Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
"BAŞI BÜYÜK OLAN Bütün sayılar yaratıcıdır ya 9 ulaşır ötelere daha çok
Gözle görülür çoğaldığı onun
Başı büyüm diye mi Kimbilir belki de " FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
SORU : Peki, biçimden ya da içerikten yola çıkan uç eleştiri anlayışna larının geçerliliğine inanmadığınızı söylüyorsunuz. O uçlardan birileri de sizin yaptığınıza "eklektizm" demez mi?
YANIT : Zaten roman eleştirisinde daima bu iki yöne birden yer verilmemiş midir? Bazen içeriğe ağırlık tanınmış, bazen biçime. Ancak içerikle biçimi, ayrı ayrı ele almak, yanlış bir eklektizm olur. Ben Türk romanında Batılılaşma sorunsalını uyguladım ama, romancılarımızın politik tutumlarını, ahlak görüşlerini ben keşfetmedim. Bunlar, büyük ölçüde zaten bilinen şeylerdi. Beni asıl ilgilendiren, yazarlarımızın dile getirmek istedikleri toplumsal, siyasal, ahlaksal görüşlerin romancılıklarını nasıl belirlediği idi, bir. İkincisi de, romanda başvurdukları yolları, kullandıkları teknikleri, dile getirmek istedikleri görüşleri sanat düzeyine ne derece başarıyla çekebildikleri idi. Kısacası, toplumsal eleştiri ile biçimci eleştiriyi bağdaştırmaya çalıştım, çünkü genellikle , romanda ve özellikle ele aldığım Türk romanında içerikle biçimin birbirini belirleyiciliği önemli göründü bana. Ama şüphesiz öbür -uç denebilecek- yöntemlerle de çok ilginç sonuçlar alınabilir. örneğin Propp'un çalışmaları gibi. "
Soruları soran Murat Belge (kendisini hiç te tutarlı bulmam ve sevmem) , Yanıtlayan eleştirmen , inceleme yazarı , edebiyat kuramı araştırmanı Berna Moran.
Vargı : Gençliğimde bu öz ve biçim tartışması başat tartışma konusuydu. Ben olayı basitleştirerek anlatırdım. Bilinen bir konudur. Bir konuyu çok basitleştirerek anlatmak anlatılan kişiye konuyu anlatabilmenin yollarından biridir. Buna yabancı dile başvurarak "vulgarizm" de denir (bu deyiş içinde eleştiriyi de barındırır.) (Elbette her basitleştirme birçok yanlışı zorunlu olarak içinde barındırır , bu nedenle bu adlandırma içinde eleştiriyi de barındırır.)
Bir gün yine "Biçim" ve "içerik" (özellikle sanatta) konusu saatlerce tartışılmaya başlandı. Lokantadayız elime bir kap aldım ve ahçıdan iki yumurta getirttim. Birini kırıp kabın içine akıttım. Elimde kabuğu kaldı. Kabuğu gösterdim. "Bu ne?" kimi yumurta, kimi yumurta kabuğu , kimi saçma sapan şeyler söyledi (gırgır olsun diye). Ben : Doğrusu yumurta kabuğu , dedim.
Kabın içindekini gösterip sordum, "bu ne?" kimi "yumurta" , kimi "omletin ham maddesi" , kimi "kabuksuz yumurta" vb. ilginçlikler yaptı. Ben : Doğrusu , yumurta içi...
Masadakiler önce uzun süre beni süzdü. Sonra neredeyse hep birlikte ; ne demek istediğimi sormak için "Eeeee…???" demeye başladı.
Ben elimde kırılmamış olan yumurtayı gösterip "bu ne?" diye sorunca yine neredeyse tümü "Yumur - ta!" deyiverdi. Ben : Arkadaşlar ; şu kabın içindekiler yumurtanın "İÇERİĞİ" şu kabuklar da "YUMURTANIN BİÇİMİ" ancak ve ancak İKİSİ BİRLİKTE ve DOĞAL HALİNDE (BİÇİMİNDE) yumurtayı oluştururlar. Yani sizin gibi anlayışınıza göre , ideolojinize göre , zihniyetinize göre , canınız istedi diye bunların hangisi önemli diye ; "yok biçim içerikten önce gelir" yak "asıl olan içeriktir" gibi tartışmalarla gerçeğe ulaşamazsınız. DİYALEKTİK MATERYALİZMDE BİÇİM VE İÇERİK BİRLİK OLUŞTURURLAR VE AYRILMAZ BÜTÜNDÜRLER.
Emeğine ve paylaşım isteğine teşekkür ederim....
*Not : Yukarıdaki olay 1974 yılında Siyasal Bilgiler Yurdunun yakınındaki "OTLANGAÇ" (!) adlı yemek yediğimiz ortamda olmuştur.