Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"Türk işçi hareketinin doğuş ve gelişimini kısaca özetleyeyim: Osmanlı dönerninden 1923'e birkaç işçi sendikası ve cemiyeti geçti. Bunlar yaşamadı. 1946'da Cemiyetler Yasasındaki değişiklik nedeniyle yeni sendikalar kuruldu. Bunlar hoş karşılanmadı ve 16 Aralık 1946'da kapatıldı, yöneticileri mahkemeye verildi. 1947'de yayımlanan Sendikalar Yasasıysa ne toplu sözleşmeyi, ne grev hakkını, ne de siyasetle uğraşma özgürlüğünü tanıyordu. Yardım sandığı gibi sendikalar kuruldu. Miting hakları bile çok sınırlıydı, sınırlandırılıyordu da. 1960 hareketinden sonra, yeni Anayasa, sendikal hakları ve pekçok ekonomik ve sosyal güvenceleri tanıdı işçilere. Bu haklardan hoşlanmayanlar, eskisi gibi kar edemeyenler, yani başına buyruk davranamayanlar, ona karşı geniş bir kampanya açıp sürdürdüler, bunda da başarı sağladılar. Pek çok gerçek örtbas edildi, sendikalann aşırı isteklerde bulundukJan savı yaygınlaştı. İki işçi konfederasyonunun yaşamda yer alması, sendikal anlayış farklılığı nedeniyle değişik yorumlara yol açtı ve ... Ve 12 Eylül198O'e varıldı. Bundan sonrası nasıl gelişir?"
Bu satırlar Şahap Balcıoğlu'nun yaptığı söyleşide yanıt veren Kemal Sülker ustamıza ait... Vargı : Türkiye'nin görüp göreceği en demokratik ANAYASASI olan 1960 Anayasası diye anılan anayasadır. Ancak bunu egemen güçler , sömürgen güçler hep bu anayasaya saldırdı. En büyük koç başları ise NATO ordusuna dönüştürülmüş Türk Ordusu idi. Türkiyedeki gelişmeler en çok da ABD emperyalizmini rahatsız etmişti. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç "Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı (toplumsal uyanış ekonomik gelişmenin önüne geçti)" açıklaması ile ağzındaki baklayı (asıl amacını) çıkaran 12 Mart 1971 Muhtırası (siz askeri darbe diyebilirsiniz) döneminde bu sözleri etti. Yetmedi dönemin askeri kökenli cumhur başkanı "Normal liseler vatan haini yetiştiriyor. Bu nedenle …....." deyiverdi. Çünkü Türkiye'de ANTi-AMERİKAN hareketler zirve yapmıştı. ABD'nin uşakları o dönem generalleri elbette ki tak şak paşalıklarını yapıp askeri darbe yapacaktı. 1960 anayasal düzenine son darbeyi de 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile (ABD uşağı Kenan Evren) tarafından gerçekleştirilmişti. Böylece 1960 anayasası tümden bitti. Yerine 12 Eylül 1980 (Elbette ki 7 Kasım 1982 oylaması ile kabul edilen 1982 anayasasını söylemek istiyorum) askeri darbe anayasası üstümüze çöktü. Hem de bu toplumun yüzde 91,37 desteğini alarak... Sizi sevsinler bu toplumun yüzde 91 küsürü… Sonradan hepiniz (2000 sonrası) askeri darbe karşıtı rolüne büründünüz utanmadan , sıkılmadan....
Yukarıdaki benzer satırları daha önce de yazmış olduğumdan burada kesiyorum...
Kemal Sülker'e değinmek istiyorum. Yaşamında Sendikal (Başta DİSK'in kuruluş çalışmaları ve sonrası) , siyasal mücadelesi (başta TİP'te ve aydın olarak) , gazetecilik ve yazarlık olarak ise çalıştığı gazete ve dergileri saymakla bitmez. Gelelim bazı kitaplarının bendeki anılarına.
"Sabahattin Ali Dosyası" kitabını okuduğumda günlerce bunalıma girmiştim. Üzüntüden topluma küsmüştüm.
"100 Soruda Türkiye'de İşçi Hareketleri" kitabını adeta yedim....
Sonra da NAZIM HİKMET üzerine yazdığı birçok kitap geldi. Buldukça okudum... Okudum.... Okudum...
"ATATÜRK : Şükrü Kaya, Nazım'ı takmış parmağına onunla uğraşıyor. Ben tanırım mert oğlandır o... Şükrü Kaya Müşiri de (ÇAKMAK) kandırmış askerlerin arasında onun yazılarına benzer yazılar uydurup dağıtmışlar. Başını yakmaya çalışıyorlar oğlanın... İNÖNÜ : Nazımın hapiste olmasına canım yanıyor... F. RIFKI ATAY : Nazımın yok yere çile çekmesini içime yediremiyorum. F. KARAOĞLAN (Temyiz Başsavcısı) : Bir hakim olarak memleketimizde bana en büyük ıstırabı veren hadise Nazım'ın hiçbir delile, hiç bir kanun hükmüne dayanılmaksızın 28 yıl hapse mahkum edilmesidir.
Bu sözlerin yer aldığı MAY Yayınlarının Ocak 1974 te yayınlanmış "NAZIM HİKMET DOSYASI" beni isyanlara sürükledi, durdu. Hastaydı tamam ama göz kapakları ile bile emretse bu haksızlıkları durduramaz mıydı Atatürk? Ben bu konuda hep eleştirel baktım. Halen de bakıyorum...
Şu an elimin altında birçok kitabı var (Nazım Hikmet üstüne) Kemal Sülker'in… Ancak uzadığı için yazı sadece bir kitabına değin anımı yazıp bırakacağım.
1976 yılında (evliliğimin 2. yılı) MAY Yayınlarının çıkardığı "NAZIM HİKMET'iN GERÇEK YAŞAMI" kitabının 1. Kitabını (Nazım Hikmet'in yaşamının 1901-1928 yıllarını anlatıyor) görünce adeta üstüne atıldım... Okudum.... Bu şahane kitabın 2. sini beklemeye başladım. Tam bir yıl sonra 1977 (Temmuzunda) 2. Kitabı (Nazım Hikmet'in 1928-1934) yıllarını anlatıyor) çıktı. Hemen alıp binbir merakla okudum... Sonra sonrası yok... Ankara'da bir türlü diğer ciltlerine erişemedim. Erişemedim... Erişemedim... Kitapçılar benden bıktı bu kitapları sormamdan...
Yıllar yıllar sonra 2005 te (Tam 28 yıl sonra) İleri Yayınları Kemal Sülker'in "NAZIM HİKMET GERÇEK YAŞAMI" kitabının bütün ciltlerini birarada sundu (1137 sayfa) . Aldım ... 1137 sayfalık kitabı roman gibi okudum , tarih gibi okudum... Şiir kitabı gibi okudum... Biyografi gibi okudum... Siyaset kitabı gibi okudum... Nazım Hikmet'i okudum... İnanmayacaksınız ama ben KEMAL Sülker'in kendisini de okudum... Bu arada kitabın canına da okudum!!!!
KEMAL SÜLKER'in anısı önünde saygı ile eğilirim. Yaşamımda çok şey borçlu olduklarım listesinde yer alanlardan biridir...
Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim ...
*Özel not : Bu yazının son satırını yazana dek (sadece bu dergiyi okumam ve bunları yazmam ) sabaha doğru saat : 04:20 den şimdi saat : 09:17 ye dek okuma-öğrenme-düşünme-anımsama-yazma uğraşım sürdü.... Çok mutluyum... Saygıdeğer funghu