Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"Necla Aytür'ün şu tespiti, bence, Faulkner anlatılarına gidecek yolların kılavuzu niteliğindedir : "Faulkner, ailesinin geçmişine eğilirken ormanda kaybolan birinin yolunu bulmak için kullandığını söylediği yöntemi andıran bir yöntem kullanır. Buna göre insan önce ormanda bir nirengi noktası belirler, sonra da bu noktanın çevresinde giderek büyüyen çembereler çizecek biçimde yürür. Çemberlerden biri yitirilen yolu bir noktada kesecektir. Yazar romanlarında yarattığı Sartoris'ler,Canpson'lar gibi Güneyli aileler için nirengi noktası olarak İç Savaş yıllarını seçmiştir. Faulkner ailesi için de durum aynıdır."
Faulkner, ailesinin öyküsünden esinleri birçok anlatısına yansıtmıştır. 23 Ağustos 1925'de Paristen şunu yazar annesine :
"Bir diğer romanın, daha büyükçe bir romanın ortasındayım. Tamamen yeni bir eser, önceki gün onu düşündüm. Mosquitos isimli romanı bir kenara bıraktım; onu yazılması gerektiği gibi yazacak kadar yaşlı olduğumu sanmıyorum .... insanlarla alakalı yazacak kadar bilmiyorum."
Bu satırları , Feridun Andaç "Anlatının Dönüştüren Sesi : William Faulkner" başlıklı yazısında aktarıyor.
Vargı :
İlk paragraftaki ormanda kaybolan kişinin yitirilen yolu bulma yöntemi çok ilginç doğrusu. Ben bu yöntemi bilmiyordum doğrusu. İşin kolayı pusula kullanmaktır. Şimdi anımsamıyorum ama koldaki saatin pusula gibi de kullanılıyordu. Ama bırakın bunları cep telefonunda pusula indirilebiliyor... (Elbette ki bu günlerde geçerli bu)
İkinci paragrafta ise yazarın yazacağı roman için yaşının yeterli olmadığını bilmesi , bilgisinin yeterli olmadığını bilmesi ; kendini bilen biri olması çok önemli...
"İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır"
Derdi Koca Yunus Emre. Yani kendini bilmek çok önemli ....
Günün şok alıntısı :
"İnsanları cezalandırmanın en iyi yolu, her zaman onlara istediklerini vermektir."
Bu sözü , Süleyman Sertkaya "Mimetik Arzu Günah Keçisi ve Ötesi" başlıklı yazının girişinde aktarıyor.