Tarihte Avrupa ' da temizlik sorunsalı ve İngilizce tabirler

timed

Onursal Üye
19 Eki 2009
2,327
10,446
Dostlar ,
Aşağıdaki yazı internet ortamından derlenerek hazırlanmıştır.


Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir. Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir. Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. ' Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazendomuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı . Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu. Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu. İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı . Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift') denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.

Gerçekler bunlar: Kim demiş tarih sıkıcıdır diye:

Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.

Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklaraboşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü. 1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...
 

serifengin

Onursal Üye
23 Eki 2009
2,616
6,254
İstanbul-İzmir
G.tünü yıkamayı bilmeyenlerin g.tünü öpenlere kapak olsun bu yazıda !!!
Hala pisler hala iğrençler bana göre..
Bizim adetlerimiz o zaman bile kişisel bakıma çok önem verenlerdi..
 

yeryüzü

Yönetici
3 Eki 2011
17,644
85,557
hiçbiryerde :)
Eline sağlık timed,izninle
Şöyle bir sabunun ilk ortaya çıktığı zamanlara gidersek
Tablomuz tamamlanmaya yaklaşır;

Her zaman temizliği ve saflığı hatırlatan sabun, günlük yaşantımızın önemli bir parçası. Geçmişi M.Ö. altı binlere kadar uzanan sabun kullanımı, zamanla vazgeçilmez oldu.
Fenikeliler sabunu bulana kadar, kül ve kil geleneksel temizlik aracı olarak kullanıyordu.
M.Ö. 600′de bulunan ve kullanımı ortaçağda genişleyen sabun, tarih içinde kimi zaman değerli bir değiş tokuş aracı olarak kimi zamansa ilaç olarak kullanıldı.
Geçmişte Fenikeliler ile Galyalılar arasında önemli bir takas aracı olan sabun,
Roma döneminde, kadınların en gözde temizlik aracı haline geldi.
Sabun niteliği taşıyan Maddelerle ilgili ilk yazılı belge ise,
Mezopotamya'da M.Ö. III. bin yıldan kalma kil tabletleri.
Bu tabletlerde, potasyum ve yağla karıştırılarak elde edilen bir maddeden söz ediliyor.
Eski zamanlardan kalma bir Roma masalına göre, sabunu ilk defa kadınlar keşfetmiş.
Hayvanların kurban edildiği Sapo Dağı'nın kıyısında bulunan Tiber Nehri'nde çamaşırlarını yıkayan kadınlar, çamaşırlarını eskiye oranla daha az çaba sarf ederek temizledikleri fark ettiler.
Çünkü, hayvanların kurban edildiği Sapo Dağı'ndan Tiber Nehri'ne, yağmurla birlikte
hayvan yağları ve odun külleri karışıyordu.
Bu karışım ise, bayanların çamaşır Günü için hoş bir hediye oluyordu.
İngiltere'nin eski halklarından Keltler de, hayvansal yağlar ve Bitki küllerinden ürettikleri sabuna “Saipo” adını verdi, bu sözcük daha sonra “Soap” olarak değişti.
M.Ö. 1500′e ait Ebers Papirüsinde, kişisel temizliklerine düşkün olan Mısırlılar'ın,
hayvan ve sebze yağları ile alkalinli Tuzdan elde edilen sabunsu bir maddeyle yıkandıkları belirtiliyor.
Yunanlılar'a bakacak olursak, onlar da en az Mısırlılar kadar temizliğe önem veriyorlardı.
Sabun kullanmayan Yunanlılar, vücutlarını yağ ve killerle sıvadıktan sonra,
kum ya da sünger taşı parçalarıyla fırçalıyor ve “strigil” denen kavisli metal bir aletle
vücutlarında oluşan tabakayı kazıyorlardı. Bunu suya girerek yıkanma ve zeytinyağı ile yağlanma izliyordu.
Kişisel temizliği oldukça önemseyen Roma ulusunda ise, banyo kültürü oldukça yaygındı. Hamamlara aşırı düşkün olan Romalılar'da banyo yapmak en temel sosyal görevdi. M.Ö 25 yılında yüzlerce hamamın bulunduğu Roma'da banyonun Altın çağı başladı. Roma'da yaşanan zengin banyo kültürünü, Erken Hıristiyan Kilisesi dini açıdan uygunsuz olduğu gerekçesiyle çok çabuk saf dışı bıraktı.
Fakat M.S. 476′da Batı Roma'nın yıkılmasıyla birlikte Avrupa'da, hamam alışkanlığı tarihe karıştı. Kişisel temizlikte gözlenen bu gerileme ve Sağlıksız yaşam koşulları, Ortaçağ Avrupasında büyük sorunlara neden oldu. Temizlik, artık halk kültürünün bir parçası değildi.

. Belgelere göre bugünkü sabunun ilkel şekli ilk çağlarda Araplar tarafından yapıldı.


Sabun üretiminin 12. yy'da başlandığı İngiltere'de ise, 1622 yılında I. King James, sabun üretim tekelini yılda 100 bin dolar karşılığında bir sabun yapımcısına verdi. Fakat, sabun lüks sayılıp yüzde yüz vergiye tabi tutulduğundan halkın banyo yapması imkansızdı.
Temizlik ve Su sistemleri Roma ve Girit'teki sistemlerle yarış edecek düzeye gelmiş olmasına rağmen, ülkede temizliğe karşı genel bir isteksizlik hakimdi.
Dickens dönemi, korkunç bir pislik içinde geçti. Hastalıklar iyiden iyiye yayılıyordu. 1842′de, İngiltere Fakir Yasası Komisyonu sekreteri olan Edwin Chadwick'in çabaları sonucunda, Parlamento, 1846′da “Halk Hamamlarını ve Yıkanma Evleri Hareketi”ni onayladı ve Gladstone, 1853′te sabun vergisini kaldırdı. 1860′ta Londra'da sayısı 10 olan halka açık yıkanma evleri, bir milyondan fazla sayıya yükseltildi....
Osmanlı İmparatorluğu sabun üretimi açısından çok zengindi.
Trablus sabunu, çiçek sabunu, misk sabunu, Hünkari sabun, beyaz ve siyah paşa sabunu,
alaca sabun, kara sabun, kokulu sabun, Kandiye sabunu Girit Sabunu,
Arap sabunu, leke sabunu ve fes sabunu…
Bunlar imparatorlukta üretilen sabun türlerinin sadece birkaçı…
Osmanlılarda sabunla ilgili ilk düzenlemeler Fatih Sultan Mehmet, İkinci Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devri kanunnamelerinde görülür.
Fatih dönemine ait Foça sabunhanesi ile ilgili düzenlemede ve
Yavuz devrine ait Trablus Sancağı kanunnamesinde sabun konusunda hukuki düzenlemeler bulunur. Sonraki dönemlerde sabunun üretimi, kalitesi, fiyatı, kontrolü, ticareti ve
sabuncu esnafı konularında
oldukça fazla vesika ve düzenleme bulunması dikkat çekiyor.
 
Son düzenleme:

albay

Süper Üye
14 May 2010
1,143
5,321
bende değişik bir bilgi paylaşayım

1100 lü yıllarda yapılan savaşlar neticesinde ingiltere'nin nüfusu yarı yarıya azalınca kral ülke nüfusunun eski düzeyine getirilmesi için bol çocuk doğurmalarını emreder. normal ailelerin hızı buna kafi gelmeyince kral ülkedeki bütün fahişelerinde hamile bırakılmasını emreder. adamlar hamile bırakmak için köşe, bucak , kıyı fahişe ararlar. hatta ülkedekilerin sayısı kafi gelmeyince çevre ülkelerdende getirirler.
eski nüfus sayısı yakalanana kadar her yıl bu olay tekrarlanır.
 

büyük beyaz

Yönetici
Çeviri & Balonlama
E-Dergi Takımı
17 Ağu 2009
17,741
45,664
denize sıfır
askerde bi ara 15 gün kadar yıkanmamıştık:Dbence kilit süre 15-20 gün.onu atlatırsan sonrası olmasada olur.nasılsa hoca yıkıyor:)
 

silence

Süper Üye
26 Mar 2009
2,342
1,769
Orta çağ insanlığın en önemli deneyimlerinden biridir.Orta çağ yaşanmasa idi insanlık bu günlerini elde edemezdi.

Orta çağ dinci gericilerin Avrupa kıtasındaki insanlara kan kusturduğu dönemdir.

İnsanlar tam anlamı ile kan kusmuştur.

İnsanların yakılarak cezalandırıldığını bilmek yeter.

Dinci gericilerin zulümlerinden biri de bu yıkanmama olayıdır.

Dindar görünüp ama şeytana tapanlar şöyle bir kural koymuşlardı.

Vaftiz olan dindar artık bütün günahlardan arınmıştır.Bir daha yıkanmaması gerekir.

Saf ve cahil insanlar da ne desin?

Din iman diye inandılar.

Ne bilsinler gelecekte insanlar onlarla dalga geçecek..

Tabii milyonlarca insan kırıldı..

Acı çekti..

En acısı ne biliyor musunuz?

Hala insan olamayanların empati yoksunlarının insan diye orada burada dolaşması.

Çok yazık!!!

 
Son düzenleme:

zinzi

Süper Üye
19 Nis 2011
770
426
Yeditepe İstanbul
Orta çağ Avrupasından bir anekdot da ben vereyim.

İnsanların dışkılarını dışarıya boşaltması üzerine sokaklar pislik ve çamurdan yürünemeyecek kadar kirli hale geliyordu.

Tüm mikropları evlerine taşıyan insanlar ilginç bir çözüm buluyor. Yüksek topuklu ayakkabı giymek.

Kadını erkeği yüksek topuklu ayakkabı kullanmaya başlıyor. Günümüzde kadınların vazgeçilmez bulduğu apartman topuk bu şekilde icat edilmiş oluyor.
 

silence

Süper Üye
26 Mar 2009
2,342
1,769
Pek çok forumda bulundum.Büyük bir ihtimalle oralardan hatırlıyor olabilirsin.
 

silence

Süper Üye
26 Mar 2009
2,342
1,769
Gericilik sadece Türkiye'de değil bütün dünyada yayılıyor.İnanılmaz bir hızla.Bir kuşak sonra Allah yoluna diyerek şunun bunun emperyal çıkarları için savaşlara sokacaklar.Tıpkı I.Dünya savaşı'nda olduğu gibi.Milyonlarca müslüman Alman çıkarları diğer milyonlarcası da İngiliz çıkarları için yaşamını yitirdi.Ama her bir müslüman Allah yolunda savaştığına inanıyordu.Ve o zaman halkı kışkırtıp savaşlara sokanların hepsi peygamber mertebesine yükseltildi,Türkiye'de!.Üç defa Ruslarla savaştırdılar.İngiliz Fransız çıkarları için.Bugün de Amerikan çıkarları için savaştırıp öldürtecekler Türk milletini Ruslara karşı.Allah'tan hükümet çok uyanık.Henüz kışkırtılamadı.Toplumlar arasındaki düşmanlıkları da hep aynı şekilde ekerler.

Yalnız bu hızla giderse yıl sonuna varmaz savaşlara sokarlar.Öyle anlaşılıyor.

"Gavurlar domuz eti yiyormuş la!" ,,, der saldırtırlar artık...
 
Son düzenleme:

silence

Süper Üye
26 Mar 2009
2,342
1,769
O zaman şöyle diyeyim.Orta çağ Yahudi-Hristiyan kavgasının en yoğun olduğu dönemdir.Yahudilerin Avrupa ve daha sonra dünya sermayesine sahip olmasına kadar devam ettirdikleri kavgadır.Avrupa Hristiyanlıktan önce dünyanın bugüne kadar gördüğü en ünlü iki uygarlığı yaydı dünyaya Yunan ve Roma uygarlıkları.Bugün Akdeniz ve Ortadoğu'da ve dahi Türkiye'de nereyi kazarsanız antik uygarlıklara ait muhteşem kalıntılar bulursunuz.Yahudi-Hristiyanlıkla Avrıpa'nın bu ileri uygarlığı göçertildi.

Şu an Kavganın nedeni başka.Ama hala insanları dinle savaşlara sokacaklar.

Biz istemesek te yapacaklar bunu..

Benim tepkim sadece laf sokmalara.Hala şu Orta Doğululuktan kurtılamadı insanlar.

İşte orta çağ budur!

 
Son düzenleme:

mnyyf1453

Süper Üye
9 Tem 2009
500
141
desene senede birgün yıkan ya bunlar kokarcamı dır nedir.
temizlik imandan gelir.
 

silence

Süper Üye
26 Mar 2009
2,342
1,769
Elbette kokarca değiller insanlar..

Ama nasıl ki günümüzde milyonlarca insan asgari ücrete mahkum edilmiş nasıl ki milyonlarca insan resmi gayri resmi sadaka yaşamına mahkum edilmişse..

O zaman da Avrupa'nın fakir fukarasını öyle yaşamaya inandırmışlar.

İnsanları aşşağılamak için birileri birilerine lazımlığını taşıttırıyor.

Düzen bu..

Hindistanda'ki kast düzeni gibi..

Ama o zaman orta çağ'dı.

Yirmi birinci yüzyıldayız.

Her gün iki buçuk milyar insan aç yatıyor..

Pasta yesinler diyebilir misin?
 

abartman

Onursal Üye
13 Ocak 2011
2,005
12,294
bende değişik bir bilgi paylaşayım

1100 lü yıllarda yapılan savaşlar neticesinde ingiltere'nin nüfusu yarı yarıya azalınca kral ülke nüfusunun eski düzeyine getirilmesi için bol çocuk doğurmalarını emreder. normal ailelerin hızı buna kafi gelmeyince kral ülkedeki bütün fahişelerinde hamile bırakılmasını emreder. adamlar hamile bırakmak için köşe, bucak , kıyı fahişe ararlar. hatta ülkedekilerin sayısı kafi gelmeyince çevre ülkelerdende getirirler.
eski nüfus sayısı yakalanana kadar her yıl bu olay tekrarlanır.

Madem konu ingilizce deyimlerden açıldı, anlattığınız öykü ile ilgili deyimi de ben söyleyeyim. Tabi belki de şehir efsanesidir. :)

Fornication under control of the king; "kral denetiminde zina"
yani kısaltılmış hali ile FUCK.
 
Üst