Bu kitap 2015 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiştir ve yeni baskıları şu anda halen satıştadır.
Aşağıda paylaştığım Almanca baskı, 2012 yılında Verlagshaus Jacoby & Stuart tarafından yayınlanmıştır.
Fransızca orijinali ise yine 2012’de “Les derniers jours de Stefan Zweig” adıyla Casterman tarafından yayınlanmıştır.
(Senaryo: Laurent Seksik, çizimler: Guillaume Sorel)
(Guillaume Sorel’in muhteşem suluboya tekniğine özellikle dikkatinizi çekmek isterim.)
1934 yılında Avusturya’da muhafazakâr Katolik ve faşist eğilimli aşırı milliyetçi bir devlet yapılanması kurulunca hayatını tehlikede gören Stefan Zweig, memleketinden ayrılıp Londra’ya göç etmek zorunda kalır.
Zweig 1938’de Londra’da ilk eşi Friderike’den boşanır ve bir yıl sonra da sekreteri Lotte ile evlenir. 1940 yılında İngiltere’den ayrılan Zweig çifti önce kısa süreliğine New York’a gider, oradan da Brezilya’ya geçerek, Rio de Janeiro’nun biraz kuzeyindeki Petropolis şehrine yerleşir.
Fakat Avrupa’nın durumu ve savaşın genel gidişatı Zweig’în Brezilya’da da huzur bulmasına bir türlü izin vermez.
(Petropolis şehri 1825 yılında Avusturya’nın Tirol bölgesinden Brezilya’ya göç eden insanlar için kurulmuştu. Çünkü o dönemde Brezilya imparatoru olan I. Dom Pedro (I. Peter), Avusturya imparatoru I. Franz’ın kızı Maria Leopoldina ile evliydi.
Yani Stefan Zweig 1940 yılında Petropolis’e geldiğinde orada hâlihazırda Almanca konuşan bir halk yaşıyordu.)
Brezilya’ya geldiklerinde Lotte henüz 30’lu yaşların başında genç bir kadındır. Hızla ağırlaşan astım hastalığına rağmen hayat doludur.
Rio sokaklarında dolaşır, insanların arasına karışır, terziye gidip kendine yeni bir elbise sipariş eder. Umudunu yitirmemeye çalışarak, günün birinde Viyana’ya geri dönebilmeyi hayal eder hep.
Evde tesadüfen kulak misafiri olduğu bir konuşmanın ardından, Zweig’ın yazdığı Kleist biyografisini ilk defa okuyunca, eşinin kafasında dolaşan intihar fikrini belki de ilk defa fark eder.
Ama Zweig’ın 65. doğum günü kutlamasında okuduğu şiiri dinleyince, eşinin aklındaki intihar fikrine artık iyice emin olur.
O gece son bir umutla Zweig’a “Bu dünyayı terk etmeyeceğine dair bana söz ver.” der.
Zweig da “Ben dünyadan değil, dünya benden uzaklaşıyor.” diye cevap verir.
Ve trajik son hızla yaklaşır.
Lütfen buradan indiriniz:
Aşağıda paylaştığım Almanca baskı, 2012 yılında Verlagshaus Jacoby & Stuart tarafından yayınlanmıştır.
Fransızca orijinali ise yine 2012’de “Les derniers jours de Stefan Zweig” adıyla Casterman tarafından yayınlanmıştır.
(Senaryo: Laurent Seksik, çizimler: Guillaume Sorel)
(Guillaume Sorel’in muhteşem suluboya tekniğine özellikle dikkatinizi çekmek isterim.)
1934 yılında Avusturya’da muhafazakâr Katolik ve faşist eğilimli aşırı milliyetçi bir devlet yapılanması kurulunca hayatını tehlikede gören Stefan Zweig, memleketinden ayrılıp Londra’ya göç etmek zorunda kalır.
Zweig 1938’de Londra’da ilk eşi Friderike’den boşanır ve bir yıl sonra da sekreteri Lotte ile evlenir. 1940 yılında İngiltere’den ayrılan Zweig çifti önce kısa süreliğine New York’a gider, oradan da Brezilya’ya geçerek, Rio de Janeiro’nun biraz kuzeyindeki Petropolis şehrine yerleşir.
Fakat Avrupa’nın durumu ve savaşın genel gidişatı Zweig’în Brezilya’da da huzur bulmasına bir türlü izin vermez.
(Petropolis şehri 1825 yılında Avusturya’nın Tirol bölgesinden Brezilya’ya göç eden insanlar için kurulmuştu. Çünkü o dönemde Brezilya imparatoru olan I. Dom Pedro (I. Peter), Avusturya imparatoru I. Franz’ın kızı Maria Leopoldina ile evliydi.
Yani Stefan Zweig 1940 yılında Petropolis’e geldiğinde orada hâlihazırda Almanca konuşan bir halk yaşıyordu.)
Brezilya’ya geldiklerinde Lotte henüz 30’lu yaşların başında genç bir kadındır. Hızla ağırlaşan astım hastalığına rağmen hayat doludur.
Rio sokaklarında dolaşır, insanların arasına karışır, terziye gidip kendine yeni bir elbise sipariş eder. Umudunu yitirmemeye çalışarak, günün birinde Viyana’ya geri dönebilmeyi hayal eder hep.
Evde tesadüfen kulak misafiri olduğu bir konuşmanın ardından, Zweig’ın yazdığı Kleist biyografisini ilk defa okuyunca, eşinin kafasında dolaşan intihar fikrini belki de ilk defa fark eder.
Ama Zweig’ın 65. doğum günü kutlamasında okuduğu şiiri dinleyince, eşinin aklındaki intihar fikrine artık iyice emin olur.
O gece son bir umutla Zweig’a “Bu dünyayı terk etmeyeceğine dair bana söz ver.” der.
Zweig da “Ben dünyadan değil, dünya benden uzaklaşıyor.” diye cevap verir.
Ve trajik son hızla yaklaşır.
Lütfen buradan indiriniz:
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
Son düzenleme: