Deli Balta Sayı 23 - Kemankeş 2

prince

Onursal Üye
20 Ağu 2012
4,474
27,329


2afjuit.jpg
file



Bu gece uyku tutmadı. Uzunca zamandır ihmal ettiğim Deli Balta serisinde iyileştirme çalışmaları yapayım istedim.
Paylaşım bekleyen dostlar varsa, onları daha fazla bekletmemiş olayım...


Deli Balta ve çizgilere gönül vermiş dostlarıma saygılarımla...

MEDIAFIRE




 
Moderatör tarafında düzenlendi:

prestij16

Süper Üye
9 Ağu 2010
2,585
3,394
harika bir roman, bir kaç kez okumuştum çocukken, tadı başka
yüreğinize sağlık teşekkürler
 

DELİ BALTA

Yeni Üye
5 Eyl 2010
91
109


2afjuit.jpg
1hcw9k.jpg



Bu gece uyku tutmadı.Uzunca zamandır ihmal ettiğim Deli Balta serisinde iyileştirme çalışmaları yapayım istedim.
Paylaşım bekleyen dostlar varsa,onları daha fazla bekletmemiş olayım...


Deli Balta ve çizgilere gönül vermiş dostlarıma saygılarımla...

MEGA





Deli Balta benim!!! Her sayı başım üstüne.Teşekkürler!!:wbtr::wbtr:
Yıllar önce Deli Balta isminin sırf çizerin kurgusu olduğunu düşürdüm.Ünlü Akıncı Beylerinden Abdullah Mihal Gazi'tarihte Köse Mihal olarak tanınıyor)Balta isimli bir oğlu vardır.1403 yılında vefat etmiştir.Balta Beyin oğlu İlyas ve torunu Mahmut Bey Ankara savaşında şehit olmuşlardır.
 
Son düzenleme:

DELİ BALTA

Yeni Üye
5 Eyl 2010
91
109
Konuyla ilgili olduğu için akıncı Mihaloğlu ailesiyle ilgili bir paylaşım yapmak istedim.
Mihaloğulları
MİHAL-OĞULLARI ( MIHÂL BEY, KÖSE MÎHÂL ve GÂZÎ MİHÂL-OĞULLARI ), Osmanlı devletinin ilk devirlerinden itibaren askerî tarihinde mühim rol oynamış ve bilhassa akıncı teşkilâtında vazife almış ü m e r â aileler i n d e n biridir. Menşe'i, umumiyetle, Osman Gâzî zamanında Harman- Kaya (Bilecik vilâyetinde, Gâzî Mihal nahiyesindeki Harman köyü ) tekfuru olup, sonradan Osmanlılara itaat ile islâmîyeti kabul eden Köse Mihal 'a bağlanan bu aile. asırlar boyunca, imparatorluğa hizmet etmiş, kuruluş ve yükseliş devirlerinde namlı kahraman gâzîler ye-tiştirmiştir. İlk devirlere âit bilgilerin mevcut olmaması veya azlığı sebebi ile, Mihal-oğulları ailesi en eski ceddinin Köse Mihal Bey veya Edirne 'de 839 ( 1436 ) 'da medfûn Gâzî Mihal Bey ( Paşa ) bulunduğu hakkında, bir zaman tereddüt hâsıl olmuş (Mehmed Zeki, T T E M, nr. u/88, 1341 ) ve hattâ ikisinin aynı şahıs olduğu zannedilmiş ise de, bugün, son tetkiklerin ve araştırmaların ışığı altında, Köse Mihal Bey'in bu ailenin en eski ceddi, Edirne 'de medfûn Gâzî Mihal Bey 'i» ise, bunun torunu olduğu kabul olunmaktadır. Keza Köse Mihal Bey 'in rum aslından geldiği muhakkak sayılmakta, fakat Paleologos hanedanına mensup bulunması keyfiyeti (J. v. Hammer, trk. trc, I, 320 ) isbât ve tevsike muhtaç bir faraziye olmaktan ileri geçememektedir. Aynı suretle, onun bulgar çarlarından biri bulunduğu hakkında bulgarlar arasında mevcut rivayeti aksettiren bulgar tarihçilerinin iddiaları ( Y. Trifanov, Ülkü mecm., 1941, nr. 95 96) ile türk veya arap aslından olduğuna dâir yanlış ve hatalı tarihî kayıtların ve yahut Bizans hizmetindeki nogay beylerinden biri olduğu yolunda yapılan istidlallerin de bu mâhiyette kabul edilmesi daha doğru olsa gerektir. Mihal-oğulları ailesinin Köse Mihal'e göre adlanmasının sarîh bir delîli, daha sonraları bu aile fertlerinden bâzılarının, ilk devirlerdeki Osmanlı an'anelerine uyarak, Malkoç, Evrenos ve Zağanos isimlerinde olduğu gibi, Mihaî ismini almalarına mukabil, ailenin bâzan Mihaloğulları (Gâzî Mihal-oğulları ), bâzan da Köse Mihaloğulları olarak tanınması ve kaynaklar ( msl. Aşık Paşazâde, s. 102 ) ile vakfiyelere bu suretle geçmesi gösterilebilir. Bu aile, Köse-Mihal 'in ölümünden ve Rumeli fütuhatı başladıktan sonra, hudutlarda askerî vazifeler ve düşman memleketlerine akın işleri ile görevlendirilince, Mihallı akıncılar" adını aldı. 1326 'da, Bursa 'nın fethinden bir müddet sonra ölen Köse Mihal Bey 'in oğullarından hangisinin ilk Mihallı akıncı kumandanı olduğu kat'îyetle söylenemez ve esasen evlâtları hakkında bir ihtilâf mevcut ise de, bunlardan Ba-yezid I. devrine kadar yaşayan ve belki de Vize kalesini zapteden ve Mihal-oğlu diye sâdece aile adı ile zikredilen ( Tâc al-tavârih, I, 86 ) Aziz Bey ( Paşa ) adındaki oğlunun kendisinden sonra da, irsen intikal sureti ile, bunun oğlu Gâzî Mihal Bey ( ölm. 1436)'in, ilk Mi-halli akıncılar reisi sıfatı ile, Rumeli fütuhatına katıldığı bilinmektedir. Yine Bayezid I. 'in 793 ('39 ) 'teki bir beratının gösterdiğine göre, birinci Kosova muharebesinde ( 1389 ) yararlığı görülen ve pâdişâhın al-amir-i 'l-kabir... maliku 'l-ğuzât va 'lmucöhidin diye tavsif ettiği Gâzî Ali Bey adındaki diğer oğlu da her hâlde Mihal-oğulları ailesinin ilk akıncı kumandanlarından idi. Diğer taraftan Enverî 'nin Dûstûr-nâme de Şam 'dan geldiğini söylediği Mihal Bey 'i Köse Mihal Bey olarak kabul etmek mümkün olursa, bunun bir de Balta Bey adında bir oğlu olduğunu ve onun da her hâlde bu ailenin ilk akıncı kumandanlarından bulunduğunu düşünmek icâp eder ki, Balta Bey 'in oğlu Ilyas 'in Bayezid Timur mııhâresinde pâdişâhın en yakın müdafii olması ve bunun oğlu Mahmud 'un da, İhtiman 'da yerleşmiş Mihallı akıncıların reisi bulunması bu faraziyeyi kuvvetlendirecek mâhiyettedir.,mihaloğullarında akıncılık faaliyetleri, diğer akîncı beyliği yapan mâruf aileler. Malkoç-oğulları, Evrenosoğulları, Turhan-oğullarında olduğu gibi, irsî idi. Osmanlı imparatorluğunda, büyük ehemmiyet verilerek, husûsî kanunlar ile mensuplarına bir çok imtiyazlar tanıyan akıncı teşkilâtı bu devletin ilk devirlerinde
geniş bir ihtiyâca cevap vermekte idi. XVI. asrın sonlarına kadar kuvvetli bir teşkilât hâlinde yaşayan ve mütemadiyen geliştirilen, kendilerine mahsûs âdetler te'sis eden bu teşkilât içinde Mihal-öğulları akıncıları, umumiyetle, Niğbolu, Plevne havâlisinde, Sofya ve Semendire taraflarında bulunur ve Mihallı bir akıncı kumandanının idaresi altında, istenilen yere akınlar yaparlardı. Turhanlı akıncıların Mora taraflarında, Evrenos-oğulları akıncılarının Arnavutluk ve Dalmaçya havâlisinde, Malkoçoğullarının ise, Bosna taraflarında bu türlü vazifelerde bulunmaları teamül icâbı idi. XV. asrın başlarında, fetret devrinde, bu aileden Gâzî Mihal Bey 'in oğulları Yahşi ( yahut Bahşı ) ve Mehmed Bey 'lerin dahilî mücâdelelere karıştıkları görülmektedir. Bunlardan birincisinin 1413 ve ikincisinin de 1423 'te vefatları bilindiğine göre, bâzı şecerelerde Köse Mihal'in evlâtları olarak gösterilmeleri, bir çok bakımlardan, hakikate uymamaktadır. Bil'akis Yahşi Bey'in Mihaloğlu Mehmed Bey'in oğlu olduğuna dâir bir kayıt da mevcuttur ( Tâc al-tavârîh, f, 267 ) ki, bu keyfiyet şimdiye kadar bu konuda inceleme yapmış olanların gözünden kaçmış olsa gerektir. Aynı suretle Sîcilli osmâ-ni 'nin, yanlış bir şekilde, Mehmed Bey 'in oğlu olarak zikrettiği Hızır Bey ( Paşa; ölm. h. 856 ) de gerek Edirne 'deki mezar kitabesinden, gerek vakfiyelerdeki şecerelerden öğrendiğimize göre, Gâzî Mihal Bey'in oğlu ve Mehmed Bey'in kardeşidir. Mihal-oğlu Mehmed Bey, Mûsâ Çelebi 'nin beyler-beyi olduğu için, onun ölümünü müteakip, Tokat 'ta kısa bir müddet hapsedilmiş ( Tâc altavârlh, I, 297 ) I fakat sonra serbest bırakılmış idi ki, bu Tı-murtaş Paza-zâde Oruç Bey 'in Geyve kasabasındaki zaviyesi için tertip ettirmiş olduğu, rebi-ülevvel 823 ( mart 1420 ) tarihli vakfiyesinde şâ-hidler arasında bulunması ile tesbit edilebilmektedir. Ancak aynı sene zarfında çıkan simavnaiı Şeyh Bedreddin [ b. bk.] hâdisesinde de alâkalı olması ve belki de Mûsâ Çelebî devrinden beri aralarında dostluk carî olan şeyhin isyanına gizlice müzahir bulunması sebebi ile, ikiuci defa tevkif ve Tokat'ta hapsolunmuş ve daha sonra Murad II. tarafından, Düzme Mustafa isyanı sırasında, tekrar serbest bırakılmış idi. Kendisi çok geçmeden, küçük şehzade Mustafa isyanı esnasında, i znik'te Tâeeddin-oğlu Mehmed tarafından öldürüldü (tafsilât için bk. Tâc altavârih, I, 311; Uzunçarşılı, Mihal-oğlu Mehmed Bey neden dolağı Çelebi Mehmed tarafından Tokat kalesine hapsedilmiş idi, Belleten, 1957, sayı. 81 ). Evliya Çelebî ( Se-yahat-nâme, III, 305 ) 'ye göre, mezarı Plevne 'dedir. Eğer bu doğru ise, Mihaloğullarının Rumeli kolunda Plevneli Mihal-oğulları Mehmed Bey 'e dayanmakta idi; fakat onun evlâd ve ahfadı bilinmediğine veya uzun sürmediğine göre, bu kol onun kardeşi Hızır Bey ( Paşa ) 'in oğlu ve torunları ile uzun müddet yaşamış idi (Yaşar Gökçek, tez). Bu ailenin Rumeli'deki ikinci kolu Tırnova'da yerleşmiş idi ve vakfiyelere nazaran, bu kasabada ayrı bir Mihal-oğlu kolu te'sis eden Hızır Bey 'in diğer oğlu ve şehzade Mustafa isyanı sırasında Eflâk hududu ve Silistre *yi muhafazaya me'mûr Gâzî Fîrûz Bey olmuş idi ( Neşrî, Cihannümâ, nşr. Taeschner, s. 152 ). Bu bölgedeki üçüncü Mihal-oğulları kolu ise, yukarıda zikrettiğimiz gibi, İhtiman 'da yerleşenler idi ve muhtemelen Balta Bey, daha sarîh olarak, bunun torunu Mâhmüd Bey tarafından te'sis edilmiş idi ( Yaşar Gökçek, tez ). Rumeli 'deki bütün Mihal-oğulları kollarının müşterek ve çok mühim faaliyetleri, Mihallı akıncılara kumandan olmak, akınları tertip ve idare etmek, bir de kendi bölgelerinde geniş vakıflar te'sis etmek noktalarında toplanmaktadır. Mihal-oğulları ailesinin Anadolu koluna gelince, bunlar da, Köse Mihal 'm oğlu Gâzî Ali Bey 'in nesli o'arak, Amasya 'da ve yine Köse Mihal 'a bağlanmak suretiyle, Bursa 'da olmak üzere, iki istikamette devam etmiştir. Murad II. devri başlarında Amasya valisi bulunan Yörgüç Paşa'nin da, aykırı iddiada bulunulmasına ve onun soyunun amasyaîı olduğunun ileri sürülmesine rağmen ( Hüseyin Hü-sâmeddin, Amasya tarihi, III, 191 v.d.), Mihal-oğullarının Amasya koluna mensup olduğu vakfiye kayıtlarından anlaşılmaktadır ( Uzunçarşılı, Kitabeler; Yaşat Gökçek, tez). Ancak kihal-oğullari. ıh Yörgüç Paşa'nm Amasya'daki câmiinin kapısı üzerindeki kitabe ile kabir taşının Yörgüç Paşa b. Abdullah" nâmına bulunması, bunun vakfiye kaydı ile uygun düşmemesi, babası Mehmed Bey ve dolayısı ile Köse Mihal Bey 'in doğrudan-doğruya torunu olduğu keyfiyetini yine şüpheli bırakmaktadır. Fâtih devrinde, devlete çok mühim hizmet ve yararlıkları görülen Mihal-oğuIIarı, Hızır Bey 'in oğulları iskender, Bâlî ve bilhassa Gâzî AliBey 'ler idi ki, bunlardan sonuncusu ailenin Plevne kolunu te'sis etmiş ve bu kol bugüne kadar devam eylemiştir. Gâzî Ali Bey Mihalogulları içinde en fazla şöhret kazanan ve akınları ile her tarafta kendisinden bahsettiren meşhur bir akıncı kumandanı oldu. Onun adını, evvelâ 1462 'deki Eflâk seferine iştirak eden akıncı kumandanları arasında görüyoruz. Mihal-oğlu Ali Bey voyvoda Vlad '1, mağlûbiyetinden sonra, Transilvanya 'ya kadar takip etmiş idi {Tac al.- tavsrih, 1, 491 ). Ertesi sene, kendisi pâdişâhın Bosna kiralı üzerine sefer yapmasında âmil olduğu gibi ( ayn. esc, s, 492 v.d,), 1464'te, kardeşi İskender Bey'in İzvornik muhafazasında bulunduğu sırada, Mahmud Paşa ile birlikte, Bosna 'da Yayca ( Jajcza ) hisarını muhasara eden ( kuvvetlerden Mihailı akıncılara kumanda etti ve müteakiben macar kiralı Matyas '1, İzvornik muhasarasından feragat ederek, sür'atle ric'ate zorladı; Semendire civarında yaptığı bir savaşta macar kumandanlarından ve kiralın, akrabası bulunan Szilâgyi Mihâiy'i esir etti ( J. v. Hammer, III, 83 ). Bu esnada, Szilâgyi 'nin kemiyet.itibârı ile üstün ordusunu, 3000 kişilk bir. akıncı kuvveti ile, yenmeğe muvaffak olmuş, ve pek çok esir almış idi ki, Mehmed Nüzhet ( Ahvâl-i. Gâzî Mihal, s. 61 ),'e,,göre, bu esirlerin biri de Matyas 'in kızı idi ve onu Gâzî Ali Bey zevceliğe alarak, Mâhitâb Hatun tesmiye etmiş (Yaşar> Gökçek, tez) ve ondan, bilâhare Gâzî Hasan- Bey adını alan oğlu doğmuştur. Kenddişi de Mihal-oğullarmdan bulunan bu muharrir, her hâlde aile an'anesinde yasayan rivayeti bu şekilde aksettiriyordu. Mamafih Mâhitâb Hatun'un Szilâgyi Mihâiy'in ikinci zevcesinden doğma bir. kızı olabileceğini, bu konuda tetkikat yapmış olan bir sırp tarihçisi de kabul etmekte, daha sonra ise, kanâatini değiştirerek, Eflâk voyvodası Radulek 'in kızı bulunması muhtemel olduğunu ilâve eylemektedir ( Olesnicki 'nin Zagrep 'te 1933 intişâr etmiş bir makalesinden ve Sûzî Çelebî hakkındaki tetkikinden [ 1934 J naklen, Agâh Sırrı Levend; Gazavâtnâmeler ve Mihal-oğlu Ali Bey 'in Gazavât-nâmesi, Ankara, 1956, s, 190). Mihal-oğlu Ali Bey ile kardeşleri iskender ve Bâlî Bey'ieri, Fâtih'in Ak-Koyunlulara karşı yaptığı harpte rol oynayan kumandanlar arasında görüyoruz. 1472 'de şehzade Mustafa ve Gedik Ahmed Paşa 'nin idare ettiği Osmanlı ordusu, Tokat 'ı tahrip ettikten sonra, Karaman eyâletine kadar ilerileyen ve Yusufça Mirza kumandasında bulunan Ak-Koyunlu kuvvetleri ile Beyşehri tarafında karşılaştıktan ye ertesi sene Uzun Hasan Bey'e karşı büyük bir sefer icrası kararlaştırıldıktan ve buna bir hazırlık olmak üzere, Gedik Ahmed Paşa 'nin tavsiyesi ile, Gâzî Ali Bey 'in Mihailı akıncılar ile imparatorluğun şark hudutlarında bulunması uygun görülmüş idi. Kendisine Sivas eyâleti, kardeşi İskender Bey 'e Kayseriye sancağı ve diğer kardeşi Bâlî Bey *e de Niksar su-ba-şılığı tevcih olunmuş, hududun muhafazası ile düşman arazisini yağmalamak işi bunlara pâdişâh tarafından emredilmiş idi (Aşık Paşazade, s. 178; Hayrullah Efendi, Tarih, VIII, 142). Mihal-oğulları bu vazifeyi muvaffakiyetle gördükten ve Otluk-Beli muharebesinde de yararlık gösterdikten sonra, yinesakıncjlık işlerine devam etmek üzere, 1474 ' te Rumeli ' ye naklolundular. Bu sırada Gâzî AIj Bey ' in 7.000 akıncı ile Macaristan'a girdiğini, o zamana kadar hiç bir Osmanlı akıncı kuvvetinin ulaşamadığı yerlere kadar akın yaptığını, Kö-rpş nehirlerini ( Fekete-Körös, Feher-Körös ) geçerek, Varad ( Nagyvarad ) şehrini vurup, yağma ettiğini görüyoruz ( Oruç Bey, Tevâ-rih i nl-i Osman, s. 128 v.d.). Kendisi, 1476 Boğdaa seferinden önce, 10 000 akıncı ile, bu memleketin itaat altına alınmasını te'mine gönderildi. Pâdişâhın bu seferden döndüğü esnada ise, ona macarların Tuna ile Morava nehirleri mültekasında iki metin kale inşâ ettikleri haberini ulaştırdı (Oruç Bey, s, 129; Taç ql-tav5rih, I, 561). Ertesi sene Gâzî Ali Bey, tekrar Eflâk'ten geçerek, Macaristan'a bir akın yaptı, sonra İşkodra muhasarasına katı1 di ve bilâhare Venedik civarına akın yapmağa me'mûr edildi. 1478 'de cereyan eden bu akında Ali Bey, kardeşleri İskender ve Bâlî Bey'ler ile birlikte, Friuli üzerinden hücuma geçmiş, Isonso nehrini geçerek, Karintia ve aşağı Istiria dağlarını aşmış ve bin bir müşkilâtı yenerek, Lavabel derbendine kadar ulaşmış ve geçtiği yerlerde büyük bir heyecan yaratmış idi ( bk. J. v. Hammer, trk. trc. Atâ Bey, III, 177 v. d.). Mihal-oğullarmın Fâtih devrindeki son akını, diğer akıncı beyleri ile birlikte, 1479'da tekrar Macaristan'a karşı Vuku buldu (Oruç Bey, s. 130 ). Bayezid devrinde de Gâzî Ali ve kardeşi İskender Bej 'lerin Kili ve Ak-Kirman kalelerinin zaptında) evvel ve 1485'te Eoğdan'a akın yaptıkları görülmektedir. Gâzî Ali Bey ile birlikte kısmen bu akınlara iştirak edip, sonradan onun gazalarını 1.800 beyitlik bir destan şeklinde ve Gazavât-nâme hâlinde yazan Sûzî Çelebî 'nin 330 defa Tuna 'yi geçtiğini söylediği bu mihallı akıncı kumandanının son akınını J. v. Hammef, garp kaynaklarından naklen, 1492 senesinde göstermekte ve Karniola, Karintia, İstiria 'da cereyan edip, Leibach 'a kadar uzayan ve 15.000 kadar esiri hâmil bulunan bu akından dönüşlerinde, imparator Maximili-an'in kumandanlarından Rudolf von Khevven-huller 'in kumandasındaki avusturyalılar tarafından Villach civarında pusuya düşürülerek, Gâzî Ali Bey 'in esir olduğunu ve kurşuna dizildiğini bildirmekte ( J. v. Hammer, trk., trc, IV, 26; frns. trc, IV, 35 ) ve bu rivayet umumiyetle kabul edilmekte ( Uzunçarşılı, Osmanlı tarihi, II, 203 ) ise de, bu aile ahfadından Mehmed Nüzhet Paşa, Mehmed Safiyüd-din Bey eserlerinde, her hâlde ailenin şifahî an'anelerine dayanarak, bunu kat'îyetle reddetmekte ( Ahvûl-i Mihal Gâzî, s. 76; Gazi 18 Mi-hal Bey ve evlâd ve ahfadının devlet-i aliyyeye hidemât-ı mesbûkaları, Üniversite kütüp., nr. T. 4610, s. 154) ve türbesinin de Plevne 'de bulunduğunu belirtmektedirler. Diğer taraftan bu meseleyi ayrıca inceleyen Olensnicki de, Gâzî Ali Bey'in 913 ( i507)' t e Plevne'de vefat edip, evvelce yaptırdığı mescidi yanındaki türbede medfûn olduğunu bildirmekte, onun 1492 akınında esir düşerek, idam edildiği hakkındaki rivayetin, Ali Bey'in sâdece adını duymakla müthiş bir korkuya düşen halkı teskin etmek maksadı ile, bu avusturya kumandanı tarafından uydurulduğunu, nitekim bundan evvel de buna benzer rivayetlerin kas-den ortaya atılmış bulunduğunu ilâve eylemektedir ki, bu suretle, HayruIIah Efendi 'nin ve her hâlde ondan naklen Mehmed Nüzhet Paşa'nin 904 ( 1498/1499 ) 'te o sıralarda Semendire sancak beyliğinde bulunan Mihal oğlu Ali Bey'in, diğer bâzı akıncı kumandanları ile birlikte, Rusya'ya akın yaptıkları yolunda verdikleri bilginin ( HayruIIah Efendi, Tarih, IX, 119 v d.; Ahvâl-i Mihal Gâzî, s. 77) sıhhatinden şüphe etmemek ve ölümü hakkında son olarak ileri sürülen 906 ( 1500 ) tarihini kabul etmek daha doğru olsa gerektir ( bk. Yaşar Gökçek, tez ). Gâzî Ali Bey 'in kardeşi İskender Bey ise, Osmanlı Mısır harpleri esnasında, bir defa Kayseriye sancak beyliğine getirilerek, Dul-kadır-oğlu Şah Budak Bey 'e yardıma gönderilmiş, fakat vuku bulan muharebede kendisi esir ve oğlu maktul düşmüş ( 1490 ), Alâüddevle Bey tarafından da, Osmanlıların büyük bir mağlûbiyete uğradıklarını göstermek üzere, iskender Bey Mısır sultanına gönderilmiş idi ki, ertesi sene, yapılan anlaşma neticesinde, serbest bırakıldı ve memleketine döndü ( Tâc al-tavörih, II, 63 v. dd.; J. v. Hammer, trk. trc., IV, 22; Uzunçarşılı, II, 185 v.d.) İskender Bey 'in bundan sonraki hayat ve icrââtına dâir başkaca sarîh bilgimiz olmayıp, bir tahrir defteri kaydından Yahşi ve Mahmud Bey 'ler ismindeki oğulları ile Yahşi Bey 'in üç oğlunu biliyorsak da ( krş. T. Gökbilgin, Edirne ve Paşa livası, s 431 v d.), Gâzî Ali Bey'in oğullarının Bayezid II. ve kısmen Selim I. devrindeki faaliyetleri hakkında oldukça malûmatımız vardır. Onun Gâzî Hasan Bey 'deh başka, Ahmed, Mehmed, Hızır ve Mustafa adında beş oğlu var idi ve bunların hepsi de, sancak beyi sıfatı ile, XVI. asrın birinci yarısında mühim vazifeler görmüşlerdi. Ahmed Bey'in annesinin Savo:e hanedanına mensup bir kadın bulunduğu ileri sürülmekte (Paolo di Giovio, Hisiorian sui temporis, II, 281 'den naklen, Yaşar Gökçek, tez ) ve Mehmed Bey 'in annesinin ise, Selimşah Hatun bint Abdullah olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan büyük oğlu Hasan Bey 'in, Bosna valisi Yâkub Paşa 'nin ( Bayez:d II. devri ) emri ile, Macaristan 'a büyük mikyasta bir akın yaptığını, dönüşünde, pusuya düşürülerek, ağır zayiata uğratıldığını biliyoruz ( müellifi mechûl bir tarihe, Bosna müzesi, nr. 552 'ye atfen, Olesnicki 'den naklen Agâh Sırrı Levend, Gazavât-nâme, s. 195 ). Mehmed Bey ise, Yavuz Sultan Selim devrinde ve Çaldıran seferinde pişdar ordusu kumandanlığı yaptıktan, pâdişâh Eleşkirt'e vardığı vakit, ona Şah İsmail hakkında haberler gönderdikten (Tâc al-tavârih, II, 260 ), müteakiben 1517'de Bosna, 1520'de Hersek sancak beyliklerinde bulunduktan sonra, Kanunî Sultan Süleyman devrinde de pek çok yararlığı görülmüş serhad ümerâsından idi. Belgrad 'm fethi sırasında, akıncı kumandanı sıfatı ile, Eflâk 'tan geçerek, Erdel ve Tamşvar taraflarında akın yapmış, Muhaç
22 muharebesinde ( 1526 ) yararlığı görülmüş, daha sonra Viyana muhasarası sırasında ve 1532 alman seferinde de hizmet etmiş idi (Mehmed Nüzhet, s. 81 ). Babası ve bâzı kardeşleri gibi, gâzî lekabı ile anılan Mehmed Bey'in ilim adamları ve şâirlere karşı çok teveccühkâr bulunduğu, ezcümle Plevne'de Gâzî Ali Bey medresesine müderris tâyin edilen bursalı Nihâlî Cafer Çelebî 'yi her zaman meclisinde bulundurduğu da bilinmektedir. Taşköprü-zâde 'nin aynı zamanda çok nük-tedân bir şâir olarak tanıttığı Nihâlî ( Şakayık tercümesi, I, 472) Galata kadılığına tâyin edildiği ve kendisi de şaraptan men'oluumihal- OĞULLARI. iiğ duğu zaman, yine o sıralarda bir serhad sancak beyliğine tâyin edilip, akın yapmaması emrolunan Mihal-oğlu Gâzî Mehmed Bey ile kendi vaziyeti hakkında Mihal-oğlu 'na uçta sancak verip, uç işletme deyü yasak etmek, bana Galata'yi verip, şarap içme
23 demeğe benzer" dediği meşhurdur ( Aşık Çelebi 'den naklen A.S. Levent, Gazavât-nâme, s. 196 ). Gâzî Ali Bey'in diğer oğlu Ahmed Bey ise, şâir idi. Topkapı sarayı kütüphanesindeki (Revan köşkü, nr. 1969 ) bir mecmuada Mihal-oğlu Ahmed Bey 'e âit bir gazel onun şairlik kudreti hakkında bir fikir vermektedir ( Sâdeddin Nüzhet Ergun, Türk şâirleri, I, 301 ). Seyyid-Gâzî 'de yaptırdığa (917=1511) binası ile de tanıdığımız Mihaloğlu Ahmed Bey 'in, diğer bir çok Mi-hal-oğulları gibi, aynı zamanda bektâşîlik ile de alâkası var idi ( Mahmud Râgıb Köse-Mi-hal-oğlu 'nun fikirlerine atfen, Sâdeddin Nüzhet Ergun, göst. yer.). Gâzî Ali Bey 'in dördüncü oğlu Hızır Bey ( Paşa ) 'i yine Kanunî devrindeki ümerâ arasında görüyoruz. Peçevî (I, 233 ) 'n'n bildirdiğine göre, 1542 'de avustur-yalıların Peşte'yi muhasaralarında
24 mahsurlardan biri de Köstendil sancak beyi Mihaloğlu Hızır Paşa idi ki, kâtibi Mehmed Efendi bu hâdise hakkında kendisinden bilgi almış idi. Daha sonra Hızır Bey Segedin sancak beyi olmuş ve macar kumandanlarından TotMihâly 'in bu kaleye karşı hücum teşebbüsünü önceden keşfederek, isabetli tedbirler almış ve Segedin ovasında vuku bulan muharebede ( 958=1551 ) muzafferiyeti te'min etmekte başlıca âmil olmuş idi (Peçevî, I, 228; bk. mad. ALİ PAŞA, HADIM ). Hızır Paşa 'nm bu me'-mûriyette uzun müddet kaldığı ve Selim II. devri başlarında vefat ettiği rivayet olunmaktadır ( Sicill-i osmânî, II, 278 ). Hemen dâima sancak beyi sıfat ve mevkiinde bulunan Mihaloğulları ailesine mensup ümerâ akıncı kumandanlığında iken, akıncı kuvvetlerinin umumiyetle sağ kolunu teşkil etmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde
25 Macaristan 'da ve Avusturya 'ya karşı seferlerde Plevne, T>r-nova ve Ihtiman 'daki Mihaüı akıncıların mevcudu 50.000 kişi kadar idi. 1595 'te sadrâzam Koca Sinan Paşa 'nın Eflâk voyvodasına karşı icra ettiği te'dip hareketi esnasında, yanlış tedbiri yüzünden, akıncılar ağır zayiata uğramış ve bundan sonra içlerinde Mihaloğullarının da bulunduği' bu teşkilât ehemmiyetini büyük mikyasta kaybetmiş ve yerini serhad kolu denilen teşkilâts bırakmış idi. Mihal-oğulları içinde XVL asırds yaşamış ve Silistre, Vidin sancak beyliklerinde ve İskender Paşa'nm lehliler ile yaptığı harptp ( 1029 = 1620 ) bu sıfat ile bulunmuş olan ikinci bir Hızır Paşa ( Koca ) alam Ansiklopedisi vardır ki, babasının ismi kaynaklarda zikredilmemekle beraber (Naimâ, II, 179}, bu da Gâzî Mehmed Bey 'in
26 veya İskender Bey-zâde Yahşi Bey 'in oğlu (T. Gökbilgin, Edirne ve Paşa livası, s. 432 ) ve yine Plevne kolundan olmalıdır ve Mehmed Safiyeddin Bey ( ayn, esr., s. 126)'in zannettiği gibi, XVI. asrın ortalarında yaşayan Hızır-Paşa ile aynı şahıs değildir. Mihal-oğulları ailesinin Tır-nova kolu oldukça meçhuldür ve bu hususta şimdilik, Tırnova 'ya âit vakfiye ve diğer vesikalar ele geçinceye kadar, bulgar tarihçilerinin bu meselede verdikleri bilgi ile iktifaya mecburuz. Bunların verdiği malûmata göre, Tırnova'daki en eski camiin banisi Gâzî Fîrûz Bey 'dir ve bunun oğlu Ali Fîrûz Bey ile bunun da oğulları Mihal, Murad ve Umur Bey'ler bu ailenin en eski tanınan şahsiyetleridir ( Y, Trifanov, gösi. yer.; Luko N. Oslekov 'un tetkiklerinden naklen, Yaşar Gökçek, tez ). Fakat bunların rolleri iyice bilinmemektedir. İhtimanlı Mihal-oğullarıııa gelince, bunların kurucusu olarak, sâdece yukarıda belirtildiği gibi, Mahınud Bey
27 malûmdur ve Murad II. devrinde yaşadığı muhtemel buluımıı ve bursalı Mihal-oğulları ile de bir alâkası görülen bu Mahmud Bey 'den sonra, bir buçuk asırlık müddet içinde gelip-geçmiş Mihal-ogulları şimdilik meçhuldür ve ancak elimizdeki vesikalar bu kolun müteakip şeceresini, XVII. asrın ortalarından itibaren vazıh olarak göstermektedir ( Yaşar Gökçek ). Gerek Mehmed Safiyeddin Bey, gerek bugüne kadar yaşayan diğer bâzı araştırıcılar ( Hâlid Şâzî Bey, Mus-tafa Râgıb Bey, Mahmud Râgıb Köse-Mihal gibi ) kamilen Mihaloğullarının Ihtiman ke-luna mensup kimselerdir. Ailenin Amasya kolu da hâlâ yaşamakladır ve bugün eldeki Gâzî Ali Bey vakfiyeleri ile buna müteallik vesaik sayesinde, bu kolun şeceresi muntazam '/e müteselsil bir hâlde mazbuttur ( Yaşar Gökçek tarafından tesbit «dilen ^»eerey^ ^âzı ilâveler yapılmıştır ). Mihal-oğulları daha ilk pâdişâhlar zamanından
28 itibaren bulundukları yerlerde geniş mikyasta temlik ve ihsanlara nail olmuşlar, bir çok vakıflar te'sis etmişlerdir. Bayezid I.'in 1390'da Kosova 'daki fevkal'âde yarar lığından dolayı, lalası Köse Mihal- Bey-oğlu Gâı' Ali Bey'e sancak verilmesini bildirdiği beratta ona aynı zamanda bir ev temlik ettiği de kaydedilmekte idi. Bundan sonra bir asır zarfında bu ailenin muhtelif yerlerdek' kollarını her pâdişâh tarafından geniş temlikle.' yapıl mış olması tabi'îdir. Bu cümleden olmak üzer* Mihal-oğulları tarafından fetihlerine şu veya bu suretle iştirak edilen Vize, Pmar- Hisarı, Edir- 19 igo MİHAL-OĞULLÂRÎ. MîHAL-OĞULLARI Köse Aziz Gâzî Mihal Paşa I Mehmed Yahşi Azız Hızır Yusuf 1 (ölm. 816) (ölm. 850) (ölm. 856) (ölm. 876)
29 Balı I Abdullah Bâıi Ali (ölm. 858) (ölm. 881) (ölm. 906). I Ahmed Hızır Mehmed Mustafa Hasan Süleyman Hızır Ahmed Hüseyin Hadice Hızır Hundi Sultan I Hatun Sehriban Hatun! Ayni ah Hatun Osman Süleyman Ali I Kara Ömer Mehmed 1. I Şehrî Hanım ( nesli devam ediyor ) Mahmud Ntdım Paşa Dr. Halıd Şâzi Mustafa Râgıb 1~! Envneddin Yusuf Râgıb Fîrûz i Ali Fîrûz! I! Mihal Umur Murad Aliman Mehmed
30 I İskender Yahşi Mahmud I Mezid Cafer! Mahmud Şükri Edhera iviihal-oğullari. îoi ŞECERESİ Mihal Balta. I llyas ( ölm. 1402 m") Mahmud Mehmed Gâzî Ali Yahya Sinan Burak Yürgüç Paşa (nesli devam ediyor) Mehm'ed Paşa I Mustafa Hızır Paşa Hayreddin I
31 Kasım Oruç Hızır Paşa Mehmed Paşa Mehmed I Kurt i Mehmed I Mustafa Ahmed Hüseyin l I Alı Nûman I A. Vahab.1 M Adil M. Safiyeddin Sinan Murad I Ahmed I Mehmed î Ahmed I
32 Hızır 1 Kurt Mehmed Paşa Mahm Abdullah Paşa 1 Mustafa 1 1 Osman M ( nesli ) 1 Mahmud Mehmed Ağa ediyor 1 Abdi Ağa! Ahmed A & dullah Mehmed I Mustafa ud
33 e h d e! med vam Ab Hay 1 reddin 1 Nuri Hanıdi Avni Hasan Ali 292 MİHAL-OĞULLARI MİHNE. ne, sonra yine onların akıncı kumandanı ve sancak beyi sıfatı ile zaptettikleri Plevne, Tırnova ve İhtiman bölgelerinde mülk sâbibi oldukları ve bilâhare de mâliki bulundukları arazi ve emlâki vakıf hâline getirdikleri malûmdur. Meh-med Nüzhet Paşa 'nın suretini neşrettiği
34 Hızır Bey-oğlu Gâzî Ali Bey'in 900 ( 1494/1495) tarihli vakfiyesi, pâdişâh tarafından kendisine hibe ve ihsan olunan je elinde sarîh mülkü bulunan Plevne kasabası ile oğullarının oturduğu köyleri ( Dolna-Dosoyça, Gorna-Dosoyça, İlanca, Niğbolu dahilindeki köyler), bütün arazisi, bağ ve bahçeleri, akan ve akmayan büyük-küçük bütün suları v. b. ile, hayatta iken Plevne 'de yaptırdığı cami, medrese, zaviye ve imaretin mâmur bulunması için, şer'î ve sahih olarak vakfeylediğini ve büyük oğlu Gâzî Hasan Bey tarafından buna muahharen yapılan ilâveleri göstermektedir (Ahvâl-i Mi-hal Gâzî, s. 86 v. dd. ). Gâzî Mihal Bey de Edirne 'de te'sis ettiği ve aslen zaviye iken, sonradan cami hâline getirilen mescidi ile imareti için ( kitabe tarihi 825 h.), kendisine Murad II. tarafından temlik edildiği anlaşılan Edirne 'nin
35 Üsküdar nahiyesi köylerinden Ha-varoş ( Havaroz ) köyünü vakfetmiş idi ki, sonradan Fâtih Sultan Mehmed de buna ilâveten Pınar-Hisarı, Urum-Beylü, Geredelü ve Manastır köylerini bu imaret evkafı için, onun evlâtlarına temlik etmiş, bilâhare Bayezid II. ve Selim I. taraflarından da bunların vakfiyeti muteber tutulmuş idi ( krş. T. Gökbi'gin, Edirne ve Paşa Livası, s. 244 v. dd. ve tür yer.); keza Filibe'de Ravnik köyü, Çaldıran muharebesinde şehid düşen ve belki de ailenin Tırnova veya İhtiman kolundan bu'.unan Mihal-oğlu Mehmed Bey'e çiftlik olarak verilmiş, fakat babalarının şehâdetinden sonra vârisleri tarafından bu çiftlik, yine Yavuz Sultan Selim ümerâsından Işkodra sancak beyi Mehmed Bey'e satılmış idi (s. 408). Evliya Çeiebî ( Seyahat-nâme, III, 390 ) bize XVII. asrın ikinci yarısında ihtiman
36 kasabasının ocak beyinin Gâzî Mihal-oğullarına mensup olduğunu bildirmektedir.,, Amasya ve Bursa havâlisinde de Mihal-oğullarına âit bir takım evkaf ve emlâk mevcut idi ( bk. Yaşar Gökçek). B i b l i y o g r a f y a ; Metinde zikredilenlerden başka bk. Th. Spandouyn Cantacasin, Petit traiete de l'origine des Turcs ( Schefer tab.), s. 267 ; J v. Hammer, Zinkeisen, Iorga tarihleri; C. Jirecek, Daş Fürstentum Bul-garien ( Wien, 1891), s. 138; W. Tomaschek, Zur historischen Topographie von Klein-asien im Mittelalter ( S B Ak. Wien, Phil.- hist. Ki.. 1891. CXXIV, 95); Edirne salnamesi İSO? senesi, s. 82 v. dd.; Bâdî Ahmed Efendi, Riyâz-ı belde-i Edirne ( Bayezid umûmî kütüp.), diğer umûmî eserler için bk. Yaşar Gökçek 'in tezindeki bibliyografya. ( M. TAYYİB GÖKBİLGİN.
 

DELİ BALTA

Yeni Üye
5 Eyl 2010
91
109
Turahan Bey ve AilesiOsmanlı tarihinde Turahanlı denilen Mora akıncılarının kumandanı olan Turahan Bey'in adı yanlış olarak Turhan diye zikredilir; halbuki eski tarihlerin bir kısmında doğrusu yazılmıştır. Türk Turahan diye maruf olup babası, Yıldırım Bayezid zamanında Üsküp beyi olan Paşa Yiğit'tir; Manisa'dan geldikleri anlaşılıyor; Turahan Bey Tesalya sancak beyi ve akıncı kumandanı idi; bir kaç defa Korent berzahına hücum ederek surları tahrip etmişti.
1443'de Macar kralı Ladislas'ın kumandası altındaki Haçlı ordusuna karşı ne yolda hareket edilmesi lâzım geldiği hakkında pâdişâhın huzuruyla toplanılan harb meclisinde bulunan Turahan Bey harbe atılmayarak ihtiyatlı hareket edilmesini ve düşmana yarayacak her şeyi yakıp yıkarak geri çekilmeğe ve sonra düşmanın zahiresiz kalıp sıkıntı çekinceye kadar beklenerek bunu müteakip saldırılmasını tavsiye eylemiş ise de Evrenuz oğlu İsa Bey'in müdafaa harbi yapılması teklifi kabul edilmiştir. Morava, İzladi ve Yalvaç muharebelerinde Osmanlı ordusu mağlûp oldu; kış münasebetiyle çekilmekte olan düşmanı takibe memur edilen Kasım Paşa'nın maiyyetinde bulunan Turahan Bey, Kasım Paşa'nın ihtiyatsız hareketine karşı kendisini îkaz etmesine rağmen onu dinlememesi bir mağlûbiyete daha sebep olduğundan Kasım Paşa, bu halin Turahan Bey'in kendisine yardım etmemesinden ileri geldiğini beyan etmesi üzerine II. Murad, Turahan'ı Tofcad'da Bedevi Çardak denilen kale burcuna hapsetmiş, fakat Varna Muharebesi'ndeki muvaffakiyet üzerine bazı kayıdlara göre de Varna muharebesinden az evvel akıncıların ricasıyla affedip yine kendisine Mora akıncı beyliğini vermiştir (1444). Turahan Bey'in ve oğullarının Mora'ya çok sayıda akınları vardır; II. Murad, Mora hakkında Turahan Bey'den malûmat aldıktan sonra 1446'da bizzat gelerek Korent berzahını zabt etmiş ve berzah surlarını da yıktırarak Turahan Bey'e Mora içerilerine akınlar yaptırıp despotları vergiye bağlamıştır.
II. Mehmed, İstanbul muhasarasına başlamadan evvel 1452 senesi sonbaharında Turahan Bey ile oğulları Ahmed ve Ömer Beyleri imparatorun kardeşleri olan Mora despotları Tomas ile Dimitriyos'un İstanbul'a yardım etmemeleri için Mora'ya akın yaptırmış ve bunlara göz açtırmamıştı; bütün kış devam eden bu akınlar biri Turahan diğeri oğlu Ahmed Bey kumandalarında yapılmıştı; fakat Ahmed Bey bir pusuya düşürülerek esir edilmiş ve Isparta’ya Dimitriyos'un yanına götürülmüştür. Ahmed Bey sonradan serbest bırakılmıştır.
Turahan Bey'in vefatı tarihi malûm değildir. 859 Muharrem / 1455 Ocak tarihli vakfiyesine göre vefatı bu tarihten sonradır. Malkara'da mescit, medrese ve zaviye vakfetmiş ve vakfına oğlu Ömer Bey'i mütevelli koymuştur. Diğer oğulları vakfiyede şahitler arasında bulunmaktadırlar.
Ömer Bey de zamanının meşhur akıncı kumandanlanndandır; Uzun Hasan ile Otlukbeli muharebesi yapılmadan evvel pişdar kolu kumandanı Has Murad Paşa'nın Akkoyunlu kuvvetlerine mağlûp ve maktul olduğu sırada Ömer Bey esir düşmüştür. On bin kişilik Has Murad Paşa kuvvetlerine galebesinden pek çok sevinen Uzun Hasan Bey "Osmanlının asıl güveni Rumeli sipahileri idi; o gittikten sonra geri ne kalır demiş ve bu hususta Ömer Bey'in mütalaasını sormuş, o da pâdişâhın benim gibi yüz bin bendesi ve pek çok askeri vardır; bizim esir olmamızla ona halel gelmez" yollu mütalaalarda bulunmasından Uzun Hasan'ın canı sıkılarak Ömer Bey'e gazap etmesi üzerine Ömer Bey söylediklerini tevil ederek bundan hiddet buyurulmamasını, üzerinde hakkı olan pâdişâhını müdafaa etmek kulluk ve nimetşinaslık icabı olduğunu beyan etmiş, bunun üzerine Uzun Hasan Bey, beylerine hitaben Ömer Bey doğru söyler, velinimetinin hakkını unutmak diyanete muhaliftir; ekmek, tuz hakkı bilir emekdar kul ve makul insan imiş diyerek hiddeti geçmiştir. Ömer Bey sonra esaretten kurtulup döndü ve 894 H/1489 M. deki Memlûklerle olan harpte bulundu; vefatı bu tarihten sonradır. Malkara'da medfundur. Turahan Bey'in Mehmed Bey adındaki oğlu da ümeradandır; II. Bayezid zamanında vefat etmistir. Ömer Bey'in oğullarından İdris Mahvî Bey âlim, şair değerli bir zattı. Abdurrahman Hâtifî'nin nazmettiği Husrev u Şirin ve Leylâ vü Mecnun isimli Farsca teliflerini gayet muvaffakiyetli olarak Türkçeye çevirmiştir. Ömer Bey'in diğer oğlu Turahan Bey 961 H/1554 M. de akıncı kumandanlığı ile İran seferinde bulunmuştur.
 

konuşan çizgiler

Süper Üye
2 Şub 2015
212
1,069
Çizgi Alemi
Malkoçoğulları, Mihaloğulları ve (ilk kez duyduğum) Turahan Bey ile ilgili geniş kapsamlı bilgileri bizimle paylaştığınız için teşekkürler sevgili "Deli Balta".Bu bilgiler bize gösteriyor ki, Malkoçoğlu, Deli Balta ve Hızır Bey gibi çizgi romanların çizerleri, tarihçilerin eserlerini araştırıp incelemişler ve gerçekten yaşayan kahramanların hayatlarını yazıp çizmişlerdir.Tarihi gerçeklere uygunluk ve tutarlılık, tarihi bir çizgi romanda dikkat edilmesi gereken önemli unsurlardandır.
 
Son düzenleme:
Üst