyarbakır sınırına kadar gelir. Toplam uzunluğu 2800 Km.’dir.

Dicle Nehri

Hazar Gölü’nün Güneydoğusundan süzülen sular, Dicle Havzasının üç deresinden biri olan Behremaz Deresi ile birleşerek Dicle Nehrinin ilk kaynağını teşkil eder. Maden dağlarından ve Behramaz ovasının ortasından kuzeydoğu yönünde akan nehir, önce doğuya, sonra güneydoğuya yönelerek Maden İlçesini geçer ve İl sınırları dışına çıkar.

Peri Çayı

Murat nehrinin en önemli kollarından biridir. Saniyede ortalama 100-200 m3su akıtan Peri Çayı, Bingöl’ün Şeytan dağlarından doğar. Munzur dağlarından çıkan Munzur suyu ile birleşerek İl sınırlarımız içerisinde Murat Nehrine katılır.

Ovalar

Elazığ İlindeki ovalar genellikle depresyon alanlarına karşılık gelmektedir. Bu çöküntü alanlarının akarsuların taşıdığı maddelerle dolması sonucu oluşmuşlardır. Genellikle alüvyal topraklarla kaplı bu verimli ovaların, İl tarımında önemleri büyüktür.

Elazığ Ovası

Güneybatı- kuzeydoğu yönünde uzanan küçük bir depresyondur. Denizden yükseltisi 1000-1050 m.dir. 36 Km2 lik alanı kaplayan ova, bir çöküntü havzasının alüvyonlarla dolması sonucunda meydana gelmiştir. Ovanın kuzeyinde üzerinde tarihi Harput şehrinin yer aldığı eski bir aşının yüzeyine karşılık gelen geniş dalgalı yüksek bir düzlük bulunur. Elazığ Ovası, yükselmiş, yükselirken çarpılmış ve genel olarak güneye meyilleşmiş bu yontukdüz (Penelen) sahasından dik yamaçlarla ayrılmıştır. Ovayla bu yontukdüz arasındaki yamaçların dik oluşu ovanın kuzeyinde çok belirgin birikinti konilerinin meydana gelmesine yol açmıştır. Etrafı dağlarla çevrili ova güneye doğru eğilimlidir. Elazığ ovasının sularını Uluova’ya taşıyan Elazığ Deresi, Gümüşkavak boğazından geçer. Ovayı, Uluovadan ayıran eşik güneybatıda yer alan Meryem Dağı ile birleşir. Meryem Dağı ile Elazığ ovasının batı ve kuzeybatısındaki Sarını (Cip Çayı) suyunun direne ettiği Kuzova’ dan ayıran bir tepelik alan yer alır. Bugün Elazığ kentinin kurulmuş olduğu ova, gerçekte geniş depresyon dizilerinden biri olan Uluovanın bir parçasıdır.

Uluova

Güneydoğu Torosların uzanış yönüne bağlı ve Hazar depresyonuna paralel olarak, Güneybatı-Kuzeydoğu yönünde uzanır. Elazığ’ın en geniş ovasıdır. Kuzeyden kırık hatlar halinde uzanan, yükseltisi az Karakaya dağları ile çevrilidir. Güneyden Çelemlik, Mastar ve Kamışlık dağları dizisi ile sınırlanmıştır. Kuzeydoğuda Keban Baraj gölüne kadar uzanır. Ovanın uzunluğu yaklaşık 56 Km., genişliği l5 Km. kadardır. Yüzölçümü 325 Km2 yi bulur. Yükseltisi azalarak Keban Baraj Gölüne kadar sokulan bu ova, kalın bir alüvyal toprak tabakası ile örtülüdür. Ovanın ortasından Haringet Suyu geçer. Bu akarsu sağdan ve soldan kaynak suları ile beslenen birçok dereden oluşur. Haringet Suyu, yazın sulamada yoğun olarak kullanılır. Bu nedenle genellikle yaz aylarında Keban’a Baraj Gölüne ulaşmadan kurur. Uluovanın uzun ekseni boyunca yerleşmiş bulunan Haringet Çayının kuzeyinde tipik bir Piyetmont kuşağı (Dağeteği ovası) uzanmaktadır. Meryem Dağı kütlesinden Uluova’ya inen kolların oluşturduğu bu dağ eteği ovası kuşağı, aynı zamanda yoğun tarımsal faaliyetlerin görüldüğü bir alandır. Yerleşmeler, bu birikinti konileri üzerinde yer alırlar.

Kuzova

Kuzeye akarak Murat Nehri ile birleşen Cip (Sarını) Çayının iki yanında yer alan uzun bir ovadır. Kuzeye gidildikçe genişleyen denizden 900-1000 metre yükseklikte olan ovanın, yüzölçümü yaklaşık 110 Km2’ dir. Basamaklı bir durum gösteren Kuzova verimli bir ovadır. Sadece Sarını çayı vadisinde alüvyal topraklara rastlanır. Bu ırmağın suyu az olduğundan sulamaya yetmez. Bu nedenle ovada sulama amacına yönelik Cip Barajı yapılmış, birçok kuyu açılmıştır. Kuzova, Güneyde Tilki Tepe Karşıdağ-Kurt tepe-Kızıldağ ve Kekliktepe’den oluşan ve güneybatı ve kuzeydoğu yönünde uzanan ve bir sırtı andıran tepeler dizisi ile adeta iki bölüme ayrılmıştır.

Çok daha geniş bir alanı kaplayan asıl Kuzova’ya karşılık gelen ovanın kuzey bölümü bir senklinal halindedir. Kuzova havzasının doğusu volkanik bir araziden meydana gelir. Yaklaşık 48 Km2’ bir alan kaplayan bu volkanik arazi, Elazığ’ın 8-10 Km. kadar kuzeybatısında yer alan kısım “Karayazı” adıyla anılır. Burada doğu-batı yönlü bir kırık çizgisinden çıkmış olan olivinli bazaltlar kuzeye doğru ova eğimi yönünde akarak bir lave yelpazesi meydana getirmiştir.

Behremaz Ovası

Sivrice İlçesinin güneyindeki Hazar baba Dağı ile Maden dağları arasındaki Behremaz Deresinin iki yanında yer alan bir ovadır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanır. Hazar Gölüne yaklaştıkça genişler. Alüvyonlarla kaplı olan ovada, daha çok buğday, arpa, mısır ve fasulye ekimi yapılır.

Palu (Yarımca) Ovası

Palu ilçesinin batısında Murat Nehrinin taşımış olduğu eski alüvyonlarla kaplıdır. Daha çok buğday, şeker pancarı, mısır, arpa ve baklagiller ekimi yapılır.
Elazığ ilinde bu ovaların dışında, Harput’un kuzeyinde genellikle üzüm bağlarının yaygınlık kazandığı, meyve ve sebzeciliğin yapıldığı Mürüdü Ovası ile Harput’un kuzeyinde yaz aylarında suyu kuruyan Çakıl Deresi çevresinde Zahini Ovası vardır. Bu ovalarda nohut, arpa, buğday ve burçak ekimi yapılmaktadır.

Platolar (Yaylalar)

İl alanı daha çok dağlar ve platolarla kaplıdır. İl toplam alanının çoğunu platolar oluşturur. Platolara Elazığ’ın kuzeyinde Harput çevresinde Murat Nehrinin kuzey kesimlerinde ve Ağın yöresinde rastlanır. Hayvancılık faaliyetinin yoğunluk kazandığı alanlar, İl’in doğusunda Bingöl ile sınır oluşturan Karaboğa Dağlarında Gökdere ve Akdağ üzerindedir. Urfa yöresinde kışlayan göçerler, Mayıs sonu ve Haziran ayı başlarında Siverek ve Ergani üzerinden Palu çevresine gelirler. Bir bölümü yöredeki yaylalarda kalır, bir bölümü ise Bingöl dağlarındaki yaylalara göçerler.

Hazar Gölü (Gölcük)

hazar.jpg


İlin Güneydoğusunda bulunan ve İl merkezine 25 Km. uzaklıkta, Elazığ-Diyarbakır Karayolu’na paralel olan Hazar Gölü, tektonik bir göldür. Güneyinde Hazar baba Dağı bulunan göl, Uluova’dan Mastar Dağlarıyla ayrılır. Denizden 1250 mt. yükseklikteki gölün uzunluğu yaklaşık 22 Km. en geniş yeri ise 5-6 Km. ‘dir Yüzölçümü 86 Km2.’yi bulan gölün derinliği 200-250 metre arasında değişmektedir. Hazar Gölünden turistik ve ekonomik olarak yararlanılmaktadır.

Keban Baraj Gölü

keban.jpg


Keban Baraj Gölü Türkiye’nin en büyük yapay gölüdür. Doğal Göller arasında 675 km2’lik alanıyla 3. sırada yer almaktadır. Baraj Gölünün Murat vadisi boyunca uzunluğu 125 km.dir. Genişliği yer yer değişmektedir. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yansıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmektedir.

Cip Baraj Gölü

İlimizin 10 km. batısında bulunan Cip Barajı, Murat Nehri ile birleşen Cip Çayı üzerinde ve Cip Köyünün güneyinde yer almaktadır. Barajın yapımıyla oluşan göl sularıyla 800 hektar alan sulanmaktadır. Göl çevresi ise mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

İklim

Doğu Anadolu Bölgesinin güneybatısında yer alan Elazığ İlinde bölgenin diğer bölümlerinden oldukça farklı ve karakteristik bir iklim dikkati çekmektedir. İlin gerek coğrafi konumu, gerekse morfolojik özellikleri bu elverişli durumun ortaya çıkmasında en büyük etken olmuştur. İlde karasal iklim egemen olup, kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. Ancak il çevresinde oluşturulan baraj gölleri, iklimde kısmen sapmalar göstermektedir.

ULAŞIM

Elazığ, Doğu Anadolu’yu batıya bağlayan yolların bir kavşak noktası konumundadır. Elazığ’dan; Elazığ-Bingöl, Muş, Van, Elazığ-Diyarbakır, Elazığ-Tunceli, Erzincan, Erzurum, Elazığ- Malatya karayollarıyla; Elazığ-Muş,Tatvan ve Elazığ- Diyarbakır tren hattı geçmekte olup, hava yolu ile ulaşım Ankara’ya ve Ankara bağlantılı İstanbul, İzmir ve Antalya’ya yapılmaktadır.

Batıdan gelen karayollarını, doğunun çeşitli illerine bir yelpaze gibi bağlayan Elazığ, bu bölgenin önemli bir ulaşım merkezidir. Genel olarak; Ankara, Kayseri, Malatya yönünden Elazığ’a gelen, Bingöl, Muş yönüne giden; Adana, Kahramanmaraş, Malatya yönünden Elazığ’a gelen, Tunceli, Erzurum yönüne giden; Mardin, Diyarbakır yönünden Elazığ’a gelen ve Keban-Arapkir-Sivas yönüne giden devlet yolları Elazığ’ın başlıca ana yollarıdır.

Hava Yolu Ulaşımı

uak.jpg


Elazığ’dan, haftanın her günü , Türk Hava Yolları uçakları ile Ankara’ya Salı, Perşembe ve Cumartesi günleri ise Ankara bağlantılı İstanbul, İzmir ve Antalya’ya tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır.

Karayolu Ulaşımı

İlde karayolu ile ulaşım, hemen hemen tüm bölgelere (bu bölgelerdeki bazı illere) özel otobüs işletmeleri tarafından sağlanmaktadır.

Demiryolu Ulaşımı

tren.jpg


Elazığ İl merkezi Malatya’dan gelerek Maden ve Ergani ilçesi üzerinden Diyarbakır’a giden demiryoluna 1934 yılında açılan Yolçatı - Elazığ hattıyla bağlanmış, bu hat Elazığ İlinden geçerek Tatvan’a ulaşmaktadır. Bununla birlikte Elazığ’dan İstanbul’a ve Adana’ya demiryolu ile yolcu ve yük taşımacılığı yapılmaktadır.

Feribot Ulaşımı

feri.jpg


Keban Baraj gölü üzerinde, Elazığ-Pertek, Elazığ-Çemişgezek, Elazığ-Ağın arasında ulaşım feribotla sağlanmaktadır. Bu feribotlar belirtilen ilçe belediyeleri tarafından işletilmektedir.
 

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Harput Kalesi

harputkale.jpg


Elazığ’ın güneydoğusunda Elazığ Ovası’na hakim kayalar üzerinde bulunan Harput Kalesinin ilk yapımı Urartu dönemine kadar inmektedir. Kale içerisindeki kayalara oyularak yapılmış odalar ve gizli geçitler Urartu döneminden kalmıştır. Tarihi belgelerden kalenin Roma, Bizans ve Arapların da eline geçtiği öğrenilmektedir.

Kalenin yapımı ile ilgili bir söylentiye göre taşların harcına daha sağlam olabilmesi için süt katılmış ve bu yüzden de bu kaleye Süt Kalesi ismi de yakıştırılmıştır.

Artukoğullarının yöreye hakim olmasından sonra Artukoğlu Belek 1115’te bu kaleyi ele geçirmiştir. Artukluları izleyen dönemlere kale birkaç kez onarılmış ve yeni eklemeler yapılmıştır. Kale üzerindeki kitabelerde ilk onarımın ve yeni ilavelerin Nizameddin İbrahim tarafından 1205’te yapıldığı öğrenilmiştir. İç ve Dış kaleden oluşan bu kalenin bir bölümü Nizameddin İbrahim döneminde saray-köşk olarak da kullanılmıştır. Bunun ardından Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış, bu onarımları belirten kitabeyi de kale üzerine yerleştirmişlerdir. Dulkadiroğullarının yapmış olduğu onarımlar moloz taştan olduğundan ötürü diğerlerinden ayrılmaktadır. Özellikle Akkoyunlu Uzun Hasan bu kaleye önem vermiştir. Emir Ali Bey kaleyi ve burçlarını yenilercesine onarmıştır. Buradaki burçlarda görülen arslan ve boğa mücadelelerini yansıtan kabartmaların Urartulardan önceki dönemlere ait olduğu sanılmaktadır.

Kalenin girişi doğuda ve Harput’a bakan yöndedir. Bunun dışında kuzeyde Metris, batıda Dağ Kapısı ismini taşıyan iki ayrı kapısı daha bulunuyordu. Dış ve İç kale olarak iki ayrı bölümü olan kale, kesme ve kaba yontma taşlardan yapılmış, duvar işçiliğinde de oldukça ileri bir düzeye erişilmiştir. İç Kale oldukça küçük bir alanda yapılmış olmasına rağmen burada bir cami, arasta, su sarnıçları ve ambarlar da yapılmıştır. Bunların yanı sıra Munzuroğlu Konağı, Köseoğlu Konağı da burada yapılmıştır. Ancak bu konaklardan hiç birisi günümüze ulaşamamıştır.

XIX.yüzyılda bu kalenin içerisi yerleşime açılmış ve burada toprak damlı yöresel evlerde insanlar yaşamıştır.

Palu Kalesi

syapici_palu_kalesi.jpg


Elazığ ili Eski Palu yerleşiminde Murat nehri'nin kuzeyindeki alanda kayalık bir kütle üzerinde oluşturulan kale yapısı, mevcut sur duvar izleri ölçeğinde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda gelişmiş, Güney ve doğu eteklerinde Murat suyu ile kuşatılmış, yalnız Palu, Kovancılar, Karakoçan alanını değil aynı zamanda Murat Nehri'nin doğu ve batı geçtiği noktaları da denetim altında bulunduran hakim bir konuma sahiptir. Kuzey ve batıdan da sarp kayalıklarla korunmuş ve dünyada bir eşi olmayan bu doğal korunaklı tüm çevreye hakim ve görkemli konumuyla Urartular'ın yerleşim geleneğindeki tüm koşulları taşıyarak bu yönüyle başı çekmektedir. Batı yönünden yapıldığı öngörülen girişten itibaren, kuzeydoğuya doğru dikleşerek devam eden ve çeşitli kırılmalarla kayalık alanın zirvesine ulaşan sur duvarları, kesintilerle birlikte doğuya doğru devam edip, tapografik koşullarla birlikte önce güneye hemen devamında güneybatıya doğru devam eder. Sur duvarlarının en büyük kesintisini oluşturan bu bölümün devamında, sur duvarları güneydoğu köşede tekrar yakalanır. Bu noktada sert bir kırılma ile kuzeydoğuya dönen surlar, yine çeşitli kırılmalar ile birlikte, doğu eksendeki olası kapı girişine ulaşır.

Urartu sur kalıntılarının yanında ağırlıklı olarak Ortaçağ karakterli ve oldukça tahrip olmuş olan sur duvarları, kendi içinde farklı dönem izlerini yansıtsa da, detaylı araştırma ve kazılar yapılmadan dönemlendirmelerin yapılması oldukça zor görünmektedir. Ortaçağ kaynaklarında, Çubuk Bey'in fethettiği ve ilk beylik merkezini kurduğu bir kale olarak, Bizans Dönemi sonrasında Çubukoğulları ve devamında Artuklular Dönemi'nde yoğun olarak kullanılmıştır. Artukoğlu Belek Gazi'nin ilk beylik merkezini kurduğu ve düğününü yaptığı merkez olarak, kale içindeki I Nolu yapının da bu bağlamda saray ya da köşk olarak kullanılmış olması gerektiği düşünülmektedir ki, yine kale içinde mevcut olan Urartu Dönemi Menua yazıtından, kalenin Urartu Dönemi'nde de kullanıldığını bilmekteyiz. Urartu Dönemine ilişkin kiklopik tarzdaki sur duvarlarına, doğu yönde kısmen rastlanılmış olup, bu dönem kalesinin bir diğer izinin güney eksen yönünde daha aşağı kodda görülmesi, Urartu kullanımının bazı yönlerde daha faklı olarak şekillendiğini düşündürür. Özellikle kuzey yönde ve kuzeybatı alanlardaki kayalıkların dik yapısı ve sur temel yatakları, bu yönlerin aynı çerçevede kullanıldığını düşündürse de, sur duvar izlerine rastlanılmamıştır. Ancak, 1170 rakımlı zirve noktasında yer alan düzeltmeler, bu alanda bir sur duvarından çok mekan kurgusu olduğunu düşündürür. Bu durumda Menua yazıtında anılan "Haldi Tapınağı"nı, bu alanda aramak gerekebilir.

PaluKalesiKitabesi.jpg


Palu Kalesi'nin içinde yer alan kimi mekanlar ve diğer buluntular, en az kale kadar ilginç ve önemlidir. Bu buluntulardan "Menua Yazıtı" ya da literatürdeki adıyla "Palu Yazıtı", kentin bilinen en eski adı olarak "Şebeteria" adını vermesi bakımından oldukça önem taşır. Her ne kadar Urartular'ın kaleyi ve bölgeyi ele geçirmesi ile birlikte Şebeteria'nın fethedildiği belirtilmekteyse de fethedilen ve Urartu'nun eyaleti olan bu kent adı, Urartu öncesi halkların verdiği isimdir.

syapici_palu_kaya_mezari_01.jpg


Urartu Dönemi'nin kale içinde yer alan en ilginç yapıları arasında, kale kayalıklarının kuzeybatı yönünde yer alan ve ulaşılması oldukça zor olan kaya mezarlarıdır. Başkent Tuşpa (Van) örneklerinde olduğu gibi çok odalı olarak planlanan ve planlamadaki üç ayrı kaya mezarının bulunması, Palu ve kalesi için oldukça önemlidir. Olasılıkla eyalet yöneticileri olup, kraliyet soyundan gelenler için yapılmış bu kaya mezarları hakkında çok sayıda yayında tanıtımlar yapılmıştır. Kalenin Urartu dönemine ait Menua'ının kitabesinin yanında çok odalı üç adet kaya mezarları, iki adet su sarnıcı, üç adet kaya tüneli ki; bunlardan iki tanesi murat nehrine kadar inen inen basamaklıkaya tünelidir. Murat nehrine kadar inen kaya basamakları, kutsal alan, kaya tapım nişi ve tören alanı, kaya oyuğu, ana kayaya açılan su yatakları bulunmaktadır. Bu döneme ait eserler büyük oranda sağlam olup çevre ve iç temizliği yapılarak turizme kazandırılabilir. Ortaçağ Türk Dönemi buluntuları arasındaki dönemlere ait çok fazla buluntu yoksa da, yapılacak bilimsel kazılarda çok önemli sonuçlara ulaşılacağı kuşkusuzdur. Buna karşın, Bizans Dönemine tarihlendirilen ve yerel halk arasında "zindan" olarak tanımlanan iki adet sarnıç yapısı, dönem koşulları içinde tam donanımlı ve yeterli sayıdaki kale muhafızları ile halkın sığınması durumunda, 5.000 kişiye bir yıl süre ile yetecek su kapasitelidir. Bu iki sarnıç yapısı dışında, kalenin doğu ucunda yer alan ve saray yapısı olduğu varsayılan I Nolu Yapı ile, hemen güneyindeki sur duvarları üzerinde temelleri görülen II Nolu Yapı, Belek Gazi'nin kullandığı yazlık ve kışlık saraylar olsa da, özellikle I Nolu Yapı Bizans Dönemi eseri olarak değerlendirilmektedir.

Kalede günümüze kadar herhangi bir bilimsel kazı yapılmadığı gibi, kale ile ilgili diğer çalışmalar da çok yeterli ve detaylı değildir.

Ağın (Hastek) Kalesi

rgashx-13.jpg


Elazığ, Ağın ilçesinde bulunan Ağın Kalesi Arapkir Çayı’nın kuzeydoğusundaki kayalar üzerinde yapılmıştır.

Bu kalenin ne zaman yapıldığı da kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bazı kaynaklarda bu kalenin Roma döneminden kaldığı belirtilmiştir.

Günümüze yalnızca kalıntıları gelebilmiştir.

Denizli Kervansarayı (Vakıf Han)

Elazığ’dan geçen Bağdat kervanyolu üzerinde bulunan Denizli Kervansarayının kitabesi bulunmamakla beraber mimari yapısından Selçuklu döneminde, XIII.yüzyılda yapıldığını ortaya koymaktadır.

Klasik Selçuklu kışlık kervansaray plan düzenindedir. Bir bakıma da Selçuklu hanları ile yakın benzerlik göstermektedir.

Kervansarayın anıtsal bir kapısı vardır. Kesme taştan yapılmış olan kapı profillerle çerçeve içerisine alınmıştır. Girişin üzeri tonozla örtülürdür. Buradaki iki kadın figürü dikkati çekmektedir. Eyvan görünümündeki giriş bölümünün iki yanında iki oda bulunmaktadır. Bunlardan birisinin mescit olması kuvvetle muhtemeldir. İç mekan iki dizi kalın paye ile üç bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri tonozlarla örtülmüştür.

Bu kervansaray da günümüze harap bir durumda gelmiş olmasına rağmen kalıntılardan yapı üslubu ve plan düzeni anlaşılmaktadır.

Hacı İbrahim Şah Kervansarayı

Elazığ Keban ilçesinde, Elazığ-Çemişkezek yolu üzerinde Hacı İbrahim Şah Köyü’nde bulunan kervansarayın mimari üslubu ve plan düzeninden XII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüze harap bir durumda gelmiştir. Dikdörtgen planlı olan kervansarayın ortasında bir avlu bunun çevresi iki sıra halinde kısa ve kalın payelerle üç bölüme ayrılmıştır. Bunların da yanında beşik tonozla üzerleri örtülmüş bölümler bulunmaktadır.

Bu han ve kervansarayların dışında Keban barajı nedeniyle Harput çevresinde ortadan kalkmış veya yıkılmış bazı yapılar daha bulunmaktadır. Bunların başında Sultan IV.Murat döneminde yapılmış Harput Murat Hanı, Elazığ-Malatya yolu üzerinde, Fırat Nehri kıyısında Kömür Hanı, Ağın-Kemaliye yolunda da Arnavut Hanı bulunuyordu.

Harputtaş, Karpata (Elazığ-Harput)

Elazığ (Harput), Paleolitik Çağdan (yontma taş) itibaren çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan olmuştur.

Elazığ, eski çağlardan bu yana bir çok toplumun yerleştiği, farklı kültürlerin geliştiği bir yer olmuştur. Özellikle yöredeki höyüklerde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen kalıntı ve buluntuların çeşitliliği, köklü bir tarihe ve kültür varlığına sahip olduğunu göstermektedir.

HARPUT.jpg


Elazığ yöresindeki ilk arkeolojik araştırmalara 1945 yılında başlanmış ve belirli aralıklarla sürdürülmüştür. Geniş çaplı arkeolojik araştırma ve kazılara Keban Baraj Gölü altında kalacak olan yerleşim alanlarının kurtarılması amacıyla 1960’larda başlanmıştır.

Doğu Anadolu’nun kültür tarihini aydınlatan Ağın, Kalaycık, Aşvan, Boytepe, Fatmalı-Kalecik, Kaşpınar, Haraba, Han İbrahim Şah, Korucutepe, Norşuntepe, Tepecik, Tülintepe, Körtepe, Değirmentepe kazıları yöredeki ilk yerleşimin Paleolitik Çağda başladığını göstermiştir. Ayrıca yöre tarihi ile ilgili ilk yazılı bilgiler de Hitit ve Asur tabletlerinden öğrenilmiştir. O yıllarda Harput önemli bir yerleşim merkezi idi.

M.Ö. XIX. yüzyılda bulunan Asurlular’a ait çivi yazılı tabletlerde rastlanılan Karpata isminin eski Elazığ olan Harput ile bağlantılı olduğu sanılmaktadır.

M.Ö.XIII.yüzyıla tarihlendirilen Hitit dilindeki çivi yazılı bir tablette Harput, Harputtaş olarak adlandırılmış ve Harputtaş, Harziuna ülkesinin dört şehrinden birisi olarak gösterilmiştir. Prof.Bossert, Hitit tabletlerinde ismi geçen Harputtaş’ın bugünkü Harput’un olduğunu ileri sürmüştür. M.Ö.IX. ve VIII. yüzyıl Hitit kitabelerinde de Harput’un ismi Harputtavanas olarak geçmektedir. M.Ö.900-650 yıllarında Urartular Harput’a Supanı adını vermişlerdir.

Osmanlı Döneminde bu kente Mezra ismi verilmiş, Sultan Abdülaziz zamanında yapılan imar çalışmalarından sonra Sultan Abdülaziz’in yaptırmış olduğu yeni binalardan ötürü Mamuretul Aziz (Sultan Aziz’in mamur ettiği yer) ismi yakıştırılmış, sonradan bu isim halk arasında Elaziz’e, ardından da Elazığ’a dönüşmüştür.

00438638.jpg


Elazığ-Harput yöresinde XX.yüzyılın ikinci yarısında başlayan, İstanbul Üniversitesinin yaptığı kazılarda yörenin ilk halkının Hurriler olduğu açıklık kazanmıştır. Burada ele geçen tabletlerden öğrenildiğine göre, Hurriler Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir bölümüne yayılmış, M.Ö.II bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak, sınırlarını genişletmişlerdir. Hurrilerden sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.

Urartuların bölgeye egemen oldukları M.Ö.IX. yüzyıla tarihlendirilen kitabelerden Palu, Kömürhan ve Bağın’da da aynı döneme tarihlenen eserlerle karşılaşılmıştır. Bunlardan günümüze ulaşan Harput Kalesinin de Urartular zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.

M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş, onları Persler izlemiş ve yöre Pers Satraplarınca yönetilmiştir. Büyük İskender’in Anadolu’ya egemen olmasından sonra İskender’e yenik düşen Pers ordusu bölgeden çekilmiş ve hakimiyet tamamen Helenlere geçmiştir. Bununla beraber Perslerle olan mücadele hiçbir zaman sona ermemiş, çatışmalar daha sonraki dönemlerde Romalılara kadar da uzanmıştır. Bizans döneminde ise Fırat’ın batısı Bizans, doğusu Sasaniler, hakimiyetine girmiştir.

M.S.I.-III.yüzyıllarda Harput’a hakim olan Romalılar ,madencilikte ileri olup yörede maden işletmeleri kurmuşlardır.

00438640.jpg


Sasaniler’le Bizanslılar arasında zaman zaman el değiştiren Harput , VII.yüzyılın ortalarında Bizanslıların egemenliğine, daha sonra da H.z.Ömer zamanında Arapların hakimiyetine girmiştir. X.yüzyılda ikinci defa Harput’u ele geçiren Bizanslılar burada bir vilayet teşkilatı kurmuşlardır.

Harput ve çevresi 1071 yılında kazanılan Malazgirt savaşından sonra 1085 yılında Türklerin eline geçmiştir. Yöredeki İlk Türk egemenliği Çubukoğulları ile başlamış, Harput’a Türkmen boyları yerleştirilmiş ve kent onarılmıştır. Artukoğulları Harput’ta 1113-1234 yıllarında hakimiyet kurmuşlardır. Artuklular döneminde Harput bir bilim, kültür, sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat ,Artukluların egemenliğine son vererek Harput’a egemen olmuştur. Selçuklular zayıfladıktan sonra Harput’a, Moğol akınları başlamış ve Artuklu ve Selçuklu kültür birikimlerini de önemli ölçüde tahrip etmişlerdir. İlhanlılardan sonra Harput’a 1339 yıllarında başlayıp 1465 yılına kadar sürecek olan Dulkadiroğulları dönemi başlamıştır. Harput ve yöresi 2465’te Akkoyunluların eline geçmiş, bu dönemde Harput’ta sikke basılmış, kültür, sanat ve bilim alanında büyük gelişim göstermiş, çok sayıda din adamı ,bilim adamı ve sanatkar yetişmiştir. Harput 1507 yılında Safaviler’in eline geçmiş, Yavuz Sultan Selim tarafından 1515’te Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.

Yusuf Ziya Paşa Külliyesi Hanı (Keban)

Elazığ, Keban ilçesinde Çarşılar Mahallesi’nde bulunan Yusuf Ziya Paşa Külliyesinin bir bölümünü oluşturan han külliye ile beraber XIII. yüzyılda yapılmıştır.

Günümüze yalnızca giriş kapısı ile bazı duvarları gelebilmiştir. Kesme taş ve molozdan yapılan hanın en ilginç yönü girişin yanlarındaki hayvan kabartmalarıdır. Ayrıca giriş kapısını çerçeveleyen silmeler üzerindeki rozetler kapının hanın yapılışından sonra onarıldığını ve bu dönemde yenilendiğini göstermektedir.

Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi

00044771.jpg


Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi 1965 yılında Harput’taki Alacalı Cami’de açılmış, daha sonra Elazığ’da PTT binası yanında bulunan Belediye Başkanlığı’na ait bir binaya taşınmıştır. Bunun ardından Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi kampusü içerisinde bulunan yeni binasına 1981’de taşınmış ve müze 1982 yılında ziyarete açılmıştır.

Müzede yörede bulunan Neolitik, Kalkolitik, Erken Tunç, Orta Tunç, demir Çağı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bunların yanı sıra yöresel etnoğrafik malzeme de müzede yer almaktadır. Elazığ Müzesi arkeolojik eserler, dokuma halı ve kilim ile etnoğrafik eserler bölümlerinden oluşmuştur.

00044774.jpg


Müzenin en önemli eserleri arasında, bölgenin en eski keramik tipi olan Karas keramikleri, Boyalılar keramikleri bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Keban Barajı ve Tepecik kazılarından ortaya çıkan eserler; Korucutepe, Norşuntepe, Pulur Höyüğü buluntuları da onları tamamlamaktadır. Ayrıca müzede Urartu kitabeleri, Urartu keramik ve maden eserleri, Roma dönemine tarihlenen cam eşyalar, Sasani, Eyyubi ve Osmanlı sikkeleri, damgalar, silindir mühürler, Urartu mühürleri de bulunmaktadır.

Elazığ Müzesinin etnoğrafya bölümünde yerel giysiler, halı, kilim, heybe gibi aşiretlerden derlenen eşyalar da sergilenmektedir. Tunceli’den getirilmiş bulunan koç ve at şeklindeki mezar taşları da müzedeki ilginç eserler arasındadır.

Harput Müzesi

Elazığ Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesinin yönetimindeki Harput Müzesinde yöresel el sanatları ile etnoğrafik eserler sergilenmektedir.

Müzede Selçuklu, Artuklu, Dulkadiroğulları ve Osmanlı dönemlerine ait Elazığ’ın ünlü bakır eserleri, çeşitli araç ve gereçler, ateşli ve kesici silahlar bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Harput’a özel Çolle denilen giysiler, Osmanlı subay kıyafetleri, taş mühürler, cam lambalar ve yazma eserler de sergilenmektedir.
 

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Surp Kevork Manastırı

Elazığ Keban ilçesinde, Ulukent Köyü’ndeki manastır iki katlı bir yapıdır. Ne zaman yapıldığı da kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısının yanındaki panoda Surp Kevork’un resminin bulunmasından ötürü kilisenin Surp Kevork’a adandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca buradaki bulunan bir yazıdan da manastırın l064’de yapıldığı öğrenilmektedir.

Manastır dikdörtgen planlı bir yapı olup yanlarında müştemilat binaları bulunmaktadır. İbaret mekanın üzeri tonozla, apsid kubbesinin olduğu bölüm ise kubbe ile örtülmüştür. Ancak kubbeli bölüm yıkılmıştır. Apsid’in iki yanında hücreler bulunmaktadır. İç mekan ve özelikle apsid bölümü fresklerle bezeli olup bunların bazıları dini sahneleri kapsamakla beraber yer yer bitkisel bezemeler burada görülmektedir.

Meryem Ana Kilisesi

Elazığ Harput Kalesi’nin yanında bulunan bu kilise Meryem Ana’ya adanmış bir Süryani kilisesidir. Kilisenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Mardin’deki Süryani Metropolitliği kayıtlarından 1179 ve 1845 tarihlerinde onarıldığı öğrenilmektedir. Bu durumda kilisenin X.yüzyıldan kaldığı sanılmaktadır. Kilisenin yanındaki kale ile bağlantısı ovardır ve her ikisinin arasında kayalara oyulmuş gizli yollar bulunmaktadır.

Kayalar üzerinde yapılmış olan bu kilise dikdörtgen planlıdır. Duvarlarından biri doğal kayalığa dayanmıştır. Apsid dışarıya doğru kavisli ve taşkındır. Apsid önü yarım kubbe ile örtülmüştür.

Ermeni Kilisesi

Elazığ Keban ilçesinde Çayırbaşı Mahallesi’nde bulunan Ermeni Kilisesi dikdörtgen planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. Apsid bölümü diğer kiliselere göre oldukça dik bir görünümdedir.

İbadet mekanı sütunlarla üç nefe ayrılmıştır. Günümüze iyi bir durumda gelmiş olan kilisenin duvarlarında fresk izlerine görülmektedir. Yörede Ermeni cemaati olmadığından ötürü kullanılmamaktadır. Uzun süre depo işlevi sürdürmüştür.

Palu Kilisesi

Elazığ Palu ilçesinde bulunan bu kilisenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze harap bir durumda geldiğinden ötürü mimari yapısından da bir bilgi edinilememektedir. Ayrıca kime ithaf edildiği de anlaşılamamıştır.

Kilisenin ibadet mekanı dört büyük kemerin taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Apsid bölümü dışarıya doğru çıkıntılı olup, apsid önündeki bölümün üzeri tonozludur. Duvarlarında İncil’den alınmış sahneleri içeren freskler bulunmaktadır.

Saat Kulesi

Elazığ Maden ilçesinde bulunan saat kulesi, Sultan II.Abdülhamid’in tahta çıkışının 25.yılında Diyarbakır Valisi Halit Bey tarafından 1901-1902 yılında yaptırılmıştır.

Saat kulesi kare planlı olup, dikdörtgen gövdelidir. Yukarıya doğru daralan gövde saatin bulunduğu yerde kareye dönüşmüştür. Kulenin üzerini geniş saçaklıklı bir kubbe örtmektedir. Kuleye yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Kesme taş ve tuğladan olan kulenin gövdesi üzerinde tuğlalardan şeritler yapılmıştır.

Bu saat kulesi günümüze gelememiştir. Bir fotoğrafı da bulunmayan kulenin çizimini Doç.Dr.Hakkı Acun yapmıştır.

Arap Baba Türbesi

Elazığ, Harput’taki Arap Baba Türbesi, Arap Baba Mescidinin altında bulunmaktadır. Mescit ve türbeyi mescidin kitabesinden öğrenildiğine göre Anadolu Selçuklularından IV.Kılıçarslan’ın (1261-1266) oğlu III.Gıyaseddin Keyhüsrev (1266-1281) zamanında, 1279 yılında yaptırılmıştır. Bununla beraber kitabesinde bânisinin Yusuf İbn-i Arapşah olduğu belirtilmiştir.

ArapBaba.jpg


Arap Baba’nın mezarı Mescidin yan tarafta kapısı bulunan zemininde bulunmaktadır. Üzeri tonozla örtülü olan bu mezarda ahşap bir sanduka vardır. Mescidin kitabesinde de ismi geçen Yusuf İbn-i Arapşah burada gömülüdür. Halk arasında Arap Baba ismi ile tanınan bu kişinin yörede yaygın bir de efsanesi bulunmaktadır.

k_kartalisma23_elazig_arapbaba_1.jpg


Bu efsaneye göre; Harput’un en görkemli zamanında, yaz aylarında şiddetli ve dayanılmaz bir sıcaklık başlamıştır. Bu sıcaklık öylesine artmış ki topraklar, tepeler çatlamış ve kuraklık bütün Harput’a yayılmıştır. O günlerde bir kadının rüyasında; Arap baba’nın başını sandukasından çıkarıp dereye atacak olursa yeniden yağmurun yağacağı ve kuraklığın önleneceği söylenmiştir. Bu kadın aynı rüyayı devamlı olarak her gece görmeye başlamış ve aynı sözler kendisine tekrar edilmiştir. Öte yanda Harput’taki sıcaklık da her geçen gün biraz daha artmıştır. Sürekli olarak aynı rüyayı gören kadın bir gece Arap Baba’nın başını sandukasından almış ve dereye atmıştır. Bunun üzerine şiddetli yağmurlar başlamış ve şehri seller götürmüştür. Bu kez kadının rüyasına Arap baba’nın kendisi girmiş ve ona; “Sandukamdan alıp dereye attığın başımı bana geri ver. Eğer geri vermeyecek olursan yağmurlar durmayacak ve felaketler bu kentte birbirini izleyecektir.” Demiştir. Bundan korkan kadın dereye koşmuş, Arap baba’nın başını bularak sandukasına koymuş. Bunun üzerine yağmur bir anda kesilmiş ve Harput’ta yaşam normale dönmüştür.

Günümüzde Arap Baba’nın sandukasında Arap Baba’nın başı gövdeden ayrı yan tarafta bulunmaktadır.

Şeyh Ahmet Peykeri Türbesi

Elazığ’ın 14 km. uzağında, Mollakendi Bucağı’nda Şeyh Ahmet Peykeri’nin cami ve türbesi bulunmaktadır. Türbenin camiden sonra, XVII.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır.Şeyh Ahmet Peykeri XVII.yüzyılda Harput çevresinde yaşamış bilgin ve mutasavvıf olarak tanınmıştır.

Caminin batısında yer alan türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Türbe de cami gibi zaman zaman onarım geçirmiş ve orijinalliğinden kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Kesme ve moloz taş ile tuğlanın kullanıldığı türbe sekizgen planlıdır. Üzeri içeriden kubbe, dışarıdan da kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Ancak bu çatının sonraki dönemde buraya eklendiği sanılmaktadır. Türbenin sekizgen gövdesinin dış yüzleri fazla derin olmayan nişlerle hareketlendirilmiştir.

Ahi Musa Türbesi

Elazığ, Harput’ta bulunan Âhi Musa Mescidi’nin yanında bulunan türbe Âhi teşkilatından Âhi Musa’ya aittir. Türbe mescit ile birlikte 1185 yılında yaptırılmıştır.

Kare planlı olan türbenin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Türbenin duvarları da mescitte olduğu gibi yer yer kesme ve moloz taştan yapılmıştır.

Fetih Ahmet Baba Türbesi

00044376.jpg


Elazığ, Harput’a 2 km. uzaklıkta, Kırkkuyular Mevkii’nin güneyindedir. Kayalar üzerine yapılmış olan türbenin yanında bir de mescit bulunmaktadır.

Türbe altıgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Duvarları muntazam kesme taştan örülmüş olup, içeriye 100x70 m. ölçüsündeki gösterişli bir kapıdan girilmektedir. Türbenin altında mumyalık kısmı bulunmaktadır. Türbe zemini üzerine de görkemli bir sanduka vardır.

Mansur Baba Türbesi

00044377.jpg


Elazığ, Harput Kalesine giden yol üzerinde, Artuklu döneminde yapılmış olan türbeye Kinderiç Köyü’nün vakfedildiğine dair bir İrade-i Senyiyye (Padişah emri) bulunmaktadır.

Türbe sekizgen plan üzerine kesme taştan yapılmıştır. Üst örtü sistemi sonraki yıllarda yapılmıştır. Türbe içerisinde Mansur Baba ve ailesine ait dört sanduka bulunmaktadır.

Cemşit Bey Türbesi

Elazığ, Palu ilçesinde bulunan Cemşit Bey Mescidi’nin yanında bulunmaktadır. Cemşit Bey Yavuz Sultan Selim’in sipahi Beylerindendir.

XV.yüzyıla tarihlendirilen türbe, sekizgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kesme taştan yapılan türbenin son derece güzel bir taş işçiliği vardır. Türbe içerisinde Cemşit Bey ve ailesine ait sekiz mezar bulunmaktadır.

Harput’taki Murat Baba, Nadir Baba ve Üryan Baba türbeleri orijinalliklerini tümü ile yitirmişlerdir.

Kale Hamamı

00044776.jpg


Elazığ Kale Hamamı Meydanında,Ulu Cami ile Harput Kalesi arasında bulunan hamamın yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Mimari özelliklerinden ötürü Artuklu mimari özelliklerini gösterdiğinden ötürü Artuklu döneminde yapılmış olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüze oldukça harap bir durumda gelen hamam moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Mimari yönden planı netlik kazanamamıştır.

Cemşid Hamamı

Elazığ Sara Hatun Camisi yanında bulunan Cemşid Hamamını Yavuz Sultan Selim’in sipahi beylerinden Cemşid Bey yaptırmıştır.

XVI.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilen hamam Klasik Osmanlı hamam mimarisi plan düzenindedir. Hamamın iki ayrı girişi bulunmaktadır. Soyunmalık, ılıklık ve halvet bölümlerinden oluşan hamamın bölümlerinin üzeri pandantiflerin taşıdığı kubbelerle örtülüdür.

Hoca Hasan Hamamı

Elazığ Hoca Hasan Hamamının ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Ancak mimari yapısından Osmanlı döneminde, XV-XVI yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Hamamın batıda ve doğuda olmak üzere iki ayrı kapısı vardır.

Kesme ve moloz taş ile tuğladan yapılmıştır. Ilıklık,sıcaklık ve halvet kısımlarının üzeri kubbelidir.

Dere Hamamı

Elazığ Hacılar Mahallesi’nde, Çatalboyu Mevkiinde bulunan hamam XIII.yüzyılda İmadeddin Ebubekir tarafından yaptırılmıştır.

Artuklu dönemi eserlerinden olan bu hamam harap ve yıkık durumdadır. Yalnızca tuğla kemerli girişi olan hamamın bir bölümü ayakta kalabilmiştir.

Palu Hamamı

Elazığ, Palu ilçesinde bulunan bu hamamı kimin yaptırdığı bilinmemekle beraber kitabesinden 1270 yılında yapıldığı öğrenilmektedir.

Moloz taş ve tuğladan yapılan hamam soyunmalık, sıcaklık ve halvet bölümlerinden meydana gelmiştir. Giriş kapısının görkemli bir görünüşü olup nişlerle çerçeve içerisine alınmıştır. Hamamın ana mekanını büyük bir kubbe örtmektedir. Bunun dışında kalan alanlar küçük kubbelerle örtülmüştür.

Üç Lüleli Çeşme

Elazığ, Harput’un girişinde bulunan Üç Lüleli Çeşme 1906 yılında yaptırılmıştır. Moloz taş ve tuğladan yapılan çeşme derin bir eyvan içerisinde yer almaktadır. Yuvarlak kemerli bir bölümün içerisinde çeşmenin ayna taşı ile yalak taşı bulunmaktadır.

Günümüze iyi bir durumda olup, kullanılmaktadır.

Yusuf Ziya Paşa Çeşmesi

Elazığ Keban ilçesinde Çarşılar Mahallesi yakınında XVIII.yüzyılda yapılmış olan Ziya paşa Külliyesi’ne ait olan bu çeşme medresenin güney duvarı ile, caminin güneybatı köşesinin birleştiği yerdedir.

Kesme taştan yapılmış küçük bir çeşmedir. Sivri kemeri içerisine ayna taşı ve yalak taşı yerleştirilmiştir.

Sarılık Çeşmesi (Mürüdü Suyu)

Elazığ’a 7 km. uzaklıkta ve kuzeyinde bulunan, çevresi bağlık ve bahçelik olan bir yerde kaynayan Mürüdü Suyu bir çeşmeden akmaktadır. Suyunun soğuk, kireçli ve karbonhidratlı oluşu nedeniyle birçok hastalığın yanı sıra özellikle sarılık hastalığına iyi gelmektedir.
 

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Ulu Camii

00044000.jpg


Elazığ, Harput’ta, Keşoğlu Meydanı’nda, kazı Bahçesi’ne giden yolun üzerinde bulunan Ulu Cami’yi Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaarslan 1156-1157 yılında yaptırmıştır.

Anadolu’nun en eski ulu camilerinden biri olan bu yapı dikdörtgen planlı olup, mimari yapısı ile Artuklu ve Selçuklu döneminde yapılmış camilerden farklı bir görünümdedir. Burada Selçuklu ve İran camilerinin plan ve şekilleri birleştirilmiş ve Anadolu’ya özgü bir yapı tipi ortaya konulmuştur.

Caminin dışa kapalı bir görünümü olup, dış duvarları son derece kalındır. Doğu ve batıda ibadet mekanına iki girişi bulunmaktadır. Bunlardan batı kapısı daha yüksek ve dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. Bu giriş hafif sivri kemer içerisinde basık kemerlidir. Doğu kapısının kemeri ise sivri kemere çok daha yakın olup, iki yuvarlak sütuncuk ve dörtgen çerçevelerle sınırlandırılmıştır.

Caminin bu girişlerinden sonra içeriden avlu ve çevresindeki mekanlar ile üç bölüme ayrılmıştır. Avlu ile birlikte caminin içten T şeklinde bir planı vardır. İbadet mekanı kısa boylu payelere dayanan sivriye yakın tuğla kemerler ve beşik tonozlarla üst örtüyü taşımaktadır. İbadet mekanı mihrap duvarına paralel iki nefli bir plan düzenindedir. Mihrap önünde pandantifli bir kubbe vardır. Mihrap ise iki zikzak dizisinin oluşturduğu bir çerçeve içerisindedir. Caminin abanoz ağacından yapılmış minberi ise Kurşunlu Camisi’ne götürülmüştür.

Ulu Cami’nin en ilginç yönlerinden birisi de minaresidir. Minare kaidesi tuğladan yapılmış ve çubuk şeklindeki yivlerle hareketli bir görünüm verilmiştir. Minare gövdesi ise, kuşaklar halinde tuğla dizileri ile değişik şekiller ortaya koymuştur. Burada geçmeli altı köşeli yıldızlar ve örgü motifleri boş yer bırakmamacasına tüm minare gövdesini sarmıştır. Minarenin şerefeden yukarı olan kısmı oldukça uzun, dar ve silindiriktir. Burada üzerinde durulacak bir nokta, tuğlanın hem yapı elemanı, hem de bezeme elemanı olarak kullanılmasıdır. Bu yüzden de Artukluların diğer yapılarından ayrılmaktadır. Şerefede palmetlerle süslenmiş taşların da ilginç bir görünümü vardır.

Sara Hatun Camisi

Elazığ, Sara Hatun Mahallesi’nde olan bu camiyi XV.yüzyılda Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun ahşap bir mescit olarak yaptırmıştır. Bazı kaynaklarda bu mescidin yapım tarihi olarak 1465 yılı gösterilmektedir.

SaraHatunCamisi.jpg


Cami Sultan III.Murad döneminde Hacı Mustafa isimli bir kişi tarafından 1585 yılında onarılmıştır. Sultan Abdülmecid döneminde Harput Müftüsü Hacı Ahmet Efendi tarafından 1843 yılında yeni baştan yapılmış ve bugünkü halini almıştır. Bu onarımlar sonucunda yapı, özgün biçimini yitirmiştir.

Cami kare planlı olup, ibadet mekanının üzeri birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış dört kalın sütun üzerine oturtulmuş bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışında kalan bölümlerin üzeri ise tonozlarla örtülüdür. Caminin önündeki son cemaat yerinin ortasında kubbe, yanlarında da çapraz tonoz örtülüdür.

Mihrap beyaz kesme taştandır. Minberi de aynı şekilde beyaz taştan yapılmıştır. Caminin içerisinde ve ana kubbede geometrik ve bitkisel bezemeler görülmektedir. Kesme taş kaide üzerine oturtulan minare iki renkli kesme taştan yapılmıştır.

Bu caminin yanında başka yapıların olup olmadığı bilinmemektedir. Günümüze sadece cami ve çeşme gelebilmiştir.

Kurşunlu Cami

Elazığ, Harput’ta bulunan Kurşunlu Cami, Osmanlı döneminde Çarsancak Beylerinden Osman Ağa tarafından 1738-1739 yıllarında yapılmıştır. Kitabesi okunamamıştır.

Kurşunlu Cami kare planlı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin sütunları hafif sivri kemerlerle birbirine bağlanmış olup, üç kubbe ile üst örtü tamamlanmıştır.

kurunlu.jpg


Caminin mihrabı oldukça sade olup, dışarıya çıkıntılı bir niş şeklindedir. Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel örneklerinden olan abanoz ağacından ahşap minberi Ulu Cami’den getirilmiş, Artuklu dönemi eseridir.

Minaresi kesme taştan ve oldukça kalın gövdeli, aynı zamanda da camiye oranla daha yüksek ve tek şerefelidir.

Alacalı Cami

00044012.jpg


Elazığ, Harput’ta Ağa Mahallesi’nde kayabaşı yolu üzerinde bulunan Alacalı Cami Artukoğulları dönemine aittir. Artukoğullarından Nureddin Ebû’l-Fâzıl Artuk Şah’ın babası Hızır Bey zamanında 1203-1204 yıllarında yapılmıştır. Caminin minarede ve yapı detaylarında iki farklı renkte kesme taşların kullanılmasından ötürü “Alacalı Cami” ismi ile tanınmıştır. Caminin Artuklular döneminden kalan bölümleri kuzey duvarı ile caminin batı köşesindeki iki renkli kesme taştan örülmüş minaresi ve minarenin yanındaki iki renkli taşlardan yapılmış kapısıdır.

Caminin dikdörtgen planlı ibadet mekanı mihraba dik geniş kemerle üç nefe bölünmüştür. Duvarları kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Bunların arasında yer yer ağaç hatıllar da kullanılmıştır. Caminin batıdaki giriş kapısı yonca planı şeklindedir. İbadet mekanı Osmanlı döneminde yenilenmiş ve üzeri ahşap tavanla örtülmüştür. Mihrap mermerden olup, mukarnaslarla sona erer. Ahşap tavan kalem işleri ile bezelidir. Burada geometrik örgüler ve yıldız motifleri ön planda olup, kırmızı, siyah ve lacivert renkler yaygın biçimde kullanılmıştır.

Caminin minaresi giriş kapısının üzerinde, şerefeye kadar siyah ve beyaz taşlarla, şerefeden üstü de yine siyah ve beyaz taşlarla bu kez dama biçiminde örülmüştür.

Ağa Cami

Elazığ, Harput girişinde bulunan Ağa Camisi’nin Elazığ Müzesi’nde bulunan kitabesine göre; Pervane Ağa tarafından 1559 yılında yaptırılmıştır.

İlk yapılışında ahşap olan bu cami, Hacı Abdülhamid Efendi tarafından 1889’da yeniden yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda olan bu yapı, dikdörtgen planlıdır. İbadet mekanının üzerini örten kubbe çökmüş, sonradan restore edilmiş ve üzeri çatı ile örtülmüştür. Minaresi orijinal olup, kesme taştan yapılmıştır.

Ahmet Bey Camisi

ahmetbey.jpg


Elazığ, Harput girişinde Ahmet Bey Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelememiştir. Caminin banisi ile yapım tarihi üzerinde çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisine göre; XV.yüzyılda Akkoyunlu Ahmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu yüzden de Ahmet Bey Camisi ismi ile tanınmıştır. Bir başka görüşe göre de VII.yüzyılda Harput’un Araplar tarafından ele geçirildiği sırada yapılmıştır.

Cami 6.00x700 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üst örtüsü içten tonoz, dıştan da toprak örtüdür. İbadet mekanının üç yanının penceresiz oluşu ilginçtir. Camiye bitişik olan minaresi sarı taştan olup, yuvarlak gövdelidir. Minarenin kare kaidesi kesme taştandır.

Ulu Cami

Elazığ, Palu ilçesinin merkezinde olan Ulu Cami’nin kitabesi günümüze gelememiştir. Bu bakımdan ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Ulu Cami dikdörtgen planlı olup mihraba paralel bir sıra paye ile ibadet mekanı iki sahna bölünmüştür. Üzeri düz bir damla örtülmüştür. Caminin en ilginç yönlerinden biri olan mihrabı, beyaz ve siyah taşların alternatif dizilişi ile meydana getirilmiştir. Minberi de Anadolu ağaç işçiliğinin ilginç örneklerindendir.

Camini yanındaki minaresi taş bir kaide üzerine oturtulmuş taştan yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

Karamağara Köprüsü

Elazığ, Ağın ilçesine 10 km.uzaklıkta olan Karamağara Köprüsü Arapkir Çayı üzerinde bulunuyordu. V-VI.yüzyıllara tarihlendirilen köprünün Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Köprü burada bulunan kaleden ötürü yapılmıştır. Köprü kemerinin doğu yüzünde Grekçe bir yazı ile “Tanrı bundan sonra daima girerken çıkarken sizi korusun” yazılmıştır. Ayrıca doğu yüzündeki kilit taşının iki yanına yunan haçı iki rozet yerleştirilmiştir.

Tek gözlü ve sivri kemerli olan köprünün bir ayağı kayalıklara diğer ayağı da temeller üzerine oturtulmuştu. Kesme taştan köprünün tampon duvarları moloz taş dolgulu idi. Köprünün korkuluk duvarları Keban Barajı yapımından önceki günlere de gelememişti.

Karamağara (Ağın) Köprüsü, Keban Baraj gölünün suları altında kalmıştır.Yöreye su basmadan önce de Orta Doğu teknik Üniversitesi ile Karayollarının birlikte yaptıkları bir çalışma sonucu köprünün taşları sökülerek Elazığ Müzesi’nde koruma altına alınmıştır.

Palu köprüsü

Elazığ Palu ilçesinde bulunan bu köprünün 1305 yılında yapıldığı sanılmaktadır. Harput Valisi İsmail Hakkı Paşa yöredeki diğer köprüleri onarırken bu köprüyü de onarmıştır.

Murat Suyu üzerindeki bu köprü kesme taştan yapılmış olup 193 m. uzunluğundadır. Sekiz yuvarlak kemerlidir.

Kömürhan Köprüsü

00044420.jpg


Elazığ-Malatya karayolunun 51.km. sinde Fırat Nehri üzerinde 1983-1986 yıllarında yapılmıştır. Köprü 287 m. boyunda, 11.50 m. genişliğindedir. Orta açıklığı 135 m., kenar açıklıkları da 76’şar m. olmak üzere üç açıklıktan meydana gelmiştir.

Köprü kutu kiriş sistemi ile yapılmış, orta ayakların her iki tarafına da segmentler yan yana getirilerek bağlanmıştır.

Buzluk Mağarası

00044783.jpg


Elazığ’a 11 km. uzaklıkta bulunan Buzluk Mağarası, yaz aylarında da içerisinde sütunlar halinde buzlar bulunduğundan ötürü Buzluk Mağarası ismi ile tanınmıştır. Bu mağaranın Harput tarihi ile eşdeğer olduğu ve Urartular döneminde de bilindiği kaynaklardan öğrenilmektedir.

Buzluk Mağarası jeomorfolojik yapısından dolayı burada klimatolojik koşullar ile hava sirkülasyonundan ötürü yaz ayları içinde de doğal olarak sarkıt ve dikitler, bazı bölümlerde de buz tabakaları oluşmaktadır. Kış aylarında ise bunun tam tersine mağara içerisinde sıcak hava akımı meydana gelmektedir.

Buzluk Mağarası Türkiye’deki mağaralar arasında önemli yeri olan bir mağaradır. 1990 yılında mağara içerisine merdiven yapılmış ve aydınlatılması yapılmıştır. Elazığ’ın turistik bir yöresidir.

Hazar Baba Kayak Merkezi

Elazığ’a bağlı Sivrice ilçe merkezine 6 km. uzaklıkta, Hazar Gölü kıyısında 2347 m. yüksekliğinde olan Hazar Baba Dağı’nda 1999 yılında açılan Hazar Baba Kayak Merkezi, ülkemizde son yıllarda gelişmekte olan kış turizmine katkıda bulunacak, yöre ve bölge insanlarının da faydalanacağı bir merkezdir.

Hazar Baba Kayak Merkezi’nde kayak evi ve kafeterya olmak üzere iki bina mevcuttur. Kayak evinden gelen günübirlikçilere kayak takımları sağlanmaktadır. 2000 yılında mevcut teleski tesisi büyütülerek 1700 m’ye çıkarılmış, kayak pisti geliştirilerek amatör ve profesyonel kayakçılara rahat bir şekilde kayma imkanı sağlamıştır. Kayak yaparken aynı anda Hazar Gölü ve Keban Baraj Gölü’nün görüldüğü, adeta bir seyir tepesi konumundaki Hazar Baba Dağı Kayak Merkezi’nde hiçbir yerde görülmeyen güzellikler yaşanmaktadır.

Dağ ve Doğa Yürüyüşü

Elazığ'ın güneydoğusunda bulunan 2347 m. yükseklikteki Hazar Baba ve doğusunda bulunan 2171 m. yükseklikteki Mastar Dağları (Hazar ve Keban baraj göllerini gözlemek Mümkündür.)hem seyir tepesi konumunda olmaları,hem zengin flora-fauna yapıları ve yaz aylarına kadar kar tutmaları nedeniyle dağ ve doğa yürüyüşleri için ideal yerlerdir.
 

bakunin

Admin
12 Mar 2009
6,646
84,670
NeverLand
Giyim-Kuşam

009.jpg


Günümüzde Elazığ insanları çoğunlukla çağdaş giysileri tercih etmektedirler. Ancak köylerde geleneksel giysilerin de kullanıldığını görmek mümkündür.
Şehir merkezlerinde kadınlar modern giyimi takip ederler. Bununla birlikte orta yaşın üzerindeki kadınların manto giyip başlarına örtü taktıkları görülmektedir. Çok az da olsa çarşaf giyen yaşlı kadınlara da rastlanır.

Erkek giysisi; ceket, pantolon, gömlek ve kunduradır. Köylerde bu giysi biçiminde farklılıklar görülür. Köylerde erkekler gömlek, kolsuz yelek, şalvar giyerler. Kundura bu giysiyi tamamlar.

Geleneksel Mahalli Kıyafetler

Harput insanının giyime olan düşkünlüğü bu kültürün oldukça gelişmesine ve zenginleşmesine vesile olmuştur. Özellikle kadın giysilerinin çeşitliliği giyim zevkinin çok yüksek oluşunun en belirgin göstergesidir.

Kadın Giysileri

Harput kadın giysileri temelde iki grupta toplanır.
İç giysiler: yelek, köynek, miso, don ve tumandır.
Dış giysiler: kendi aralarında 4 bölüme ayrılır.
1.Misafirlik giysiler 2.Evdelik giysiler 3.Sokak giysileri 4.Gelinlik giysiler

Misafirlik Giysiler

Üçetek-şalvar, cepken-şalvar, entari olmak üzere üç tiptir. Burada örnek olmak açısından üçetek-şalvar giysisi üzerinde Ferhan Memişoğlu’nun araştırmasından bir bölüm alınmıştır.

Üçetek-şalvar: Harput kadınının en eski giysisidir. Tahmini 170 yıl öncesine kadar dayanır. Üçetek-şalvar tipi giysi bugün dahi bazı köylerimizde görülmektedir.Şalvar: İpekli veya basma kumaştan yapılmakta ve iç kısmı astarlanmaktaydı. Şalvarın boyu oldukça uzun olup bilek kısımlarına kaytan geçirilmekte ve diz altından bağlanmaktadır. Böylece şalvar bir etek görünümünde dökümlü olarak ayak bileklerine inmektedir. Şalvarı bel kısmı da uçkurla büzülmektedir.İçlik: İpek veya pamuklu kumaştan yapılmaktaydı. Yakası yuvarlak, önü açık, kopça ile iliklenmektedir. İçliğin yanları yırtmaçlıdır. Üçetek: Sim işli kalın ipekli kumaştan veya kadifeden yapılmaktaydı. Uzun kolları bilezikli ve çok az yırtmaçlıdır. Yırtmaç kopça ile tutturulmuştur. Yakası bele kadar açık (V) şeklindedir. Belde iki kopça ile birlikte iliklenmektedir. Aşağı doğru genişleyen eteğin önü tamamen açıktır. Yanları ise kalça altından aşağı doğru yırtmaçlıdır. Böylece etek üç parça görünümünü almaktadır. Bele tığ işi veya işleme (belbağı) denilen süslü kemer takılmaktadır. Bazen öndeki iki etek yukarı kaldırılarak, uçları belbağının arasına sokulmaktadır. Böylece alttaki şalvar ortaya çıkmaktadır. Üçeteğin boyu ayak bileklerini kapayacak uzunluktadır. Ayakkabı ve Çorap: Bu ip giysinin altında ayakkabı olarak “postal” giyilmektedir. Postalar iki çeşitti.

Harput Postalı: Siyah renkte olup kısa topukludur.

İçme Postalı: Harput postalı tipindedir. Yalnız farklı olarak önde üç düğmeden süsü vardır. Düğmelerden yanlardaki bir renk ortadaki ise ayrı bir renktedir.
Çorap olarak yazın iplik, kışın ise yün çorap giyilirdi. Çorap üzerinde çeşitli nakışlar bulunmaktadır.

Baş süslemesi: Bu giysinin baş süslemesi şöyledir: Uzun saçlar ortadan iv ile ayrılmakta, arkadan küçük parçalara bölünerek örülmekteydi. Önde, birer tutam saç ayrılıp kulak memesi hizasında kesilmekte, yani zülüf bırakılmaktaydı.Başa bordu çuhadan fes takılmakta, fes üzerine gümüş tepelik konulmaktaydı.
Fesin üzerine ayrıca ipek püsküllerden meydana gelen saçlık bulunmaktaydı. Fesin alt kısmına oyalı ipek krep bağlanırdı. Oyalar alın üzerine düşürülürdü. Bu bağlanan krepe “kıncik” denir. Bunların üzerine oyalı çit (yazma) veya dölbent (dülbent) örtülürdü.

Evdelik Giysiler

Elazığ ve çevresinde bugün dahi iş yaparken giyilen bir kıyafettir. Karadon ve geyime olmak üzere iki parçadan meydana gelir. İş esnasında kollara kolçak takılır. Ayakkabı ve çorap bu giysiyi tamamlar. Başa tülbent veya çit bürükleme biçiminde örtülür.

Sokak Giysileri

1889 yılından sonra, padişahın emriyle sokağa çıkarken çarşaf giyinilmeye başlanmıştır. Çarşaftan önceleri renkli desenli ipekten yapılmaktayken. Daha sonraları düz siyah ipek veya pamuklu kumaştan yapılmaya başlanmıştır. Pelerinli çarşaf ve düz çarşaf olmak üzere iki tip çarşaf kullanılmıştır.

Gelin Giysileri

Gelin giysisi misafirlik elbiselerin en güzelidir. Duvak bu giysiyi tamamlar. Gelin duvağı iki türlüdür. Kırmızı üzeri pullarla işli olan duvak ve kalın kumaştan yapılan etrafı büzülerek saçın arkasına takılan duvak. Başa taç takılır ve tacın iki kenarından teller sarkıtılır.

Takılar

Harput giysisinin tamamlayıcı öğesidir. Altın gümüş takılarda en çok elmas, akik, mercan gibi değerli taşlar kullanılır. Harput giysileri ile birlikte kullanılan takılar günümüz Elazığ’ında da kullanılmaktadır. Bunlar; yüzük, bilezik, küpe, altın dizisi, kolye, dal (bronş), saat, humpul ve kemerdir. Kadınlar takıların yanı sıra gözlerine sürme ve kaşlarına rastık çekerler. Saçlar, eller, ayaklar kınalanır.

Erkek Giysileri

089.jpg


Erkekler; ceket, gömlek, kolsuz yelek, pantolon ve kundura giyerler. Köylerde şalvar, cepken ve kundura giyilir. Çoğu zaman bele kuşak bağlanır. “Fes”’in Harput giyim kültürüne girmesinden sonra fese puşu sarmak adet olmuştur. Ancak günümüzde bu giysi yoktur. Cumhuriyet döneminde başa “Sekiz köşe” diye tabir edilen şapkanın giyildiği görülür. Bugün dahi köylerde sekiz köşeli şapka giyenlerin sayısı epeyce kabarıktır. Şalvarlar çuhadan ya da gabardinden yapılır. Genellikle lacivert, açık mavi, gri renkler tercih edilir. Paçaları dar üst kısmı geniş olan şalvarın bel kısmı uçkurla büzülür. Şalvarın üzerine kuşak sarılır. Bu kuşakların bebek kuşak, acem kuşak, şal kuşak, adı verilen çeşitleri vardır. Üst kısma düz beyaz veya siyah-beyaz renkte çizgili pamuklu kumaştan yapılmış gömlek giyilir. Gömlek kollu yakasız veya hakim yakalıdır. Bu gömleğin üstüne avcı yeleği de denilen şalvar kumaşından ve aynı renkte yapılan kolsuz yaka kısmı açık düğmeli yelek giyilir. Ayakta poçikli çarık veya kundura (galoş-potin) bu giysiyi tamamlar.

Geleneksel El Sanatları

Eski Harput, şehir ekonomisinin temelini oluşturan geleneksel el sanatları çok ileri bir seviyede olup: dokumacılık, debbahlık, baskıcılık, ipekçilik, yemenicilik, ahşap-taş ve bakır işlemeciliği, oldukça gelişmiş bir durumdaydı. Günümüzde kimi el sanatları tamamen unutulmaya yüz tutmuşken, kimi el sanatları da gelişerek devam etmektedir. Bugün hızlı sanayileşme ve bunun getirdiği ekonomik ve toplumsal değişiklikler, gelişen yeni değer ölçüleri sonucu, gelenekselliği ağır basan kurumlar giderek etkinliğini yitirmektedir.

Dokumacılık

dokuma.jpg


Harput ve civarında özellikle dağ köylerinde yapılan; kilim, cicim, çarpana, çul ve keçe çeşitleri ülke çapında ünlüdür. Kilimler ve cicimler nazman adı verilen gezici tezgahlarda dokunur. Kilimlerin enleri 60-120, boyları 210-350 cm arasında değişir. Türük adı verilen heybeler el tezgahlarında yapılırdı. Eskiden yörede çok yaygın olan bez dokumacılığı kuyu adı verilen tezgahlarda yapılırdı. Bugün kuyu dokumacılığı tamamen terk edilmiştir.

Dokumalarda en çok koç boynu, deve boynu, çakmak, sinek, kartal, gonca, çengel, kaz ayağı, yayla yolu, öküz gözü, saç bağı, çiçek, göz,keçi, akrep ayağı, eli belinde, adı verilen motifler kullanılırdı.

Halıcılık

hal.jpg


Geleneksel el sanatlarımız içerisinde önemli bir yeri olan halıcılık, ekonomik değerini muhafaza ettiğinden günümüzde de gelişerek yaşamaktadır. Elazığ’da İl Özel İdaresi tarafından 1962 yılında halıcılık okulu açılmış 70 kişilik bir personelle halı üretimine geçmiştir. Bu okul özel sektöre devredilmiş olup halen faaliyetlerini sürdürmektedir. İlimizde 1975 yılında ise özel müteşebbisler halı atölyeleri kurmuşlardır.

Yaklaşık 40 tezgahın ve 55 işçinin çalıştığı bu atölyelerde çok güzel halılar üretilmektedir. Ayrıca, şehir merkezinde Tarım Bakanlığınca işletilen El Sanatları Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nde halıcılık eğitimi verilmektedir. Parasız yatılı olan bu kuruluştan bugüne kadar 1.014 öğrenci mezun olmuştur. Hereke, Bünyan, Ladik ve Isparta türü halılar öğretilmektedir.

Halılar el tezgahlarında ilmik ipleri uzun tutularak dokunur. İlimizde dokunan halıların 1 cm2 sinde 36 düğüm bulunmaktadır. Bu halılara 60’lık kalitede halı denilmektedir. Tamamıyla el emeği olan ve tezgahlarda dokunan halılar da taba (kiremit rengi), lacivert, saman sarısı, portakal rengi, mavi ve tonları, şarabi renkler kullanılır. Bu halılarda, daha çok akrep ayağı, kuş, ejder ve özellikle Türk ve Selçuklular dönemine ait motifler kullanılmaktadır. Tamamıyla el tezgahlarında yapılan halılarımız, ülkemizin en kıymetli halılarının başına gelmektedir.

Elazığ’da Şavak, Goran, Drejan, Yılangeçiren, Meşeli, Hersenk, Aşvan, Halköyü, Dişidi halıları oldukça güzel ve ünlüdür. Bu halıların da daha önceden yapılmış olanları eksperler tarafından çok beğenilmektedir.

Çit Baskıcılığı

Elazığ çit baskıcılığı sanatı geçmişte yaygın olan bugün ise sınırlı çevrelerde etkinliğini sürdüren geleneksel el sanatı koludur.Çitin sözlük karşılığı: pamuktan dokunmuş basma başörtüsü, yazma anlamlarını kapsamaktadır.“Çit sözcüğü Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik anlamlarda kullanılmaktadır.” Kars ve Isparta çevrelerinde Elazığ’daki ismiyle kullanılmaktadır.Uzmanlar, Elazığ çit baskıcılığını, Anadolu yazmacılık sanatının, diğer bir deyişle tahta kalıpla kumaş baskısı sanatının bir uzantısı olarak görürler.Süslemede nakışın yerini alan baskı tekniği ile desenlenmiş kumaşlara da yörede çit denilmektedir. Elazığ’da çit üzerine yapılan tahta kalıpla kumaş baskı işlemi “çit basma” ve buna ilişkin dalı da “çitçilik” şeklinde yerel adlandırma ile bilinmekte ve tanınmaktadır.“Elazığ’da basılan çitler teknik yönden “kalıp baskı gurubuna girerler. Renklendirme yönünden ise, çoğunlukla tek tip “karakalem” çitler basılmaktadır. Kalıp baskı tekniği ile basılan çitleri eskiden başörtüsü (yazma), yorgan yüzü, sofra örtüsü, yatak örtüsü, bohça, geyme (erkek gömleği), ve elbiselik kumaşlar oluşturmaktaydı. Bugün ise sofra örtüsü, sedir örtüsü, bohça, peçete, namaz seccadesi gibi örnekler basılmaktadır. Giyim ve ev donanımı eşyası olarak kullanılan bu baskılı çitlerin yanı sıra “keklik alacası” ve “maşraf” lar (yüklük örtüsü, çarşaf) da basılmaktadır. Çit baskıcılığında bir diğer temel unsur da baskı için kalıpların hazırlanmasıdır. Başlı başına bir sanat olan oymacılıkta armut ağacı kullanılır.
Harput’a has çit baskıcılığı sanatının 200 yıllık bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Motiflerin büyük bir kısmı doğadan alınmıştır. Çiçek türleri, yapraklar, dal motifleri, kuş, horoz, kurt, geyik, aslan, deve gibi hayvan figürleri de kullanılır. Elazığ il kültür müdürlüğünce yok olmakta olan bu sanat kolunu canlandırmak amacıyla kurslar açılmış ve yeni ustalar yetiştirilmiştir.

İğne Oyacılığı

İğne oyacılığının tarihi, yörede oldukça eskidir. Özelikle Türk kadının el emeğini, göz nurunu ve estetik anlayışını yansıttığı oyalar, adeta birer küçük sanat abidesidir. Sergilendiği yeri gül bahçesine çeviren, örtüldüğü yüze büyülü bir güzellik katan oyalarımızın eşine dünyanın hiç bir yerinde rastlanılmayacağını hiç çekinmeden söyleyebiliriz.

Oyacılık, nineden toruna geçen ve eli biraz iğne tutabilen kız çocuğunun hemen öğrenmeye başladığı bir sanattır.Dün olduğu gibi bugünde çeyiz sandıklarının demirbaş malzemesi olan oyalı yazmalar sanat eserleri olmalarının yanında motifleri ve yapılış tarzının bizlere verdiği kültürel mesajlarla da kültür tarihimiz açısından fevkalade önem arz eder.Elazığ Kültür Müdürlüğünün 1985 yılından beri açmış olduğu, Elazığ iğne oyaları ve oyalı yazmaları ödüllü yarışma ve sergileri sonucunda, oyacılık sanatı yeniden canlanmış; oyalarımıza pazar imkanı sağlanmıştır. İşleyen bir yapıya kavuşturulan iğne oyacılığı, ilin çayda çırası kadar meşhur olmuş ve Elazığ’ı tanıtan turistik eşya olma özelliğine de kavuşmuştur.

El emeği-göz nurunun en küçük motifine kadar yansıdığı oyalar, onu dokuyan kadınlar duygularının ve sanat gücünün terkibinden doğan birer sanat abidesi durumundadır.

Geleneksel kültürümüzde sözsüz konuşma aracı ve 200’e yakın çeşidi olan, sadece iğne ile ve ipeğin ağartılarak boyanması ile yapılan yazma oyaları, geleneksel motiflerle birlikte günlük olaylardan esinlenerek alınan yeni motiflerle de zenginleşerek yaşamaya devam etmektedir.

Yemenicilik

Harput’ta, geleneksel yöntem ve tekniklerle yapılan ayakkabılara yemeni adı verilir. Yemenicilik (ayakkabı yapımı); Harput’un ve son zamanlara kadar Elazığ’ın en önemli geçim kaynaklarından birini oluştururdu. Eski Harput’ta ve günümüz Elazığ’ında halen yemeniciler çarşısı adıyla anılan bir çarşı bulunmaktadır.

Bugün tamamen unutulmaya yüz tutmuş yemeniler; altı kösele üstü ise deriden yapılmış olup, son derece kullanışlı ayakkabılardı. Bugün özellikle çevre köylerden yemeni yaptırmak için istek gelmesine rağmen, yemeni yapacak usta bulunmadığından bu talepler karşılanamamaktadır.

Sadece bir yemeni ustasının kaldığı yemeniciler çarşısında, şimdi fabrikasyon ayakkabılar satılmakta; bazı eski ustalar da dükkanlarda ayakkabı tamiriyle birlikte, kundura yapmaktadırlar.

Yemenicilik sanatının unutulmaya başlamasının en büyük sebebi, yemeni yapımının zahmetli olması ve bu işe genç kalfa ve ustaların ilgi duymamasıdır.
Ancak, Elazığ’da yemeniciliğin unutulmasına karşılık kundura yapımı oldukça yaygındır.

Bakırcılık

akr.jpg


El sanatlarımız arasında bulunan bakırcılığın ilde çok köklü bir geçmişi vardır. Bakırcılar çarşısı adı altında sadece bakır üzerine çalışan dükkanları bulunduğu çarşı, bugün de mevcuttur. Ancak, günümüzde bu dükkanların bir çoğunun vitrinini fabrikasyon alüminyum araçlar süslemektedir.

Bakırcıların kullandığı çekiç ve örs ince ve değişiktir. Kap-kaçak ve süs eşyası yapılır. Yapımlarda dövme, çekme ve dökme teknikleri uygulanmıştır. Bakır kaplar; kazıma, takma, çakma yöntemleriyle bezenmiştir. Bezemelerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği, selvi, hurma, palmiye, dallı, çiçekli tavşan, panter, aslan, kaplan, yaban keçisi, karaca, balık, kurt, insan figürleriyle yazılar ve geometrik desenler kullanılmıştır.

Kazan, teşt, oturak, güğüm, debbe (kavurma basmak için kullanılan kap), ibrik, sitil, üsküre (tas), sefer tası, yemek tabağı, hamam tası, saplı tencere, kepçe, guşhane (tencere), tava, kevgir, cezve, kilden (hamam malzemelerini taşımak için kullanılan kap), kapı tokmağı vb. eşyalar yapılmaktaydı. Bakır mutfak eşyaları yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak kullanılacağından bakırcı dükkanında bir de kalaycı atölyesi bulunmaktaydı. Bir zamanlar, son derece canlı olan bu ocaklar bakırcılığın eski canlılığını kaybetmesi ile birlikte önemini yitirmiştir.

Halen mevcut bir kaç kalaycı bulunmaktadır. Türkülere konu olan Harput bakırcılığı gelişen teknoloji ile birlikte ortaya çıkan alüminyuma yenilmiş son zamanlarda da bakırcılığın alüminyumdan öcünü çelik eşyalar almıştır.

Semercilik

Motorlu taşıtların bulunmadığı yıllarda önemli bir geçim kaynağı oluşturan semercilik, makineleşme karşısında eski önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak; halen ulaşımın motorlu taşıtlarla güç yapıldığı yerlerde kullanılmakta olan, katır, eşek ve at için semer ve çul yapılmaktadır.

Binek hayvanlarının koşum aracı olan semerler, çul, meşin, kamış, saman ve ip gibi malzemelerle yapılmaktadır. Çoğunlukla siyah, beyaz ve kiremit renginin kullanıldığı semer ve çulları usta semerciler çok güzel desenlerle de süslenmektedir. Günümüzde semerciler çarşısında 7-8 tane semerci dükkanı mevcuttur.

Çömlekçilik

İnsanlığın belki de en eski sanatı olarak kabul edilen Elazığ civarında yapılan arkeolojik kazılarda Paleolotik çağa kadar uzandığı anlaşılan çömlekçilik sanatı, yörede binlerce yıldır yaşamaktadır.

İlimizin Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyünde halen geleneksel usullerle ve kadınlar tarafından çok güzel çanak ve çömlek işleri yapılmaktadır. Elazığ şehir merkezinde de çömlek atölyesi bulunmaktadır.

Çömlekçilikte: su testileri, güveç, tandır malzemesi ve küpler başta gelir. Küplerde kışlık peynir, turşu, pestil, kavurma gibi erzak bulundurulur. Zahirenin korunduğu ve saklandığı depo küpler toprak kaplar, arı kovanları olarak kullanılan küpler de yapılmaktaydı. Kimi küplerde kabartma güneş kurusu, beş çengel, güneş gölü, beş benek, insan figürleri gibi işaretlerinde bulunduğu görülmüştür.

Rölyef

Rölyef sanatını, resime boyut kazandırma çalışmasıdır şeklinde kısaca tarif edebiliriz.İlimizde bakır üzerine rölyef çalışması yapılmaktadır. Yapılacak olan konu veya figür bakır üzerine tersten çizilerek yine tersinden olmak üzere değişik uçlu çekiçlerle zift veya kum torbası üzerinde dövülür. Normlarına uygun yükseklik elde edilinceye kadar dövme işlemi devam ettirilir. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra esenin üzeri okside olmaması için organik bir kaplama ile kaplanır.
Bu sanatın Türkiye’deki en önemli temsilcisi Harun TAŞDEMİR’dir.

GELENEKSEL ELAZIĞ-HARPUT MESKENLERİ

Elazığ ve çevresinde Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait dini, askeri ve sivil yapıların ilginç mimari örnekleri vardır. Bugün bile Akkoyunlu mimarisinin özelliklerini yansıtan eserler vardır. Akkoyunlu mimarisinin yapı ve süsleme sanatına getirdiği yenilikler Harput’taki eserlerde gözlenir. Mekan anlayışı gelişmiş, yapılarda iç ve dış uyum sağlanmış revaklı avlular, son cemaat yeri ortaya çıkmıştır.

Yöredeki Osmanlı camileri, klasik Osmanlı üslubunu yansıtan küçük ve güzel eserlerdir. Keban ilçesinde bulunan Yusuf Ziya Paşa Külliyesi bu üsluba yakın örneklerdendir.

20.YY başında Elazığ’da yapılan askeri kışlada, çağdaş batı mimarisinin özellikleri görülür. Harput’taki Amerikan, Fransız ve Alman okullarının mimarisinde batı tesiri görülür.

Tarihi kervansaraylar günümüze ulaşan sivil mimari örneklerinden sayılır. Denizli (Keban’ın köyü), Kömürhan (su altında kaldı) İbrahim Şah Kervansaraylarının yazlık ve mescit bölümleri bulunmaktadır. Harput’un yerinin değişmesiyle dönemin ünlü konak ve evleri yok olmuştur.

Günümüzdeki yapılar 20.YY yapılarıdır. Eski Palu’daki 2 katlı düz damlı konak, saçaklarının ahşap işçiliği ile ilginçtir. Şu anda tamamen yıkılmış olan beşkardeşler konakları yöredeki en eski evleri örneklemektedir. Harput-Elazığ Konakları ahşap ve kerpiçten yapılmış olup, yer yer taş da kullanılmıştır. Yöre evlerinin belirgin özelliği genişlik ve ferahlık duygusuna önem vermesidir. Geniş ve yüksek şahnişinler, çıkmalar bu evlerin özelliğidir. Yazlık eyvanlar kuzeye, şahnişenler güneye dönüktür. Evlerin taş kemerli iki kanatlı kapıları olup dış ve iç avluludur. Alt katlar ambar, kiler gibi bölümlerden oluşur. Üst katta ise harem ve selamlık bölümleri vardır. Harem kısmında iç ve dış süslemeye önem verilir.

Elazığ (Harput) ve yöresinde ahşap işçiliği de parlak bir dönem yaşamıştır. Harput konaklarının iç bezemelerinde, cami mihraplarında ahşap işçiliğinin güzel örneklerine rastlıyoruz. Günümüzde ahşap işçiliği eski önemini kaybetmiştir

Taş ve ahşap işçiliği önemlidir. Eski Harput mimarisinin özellikleri ilk yıllarda Elazığ’da da sürmüştür. Büyük konaklar, geniş ve ferah odalıdır, pencereler soğuğa karşı küçük tutulmuştur. Isınma ocaklarla sağlanmıştır.

Halen mevcut olan ve Ulukent’te bir evin havuz başındaki duvarında bulunan 19. YY Anadolu ressamlarından Ali Miralaygil’in yaptığı Harput’u tasvir eden resmi çok ilginçtir. Günümüz Elazığ’ında eski mimariyi yansıtan pek az ev kalmıştır. Yalnız Vali Fahri Bey caddesindeki Kazım Efendi sokakta bu evlerin örneklerini bulmak mümkündür.

Bugün Elazığ’da çağdaş batı mimarisinin etkisinde betonarme çok katlı binalar yapılmakta ve eski mimari örnekleri de süratle yok olmaktadır.

İlde Bulunan Tarihi Yapılar

Elazığ yeni kurulmuş bir kent olduğundan eserlerin büyük bir çoğunluğu Harput’ta bulunmaktadır. Elazığ’da ise Kazım Efendi sokağındaki evler, eski hükümet konağı, askeri rüştiye ve sayısı gittikçe azalan bir kaç eski konak vardır. Günümüzde pek eski olmamakla birlikte İzzetpaşa camisi ve Saray camisi ilin önemli yapılarıdır.

Elazığ-Harput Mutfağı

Elazığ mutfağı oldukça zengin yemek çeşitlerine sahiptir. 150’ye yakın yemek çeşidi olan Elazığ’da, üç öğün yemeğin dışında kuşluk yemeği ve özellikle yatsılık denilen pestil, ceviz, orcik, meyve gibi yiyeceklerin bulunduğu sofralar açılır. Geleneksel Elazığ (Harput) mutfak kültürü, Türk mutfak kültürünün izlerini taşır. Sofra adabından yemek çeşitlerine kadar halen geleneksel özelliklerini koruyabilen Elazığ mutfağında; tarihi Oğuzlara kadar uzanan tutmaç, umaç aşı anamaşı, kara kavurma gibi yemekler halen varlığını sürdürmektedir.

Mevsime, yörenin özelliklerine ve ürettiği ürünlere göre şekillenen yemek çeşitlerinin bir çoğu yalnızca Elazığ’a hastır. Özellikle kırsal kesimde hatta şehirde bile yöreye özgü çok güzel ekmekler yapılır. Bu ekmeklerden en ünlüsü ve en lezzetlisi güz mevsiminde yapılan ve bütün bir kış hiç bozulmadan kalabilen tandır ekmeğidir.

Yemekler çoğunlukla yer sofralarında yenilir. Büyük başlamadan ve besmele çekilmeden yemeğe kaşık vurulmaz. Eskiden aile içinde bile kadın erkek ayrı ayrı sofraya otururdu. Günümüzde yabancı biri olmadıkça sofraya kadın ve erkekler birlikte otururlar.

Eskiden bütün yemeklerde tereyağı kullanılırdı. Günümüzde ise hem köylüler hem de şehirliler çoğunlukla nebati yağ kullanmaktadırlar. Bazı özel yemeklerde mutlaka tereyağı kullanılır. Yemeklerde salça ve soğaraç çoğunlukla kullanılır ve bu karışım sos vazifesi yapar.

Kış mevsimi için yapılan hazırlıkların başında taze meyve ve sebzelerin hemen hepsinin kurutulması gelir. Turşu ve salamura yapılır, şehriye ve erişte kesilir, kurut ve tarhana hazırlanır; tandır ekmeği yapılır; kavurma hazırlanır, orcik, pestil, tutunu yapılır.

Düğün ve sünnetlerde özel eğlence törenlerinde ziyafet çekilir, özel yemekler çıkartılır. Bütün bu işler komşu ve akrabaların yardımı ile topluca yapılır. Günümüzde geleneksel yemeklerimiz halen yapılmakla birlikte yeni yemek çeşitleri de Elazığ mutfağına girmiştir. Keban barajını yapılmasından sonra oluşan göl sahasında ve Hazar gölünde yetiştirilen tatlı su balıkları Elazığ mutfağına girmiş ve balık yemekleri sıkça yapılır olmuştur.

Yemek Sofraları

Yer sofraları:Sofra bezleri eskiden Harput’ta yerli beyaz bezden yapılırdı. Çitçilerin (baskıcılar) açık pembe zemin üzerine siyah motiflerle süsleyerek bastıkları sofra bezleri çok yaygındı. Bu sofra bezleri (dest-i hunlar) odanın ortasına serilir üzerine bir sini ve sininin içerisinde yemek takımları ve malzemeleri konulur ve sofra bezinin etrafında küçük yer minderleri bulunurdu.

Bazen de sofra bezi üzerine 50-50 cm yükseklikte özel yapılmış küçük bir masa konulur ve bunun üzerine sini konularak sofra oluşturulurdu. Bu sofralarda yemek daha kolay yenilirdi.

Günümüzde de Elazığ ve çevresinde çoğunlukla yer sofrası tercih edilir. Ancak özellikle kentte hemen her evde yemek masası bulunmakla birlikte ekseriyetle bu masalar misafir olduğunda kullanılır.

Geleneksel mutfak kültürümüzün önde gelen araçlarından birisi olan sofra bezleri yerini naylondan yapılmış sofra bezlerine bırakmıştır. O güzelim çiçekli, kuşlu, “hoş geldiniz” li sofra bezleri günümüzde kimi evlerde sandıklarda birer hatıra olarak saklanmaktadır.

Eskiden çok yaygın olan sofra bezi baskıcılığı talep azlığı nedeniyle unutulmakta iken Kültür Müdürlüğü’nce açılan kurslarda on beş civarında usta öğretici yetiştirilmiştir.

Harput, Elazığ ve çevresinde özellikle düğünlerde kurulan 3-4 metre uzunluğunda sofralar kurulurdu ki buna da Somat denilirdi. Bu tür ziyafetlere de “Somat Çekme” denilirdi.

Mutfak ve Kilerler

Mutfak ve kiler iç içe olduğu gibi ayrı ayrı da olurdu. Eski Harput evleri de sofalara çıkmadan evvel yan kapılardan birisi mutfak (mutbah) diğeri de kiler kapılarıdır.
Kiler 7-8 aylık zahireyi barındırırdı. Başta pilavlık ve köftelik bulgurlar, çorbalık keşkeklik döğme (kendüme) ler, mercimek, fasulye lovik ve nohutlar, ağızları beyaz ve nakışlı örtülerle kapalı, kırmızı topraktan yapılmış yerli büyük küpler veya peteklerde; sıra sıra dizili sırlı yeşil çinilerde ise unlar, pekmezler, ballar, peynirler, salçalar, turşular; tenekelerde yağlar, kavurmalar, kıymalar, tarhanalar; muhaşır, erişte gibi şeyler ise büyük kamış sepetler içerisinde, sebze kuruları, yine kilerde tavana asılı ekmek salıncağı üzerinde tandır ekmekleri bulunurdu. Tandır ekmeklerinin üzerine çok temiz hasavanlar örtülür ve kışlık ekmek ihtiyacı karşılanırdı. Kilerin en güzel yiyecekleri olan orcik, meyve kuruları daha bir özenle saklanırdı.

Günümüzde bazı köylerde zahire küp ve petekleri ve tandır ekmeği için yapılan iskeleler halen kullanılmaktadır. Kent hayatında ise evleri müsait ve köyleri ile bağlantısı olan sınırlı sayıdaki evlerin dışında bu kiler geleneği ve malzemeleri vardır.

Mutfaklar ise ocağın içerisinde bulunduğu yemek pişirilen, içerisinde mutfak araç ve gereçlerinin bulunduğu temiz ve ferah mekanlardan seçilirdi.

Çorbalar

Tarhana çorbası, erişte çorbası, dövme çorbası, ayranlı çorbalar, kurutlu çorba, pirinç çorbası, un çorbası, anamaşı, lobik çorbası, bulgur çorbası, mercimek çorbası, şehriye çorbası, kabaklı çorba, tutmaçlı çorba, fasulye çorbası Elazığ’da en çok pişirilen çorbalardır.

Kurut

Çökeleğin kurutulmuşudur. Yeterince ayran bir tencereye bırakılır. Zaman içerisinde ayranın üzerinde oluşan su devamlı surette alınır. Dibe çöken yağ ve yoğurt tortuları tam bir macun katılığına ulaşınca ele alınarak bir patates büyüklüğünde iyice sıkıldıktan sonra temiz bir bez veya tahta üzerine dizilerek güneşte kurumaya terk edilir. Kış mevsiminde sert zeminli bir üsküre (kase) de sıcak su içerisinde bu kurutlar ezilir ve ayran olarak kullanılır. Ayrıca bu kuruttan çorba da yapılır. Özellikle ava meraklı aileler kuruttan bol bol yaparlar. Eskiden bir çok evde kurut ezme taşı vardı ve kurut bu taşlarda ezilirdi. Bunun ağaçtan yapılmış olanına tepir adı verilirdi.

Kurutlu Çorba

Döğme haşlanır, soğuduktan sonra kurut ayranına karıştırılarak üzerine kızartılmış tereyağı, nane ve toz biber ilave edilerek servise hazır hale getirilir.

Kelecoş

Salçanın ve soğanın yağda kızartılmasıyla soğaraç elde edilir. Soğaraca kurut ayranı ilave edilir. Bu karışıma tandır ekmeği doğranır ve üzerine dağlanmış tereyağı dökülerek servise sunulur.

Lobik Çorbası

Pamuk ve bostan tarlalarının civarına ekilen lobik, fasulye gibi olup küçük tanelidir. Bir tencerede önceden zifiri (soğaraç) yapılır, üzerine su ilave edilip kaynatılır. Lobik ve döğme temizce yıkanır, tencereye bırakılır, 1-2 kaynar geldikten sonra çorba servise hazır hale gelir.

Et Yemekleri

Kaburga, kavrakavurma, kızartma, tas kebabı, kaplama, güveç, tava, kuzu kızartması, ciğer kebabı, paça, işkene, taraklık, çoban kebabı, tandır kebabı vs..
Köfteler Dolma ve Sarmalar
Bulgur köftesi, içli köfte, kındık köfte, yalancı köfte, ekşili köfte, kadın budu köfte, ayar köftesi ile kebabı, ayranlı köfte, harput köfte (iri köfte), mercimek köfte, ocak köftesi, lüle kebabı, küncülü köfte, muhaşerli köfte, keklik köftesi, lahana sarması, yaprak sarması, bumbar dolması, dilim dolma, domates dolması, sapan dolması, biber dolması, kabak dolması, kofik dolması (kurutulmuş biber dolması), kibe dolması.

Harput Köfte (İri Köfte)

Dilinmiş kuru soğan, maydanoz, toz biber, tuz, yağsız kıyma, ufak bulgur biraz suyla bir leğende iyice yoğrulur. Fındıktan biraz büyük parçalara bölünerek bir kaba, başparmakla işaret parmağı arasında sıkıştırılarak tek tek tekerlek şeklinde dökülür. Ayrı bir tencerede kaynayan yağlı ve salçalı suya katılarak pişirilir.

Sebze Yemekleri ve Salatalar

İlimizde hem bizzat yetiştirilen hem de doğal ortamda derelerde ve su kenarlarında kendiliğinden yetişen sebzelerin hemen hepsiyle yemek yapılır. Yörede yetişmemekle birlikte ilimize getirilen sebzelerle de yemekler yapılır.

Doğal ortamda yetişen ışkın, pirpirim (semizotu) tahtik, yemlik kuzukulağı, dağ pancarı, kenger vb. gibi sebzeler yemeklerde ağırlıklı olarak kullanılır ve bu isimlerle anılan yemekler pişirilir.

Fasulye, kabak, domates, patlıcan, patates, biber, soğan, ıspanak gibi sebzeler, sebze yemeklerinin temel malzemesini oluşturur.

Patlıcan yemeği (karnıyarık, imambayıldı, söğürtme), taze fasulye, kabak kızartma, kabak oturtma, soğanlı yahni, nohut yahnisi, türlü, güveçbamya, musakka, badem, çaypalası, ışkınlı yumurta, pirpirim, boranı, kengerli, yemlikli; pancarlı pilav; sebze yemeklerinin başında gelir.

İlimizde salatalar da çok çeşitlidir. Özellikle doğal bitkilerden yapılan; kereviz, acice pirpirim salataları sirke ile tatlandırılarak ve zeytinyağı ilave edilerek yapılır. Çoban salata, patates salatası, yumurta salatası ilimizde en çok sevilen salataların başında gelir.

Pirpirim (Semizotu )Boranı

Pirpirim bostanlarda, sebzeliklerde kendiliğinden yetişen bir bitkidir. Pirpirimin sebzeli yemeği yapıldığı gibi boranısı da yapılır.
Pirpirim güzelce yıkanıp bir kaba doğranır. Tekrar yıkandıktan sonra başlanır. Kevgirde süzülerek avuç içinde topaklar halinde sıkılır. Sade yağda biraz kızartıldıktan sonra üzerine önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ve dağlanmış tereyağı dökülür.

Av ve Kümes Hayvanları

Tavuk, piliç, keklik, kaz, bıldırcın, tavşan; av ve kümes hayvanlarından yapılan yemeklerin başında gelir. Tavuktan hem kızartma hem de dolma yapılır. Yörede içi doldurularak haşlama suretiyle yapılan tavuk çok sevilir. Uzun kış günlerinde avcıların en büyük tutkusu olan tavşan avından sonra avcılar yorgunluklarını tavşan yemeğinin başında atarlar. Tavşan üfelemesi, keklik üfelemesi ve köftesi çok sevilir.

Yumurtalı ile Yapılan Yemekler

Yağda yumurta, domatesli yumurta (menemen), mıhlama, pestilli-ışkınlı yumurta, gaygana, yumurta haşlaması yumurtalı yemeklerdir.

Pilavlar

Pilav, Elazığ çevresinde son derece sevilen yemek çeşididir. Başlı başına yemek olarak yenildiği gibi, sebze yemeklerine destek yemek olarak da yapılır.
Bulgurla yapılan pilavlar oldukça çeşitlidir. Bulgur pilavı, sulu pilav, bulgur tiridi, pancarlı pilav, yoncalı pilav, muhaşerli pilav, simit pilav, kırmanlı pilav, pirinç pilavı keşkek, mercimekli pilav.

Ekmek ve Ekmekle Yapılan Yemekler

Elazığ mutfağında ekmeğin çok önemli bir yeri vardır. Elazığlılara sorulduğunda “ekmeksiz pilav bile yenilmez” derler. Gerek ekonomik şartlar gerekse damak zevki Elazığ mutfağında ekmeğe büyük önem verilmesine neden olmuştur.

Tandır ekmeği, saç ekmeği, fetir ekmeği (yufka), top ekmeği, nohut ekmeği il’e has ekmeklerin başında gelir.
Yağlı ekmek (yufka ve saç ekmeği ile yapılır) fodula, zarafat, sırın, patila, gömme, taş ekmeği, peynirli ekmek ise ekmekle yapılan yemeklerin başında gelir.

Sırın

Taze yufka (yuha) ekmeği rulo haline getirilip 3 cm eninde parçalar haline getirilerek bir tepsiye dizilir. Tepsiye dizilen ekmeklerin kesik tarafı tepsiye dik gelecek şekilde ve sıkıca dizilmesine dikkat edilmelidir.Üzerine daha önce hazırlanmış bolca sarımsaklı yoğurt dökülür ve eritilmiş tereyağı eklenerek hazırlanır.

Taş Ekmeği

Un, süt veya suyla karıştırılarak maya hale getirilir. Elde edilen sıvı haldeki hamurun içerisine yeterli miktarda yumurta kırılarak iyice çırpılır. Bu hamur ateş üzerindeki sacın üzerine yayılır. Pişen ekmeğin üzerine yağ ve şeker sürülür. Artık taş ekmeği servise hasırdır.

Tandır Ekmeği

Kışa hazırlık olarak sonbaharda, 3-4 ay yetecek miktarda ve imece usulüyle yapılır. Tandır ekmeği yapımı geleneksel kültür hayatımızda önemli uygulamalara sahne olmuştur. Erkeklerin hamurunu yoğurduğu kadınların ise pişirdiği tandır ekmeği, eskiden adeta bir şenlik halinde yapılırdı. Köylerde tandır ekmeği halen yapılmaktadır.

Tandır ekmeği adını yapıldığı yerden alır. Ekmeğin en büyük özelliği 4-5 ay bozulmadan kalabilmesidir.Tandırlar özel olarak yapılmış büyük küplerin toprağa gömülmesiyle hazırlanır. Üzeri örtülü genişçe bir alanın ortasında bulunur. Başlarında usta bir pişirici kadınla birlikte üç yardımcısı tarafından yapılır. Erkekler özellikle gece hasavan içerisine çuvallarla dökülen unun içine su dökerek harç haline getirilen daha sonra hasavanlarla hamurun üzerine örterek yalınayak hamuru yoğururlar. Yoğurma işlemi saatlerce sürer. Elde edilen hamur kadınlara teslim edilir. Ekmeği tandıra vurmak için mutlaka bu işten anlayan kadınlara ihtiyaç vardır. Kadınlar ayrıca Pişirik denilen su ve unla hazırlanmış bir sıvıyı yufka halinde açılan ekmeğin üzerine adeta bir sır kaplama gibi sürerek tandırın duvarlarına yapıştırırlar. Pişen ekmekler alınarak tavana asılı olan ekmek askılığına dizilir.

Börekler

Su böreği, tepsi böreği, bohça böreği, el böreği, bişi böreği, talaş böreği.
Elazığ’da börekler arasında en çok sevileni su böreğidir. Yapımı çok zahmetli ancak son derece zevkli ve güzel olan su böreği yörenin damak zevkini yansıtır.

Yapılışı: Önce böreğin hazırlanacağı tepsi hafif yağlanarak bir kenara bırakılır. Daha sonra açılan yufkalar dörde bölünerek hafif ateşte kaynayan suyun içine atılarak haşlanır. Haşlanan hamurlar sudan alınarak düzenli bir şekilde tepsiye yerleştirilir. Bu suretle oluşturulan her tabakanın arasına önceden hazırlanan rendelenmiş peynir ve çok ince kıyılmış maydanozdan oluşan iç serpiştirilir. Bu işlem tamamlandıktan sonra tepsi fırına verilir. Belli bir oranda kızartıldıktan sonra kareler halinde kesilen börek, servise hazır hale gelir.

Helvalar ve Tatlılar

Elazığ’da yaygın olarak yapılan helvaların başında un helvası gelir. Peynirli helva, irmik helvası, heside, tel helvası, künefe, ceviz helvası, kabak tatlısı, baklava, dolanger, dilber dudağı, kargaburnu, çullama, bişi, şeker böreği, kalbur hurması, hurma tatlısı, revani, sütlaç, muhallebi, hürriyet kadayıfı, zerde, aşure, gül tatlısı belli başlı helva ve tatlı çeşitleridir.

Künefe

Elazığ’da en çok beğenilen ve yapılan tatlıların başında kadayıf gelir. Nitekim Elazığ’da kapalı çarşıda sıra sıra kadayıfçı dükkanları vardır. Kadayıftan yapılan künefe de ilimizin geleneksel tatlılarındandır.

Yapılışı: İnce telli kadayıf alınarak bir sini içerisine didilip serilir. Her tabakanın arasına bolca ufaltılmış ceviz içi serpilir. Önceden kesilmiş ve soğutulmuş bolca şeker şerbeti, yahut bal veya pekmez şerbet kadayıfın üzerine gezdirilerek dökülür. Şıranın iyice çekmesi beklenir. Sonra tekrar ceviz serpilir. Pişirilmeden yenilir.

Hoşaf, Şerbet ve Diğer İçecekler

Üzüm, vişne, erik hoşafları, bal, pekmez, koruk ve nar şerbetleri ve halen yaygın olarak yapılan hoşaf ve şerbetlerdir. Eskiden bilan ve demir hindi şerbetleri de yapılırdı.

Geleneksel Kuru Tatlılar

İlimiz ve çevresinde çok yaygın olan pestil; dut, ceviz ve erik ile yapılır. Üzüm ile yapılana “bağ bastuğu”, dut ile yapılana “dut bastuğu”, erik ile yapılana ise “eşgili bastuk” adı verilir.Ayrıca belki de dünyada en güzelinin Elazığ ilinde yetiştiği dutun, döğülmesi suretiyle elde edilen tutunu, ile dünyada ilk yapılan yerin Elazığ olduğunu sandığımız Orcik, pilit geleneksel kuru tatlılarımızın başında gelir.

Kurutulmuş Meyveler

Elazığ’da kurutulmuş meyveler oldukça yaygındır. Hatta eskiden Harput’ta çerez odası diye bilinen odalar bulunurdu. Orcik, pestil, kuru dut, kuru üzüm, ceviz içi, badem; yörede gah adıyla bilinen başta elma ve armut olmak üzere kurutulmuş meyveler yatsılıkların vazgeçilmez yiyecekleridir.

Eskiden tavana iplerle asılan dayanıklı üzümler, ayva, armut ve elmalar; özel yöntemlerle saklanan kavun ve karpuzların bulunduğu çerez odalarına bugün dahi rastlamak mümkündür.

Elazığ’da yatsılık diye bilinen bu yiyecekler günümüzde de misafirlere ikram edilen önemli yiyecekler arasındadır.
 
Üst