Ekin Belleten (1989) Güz-Bahar

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
750
10,497
İstanbul
br8uf1c.png
70idifo.png


 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,243
6,598


Sayın funghu ;

"On dokuzuncu yüz yılın son beş yılı ile yirminci yüz yılın ilk beş yılını ayrı bir kuşak olarak tanımlamak gerekiyor. Yirminci yüz yılın sonuna kadar gelen bir zaman aralığında egemen olan tüm bilimsel ve teknolojik patlamaların temelleri bu on yılda, en fazla da, beşer yıl uzatılması halinde yirmi yıllık bir kuşak ortaya çıkıyor. Einstein'in çığır açan incelemesi bu dönemde yayınlanıyor; klasik fiziğin sonu görünüyor. Leninizm'in tohumları bu dönemde atılıyor. İnsanoğlunun yaratıcı eylemlerinde bu zaman kuşağı, kaydedilen en son patlamaları çıkarıyor.
Uygulamalı teknolojik açılımlar açısından da bu dönemin son derece parlak bir tarihi olduğunu eklemek zorundayım ; Marconi, ilk telsiz yayınını 1895 yılında yapıyor. 1901 yılında ise Cornwall ile Newfoundland arasında ilk telegrafik radyo mesajlarını vermeyi başarıyor. İçten yanmalı motorların bir "araba" için kullanılmasında ilk pratik başarılar 1890 yıllarında kaydediliyor. Yirminci yüz yılın ilk on yılında otomobil kendisini kanıtlıyor ve yollarda görülmeye başlıyor. Wrigt, ilk uçağı 1903 yılında havalandırıyor. Henri Farman, 1909 yılında ilk yüz millik uçuşu gerçekleştiriyor.."

Bu satırları Yalçın Küçük'ün "İki Abartma ve Bir Ayırma" başlıklı yazısından..

Vargı : Yalçın Küçük sıradan bir insan değil. Neredeyse eşsiz insanlardan biridir de diyebiliriz. Bu eşsizliği engin bilgi birikimi , dil(ler) konusundaki olağanüsütü yeteneği , toplumsal mücadelede durduğu yer , tarihsel ve toplumsal ve bilimsel bilgi düzeyi tutarlılığın zirvesidir. Ama hiç kimse , hiçbir düşünce , hiçbir şey ...... ELEŞTİRİDEN MUAF DEĞİLDİR VE OLMAMALIDIR. Şimdi sadece buraya aldığım şu satırlara bile eleştirel bakmaya var mısınız?
1 - Tarihi bölümlere ayırmak elbette ki öznel bir harekettir.
2 - 19. yüzyılın , 20. yüzyılın nerede başladığı nerede bittiği de 1. maddedeki saptamaya bağlıdır. Yani bütün tarihlemeler zaten özneldir. Üstelik kabul edilmesi bire belli bir kişilerin, toplumların kabul ettiğidir. Bu tarihlemeyi kabul etmeyen toplum ve kişiler elbette ki var ve olacaktır. Bakmayınız şimdilik batının baskın olmasına. Batı baskın diye onun tüm kültürü de baskın , bilgisi de baskın. Yine de insan adlandırmak , tarihlendirmek , bölmek , benzerlikleri-ayrılıkları sınıflamak durumundadır.
3 - Tüm 1. ve 2. maddenin ışığında : Bu tarihsel anlamada adlandırmak durumunda iken pirincin taşını ayıklar gibi tarihteki belli bölümleri (hele yaşanmış ise) atıp , belli bölümleri almak gibi bir lükse sahip değil. Ancak elbette bu dönemlere vurgu yapılabilir. Bunda sakınca yok. Sakınca ise bu özel bölümleri alıp , diğerlerini atarsanız ne olur? Şu olur : O gelişmeleri, oluşumları , bilimsel , teknolojik buluşları oluşturan ÖNKOŞULLARI , NEDENSELLİĞİ GÖZ ARDI ETMİŞ OLURSUNUZ. Şu tu kaka edilen Orta çağa bile sonradan bakışlar o dönemdeki gelişmelerin neleri olgunlaştırdığı bir bir kayda geçirilmeye başlandı.
4 - Tabi ki her yüzyıl , her zaman dilimi bir diğeri ile aynı olamaz. Tarihin belli dönemlerinde suların geriye çekilmesi gibi insanlığın geriye çekildiği , kapkara günlerin yaşandığı , tarihin çok ama çok yavaş aktığı ; belli dönemlerde ise güzellikler , ilerlemeler getirdiği , çok önemli olaylar yaşandığı , tarihin çok ama çok hızlı aktığı olur. Bu normaldir. Karl Marx'ta böyle vurgular.
5 - Konu çok ama bu son olsun : "Einstein'in çığır açan incelemesi bu dönemde yayınlanıyor; klasik fiziğin sonu görünüyor." bu tümce oldukça yanlış barındırıyor. Einstein'in görüşleri (görelilik teorisi) ve kuantum fiziği tamam çok önemli gelişme ve çığır açıyor. Bakınız sadece iki noktaya vurgu yapacağım :
a) Einstein'in görelilik teorisi öyle mutlaklaştırılıyor ki , yanlışlanamaz sanılıyor. Okul hayatımda da Fizik hocama ve öğrenci arkadaşlarıma da anlatmıştım. GÖRELİLİK adı üstünde öznel bir durumdur. Yani o insana göredir. Olaya , olguya , doğaya göre değildir. Çünkü bu saydıklarım insandan bağımsız , insanın dışında vardır , var olacaktır. Hele zamanda yolculuk tam bir olacak iş değil (burada anlatıldığı anlamda) ... Zamanın yavaşlaması vb. tam bir safsata. Yok uzaydaki uyduda saat yavaş çalışıyormuş vb. Yahu zaman saate mi bağlı... Yani uzayda saat dursaydı zaman durmuş mu olurdu?...
b) Klasik fiziğin sonu gelmedi saygıdeğer Yalçın Küçük. Herkes kuantum fiziği geldi diye klasik fiziğin bittiğini sanıyor. Yahu bunlar boyut sorunu. atom dışındaki büyüklüklerde halen klasik fizik geçerli. Bunu yaşayacağınız her an siz kuantum fiziğin değil klasik fiziğin kurallarına tabi olarak yaşar (ileride klasik fizik de elbette gelişecek evrimleşecek ama atom dışındaki dünyanın kurallarının gelişmesi olarak evrimleşecektir ; atom altı dünyanın kurallarına göre değil)...


Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim ...


 
Üst