Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"... Ekim devrimi öncesi ortaya çıkan, Ekim devrimi sonrası güçlenen proletkült hareketi içindeki Fütüristler, Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy edebiyatı gibi geçmişin değerlerini temsil eden sanatı bütünüyle reddediyorlardı. Lenin ve Troçki bu eğilime karşı çıkarak geçmişin kültürel mirasını, geçmişin edebiyatçılarını savunur. … Önce Gorki'nin Dostoyevski'ye karşı tutumunu ele almakta yarar var. Gorki başından beri Dostoyevski karşıtıydı. O Dostoyevskiciliği herhangi bir kötülük olarak değil başta gelen kötülük olarak göstermekteydi. Küçük burjuvalar, halkın acılarını yüceltmekteydi ona göre. Gorki, "hep boyun eğmiş bir halkı tanıyan, Rus edebiyatına çatar, orada Dostoyevski şöyle bağırır : 'Dayan' ve Tolstoy : 'Kötülüğe şiddetle karşı koyma!' Ve Gorki şu sonuca varır : 'bu görev insanlığa aykırıdır!' Ayrıca şöyle Der : 'Ben bu iki büyük sanatçının yapıtlarını eleştirmiyorum. Onların içindeki küçük burjuvaları ortaya çıkarmakla yetiniyorum' Rus anarşistlerini alaya aldığı Ecinniler için de şöyle demektedir : 'Eccinniler romanının Academia yayınevince mutlaka basılmasından yanayım. Dostoyevski'nin romanı öteki birçok kitabından çok daha önemli ve seçik bir biçimde kaleme alınmıştır. Karamazov Kardeşler'in yanı sıra Ecinniler, yazarın en başarılı romanlarından biridir.' "
Bu satırlar Kaan Arslanoğlu'nun "Kişilik ve Estetik - 3 Dostoyevski -II" başlıklı yazısından. Vargı : Bu satırları okuyan çıkarsa ; diyecek ki "yahu dedo11 sen neyle uğraşıyorsun. Millet ekmek bulamıyor. Sen nelere dikkat çekmek istiyorsun."
İşte böyle düşünmenizi tetiklemişsem amacıma ulaşmışım demektir. Çünkü ; bu alıntımın iki amacı var : 1 - Dostoyevski'ye bir de Gorki'nin gözünden bakmanızı istemek. Ona hak verip vermemek önemli değil. Bir de bu açıdan bakmanızı dilemek... 2 - Gerçekten de hepimiz ekmek derdine düşmüş durumdayız. Ve adeta yaşam savaşı veriyoruz , daha doğrusu veremiyoruz.. Elbette ki ben de o yaşam savaşını veremeyip kaybedenlerden biriyim. Ancak bu aşamada bu entelektüel tartışma konusunu öne çıkarmakta amacım şu : 1995 teki Türkiye'nin durumunu gündeme getirmek. Ne mi demek istiyorum? Marx'ın ünlü sözünü biraz değiştirerek şöyle dile getireyim : Bir toplumun ne durumda olduğunu , hangi konumda , hangi seviyede olduğunu anlamak mı istiyorsunuz? O toplumun nelerle uğraştığını inceleyiniz. 1995 te en azından enetelektüel veya aydınlar bu konularla uğraşıyordu , bakınız 2026 larda bakınız nelerle uğraşılıyor?... Çünkü toplum neyle uğraşıyor ise ona mahkum demektir....