Atatürk ve Barba Dimitri!
Rahmetli babam , 1930’lu yıllarda İstanbul’dan Kıbrıs’a göç etmiş Şüküroğlu adlı bir Rum tüccardan ,1963’e kadar toptan bakkaliye eşyası alır ve mükemmel Türkçe konuşan bu Rumla, sık sık sohbet edermiş.Birgün söz Atatürk’ten açılmış ve Şüküroğlu babama”Siz Türkler Atatürk’ü biz Rumlardan dinleyin” diyerek şu anekdotu anlatmış.Öyle bir anekdot ki ,büyük bir devlet adamının iyilik gördüğü bir gayrı müslime karşı gösterdiği eşsiz vefa örneğini barındırıyor.
Atatürk İstanbul’da Harp Okulu’nda okuduğu yıllarda Tatavla’da (bugünkü Kurtuluş semti)Barba Dimitri’nin meyhanesine gider ve özel masasında rakısını içermiş.Barba(yaşlı Rum meyhaneci demek)bu genç Türk subayını çok sever,içkisini mezesini özenle hazırlarmış.Çoğu zaman masasına oturur ve ona “Kemal”diye hitap edermiş.
Bir akşam Atatürk yine meyhaneye gelmiş ve masasına oturmuş.Dimitri hemen koşup gelmiş ve”Hoşgeldin Kemal masanı hazırlayayım mı?”demiş.Atatürk”Yok Dimitri bu akşam içmeyeceğim” demiş.Dimitri”Niye Kemal?”Atatürk”Param yok Dimitri.Devlet bize bu ay maaş veremedi”.Dimitri”Önemli değil Kemal,veresiye yazarım”.Atatürk”Ödeyemem Dimitri.Ne zaman maaş alacağımız belli değil.”Dimitri”Bu akşam benden olsun Kemal”.
Bu olay birkaç kez tekrarlanmış.Aradan yıllar geçmiş.İstiklal Harbi ,inkılaplar derken aradan yıllar geçmiş.İstanbul’a geldiği bir gün Atatürk’ün aklına Barba Dimitri gelmiş.”Gidin bana Dimitri’yi bulun getirin”demiş.Polisler Beyoğlu’nda araya sora sefil bir han odasında Dimitri’yi bulmuşlar.Geçen yıllar zarfında Dimitri’nin işleri bozulmuş,meyhanesi elden gitmiş.Karısı kendisini terk etmiş.Dul kalmış yaşlı kızkardeşiyle bu sefil han odasında ömür tüketiyorlarmış.Polisler”Seni reis’i cumhur hazretleri istiyor.Kalk gidelim”deyince kızkardeş, ağabeyisi gidip de gelmeyecek diye ağlamaya başlamış.Neyse kadını sakinleştirerek Dimitri’yi arabaya koyarak Dolmabahçe Sarayı’na getirmişler.Mükemmel bir sofra,Atatürk baş köşede oturuyor.Hemen Dimitri’ye hal hatır sorarak yanına oturtmuş.Bu arada polis şefinden de Dimitri hakkında malumat almış.Dimitri’ye rakı ikram edilmiş ve Atatürk”şerefe”diyerek Dimitri ile ilk kadehi tokuşturmuş.Kadehler peşpeşe yuvarlanıyor ve Atatürk’ün”şerefe Dimitri”sözüne karşı Dimitri”Şerefe pasam” veya “şerefe gazi hazretleri”diyormuş.Öyle ya, karşısındaki artık meyhanedeki parasız genç subay değil.Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca reis-i cumhuru.
Atatürk’ün yüzünde muzip bir gülüş.Belli ki bir şey peşinde ve Dimitri’nin kafayı bulmasını istiyor.Dimitri de eski meyhaneci,kadehleri peşpeşe yuvarlıyor, bana mısın demiyor.Nihayet, Atatürk garsonlara başparmağı ile bir işaret yapmış.Dimitri görmeden yapılan bu işaret, Dimitri’nin içkisine daha sert birşey katılması içinmiş.Birkaç kadeh sonra Dimitri iyice kafayı bulmuş ve Atatürk’ün “içelim Dimitri”sözüne “içelim Kemal!”deyivermiş.Atatürk,”hah şöyle kaç saattir sana bunu söyletmek istiyordum be Dimitri” demiş.
Atatürk talimat vermiş.Belediye’den iki göz küçük bir ev tahsis ettirmiş.Kendi maaşından da Dimitri ve kızkardeşinin ölünceye kadar rahat yaşamaları için gerekli paranın ayrılmasını sağlamış.
Şimdi, bunu anlatan İstanbullu bir Rum.Dimitri’nin akrabası mı
bilmiyoruz.Belki o da başka birinden duymuş.Doğruluğundan zerre
kadar kuşku yok.Babam bu anekdotu gözleri dolarak anlatırdı.Ben de bu eşsiz vefa örneğini sizlerle paylaşmak istedim...
Rahmetli babam , 1930’lu yıllarda İstanbul’dan Kıbrıs’a göç etmiş Şüküroğlu adlı bir Rum tüccardan ,1963’e kadar toptan bakkaliye eşyası alır ve mükemmel Türkçe konuşan bu Rumla, sık sık sohbet edermiş.Birgün söz Atatürk’ten açılmış ve Şüküroğlu babama”Siz Türkler Atatürk’ü biz Rumlardan dinleyin” diyerek şu anekdotu anlatmış.Öyle bir anekdot ki ,büyük bir devlet adamının iyilik gördüğü bir gayrı müslime karşı gösterdiği eşsiz vefa örneğini barındırıyor.
Atatürk İstanbul’da Harp Okulu’nda okuduğu yıllarda Tatavla’da (bugünkü Kurtuluş semti)Barba Dimitri’nin meyhanesine gider ve özel masasında rakısını içermiş.Barba(yaşlı Rum meyhaneci demek)bu genç Türk subayını çok sever,içkisini mezesini özenle hazırlarmış.Çoğu zaman masasına oturur ve ona “Kemal”diye hitap edermiş.
Bir akşam Atatürk yine meyhaneye gelmiş ve masasına oturmuş.Dimitri hemen koşup gelmiş ve”Hoşgeldin Kemal masanı hazırlayayım mı?”demiş.Atatürk”Yok Dimitri bu akşam içmeyeceğim” demiş.Dimitri”Niye Kemal?”Atatürk”Param yok Dimitri.Devlet bize bu ay maaş veremedi”.Dimitri”Önemli değil Kemal,veresiye yazarım”.Atatürk”Ödeyemem Dimitri.Ne zaman maaş alacağımız belli değil.”Dimitri”Bu akşam benden olsun Kemal”.
Bu olay birkaç kez tekrarlanmış.Aradan yıllar geçmiş.İstiklal Harbi ,inkılaplar derken aradan yıllar geçmiş.İstanbul’a geldiği bir gün Atatürk’ün aklına Barba Dimitri gelmiş.”Gidin bana Dimitri’yi bulun getirin”demiş.Polisler Beyoğlu’nda araya sora sefil bir han odasında Dimitri’yi bulmuşlar.Geçen yıllar zarfında Dimitri’nin işleri bozulmuş,meyhanesi elden gitmiş.Karısı kendisini terk etmiş.Dul kalmış yaşlı kızkardeşiyle bu sefil han odasında ömür tüketiyorlarmış.Polisler”Seni reis’i cumhur hazretleri istiyor.Kalk gidelim”deyince kızkardeş, ağabeyisi gidip de gelmeyecek diye ağlamaya başlamış.Neyse kadını sakinleştirerek Dimitri’yi arabaya koyarak Dolmabahçe Sarayı’na getirmişler.Mükemmel bir sofra,Atatürk baş köşede oturuyor.Hemen Dimitri’ye hal hatır sorarak yanına oturtmuş.Bu arada polis şefinden de Dimitri hakkında malumat almış.Dimitri’ye rakı ikram edilmiş ve Atatürk”şerefe”diyerek Dimitri ile ilk kadehi tokuşturmuş.Kadehler peşpeşe yuvarlanıyor ve Atatürk’ün”şerefe Dimitri”sözüne karşı Dimitri”Şerefe pasam” veya “şerefe gazi hazretleri”diyormuş.Öyle ya, karşısındaki artık meyhanedeki parasız genç subay değil.Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca reis-i cumhuru.
Atatürk’ün yüzünde muzip bir gülüş.Belli ki bir şey peşinde ve Dimitri’nin kafayı bulmasını istiyor.Dimitri de eski meyhaneci,kadehleri peşpeşe yuvarlıyor, bana mısın demiyor.Nihayet, Atatürk garsonlara başparmağı ile bir işaret yapmış.Dimitri görmeden yapılan bu işaret, Dimitri’nin içkisine daha sert birşey katılması içinmiş.Birkaç kadeh sonra Dimitri iyice kafayı bulmuş ve Atatürk’ün “içelim Dimitri”sözüne “içelim Kemal!”deyivermiş.Atatürk,”hah şöyle kaç saattir sana bunu söyletmek istiyordum be Dimitri” demiş.
Atatürk talimat vermiş.Belediye’den iki göz küçük bir ev tahsis ettirmiş.Kendi maaşından da Dimitri ve kızkardeşinin ölünceye kadar rahat yaşamaları için gerekli paranın ayrılmasını sağlamış.
Şimdi, bunu anlatan İstanbullu bir Rum.Dimitri’nin akrabası mı
bilmiyoruz.Belki o da başka birinden duymuş.Doğruluğundan zerre
kadar kuşku yok.Babam bu anekdotu gözleri dolarak anlatırdı.Ben de bu eşsiz vefa örneğini sizlerle paylaşmak istedim...