AKBABA-sayı-29 ( 4 Temmuz 1973 )

dedo11

Onursal Üye
8 Nis 2013
1,903
5,279
Sayın murtaza5 ;

AKBABA okuma günlüğü ( 25.04.2024 ) : AKBABA OKU(YORUM) :
[ Akbaba Dergisi (1973) Sayi 029 (04 Temmuz 1973) -20s (Hukukta dil-Aziz Nesin) ]




"..... Hülasa-i kelam, ifade-i meram hiçbir şey yapamazsınız. Hatta.. hattaaaa... Okuduğunuz kanun maddelerini bile anlayamazsınız...
Şaka mı söylüyorum, mizah mı yapıyorum sanıyorsunuz?... Öyleyse lütfen kapağında (Türkiye Cumhuriyeti Kanunları) yazılı, --çok fazla eski değil-- bir kaç yıl önce yayınlanmış bir kara kaplı kitabın 39 uncu sayfasını gelin hep beraber okuyalım :

Madde : 13 -- Dersaadet balıkçı esnafının istimal ettikleri ağ gözleri zabıta-i saydiye nizamnamesinin 30 uncu maddesinde muharrer kaideye tevfikan yapılmak mukarrerdir. Hamsi balığının mevsimi müruru olan kanunuevvel ve kanunusani ve şubat ve mart aylarında ağlarına talik olunacak hamsi kurnalarının mevsimi mezkurdan başka vakitlerde istimali caiz değildir. Bunun hilafına hareket edenlerden saydettikleri balıklar idare canibinden bilmüsadere denize döküldükten başka bir yüzlük altunundan beş... altununa kadar cazai nakdi alınır.

Nasıl, anlayabildiniz mi bir şeyler?... Oysa anlamanız lazım. Çünkü bu kanun maddesi 1973 yılı Türkiye'sinde bile bu ifadesiyle, bu şekliyle yürürlüktedir.
Ne diyor maddenin metninde?..
Hukukça bilmediğiniz için tabii ancak birkaç kelimeyi anlayabildiniz : Hamsi balığı, dersaadet, yüzlük altın, beş altın... şubat.. ve mart...
Var mı başka anladığınız?"

Bu satırlar 14. sayfadaki "TV'de Dil dersi : HUKUKÇA" başlık altındaki bölümden...
Dedo11 Yorumu : Bilen bilir. Ben
konuştuğumuz sözcüklerin anlamını hatta anlam kökenini bilmemizi savunan biriyim. Çünkü insan kullandığı sözcüklerin anlamını bilmeden kullanırsa öyle veya böyle iletişim işini belki halledebilir ( o da belki .. ) ancak bu sözcüklerin anlamını bilmeden kullanırsa düşünce dünyası dumura uğrar , papağana dönüşür. Elbette ki insanların , yurtaşların papağana dönüşmesini isteyen biat kültürü bunu ister. Benim gibi insana dönüşmesini savunanlar ise bunlara karşı elinden geldiğince mücadele ( savaşım ) verir..
Daha önce de sitemizde buna benzer düşüncemi yazmıştım. Buna adını bile anmaya gerek duymayacağım biri TV de dini konularda program yapan birinden uzun bir alıntı yaparak güya benim düşüncemi çürütmeye çalışmıştı. Sayfayı lüzümsuz kullanmamak için. Bu kişiye yanıt vermemiştim. Ancak alıntı yaptığı kişiyi incelediğimde neredeyse tüm düşüncelerinin safsatadan ibaret olduğunu gördüm. İsteyen gidip inceleyebilir... Bu çağda bu kadar saçmalığı ileri sürmek için bunlar gibi olmak gerekir..
Ben düşüncelerimi anlatırken kararı okuyanlara bırakırım ( Başka nasıl olabilir ki ? ). İsteyen doğru bulur isteyen yanlış... Karar okuyanındır. Dil konusunda da böyledir. Onlar öyle düşünür , ben veya biz böyle düşünüyoruz. İsteyen istediği yerde yer alır...

1 - Bu eski sözcükleri kullanmayı savunanlar ve kullananlar size sanki onların anlamını kendilerinin bildiğini size benimsetirler. İnanmayınız.. Onların dünyası o kadar küçük ki o sözcüklerin anlamını bizim kadar bile bilemezler.
2 - Kullanılan sözcüklerin ülkenin bağımsızlığını korumakla ilintili olduğunu da bilir miydiniz?
3 - Kullanılan sözcüklerin insanı insan yapıp yapmamaya neden olduğunu bilir miydiniz?
4 - Diyanet işleri başkanının sokaktaki insanın bile anlayabileceği kadar arapça bilmediğini Irak ziyaretinde kendine sorulan soruyu anlamadığından görmediniz mi?
5 - Kuran'ın indiği andaki ( günümüzden 1500 küsür yıl önceki ) arapçayı neredeyse hiç kimse ( birkaç kişi hariç ) bilmesinin olanaksız olduğunu biliyor muydunuz? Peki o günkü arapçayı bilmeden arapça olan Kuran'ı anlamak ( gerçek anlamını ) mümkün mü ( olası mı ) ?
6 - Kuran'ı ezbere söylemek onun anlamını bilmekle eş midir? Eş olması olası mıdır?
7 - Ezberlemek , ezbere söylemek söylenenleri kavramaya yeter mi ?
8 - Peki anlamını bilmeden , kavramadan tekrarlamak makbul müdür ? Doğru mudur? Pek ala doğru olmadığını siz de bilirsiniz? Peki bunda ısrar ederler ? Bunu da size bırakıyorum?



"Beni (iyi) dinle ......, seni beraberimde götüremem. Buna hakkım yok. Bir insanı, bir köpek taşır gibi yanımda taşıyamam. Çok hareketli bir yaşantım var."

Bu satırlar Süheyla Aykut'un çevirdiği "Guy Des Cars"ın "Kırık Kalb" adlı öyküsünden...
Dedo11 Yorumu : Yukarıdaki cümle ( tümce ) "iyi" sözcüğü dışında bu kısa öyküde iki ayrı yerde geçiyor. Veeee 1. geçtiği "...." yerine "Gianni" 2. geçtiği "...." yerde ise "Annie" yazıyor. Neden acaba? Bu kısa öyküyü okumanız için bir neden olsun bu soru....


SONRA

Adam, arkadaşına dert yanıyordu :
-- Tam yirmi yıl karım da , ben de dünyanın en mutlu insanları arasında yaşadık...
-- Sonra ne oldu?
-- Birbirimize rastladık!



PAY
Biri katolik, biri protestan, biri de Yahudi olan üç din adamı oturmuş, halktan topladıkları paralarla ne yaptıklarını; içinden kendi paylarına düşeni nasıl tesbit edip aldıklarını anlatıyorlardı.
-- Ben, dedi katolik papazı, yere bir daire çizerim, paraları üstüne atarım. Dairenin içine düşenleri Tanrıya ayırır, gerisini kendim alırım.
-- Aşağı yukarı ben de aynı şeyi yaparım, dedi protestan papazı. Yere bir daire çizer, paraları üstüne atarım. Dairenin sağına düşen paraları Tanrıya ayırır, soluna düşenleri kendim alırım.
-- Ben daire falan çizmem, dedi haham. Paraları sadece yere atarım. Düşmeyenleri Tanrıya ayırır, düşenleri kendim alırım!

Dedo11 Yorumu : Fıkra bu kadar. Ama fıkrada dikkat ederseniz Müslüman din adamı yok... Diyeceksiniz ki dedo yahu bu sayfanın adı "Milletler Gülüyor" yani yabancı milletlere ait fıkralar bu sayfada yer alıyor. Biliyorum dostlar. Bilmemem mümkün mü ( olası mı ). Ama ben peki biz de bu milletlerden biri değil miyiz? diye sorarım. Siz anladınız benim niyetim. Bu fıkraya ille de Müslüman din adamını dedo eklemek isityor!!!!!

Evet fıkrayı burada bitirmek bana pek uygun gelmedi. Onun için şöyle biraz daha uzatıyorum :

"Sıra gelmiş müslüman din adamına :
-- Ben tüm paraları kendime ayırırım. Demiş müslüman din adamı...
Katolik , protestan ve musevi din adamı şaşkın , şaşkın bir ağızdan :
-- Hani Tanrının payı? diye bağırmış.
Müslüman din adamı :
-- Tanrı parayı ne yapsın. O her şeyin yaratıcısı . Paraya mı ihtiyacı var. Ama ben kulunun her zaman paraya ihtiyacı var. Hep paraya ihtiyacı var... "





BU SAYIDA OLTAMA TAKILAN KELİMELER ( SÖZCÜKLER ) :
( Yukarıdaki "HUKUKÇA" alıntıda o kadar çok eskimiş sözcük var ki... Bunları bu nedenle buraya almadım. )


Onlar "mümkün" diyor , biz "olası" diyoruz...
Onlar "ihtiyaç" diyor , biz "gereksinim" diyoruz...
Onlar "projektör" diyor , biz "ışıldak" diyoruz...
Onlar "sebepsiz" diyor , biz "nedensiz" diyoruz...
Onlar "cümle" diyor , biz "tümce" diyoruz...
Onlar "mücadele" diyor , biz "savaşım" diyoruz...





Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim...
 
Son düzenleme:
Üst