Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bu sayıda Server Somuncuoğlu ile Yusuf Ziya Ortaç arasında ilginç bir tekzip ve cevap var. Somuncuoğlu haberlerde yazıldığı gibi bir ifade kullanmamış. TBMM zabıtlarında aradığım kadarıyla böyle bir kelime geçmiyor. Konuşmayı TBMM muhabirleri veya gazeteler birbirlerinden almış olabilirler.
(Not: Kelime ve ifade konusundaki düzelti bir sonraki gönderidedir)
Tutanağı bulabildim. Server Somuncuoğlu şöyle demiş:
"Millî gelirin tevessülünde her vatandaşın aynı hisseyi almadığı, bâzılarının sabit ve dar gelirli olduğuna göre bütün fiyat artışlarından muztarib olması kadar tabiî hiçbir şey yoktur. Meseleyi o zaviyeden alırsanız bu memlekette hayat pahalılığı artmaktadır. Fakat hiç bir cemiyet tasavvur edemezsiniz ki, bütün fertleri aynı derecede bir gelir ve küşayişine sahip bulunsun. Her cemiyette böyle kurbanlar verilmektedir. Türk Milletinin müstakbel refahı için bu kurbanları vermek tabiîdir. Ancak onların dertlerini tehvin için memur ise maaş, memur değilse başka tedbirlerle tehvin yoluna gitmek elbetteki zaruridir."
Kısacası "kurban" kelimesi kullanılmasına rağmen TBMM'deki konuşma ile gazetelerde yazılan konuşma arasında fark var.
Sinop Milletvekili Server Somuncuoğlu 'nun 21 Şubat 1956 da (TBMM) söylediğini aktaran gazeteler :
(22 Şubat 1956 tarihli olmalı ) Cumhuriyet Gazetesi :
"Her cemiyette bazı tabakanın kurban edilmesi, cemiyetlerin atisi bakımından elzem olduğuna göre, Türkiyede de dar ve sabit gelirli vatandaşların bu sıkıntıya katlanmaları gerekmektedir."
22 Şubat 1956 tarihli Dünya gazetesinde "Kurban edilecek tabaka!" başlığı altında, bağımsız Sinop mebusunun nutkundan alınmış şu satırları okuduk :
"Her Cemiyette, bazı tabakanın kurban edilmesi, cemiyetlerin atisi bakımından elzem olduğuna göre, Türkiyede de dar ve sabit gelirli vatandaşların bu sıkıntıya katlanmaları gerekmektedir."
Sayın Levent16'nın ulaştığı TBMM tutanaklarında ise bu konuşma :
"Milli gelirin tevessülünde her vatandaşın aynı hisseyi almadığı, bazılarının sabit ve dar gelirli olduğuna göre bütün fiyat artışlarında muztarib olması kadar tabii hiçbir şey yoktur. Meseleyi o zaviyeden alırsanız bu memlekette hayat pahalılığı artmaktadır. Fakat hiç bir cemiyet tasavvur edemezsiniz ki bütün fertleri aynı derecede bir gelir ve küşayişine sahip bulunsun. Her cemiyette böyle kurbanlar verilmektedir. Türk Milletinin müstakbel refahı için bu kurbanları vermek tabidir. Ancak onların dertlerini tehvin için memur ise maaş, memur değilse başka tedbirlerle tehvin yoluna gitmek elbetteki zaruridir."
Vargı : Ben bütün bu yazıları neden her üçünü de buraya uzun uzun alıntıladım biliyor musunuz? Aslında ben yazılar arasında (elbette ki nüans farkı var ama sonuç aynı) fark görmüyorum.
Deniliyor ki : 1 - Toplumda zengin ve fakirin olmasını doğal gösterip bunun en kötü sonuçlarını doğal kabul etmemiz isteniyor. Yani çok zengin ile çok yoksulun oluşu ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK olarak bize sunuluyor. 2 - Hayat pahalılığının artışı sunuluyor ama buna neden olanların hataları , eleştirisi yapılmıyor... 3 - Hiçbir toplumda bütün fertlerinin aynı zenginliğe sahip olamıyacağnın (ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK) da öne sürmesi de mazur gösterilmeye çalışılıyor. 4 - Her toplumda böyle KURBANLAR verilmesinin doğru olduğu sonucuna varılıyor. 5 - (Geliyoruz milliliğin adiliklere alet edilmesine) "Türk Milletinin müstakbel refahı için bu kurbanları vermek tabidir." Yani milletin çoğunluğunu bir avuç zengin için kurban edilmesi doğaldır diyor...
6- Son kısım ise çok sert tutuma biraz yumuşama (hiçbir zaman yapılmayacaklar için) getiriliyor.
Bakınız hep bir kesim öğünür "1946 Ruhu" diye. Arkadaşlar bunlar o ruhun zihniyetinin özüdür.
Biri çıkıp : "Memurlar , emekliler , az gelirliler çıkıp açız ne yiyelim diyor. KÖK YİYİN (bu zıkkım yiyin demektir.)
Biri çıkıp : "Açız , açız sadece kuru ekmek yiyebiliyoruz" diye bağırıyor. Sahtekarlar , yalancılar hiç ekmek yiyen aç olabilir mi? Ekmek yiyorsanız aç sayılmazsınız.
Biri çıkıp : Emekli maaşımız az , asgari ücretli az ücret alıyor , gelirimiz az , yiyecek bile alamıyoruz , diyor. Bunu diyenin boyu 1,60 falan. O kilolar bu boya göre fazla değil mi? Gelirin az olsa bu kadar kilolu olabilir miydin?
Bu bir zihniyet meselesi ( hay Allah benim de dilimi bozdular. Pek eski sözcükleri kullanmayı sevmezdim.)
Somuncuoğlu'nun Yusuf Ziya Ortaç'a ne hakaretler (çaktırmadan) ettiği , ne iftiralar attığını da lütfen tekrar tekrar okuyunuz. Demek ki taktikleri de aynı...