Bebeklerin Sinsi Düşmanı: Müzik Klipleri

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
870
12,170
İstanbul
Bebeklerin Sinsi Düşmanı: Müzik Klipleri

Kısaca "Gelişim bozukluğu" diye tanımlanan ve son yıllarda tüm dünyada tam altı kat arttığı belirlenen otizm, uzmanlarca büyüteç altına alındı. Ve otizmin izini süren tıp dünyası, şaşırtıcı bir bulguya ulaştı. "Klip Sendromu" adı verilen bu sendrom yüzünden tüm bebekler tehdit altında. Pek çoğumuz minik bebeklerimizi oyalansın diye televizyon karşısına oturtur, hatta televizyona gösterdikleri ilgiyi büyük bir sevinçle karşılarız. Bu arada kendimizce önlemler alır abuk subuk görüntülerle karşı karşıya kalmalarını önlemek için genellikle de müzik kanallarını açarız. Ama anlaşılan o ki; biz bebeğimizin ilgisini müziğe olan kabiliyeti ve yatkınlığıyla özdeşleştirirken, o izlediği her kliple biraz daha içine kapanıyor, biraz daha yaşamdan kopuyor. Minicik beyni, başa çıkamayacağı sınırsız karanlıklara boğuluyor.

TELEVİZYONDAKİ TEHLİKE
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş izledikleri müzik klipleri nedeniyle "Otizm" le karşı karşıya kalan bebek sayısının her geçen gün biraz daha arttığına dikkat çekerek, "Aileler çocuklarında konuşma gecikmesi, dalgınlık ve konsantrasyon bozukluğu şikayetleri ile başvuruyor. Bu çocukların ortak özellikleri özellikle 0-2 yaş arasında sürekli müzik klibi seyretmeleri. Hastalık, televizyon kesinlikle yasaklanıp özel eğitim programları uygulanarak, dört yaşına kadar önlem alınırsa önlenebiliyor. Ancak dört yaşından sonra tedavisi mümkün değil" diyor. Kliplerin çocuk beyni üzerinde bu denli zararlı olduğu fikrini ortaya atınca Prof. Dr. Ferda Aktaş da bir hayli tepki görmüş. Ancak uluslararası kongrelerde de sunduğu tebliğlerle sendrom konusunda sadece aileleri değil meslektaşlarını da uyarıyor. Konuşmanın öğrenilmiş bir davranış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ferda Aktaş, "Aileler nedense konuşmanın otomatik olarak öğrenildiğini zannediyorlar. Doğal ortamda çocukların dudak şekilleri, ses ve cümleler arasında bağlantı kurması gerekli. Ancak televizyon çocukların öğrenmesini engelliyor. Çünkü göz bağlantısı kuramayan çocuklar dudak hareketleri ile sesi birleştiremiyor. Televizyon sesi yüksek olan bir ortamda da çocuklar anne ve babalarının sesi yerine televizyon sesini algılar bu da onların beyin yapısının karışmasına neden olur. Çünkü dudak şekilleriyle çıkan ses arasında bağlantı kuramazlar" diye konuşuyor.

YOKSA DUYMUYOR MU?
"Klip sendromu" teşhisi konulan hastalardan biri henüz yirmi dört aylık olan minik Berkan. Geçtiğimiz aya kadar ailesi Berkan'ın ağzından anlamlı tek bir cümle dahi duyamamış. Berkan kendi adına bile tepki vermiyormuş. Anne Meltem Kadıoğlu, "Önce işitme problemi olduğunu düşünüyorduk. Ancak televizyonda müzik klipleri olduğu zaman kendisini olduğu gibi o yöne sabitliyordu. Nerede olursa olsun televizyona yönelip sanki büyülenmiş gibi duruyordu. Çalıştığımız için bakıcı ile kalıyordu. Bakıcısı onu oyalamak için bütün gün klip seyrettiriyordu. Açıkçası ben de bunda bir sakınca görmüyordum çünkü ben de ev işleriyle uğraşırken zaman zaman aynı şeyi yapıyordum" diyor.

İLK SORUNUN YANITI EVET
Trabzon'da yaşayan Kadıoğlu Ailesi oğullarının bir türlü konuşmadığını fark edince soluğu İstanbul'da, Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde almış. "Şikayetimizi söyler söylemez Berkan'ın çok klip izleyip izlemediğini sordular" diyor Meltem Kadıoğlu. Genç kadından aldıkları, "Evet" yanıtının ardından ayrıntılı bir incelemeye girişen doktorlar sonunda teşhisi koymuşlar. "Klip Sendromu" Teşhisin ardından evde televizyon açmadıklarını ve Bertan'la sürekli onun anlayabileceği şekilde konuşmaya çalıştıklarını anlatan Kadıoğlu, "Ona dokunmamıza, öpmemize bile izin vermezdi. Bir ayda çok şey değişti. İsmini öğrendi. Televizyon kapalı olduğu için ara sıra huzursuzlanıyor ama hemen dikkatini başka şeylere yöneltmeye çalışıyoruz" diye anlatıyor zorlu tedavi sürecini.

"BANA İNANMIYORLAR"
Rüzgar da aynı sendromun kurbanı. Ailesi Rüzgar üç yaşındayken, yani beş yıl önce fark etmiş oğullarındaki garipliği. Teşhis konulduktan sonra da iki yıl boyunca evlerine hiç televizyon sokmamışlar. Anne Siral Demiral, "Aynen bir bağımlıya zararlı bir maddeyi bıraktırır gibi davrandık" diyor. Çocuklarının rehabilitasyon döneminde bir kreş bulamamaktan o kadar bunalmışlar ki, otistik çocuklar için bir kreş açmışlar. Bu arada aile içi bir sarsıntı da atlatmışlar. Eşi Haluk Göçener'le o günlerde boşanmış. Ama Rüzgar'ın eğitimi için birarada olmayı başarmışlar.

Rüzgar şimdi sekiz yaşında. Aldığı eğitimin ardından iç dünyasındaki karanlığı aşmış hiperaktif bir yapıya bürünmüş. Ancak ara sıra öfke nöbetlerine kapılıyor, bazen saldırganlaşıyor. Hâlâ okula gidemiyor, okuma yazmayı özel eğitimle öğreniyor. Siral Demiral, "Bütün yakınlarıma söylüyorum. Çocuklarına klip seyrettirmemeleri konusunda uyarıyorum ancak çoğu zaman bana inanmıyorlar" diye yakınıyor.

NİNNİYİ KENDİN SÖYLE
Doktorlara göre, teşhis konulan çocukları hastalığın etkisinden kurtarmak için yoğun çaba gerekiyor. Çünkü etkilenen beyinlerde hastalık çoğu zaman yerleşiyor. Doktorlar bu hastalığın teşhisini koyduktan hemen sonra televizyonu kesinlikle yasaklıyorlar. Çocuğun uyurken bile müzik dinlemesini istemiyorlar. Ailelere mümkün olduğu kadar çocukla, onun anlayabileceği ses tonu ile konuşmalarını tavsiye ediyorlar. Bu arada çocuklarla şefkat yüklü fiziksel temas da önemli. En önemli şeylerden biri de minik bebeklere ninni söylemek. Uzmanlar, "Radyoda ya da teypte çalmayın siz söyleyin" diyorlar.

Onlar zamanında fark etti
Siral Demiral ve Haluk Göçener oğulları Rüzgar'daki belirtileri erken fark etmiş. Şimdi tüm ebeveynlere uyarıp. "Hastalığın belirtilerini gözardı etmeyin" diyorlar. İşte adım adım otizme giden süreç; "Kendi dünyasındadır. Kendisi ilişki başlatmaz. İstediği şeylere ulaşmak için ilişkiye girer, insanları obje olarak gösterir, parmağı ile işaret edemez. Göz teması kuramaz, yüz ifadesi ciddidir. Donuk ya da hüzünlü bakar. Jest vemimikleri kullanarak sevimli olmaya çalışmaz. Bay bay yapmaz. Oyuncağını vermez. Yaşıtlarından uzak durur. Öpmek ve öpülmekten hoşlanmaz"

Kliplere uyarı konulsun
Marmara Üniversitesi Odyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferda Aktaş klip sendromu nedeniyle RTÜK'e başvurdu ve klip gösterimlerinde, "0 - 2 yaş arasındaki çocukların izlemesi sakıncalıdır" uyarısının yer almasını istedi. Aktaş'ın verdiği bilgiye göre bebeklerin davranışlarının dikkatli izlenmesi hastalığın tanımını kolaylaştırıyor. Ve Aktaş klip sendromunun belirtilerini şöyle sıralıyor;

· Oyuncaklarla konuşur gibi sesler çıkarmaz (7 ay)
· Anlamlı isimlendirmeleri yoktur (10 ay)
· "Annene götür" gibi basit emirleri anlayıp yerine getirmez (18 ay)
· Üç kelimeli cümle kuramaz (2 yaş)
· Karşısındakilerle isim ve cinsiyet tayin ederek konuşmaz (3 yaş)
· Jest ve mimiklerini kullanmaz.
· Evet, hayır, nasıl kelimelerini kullanamaz, zamir seçimi bozuktur
· Monoton, duyduğunu tekrarlayarak (anında ya da bir zaman sonra konuşur)
· Kendine özel kelimeleri ya da konuşma tarzı (son heceleri söylememe gibi) vardır.
· Oyuncaklar ve objelerle ağzına alarak, elinde oynayarak, yere düşürerek ya da bir yere vurarak ilgilenir.
· Dönen eşyaları, çamaşır makinesini seyreder.
· Elinde ip veya benzeri bir şeyi sürekli sallayabilir.
· Kağıtlara, gazetelere, kitaplara özel bir ilgisi vardır, düzgün tutar.


ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ
Prof. Dr. Ferda Aktaş, klip sendromu ile karşı karşıya kalan çocuklarda dört yaşından sonra tedavinin mümkün olmadığını söylüyor.

Klip izlerken adeta büyüleniyorlar
Bol hareket içeren müzik kliplerinin dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan minik gözler tarafından sürekli izlenmesi ,beyinlerinde kimi zaman tedavisi mümkün olmayan hasarlara neden oluyor. "Klip sendromu" bulgularını taşıyan çocukların geçmiş hikayeleri "sürekli müzik klibi izlenmesi"ni içeriyor. Tv'de ardı ardına yayına sokulan klipleri izleyen çocuklar çevresiyle ilişkisini kesiyor, aile içi iletişimini en aza indirgiyor Berkan'da bu sendromun tipik örneklerinden biri.
=================================================
Kaynak: Sabah 09/03/2003
 

yeryüzü

Yönetici
3 Eki 2011
17,841
87,891
hiçbiryerde :)
Çok nadir görülen bir durumu otizme direkt bağlamışlar ama
aslında Otizm bu kadar basit bir şekilde oluşan bir durum değil,
çok daha karmaşıktır ve nedenleri de tam olarak hala açıklanabilmiş
değil. Bu nedenle televizyonda, basında gördüğümüz haberlerin
birçoğunun nasıl diyelim, henüz "kanıtlanmamış" olduğunu
bilerek bakmamız lazım onlara.
 

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
870
12,170
İstanbul
Çok nadir görülen bir durumu otizme direkt bağlamışlar ama
aslında Otizm bu kadar basit bir şekilde oluşan bir durum değil,
çok daha karmaşıktır ve nedenleri de tam olarak hala açıklanabilmiş
değil. Bu nedenle televizyonda, basında gördüğümüz haberlerin
birçoğunun nasıl diyelim, henüz "kanıtlanmamış" olduğunu
bilerek bakmamız lazım onlara.

Yapay zeka, basın veya internetten yardım alarak kendimize veya başkasına teşhis koyma fikri bana doğru gelmiyor. Teşhis koymanın prosedürleri var.
Belki, doğru doktora gitme konusunda yardımcı olabilir bunlar. Nitekim, e-nabız'da "Neyim Var?" uygulamasıyla doğru uzmanlığı bulmamız için yol gösteriliyor.

Yakın zamanda bir komşumuz, unutkanlık şikayetiyle doktora gitti, ve mesanesinde kanser bulundu.
Acaba, diyorum; bazı ciddi hastalıklarda vücudumuz bize bir şekilde alarm veriyor mu?
 

TanGel

Yeni Üye
12 Eyl 2012
14
11
Kendimi bildim bileli TVde belgesel, yapıcı ve öğretici programlar izlediğimi hatırlıyorum. Hatta bir keresinde annem yakınarak "bu programlardan ne anlıyorsun" diye eleştirmişti. Ben 4 ya da 5 yaşlarındaydım. Ama şunu söylemem gerekir ki anne ve babanın çocuklarını doğru yönlendirmesi çok önemli. İlgi ve alakaları çocuğa yönelik "seyrettiğin ve okuduklarından daima şüphe et, her zaman inanma ve dalma. Gerçek hayat TVlerdeki gibi değil" derlerdi. Şimdi bu sözün ne anlamı var? Anlamı o kadar mühim ki bir çocuğun nereye bakıp izlemesiyle neye dalıp inanmanın, öğrenmenin ve algılarının nereye evrildiğini nacizane tarttığımı hissebiliyordum. İşte bu ayrımı o yaşlarda anne ve babamın bilinçli ama zoraki olmayan tavsiyelerinden ötürü herkesten farklı bakış açım oluşturmuştur. Anne ve babamın sadece tavsiyeleri değil aynı zamanda bana zaman ayırdıkları o anlar da önemliydi. Yeri geldiğinde annem ve babam tek tek benimle ilgilenir, sever, başımı okşarlardı. Arada da olsa oynarlardı da. Tabi bi de en önemli faktörlerden biri kesinlikle sokaklarda arkadaşlarla oynamaktı. Şimdiki çoçuklar, bebekler maalesef ne mahalle kültürü ne de komşu kültürü biliyor. Bilse de bizim gibi o çocuklar dede ve büyükanne ziyaretlerine (tüm kardeşlerin ana-babalarında toplanması hatta köyde...) gitmeleri yoktur. Anlayacağınız ben hem çevre hem de anne-baba konusunda kesinlikle şanslıydım. Şimdiki çocuklar maalesef ne sokaklara çıkabiliyorlar ne de ana-baba ilgisi görebiliyorlar. Tabi ki istisnalar var ama benim inandığım bir şey varsa ana-baba faktörünün çevreden çok daha önemli bir etki yaptığını düşünüyorum. Zaten ne öğreniyor ya da öğrenecekleri varsa ilk faktör her zaman çekirdek ailedir. Sonra çevresi ve eşyalardır. Bilmem anlatabildim mi?

Gelelim Otistik çocuklar. Otizmden müzdarip olan çocuklara ki bu çocukların algıları çok farklıdır. Bir hastalıktan çok bir yetenektir. Düşünün bi önce; sesleri, görüntüleri normal bir insanın algılayamayacağı şekilde algılayan bu çocuklarda genellikle bir korku vardır. Korku unsurları bizden çok daha fazladır. Çünkü ne yapabileceklerini ya da kendilerini nasıl koruyabileceklerini hatta dokunmanın ve gözlere bakmanın bile kendileri için korku unsurudur. Tabii her bir Otizm bireylerinde bu görülmez. Bununda bazı sendromları olanlar da vardır. Neyse... Konuya tekrar dalış yapacaksak şunu söylemem gerekir. Bu çocukların tek istedikleri diğer çocukların da istediğini istemek. İlgi ve alaka. Daha da önemlisi anlaşılmak. Nasıl diyebilirim ki? Bizim için sarılmak ve bakmak önemli olabilir ama onlar için bu o kadar önemli değil. Çünkü hissettirmek onlar için önemli. Eğer hislerimizi onlara ulaştırabilirsek kesinlikle başarılı bir iletişim kurabiliriz. Bu yüzden Otizm Bireylerle 0-2 yaş grubuna klip izlettirip dış dünya ile bağlantılarını koparmak arasında dağlar kadar fark var. Ama benzer yanları da yadsınamaz. Çünkü bebekler her şekilde boş bir evrene benzer. İçlerine o kadar çok (iyi ya da kötü) şeyler alır ki farkında olmadan bambaşka bir dünyaları olurverir. Otizm Bireylerin dünya algısı yüksek olduğu için korku faktörü vardır. 0-2 yaş klip izleyen (ilgisiz ana-baba ya da farklı faktörler içeren) bebeklerde ise içine kapanıklılık başlar. Hatta bu bebeklerin klip izlemese de ana-babaları ilgisiz davranıp çocuğa bir şey öğretmez, ilgi göstermezlerse de yukarıda ilk mesajda da olduğu gibi tüm faktörler kaçınılmazdır.

İster normal sağlıklı bir çocuk olsun ister Otizm Birey hatta DawnSendromlu bir çocuk olsun yukarıda bahsedilen sorunlar kaçınılmazdır.

Umarım derdimi anlaşılır bir şekilde anlatabilmişimdir. :)
 

funghu

Kıdemli Üye
13 Şub 2021
870
12,170
İstanbul
Sayın @TanGel ,

Yorumunuz için teşekkür ederim.
Birkaç hafta önce yabancı bir dizide, dizinin otistik kahramanı şu sözü söyledi: "Otizm bir hastalık değildir."
Yorumunuz üzerine, bunun doğrusu nedir, diyerek Gemini'ye sordum ve şöyle anlattı:
==========================================================

Geçtiğimiz günlerde bir dizide, "Otizm bir hastalık değildir" sözünü duydum. Bu söz doğru mudur, bilgi verebilir misin?

Gemini şunu dedi:
Duyduğunuz bu ifade, modern tıp ve psikoloji dünyasında kabul gören güncel yaklaşımı yansıtmaktadır. Kısa cevap: Evet, bu ifade doğrudur. Günümüzde otizm bir "hastalık" olarak değil, bir "nörogelişimsel farklılık" olarak tanımlanmaktadır. Bu ayrımı daha net anlamak için birkaç temel noktaya göz atabiliriz:

Neden Hastalık Değildir?

  • İyileşme Beklentisi Yoktur: Bir durumun "hastalık" olarak adlandırılması için genellikle bir başlangıcı,seyri ve tıbbi bir tedavisi (iyileşme süreci) olması beklenir. Otizm ise bireyin doğumuyla başlayan ve yaşam boyu süren bir beyin yapısı farklılığıdır.
  • Tıbbi Bir "Arıza" Değildir: Otizm, vücudun işleyişindeki bir bozulmadan ziyade, beynin bilgiyi işleme, sosyal etkileşimkurma ve dünyayı algılama biçiminin tipik gelişimden farklı olmasıdır.
  • Nöroçeşitlilik (Neurodiversity): Bu kavram, insan beynindeki farklılıkların (otizm, DEHB, disleksi vb.) birer kusur değil, insantürünün doğal birer varyasyonu olduğunu savunur. Tıpkı göz rengimizin veya boyumuzun farklı olması gibi, zihin yapılarımız da çeşitlilik gösterir.
Peki, Tam Olarak Nedir?
Otizm spektrum bozukluğu (OSB), bireyin sosyal iletişim kurma becerilerini ve davranışlarını etkileyen bir durumdur. "Spektrum" denmesinin sebebi, her bireyin bu durumdanfarklı şekillerde ve seviyelerde etkilenmesidir.
  • Destek Gereksinimi: Otizm bir hastalık olmasa da, otizmli bireylerin sosyal yaşama uyum sağlamak, iletişim becerilerini geliştirmek veya duyusalhassasiyetlerle başa çıkmak için eğitim ve terapi desteğine ihtiyacı olabilir.
  • Güçlü Yönler: Birçok otizmli birey; ayrıntılara odaklanma, dürüstlük, mantıksal analiz veya belirli biralanda derinlemesine uzmanlaşma gibi oldukça güçlü yeteneklere sahip olabilir.
Özetle; otizm tedavi edilmesi gereken bir "sorun" değil, anlaşılması ve uygun koşullar sağlandığında bireyin potansiyelini gerçekleştirmesine izin verilmesi gereken bir yapısal farklılıktır.
===============================================================

Otistik çocuğu olan arkadaşlarım var. Söylediğiniz gibi, anne ve babaları, ilgi ve sevgilerini eksik etmiyorlar.
Gösterilen bu ilgi ve sevginin boşa gitmediğini, o çocukların gözlerinden, jestlerinden, mimiklerinden anlıyorum.
 

TanGel

Yeni Üye
12 Eyl 2012
14
11

funghu, Gemini, internet ortamı ya da medyanın bilgi verdiği kaynaklar vs. şu bir gerçek ki bu devirde hayal edemeyeceğimiz kadar bilgi kirliliği mevcut. Yapay zekanın da insan kaynaklı olduğunu unutmamak gerek. Evet! Kitap ve yazılı metinler dahilinde pek çok kaynak okudum. Ama bunun yanında yaşayıp görerek, tecrübe edinerek de öğrendim. Beni yanlış anlama! Lütfen! Araştırmak için kendi içine bakmak ve dediğin gibi o arkadaşlarının çocuklarını gözleyerek de her şeyin aslında sevgiden geçtiğini anlayabiliyor insan ki senin çok iyi bir gözlemci olduğun da beni sevindirdi. ;)

Demem o ki bir insan kendi çocuğuna neden müzik klipleri sadece izletir ki? Gitsin bebeğe yararı dokunan davranışsal animasyon videoları izletsin. Belgesel, öğretici, yapıcı videoları izletsin. Tabii ki ana-baba şefkatinden mahrum büyümeden... Tövbe yaaa... Bir anne ve baba kendini hissettirmeli çocuğuna... Bunu derim ve savunurum. :rolleyes:

 
Üst