Beklenmedik Bilimin Ayak Sesleri

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
903
12,741
İstanbul
Beklenmedik Bilimin Ayak Sesleri

Ünlü bilim adamı Sir John Maddox, 50 yıl sonra bilimin ulaşacağı noktaya ilişkin öngörülerini Scientific American'da yer alan bir yazısında açıklıyor. Maddox'a göre 50 yıl sonraki keşifleri bugünden öngörmemiz çok zor.

Bundan 50 yıl sonra bilim dünyasında olacakları bugünden kestirmek pek olası görünmüyor. Bunu tarihsel kayıtlar da kanıtlıyor. Örneğin bundan 100 yıl önce, 1899'da bilimin ne durumda olduğuna bir göz atalım. O zaman, şimdi olduğu gibi, insanlar tahminlerini bir önceki 100 yıla dayandırıyordu. Somut bir başarı olarak gösterebileceğimiz örnekler az değil. 1808'de John Dalton'ın maddenin atomlardan oluştuğunu kanıtlayan çalışması fizikte çığır açan çok önemli bir keşif. Bir diğeri 1851'de James Prescott Joule'ün enerjinin saklanabildiğine ilişkin ispatı ve Fransız fizikçi Sadi Carnot'nun, bir enerji şeklini başka bir enerji şekline dönüştüren verimin sınırlı olduğu varsayımı. Bu ikisi ileri tarihlerde termodinamik biliminin yapıtaşlarını oluşturdu.

Derken 1859'da ''Doğal Seleksiyon Yoluyla Türlerin Kökleri'' yapıtıyla Charles Darwin dikkatleri üzerine çekti. Bu yapıt Dünya'daki yaşam çeşitliliğine ilişkin ilginç gözlemler içermekle birlikte, kalıtsallığın mekanizmasına veya aralarında akrabalık bulunan farklı türlerin niçin karşılıklı cinsel ilişki kuramadıklarına ilişkin tatmin edici bir açıklama getirmiyordu. Son olarak, 19. Yüzyılda James Clerk Maxwell'in elektrik ve manyetizmanın matematiksel bir denklem çerçevesinde nasıl bir araya getirildiğini ispat eden çalışması aslında Newton yasalarının bir yansımasıydı. Genel anlamda, Newton'ın yasaları gerçek yaşamdaki sorunların pek çoğuna çözüm getirebilecek kadar mükemmel bir içeriğe sahipti. 1800'lü yılların ne denli verimli olduğu da bu arada kanıtlanmış oldu.

Ancak 1899 yılındaki bazı çalışmalar 1800'lü yılların verimliliğine gölge düşürdü. Örneğin Hollanda Leiden Üniversitesi'nden Hendrik Antoon Lorentz, Maxwell'in teorisinin kendi içinde çeliştiğini ortaya çıkarttı. Teoriye göre çevremizde var olan havanın (eter) içindeki elektromanyetik çalkantılar yayılma eğilimi gösterir. Ancak bu teori, zamanın, bir gözlemciye bağlı olarak hareket eden bir nesne üzerinde daha yavaş geçtiğini öngören bir varsayımın daha basit bir ifadesiydi. 1905'te Albert Einstein bu teoriyi bir adım daha ileriye götürerek görelilik kuramını geliştirdi. Görece hızların ışık hızını geçemeyeceğini söyleyen görelilik kuramı, Newton'u felsefi boyutta şöyle yalanlıyordu: Bir nesnenin pozisyonunun ölçümü için zaman ve mekândan oluşan görünmez bir çerçeve yoktur. Yüzyıl önce Maxwell'in hava kuramının varolmadığını ispat eden A. A.Michelson ve E. W. Morley'i 1880'li yıllarda pek anlayan olmamıştı.

1899'daki deneyimlerden alınan derslerden yola çıkılarak, kabul edilmiş, temel bilimlerin giderek köşeye sıkıştığı görülmektedir. Atomların görünmez olduğu varsayılır. Bu durumda atomların parçaları olan elektronlar ve 1897'de keşfedilen radyoaktif atomların yaydığı ışınları kim, nasıl açıklayacak? Benzer şekilde, Darwin genetik değişikliklerin bireyin yapısını çok fazla etkilemediğini varsayıyordu. Gregor Mendel'in çalışmalarını bir kez daha yorumlayan bilim adamları (baştaHugo de Vriesolmak üzere) kendiliğinden olan genetik değişikliklerin sanıldığı kadar önemsiz olmadığını, bunların bireyin yapısında önemli bir yer tuttuğunu ileri sürüyordu. Bunu izleyen yıllarda Thomas Hunt Morgan'ın liderliğinde yürütülen çalışmalar, Columbia Üniversitesi'ni klasik genetik biliminin kalesi yapmaya yetti. Ancak 1930'larda Mendel-Morganizm ile Darwinizm arasında sanıldığı kadar büyük bir fark olmadığı anlaşıldı.

Bugün bu çelişkilerin nasıl çözümlendiğini görerek şaşkınlığa düşüyoruz. İçinde bulunduğumuz yüzyıla ilişkin duyduğumuz memnuniyet 1899'dakinden daha fazla. Bunun nedenlerinin başında, büyük bir olasılıkla 20. yüzyılın başındaki bilimsel uygulamaların doğurduğu kişisel özgürlükler geliyor. Marconi'nin Atlantik'in iki yakasını radyo dalgalarıyla birleştirmesi, Wright kardeşlerin aynı mesafeyi havayolu ile aşmaları kişisel özgürlükleri pekiştiren iki olgu. Haberleşme ve havacılık endüstrisi bu başlangıçtan sonra hızla gelişerek bugünkü düzeyine ulaştı. Bugün ayrıca çalışma masalarımızın üzeri çok güçlü bilgisayarlarla dolu. Bilgisayarların bu duruma geleceğini 1900'lü yıllarda öngöremiyorduk. Ve şimdilerde daha sağlıklıyız; penisilinin ne denli güçlü bir ilaç olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.


Memnuniyetin Kataloğu
Temel bilimler söz konusu olduğunda 19. yüzyıldakinden daha fazla gurur duyacağımız verilere sahibiz. Görelilik kuramının mekan ve zaman kavramları kapsamındaki öneminden başka, temel fizik teorilerinin kanıtlanmasında çok büyük bir rol oynadığını unutmamak gerekiyor.

Temel bilimlerde bu yüzyıla damgasını vuran üç büyük gelişme hakkında en ufak öngörü söz konusu edilmemişti. Einstein'ın 1915'teki genel görelilik kuramı, aslında ''görece yerçekimi kuramı'' olarak isimlendirilmeliydi. Öyle ki Edwin Hubble 1929 yılında evrenin genişlediğini keşfettiği zaman Einstein bile şaşırmıştı.

Kuvantum mekaniği de yine önceden kestirilmesi olanaksız olan bir kavram. İnsanlar, yarım yüzyıldır sıcak nesnelerden yayılan radyasyonun özellikleri ile ilgilenmelerine karşın, radyasyonun sıcaklığa bağlı olarak nasıl değiştiği sorununa açıklık getirmekte zorlanıyordu. Emisyonun eriştiği en yüksek frekansın sıcaklık ile doğru orantılı olduğunun keşfi, bu konuda diğer bilinmeyenlerin de çorap söküğü gibi çözüme kavuşmasına yol açtı. Max Planck'ın 1900'lerde ortaya attığı çözüme göre sıcak nesneler ile çevresi arasındaki enerji transferi kuvanta adı verilen sınırlı, ancak çok küçük miktarlarda gerçekleşir. Bir kuvantum içindeki gerçek enerji miktarı radyasyonun frekansına bağlıdır. 1900'larda Planck'ın başlattığı bu girişimin yeni bir mekanik sisteminin başlangıcı olabileceğini kimse anlayamamıştı. Ancak bugün bile pek çok insan kuvantum mekaniğinin paradokslarla dolu olduğunu iddia ediyor.

Bu yüzyılın üçüncü sürprizi James D. Watsonve Francis Crick'in 1953 yılında DNA'nın yapısını keşfetmesiydi. Ancak bu iki bilim adamı keşiflerinin ne denli önemli bir buluş olduğunun bilincindeydi. 1950'li yıllarda Columbia Üniversitesi Genetik Departmanı, genlerin kromozomlar boyunca lineer bir şekilde dizildiğini ortaya çıkarttı. Bu gelişmelerin sonunda DNA'nın kalıtsallık konusundaki rolünden başka, her bir hücrenin doğal seleksiyonun tayin ettiği şekilde tek tek nasıl geliştiği de ortaya çıktı.

Cehaletin Kataloğu
Kuvantum mekaniği ve DNA'nın yapısı dünyanın daha iyi anlaşılmasına yol açan iki önemli gelişme. Ancak bu konuların açığa çıkmasında emeği olanlar ilk başta neye soyunduklarının bilincinde değildi. Aslında bundan 50 yıl sonra hangi küçük taşın yuvarlana yuvarlana bilim dünyasına çığ gibi düşeceğini kimse bilemez. Bu durumda tutulacak en uygun yol şu anda bilgi yoksunu olduğumuz konuların bir listesini çıkartarak, gelecek hakkında bir tahminde bulunmak.

Keşiflerin ivmesinin arttığı yönündeki iyimserliği bir kenara bırakırsak, bazı bilim dallarında hedefe ulaşmak için çok geniş bir işbirliği gerekmektedir. Örneğin sismoloji konusundaki 100 yıllık birikim yardımıyla bugün ancak yerkabuğundaki hareketliliği ölçebiliyoruz. Bu bağlamda kısa süre sonra yaşadığımız gezegenin iç kısımlarının resimlerini çekmeyi umut ediyoruz.

Reyhan Oksay
Scientific American Aralık 1999
==============================
Cumhuriyet Bilim ve Teknik / 1 Ocak 2000



 

eankara

Onursal Üye
24 May 2010
1,523
9,464
Bilim adamı Maddox'un öngörülerini açıkladığı makale, ozellikle 19. yy.'dan başlayarak bugüne kadar bilim alanındaki gelişmeleri okura aktarıyor. Tümevarım yöntemi ile yazılan, ağırlıklı olarak fizik ve genetik konularını ele alan makale bilim gelişmelerini özetleyen, yararlı bir makale. Aslında, bu makalenin kapsamına bakarak, " modern bilimin gelişmesi özetlenmiş " denebilir. Ama bu tanım pek de doğru olmayacaktı bana göre. Zira, " modern bilim " diyeceksek, zaman sınırı açısından biraz daha gerilere, mesela 16. yy.'a kadar gitmek gerekiyor. Ayrıca, Öklid gibi pek çok bilim adamı, yaşadıkları dönemin çok ötesinde görüşlere sahiptiler. Ancak, çok iyi hatırlanacaktır, 1927 yılındaki Solvay konferansına katılan bilim adamlarının birlikte çektirdikleri fotoğraf, konumuza özet olabilecek nitelikte bir başka belge. Bilim felsefesini bir tarafa bırakıp, bilim alanındaki çağımızda tanık olduğumuz hızlı gelişmelere bakacak olursak, neredeyse artık öngörülemez bir gelecek bekliyor bizleri !!! Zaman zaman karamsar olsak da, iyimser olmak için çok neden var. Örneğin, şimdilerde bile, Ortaçağ insanının ortalama ömür süresini ćoktan aşmış durumdayız.

Teşekkürler Sn. @funghu . Sunduğunuz, yine önemli bir makaleydi.
 

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
2,390
7,090

Sayın funghu ve eankara ;

Daha önce de kısa olarak değinmiştim. Gazi Üniversitesi Mimar ve Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde öğrenci iken konferans salonunda yüzlerce öğrenci ve onlarca hocalarımın izlediği benim verdiğim (anlattığım) konferansın konusu "Bilim ve sınırları" başlığını taşıyordu. Yaklaşık 4,5 saat sürmüştü. ( Kimse tuvalete bile gitmek istemiyordu. Elbette ki kahve , çay vb. için ara verik.)
Salondakiler yerini alınca şöyle başladım. Elime kalemi aldım ve tahtaya önce 1 yazdım ve sağına sıfırları başladım yazmaya. Tam 35 tane sıfır yazdım. Sonra salona döndüm.
-- Bu sayının adını bileniniz var mı?
Bu sayıyı sizce neden yazdım....

Salondan yanıt alamadım.
-- O zaman kendim yanıt vereyim. Bu sayıya biz "septrilyon" diyoruz. Şimdi adını koyduk. Peki bu kadar çok sayı neyi gösteriyor? Onu da ben yanıtlayayım. 1 gramı bilirsiniz. İşte 1 gram maddede bulunan atom sayısını gösteriyor. Düşünün bir de o atonların atom altı var. Bir de kuntalar var. Kuanta'yı dilimizce söylersek "paketçik" o paketciklerin de içi var.....
Salonu süzdüm.... Bekledim... Tekrar tahtaya döndüm. 20.000.000.000 yazdım. Salona döndüm. Bu sayıyı biliyorsunuz. Yirmi milyar. Ne için yazdım ? Bir galakside yaklaşık şimdiki tahminlere göre 20.000.000.000 yıldız var. Yani diyelim (ki bizim güneş orta büyüklükte bir yıldızdır.) düşünün 1 galakside yirmi milyar güneş var. Peki kaç galaksi var ? Onu da ben söyliyeyim yine şimdiki tahminlere göre yaklaşık 20.000.000.000 galaksi var. Yani şimdilik (şu anki bilgilere göre) erişilen bilgi seviyemize göre 20.000.000.000 X 20.000.000.000 adet yıldız var (şimdiki tahminlerimize göre) ettiğimiz evrende....
Peki bunları neden söylüyorum. Şunun için söylüyorum.
Düşünün bir yanda neredeyse sonsuz küçük bir dünya , diğer yanda neredeyse bir toz tanesi kadar kalan güneşimizin içinde olduğu sonsuz güneşleri içeren bir sonsuz büyük evren . Düşünün güneşimizin bile toz kadar küçük olduğu güneşin dokuz gezegeninden biri olan dünya toz tanesi bile değil diyebileceğimiz dünyanın üstündeki insan atom kadar bile büyük sayılmayacak (benzetme ile) insanlar tutmuş bu sonsuz küçük dünyada ve sonsuz büyük dünyada onları kavramaya çalışıyor.... Ve bunu şu anki yöntem olan BİLİMSEL YÖNTEMLE yapıyor. Bana göre çok da başarılı oluyor. Ancak bu yol çok uzun hatta sonsuz. Her buluş , kavrayış bizi gerçeğe doğru biraz daha yaklaştırıyor ancak bu yaklaşma sonsuz gideceğimiz yolumuzun olmadığını göstermez.

Bilimin üstünlüğü "YANLIŞLANABİLİRLİĞİ KABUL EDEN BİR YÖNTEM OLMASI" Yani din , metafizik gibi gerçek budur deyip kestirip atmıyor. Bilimin bulduğu gerçeklerin geçici ama zorunlu durakların olup yolculuğun devam ettiğini bilmemiz gerekir.
Bilimin neden başarılı olduğunun sırrı ise ; yani gerçeğe ulaşabilmesinin her seferinde daha fazla yaklaşabilmesinin sırrını kim belirliyor bilir misiniz?
Şimdilik felsefe olarak doğayı ve toplumu en iyi anlatabilen Karl MARX belirliyor. Bilen bilir yöntemi ; DİYALEKTİK ve TARİHSEL MATERYALİZM.
Kısaca şöyle formüle ediyor :
Pratik ===>> Teori ===>> Pratik ===>> Sonsuz kez tekrar....
Hareket noktası "madde dünyası" incelenir. Buradan elde edilen bilgi "Teori" ye dönüşür. Ancak "Teori" maddi dünyaya uygulanır. Maddi dünyada bu ne kadar gerçeğe yaklaşabiliyor test edilir... Eğer maddi dünyada hiç bir şekilde doğrulanamıyor ise teori yanlıştır. Doğru ise yeni deneyimlerle ve geçmişten gelen bilgilerle eklemlenerek yeni bir teori elde edilir. Her seferinde teori biraz , biraz artarak gelişir , öyle bir aşamaya gelir ki artık teori önceki teoriyi yanlışlayıp bir üst aşamaya geçer. Hani diyalektiğin bir aşama olarak görüp "Nicel birikimler birikip birikip nitel değişime neden olması" diye betimlediğimiz gibi bilim de böyle gelişe gelişe ilerler.... "

Anlattıklarım böyle böyle 4,5 saat kadar sürdü....

"Son olarak ; EVRİM konusunu üç anlatıda (konferans) sunacağımı ; bunların
1 - MADDENİN EVRİMİ
2 - CANLILARIN EVRİMİ
3 - TOPLUMUN EVRİMİ

Ayrıca
4 - Einstein ve görecilik teorisi ,
5 - Kuantum Dünyası ..... ve Newton
6 - Bilim ve Felsefe ilişkisi....
7 - Deprem ve çareler üzerine uçuk düşüncelerim....
...............................
............................... "


Böyle bitirdim konuşmamı....
Bütün bunları neden mi yazdım.... Bilim konusunda yazmak için... Gelecekte ne olacağı tahmin edip , edemeyeceğimiz konusunda ipuçları verebilmek için...


Çok uzadı biliyorum....



Yolunuz açık olsun , bilim yolumuzun rehberi olsun...











 

yeryüzü

Yönetici
3 Eki 2011
17,873
88,624
hiçbiryerde :)
......
Bilimin üstünlüğü "YANLIŞLANABİLİRLİĞİ KABUL EDEN BİR YÖNTEM OLMASI" Yani din , metafizik gibi gerçek budur deyip kestirip atmıyor. Bilimin bulduğu gerçeklerin geçici ama zorunlu durakların olup yolculuğun devam ettiğini bilmemiz gerekir.
......
Bugün bir söyleşi izledim, yeri değil belki ama biz yaştakilerin de gençlerin de çok faydalanacağını düşündüğüm bir video, yeri değil ama oradan bağlayacağım konu "yumurtanın faydaları"...


Bu söyleşide de geçiyor, efendim bilim bir gün yumurta faydalı, ertesi gün zararlı diyormuş, adlı iddialar :) Bilim bunu demiyor, bilim baştan beri faydalı olduğunu söylüyor, bu net ama sadece,
yıllar süren araştırmalar, her gün mü, günde kaç tane, gün aşırı mı yemek iyi konusunu ortaya çıkardı, onun da bizim kendi ihtiyacımızla ilgili olduğunu şimdi daha iyi biliyoruz, bilim sayesinde.
Teşekkürler makale için @funghu üstadım.
 

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
903
12,741
İstanbul
Sayın @eankara @dedo11 @yeryüzü

Değerli yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Yorumlarınızdan çok yararlanıyorum. Yararlanma konusu bende şöyle oluyor; yazdıklarınızı okuduktan sonra, oradaki bilgiler bende statik kalmıyor.
Beni bir anlamda tetikliyor, başka çabalara, başka araştırmalara yönlendiriyor. Örneğin; Sayın @dedo11 'in yorumunda Karl Marx geçince, bilgi deposu'nda paylaşmak üzere uzun zamandır beklettiğim bir yazıyı hatırladım. Bu yazıyı, çok yakında, son kontrollerini yaptıktan sonra paylaşacağım. Başka bir örnek Sayın @eankara 'nın yorumundaki 'modern bilim' ibaresi beni bir araştırma yapmaya teşvik ediyor. Sayın @yeryüzü üstadım yumurta konusunu hiç açmayacaktınız :) Çocukluğumdan beri yemediğim bir çok besin arasında yumurta da var. Fatih Altaylı'nın bahsettiği şu aç kalma meselesi, benim başıma gelen bir durumdu. 2 yıl önce kullandığım bir ilaç yüzünden iştahım kesildi ve öğün sayım 1'e kadar düştü. 3 ay içerisinde 13-14 kilo verdim. Başlangıçta kilo vermek iyi gibi duruyordu, ancak 1 yıl kadar sonra omuz ağrılarıyla doktorluk olunca, kilo verirken kaslarımı da erittiğimi anladım. Kas yırtıklarımın tamamen iyileşmesi 6 ayı buldu. Aman ha, vücudunuzu aç bırakmayın, proteinsiz hiç bırakmayın diyebilirim...

Nasıl çağrışım yaptı bilmiyorum, ancak bilim ve teknoloji konulu dergilerimizin kendileri için seçtikleri isimler aklıma geldi.

Bilim ve Teknik (TÜBİTAK)
Bilim Teknik (Cumhuriyet)
Bilim ve Gelecek
Bilim ve Ütopya
Daha eskilerden Bilim ve Sanat gibi..

Bilimimiz eksik olmasın; güzel bir geleceğimiz, muhteşem ütopyalarımız ve elbette sanatımız da olsun!
Teknoloji için bir şey demiyorum, istesek de istemesek de o bir şekilde var oluyor zaten.
 
Son düzenleme:
Üst