Bilim "Niçin"e Değil "Nasıl"a Cevap Arar

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
801
11,194
İstanbul
Bilim "Niçin"e Değil "Nasıl"a Cevap Arar

Veysel Atayman, "Evrim Teorisi"ni en iyi anlatan popüler bilim kitabının, altı ciltlik "Dinozorların Sessiz Gecesi"nin çevirmeni ve bu çetrefil konuya en vakıf isimlerden biri. Onunla, evrim teorisinin ABD'nin Kansas eyaletinde müfredattan çıkartılmasıyla başlayan tartışmaları konuştuk.

* Kansas eyaletindeki kararı, evrim teorisinin ders kitaplarından çıkartılmasını nasıl yorumluyorsunuz?


- Bunun arkasında ABD'nin en tutucu Protestan kilisesi var. Uzun zamandır süren bir faaliyetin geçici bir sonucu.

* Yaradılış teorisi gibi evrim teorisi de laboratuarda gözlemlenemez ve tekrarlanamaz olduğu için alınmış karar...

- Evrim teorisini doğrulayıp duran uygulamaları unutuyorlar... Darwin'in bu teorisi hayatı açıklayan bir teori değil ki. O dönemin bilimine bakalım, Newton fiziği hareketsiz, statik bir evrene dayanıyor. Darwin böyle bir bilimin içinden çıkıyor ve dönüşen bir evrenden söz ediyor. Müthiş bir paradigma dönüşümü, tabii ki bir teori ama, oradan çıkılarak atılan pratik adımlara bakmak lazım.

* Türkiye'de de "Evrim Aldatmacası" adıyla okul önlerinde, sokaklarda ücretsiz dağıtılan bir kitapçık var. Bunun Adnan Hoca çevresinin faaliyeti olduğu biliniyor, seminerler düzenliyorlar...

- Bu sözünü ettiğiniz broşürde benim çevirdiğim "Dinozorların Sessiz Gecesi" kaynak kitap olarak gösteriliyor. O çevre kitabı hedef seçti. Tezlerine kanıt olarak kitabın içinden bir bölümü alıyorlar ama önü arkası yok. Evrim teorisindeki "rastlantı mı yoksa herşey baştan determine edilmiş mi" sorununu tam tersine, tanrının baştan itibaren planlı bir yaratım yaptığı ve rastlantının olamayacağı tezlerine argüman olarak sunuyorlar mesela. Oysa o bölüm rastlantıyı yeniden yorumluyor; rastlantı nedir, nasıl anlamamız gerekir...

Ama ben bu tartışmayı sürdürmeyi anlamsız hatta zararlı buluyorum. Çünkü tartışma bilimsel değil, argüman çarpıtmaya dayalı ve o broşürün kendisi tamamiyle hurafelerden ibaret. Karşınızdaki sorular bilimsel olmadığı zaman cevaplamanız mümkün değil. Bilim alanını terkedip "Yaratıcı olmasaydı bunlar nasıl olurdu" gibi metafizik sorular soruyorlar. Bir dünya görüşü için mümkün bu, ama bilim için değil. Bilimin alanında kalmak zorunda olduğunuzda soruları hiçbir zaman "Niçin" diye soramazsınız, "Nasıl" diye soracaksınız. Yani bu mekanizma nasıl işliyor, nasıl gelişmiş, hangi ilkelere, hangi yasalara göre çalışıyor gibi. Bir de mevcut ilişkilere bakıp nereye doğru gidiyor diye bakabilirsiniz, ya da bir amacı var mı yok mu... Ama bunların dışında, hidrojen niye patladı, patlamasaydı ne olurdu... Teorik olarak mümkün, teorik olarak bu hidrojen patlamayabilirdi, daha doğrusu dönüşmeyebilirdi, öyle bir evren de olabilirdi, ama patladı ve bu olgu var, biz bu olgunun bilimsel ilkelerini bulmak zorundayız. Bunun karşısına hep "Bunun bir nedeni olmalı" sorusu çıkarılıyor. Olabilir, ama o bir inanç dünyasının parçası. Hatta bana kuvvet veriyorsa inanabilirim de. Ama bu tartışma yine de muhatap buluyor...

- Bilimsel düşünme alışkanlığı olmadığı sürece bu tür karşı atakların zemin bulması çok mümkün. Daha da önemlisi; birileri çıkıp "Evrim yoktur" diyor, gündemi belirleyiveriyor. Bırakalım söylesinler, hatta kendilerine bir ayakta durma gücü veriyorsa inansınlar. Ama eğer bilimsel alanı terketmek istemiyor, ciddi sorular sorup düşünceler üretmek istiyorsak o gündemlerin peşine takılmamamız gerekiyor. Buna karşılık, birçok yerde de toplantılar düzenleniyor, "evrim kursları" açılıyor örneğin; bu bana yaradılışçıların düzenlediği toplantılardan daha tuhaf geliyor. Dil kursu olur, elektronik kursu olur, ama evrimin kursu olur mu? Böyle yaparak o yapay gündeme takılmış oluyoruz. Niye savunmaya geçeceğiz? Neye karşı?

Evrim teorisinin binlerce kanıtı var, mesela gen teknolojisi. İnsanlar, evrimin biriktirdiği bilgi ve deneyimleri depoladığı bir yer olması gerekir diye düşündükleri için DNA'yı bulabildi. Gen hem evrimin sonucu hem de kanıtıdır. Bugün genbilim varsa, gen tedavisinde dev gibi adımlar atılıyorsa bu, evrim bilindiği için oluyor. Genlerdeki enformasyon, tarihsel olarak birikmiş enformasyon. Hamilelikte olduğu gibi; dört aylık sürede bütün bir evrimi yaşıyorsunuz, adeta birileri belge bırakmış size. Balık embriyosu halinizi, solungaçlı halinizi yaşıyorsunuz; ta ki insan haline gelinceye kadar. Buralara bakın, işte buralardan geçtik diyor, bir çeşit hafıza. DNA da bu anlamda bir fosil; bilgi fosili. Ya da üç kategorik ayrımdan oluşan insan beyni: Alt, orta ve üst beyin. İlk ikisinin evrimsel görevi gerilemiş. Üstteki ise bugünkü hayatımızı kontrol ediyor. Bunların aralarında garip bir koordinasyon var ama alttaki iki beynin faaliyetleri bastırılmış durumda, geri planda duruyor ve zaman zaman ortaya çıkıyor. Burada da evrimi ele veren muazzam ipuçları var. Ve bunların inkârı imkansız. Bunlar var ve kanıtlanmış durumda. Nesini tartışacağız? * Evrim bilgisi bilime nasıl açılımlar getiriyor?

- Mesela, eğer insan hâlâ orta beynin kontrolundaysa, karanlıkta ürkmek, yalnız yürürken arkamızda birini hissetmek gibi eski hayatımızdan kalan parçalar bizi etkiliyorsa... Bunların bize nasıl bir hayat anlamı verdiği, kendimizi nasıl göreceğimiz, gerçekten özgür olup olmadığımız, insandan ne umulabilir gibi yüzlerce problem çıkarılabilir bu bilgiden. Acaba insan gerçekten içgüdülerini tamamen kontrol edebilen, özgür olabilen bir varlık mı, yoksa orta beynin kontrolü sandığımızdan fazla mı? Kimi teorisyenler bunun çok fazla olduğunu, insanın neredeyse tam bir hayvan olduğunu söylüyor. Dolayısıyla toplum modelleri oluştururken bile bu bilgiler bize lazım.

* Yaradılış teorisi insanın en mükemmel yaratık olduğunu söylüyor...

- Evrimin çok genel bir ilkesi var; gelişme, tarihin bu anında, bugünkü koşullarda ayakta kalabilmek için ne kadar gerekiyorsa o kadar olan, optimal bir gelişmedir. Bugün biz birçok sese sağır, birçok görüntüye körüz. Tarihin bu aşamasında, bu koşullarda yaşamak için kalbi şu kadar çarpabilen, kanını ancak şu kadar soğutabilen bir türüz. Hani idealdik? Yaratılabilecek en uç, en optimal durumduk? Değiliz. "Dinozorların Sessiz Gecesi"nde bir örnek vardı; bir kene dalın üstünde 31 - 32 yıl hiç yemeden içmeden oturuyor; ağacın altından geçecek bir sıcakkanlı hayvanın çıkardığı tereyağ asidi kokusunu duyuncaya kadar. Duyunca da hayvanın üstüne atlıyor, yumurtalarını bırakıyor ve ölüyor. Şimdi hangimiz daha mükemmeliz, o kenenin orada duruş amacı ne? Buralardan inanılmaz sonuçlar çıkabilir. Belli bir perspektiften, kene bizden çok daha dayanıklı.

* Yaradılış teorisyenleri rastlantıyı da reddediyor...

- Ünlü bir İngiliz örneği vardır; "Kaç yüz maymun kaç yüz daktiloda rastgele vurduğunda bir Shakespeare sonatı çıkar ortaya" diye sorar; çıkmayacağı için de hayatın arkasında tanrıyı bulur. Hayat sadece bu yaşadığımız biçimiyle olmak zorunda olsaydı ve gelişmenin amacı bu hayatı bulmak olsaydı, evet. Ama hayat ortaya çıkan şeyin adıysa, o zaman yeni bir rastlantı anlayışı lazım. Yani maymunlar da bir sonat yazabilir ama Shakespeare sonatı değil. Yaradılışçılar burada da çarpıtma yapıyor. Rastlantı mevcut potansiyel kümelerin içinden, olabilecek bir tanesinin ortaya çıkmasıdır. Bir yığın potansiyel küme var, başka bir gezegende, başka bir evrende başka bir potansiyel küme oluşmuştur; belki de başka bir evrende silisyum üzerine kurulmuştur hayat. Hayatın bu şekilde olması gerektiğini nereden çıkarıyorsunuz? Herşey böyle bir planlamanın olmadığını gösteriyor; hâlâ değişiyoruz, zaten nihai bir plan yok. Bir bilimadamı "Evrimde bilincin ortaya çıkması bir amaç olsaydı en tehlikeli şey bu bilinci insana yüklemekti, evrimin aklı başında olsaydı bilinci yumuşakçalara yüklerdi, daha garantili olurdu, çünkü insan en dayanıksız canlı" diyor. Gerçekten de evrimde bir amaç okuyamıyorsunuz. Örneğin siz Kuledibi'nden Karaköy'e gitmek için Taksim'e uğrar mısınız? Dümdüz aşağı inersiniz. Ama evrim Haydarpaşa'ya, oradan da Karaköy'e gidiyor. Haydarpaşa'ya niye gidiyor? Gidiyor... Ama Haydarpaşa'ya giderken attığı adımları topluyor, enformasyon olarak, biçim olarak bir yere yığıyor. Burada karşınıza yepyeni bir rasyonalite çıkıyor: Sınama, yanılma. Yüzlerce hatayı belli bir aşamada bir buluş, bir yetenek olarak önümüze koyuyor. Ve buradan yepyeni bir anlayış çıkıyor: Bir amacı yok, amacını yolda üretiyor.

Evrim teorisinin getirdiği bütün ilkeler inançların mitoslarını çok sarsacak ilkeler. Mesela optimal mükemmeli temsil etmiyorsak, bu çok önemli. Bir kene bizden, başka anlamlarda daha sağlam daha dayanıklı ise, bunun sonuçları var. Sanıyorum inanç dünyası gen teknolojisinin geliştiği bir dünyaya çok erken yakalandı. Yarın sarışın bir çocuk sahibi olmak için hastaneye giden inançlı bir ailenin sistemini bu yeni durum nasıl etkileyecek? Tarihsel dinler dönüşümü yapamadı, bence onun sancısını çekiyor. Yetiştiğimiz koşullar, eğitimimiz, kültürümüz "Evrim kendi kendini organize eder" gibi bir kavrayışı anlamamıza engel. Hemen "Neye göre" sorusunu soruyoruz, "amacı ne?" Oysa organizasyonun kendisi, kendi amacı zaten. Aynı soruyu ben de sorayım; cevabı siz verin, hangi amaca doğru gidiyoruz? Ve eğer amaç belli idiyse niye milyarlarca yıldır oralara buralara gidiyor; iki tür atlayıp doğrudan bugüne gelmedi? Canı sıkılan biri oyun mu oynuyor? Peki o zaman bu oyunu kiminle oynuyor?

---- DEFNE ASAL / AKTÜEL / 1999 ----
 
Üst