Zagor Tay yayınları 350'lik seri cilt 147 - Yeni hayata doğru

Zagor Tay yayınları 350'lik seri cilt 147 - Yeni hayata doğru

Zagor Tay Yayınları 350'lik Seri


Like Tree63Likes

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06.Haziran.2018, 11:02   #21
Yeni Üye
 
oktayyapıcı13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.Haziran.2015
Mesajlar: 33
•Rep Puanı : 10
•Rep Seviyesi :
oktayyapıcı13 is on a distinguished road
Standart
Devam ediyoruz:

42 - Milli Mücadele döneminde Doğu Cephesi komutanlığını yapan Kazım Karabekir bir kitap yazmıştır. Kitabın asıl ismi İstiklâl Harbimizin Esasları dır. Copyright ibaresinin de yapıştırıldığı kitabın girişinde Karabekir’in eserlerinin listesine yer verilmiştir yani Karabekir kitabında yazdıklarından daha çok kendisinin önemli olduğunu düşündürmüştür. Kitapta yazılmış Ermeniler isimli kitaptan alıntı yaparak Türklerle Ermenilerin ayrılıklarının anlamsız olduğunu ifade etmiş Karabekir’in bu kitabının başına ne gelmiş : Kazım Karabekir Paşa "İstiklal Harbimiz" adlı kitabını yazmış, ama kitap piyasaya çıkacağı gün toplatılmış ve yakılmıştı Ne ne diyorsun gardaş? Ne yakılması hani bu ideoloji propagandacıları diyordikine yabancı bir yazar tarafından yazılan bir kitap muhaliflik ediyor ona bile müsaade edilmişti, he babo he..Kitabın arka kapağında ‘’ Şark Fatihi Büyük Serdar Kâzım Karabekir Paşanın Yazdığı ve Toplatılıp Yakılan….’’ da yazılmış vay be demek ki ideoloji propagandacılarının söyledikleri veya yazdıkları gibi o dönemlerde öyle muhaliflik hoş karşılanmıyordu ve bizzat en büyüğün imzası ile kitaplar ya yurt içine sokulmuyor ya da imha ettiriliyordu. Tabi o dönemlerde de ideoloji propagandacıları ve uyumluları sürekli birilerini kötülüyordu ha bir de yabancıysa hemen bir cev-ab kitabı yazıyorlardı. Feridun Kandemir konuyu Kâzim Karabekir'in Yakılan Hatıraları Meselesinin İçyûzü isimli kitabında konuyu derinlemesine işlemiştir. 1933'de yakılan bu kitap, 1951 yılında yeniden yayınlanmıştır tabi kademeli olarak yeniden sansürletilmiş ancak 1960’larda okuyucu ile buluşmuştur kitap. Tabi ki bu kitabın toptan yaktırılmış olmasını dahi savunacak ve hala işte o kişi muhaliflere bile değer verdi, demokrasiden yanaydı diyeceklerdir. Yıldızlı soru geliyor : Tanıdık geldi mi? Karabekir’i itibarsızlaştırma için türlü yalanları oluşturan ideoloji propagandacılarının esas görevleri budur. 1933 denilmişti değil mi wikiwand’da şu maddeyi okuyalım : Die Bücherverbrennung in Deutschland Ne zaman oldu bu özellikle 1933’te, hangi kitaplar yakıldı Birleşik Alman Ruhu’na zararlı kitaplar yani ideoloji karşıtı kitaplar. Adolf Hitler için önemli olan Sturmabteilung üyeleri ve Ernst Röhm kimin talimatıyla öldürüldü?Yazdığı Atatürk in the Nazi Imagination nedeniyle Stefan Ihrig’e saldıranlar ve Sayın Ihrig’in kitabını okumadan kendisine ajan sıfatı yapıştıranların(insanlara yönelik böyle sıfat yakıştıranlar genellikle dar bir zihniyette veya dar bir toplulukta yaşamaktadırlar. Bu nedenle geniş perspektiften olayları algılayamazlar aynı Kur’an’da kendilerini uyaran peygamberlerin sözlerini anlamadıklarını söyleyip, nüfuzlu olmasaydı kafasını taşla ezeceklerini söyleyenler gibi.) hangi ideoloji propagandacıları oldukları ve yazdıkları veya söylediklerinin neden önemsiz olduğu bu açıdan önem ifade edebilir. İdeoloji propagandacıları kitapları yakarak kendi otoritelerini sağlamlaştırdıklarını düşündürdüklerine hatta onun taşlarına dahi saygı gösterebilirler veya kitapların imha edilmesini veya kitapların Bulgaristan’daki kütüphanelere hibe edilmesini savunabilirler veya son zamanlarda türemiş bir terör örgütünün arkeolojik kalıntılar gibi kitapları imha etmesini eleştirebilirler ama biz daha çok onların bu tutumlarını görünce Fahrenheit 451 diyoruz ve bunun sonunda ülke içinde güçlü olmak dışında bir gücü olamayan totaliter ideolojilerin galip geleceğini değil insanlığa ait kitapların galip geleceğini biliyoruz.

43 - Ömer Kazım 1922 tarihinde Paris’te Angora et Berlin : Le complot germano-kémaliste contre le Traité de Versailles isimli bir kitap yazmıştır. Kitap temel olarak belirli bir ideolojiye ve bu ideolojinin getireceği sonuçların öncekinin devamı olduğundan ve bu dönem bilindiğinden, karşıttır. Buna göre bu ideoloji gibi bu ideoloji içindekiler Das Komitee für Einheit und Fortschritt zihniyetindedir, Das Komitee für Einheit und Fortschritt’in zihniyeti gibi bu ideoloji içindekiler de Almanların çıkarları ile uyumludur ve Bolşevikler ile işbirliği halindedir. Çünkü onlarda hem ülke içinde hem ülke dışında xénophobie durumu bulunmaktadır. Osmanlı’ya verilen zararların artacağını ve bu ideolojiye sahip olanların Osmanlı’yı bitmeyecek bir kaosa sürüklediklerini, bu dar zihniyetli ideolojinin ilerleyen zamanlarda aynı geçmiştekilerden farklı olarak raciste bir mutlak bir xénophobe içinde olacağını hatta aynı geçmiştekiler gibi bir üstün Osmanlı’yı kurma hayallerinin olacağını ve bu nedenle Osmanlı’nın mutlak bir felakete sürükleneceğini, bu ideolojinin mutlak bir kan dökme ve toprak ele geçirme üzerine kurulu olduğunu ve ilk etapta Yunanistan’ı hedef alacağını ve Kıbrıs’ı tekrar almayı hedeflediğini, bu ideoloji içindekilerin güvendikleri birlik olan belirli bir dini kullanarak yani din kisvesi altından nationalisme yapacaklarını ve bu dinin gerektirdiği şekilde hareket eder gibi görüneceklerini ama bu dinin gerektirdiği beraberlikten uzak mutlaka raciste bir tavır içinde olacaklarını hatta bu dine de kendi raciste anlayışları şekilde başkalaştırmaya çalışacaklarını ve bu dine mensub diğer topluluklarca mutlaka sorun teşkil edeceklerini ifade etmiştir(Direkt ifadeler değildir, derleme yapılmıştır!). Yazar tarafından iddia edilmiş birçok unsur gerçekleşmiştir ve bu nedenle kendisinin bir medyum olduğunu düşünebiliriz. Önceki kitabı olan L'aventure kémaliste: elle est un danger: pour l'Orient, pour l'Europe, pour la paix isimli kitapta yazar kitabında Osmanlı’nın çok milletli yapısından uzaklaşmayı meşru sayan ideolojinin, xénophobie durumunu kendi vatandaşlarına da uygulayacağını ve ötekileştirme siyasetinin bu ideolojinin içeriğinde bulunduğunu tanımlamıştır. Kitaptan bir alıntı yapalım : La haine contre les étrangers est générale. Il n'y a pas un pays allié qui n'ait sa part dans cette xénophobie de l'Etat kémaliste. Voici ce que dit de la France l'organe officiel du Gouvernement d'Angora, le Hakimyeti-Millyé du 20 mars 1921, c'estàdire dix jours après la signature de l'accord Briand-Bekir Sami: En Orient, une Turquie solide est nécessaire Nous allons nous entendre avec les Turcs Les nationalistes d'Angora sont dans leur droit. Simpsons isimli öğretici çizgi filmin yedinci sezon, on altıncı bölümünde Lisa’nın şehrin kurucusu hakkında öğrendikleri gerçekleri kutlamalar esnasında söyleyememesinden farklı olarak panturkismusa dayalı bu ideolojiyi Ömer Bey’in bu kadar iyi bilmesi ve sonuçlarını adeta nokta atışı tespit etmiş olması dikkat çekicidir. Bu tespitlerin yabancı istihbarat görevlileri veya o dönemi yaşayan bu ideoloji karşıtları grupça bu kitabı çıkartmış olabilir çünkü bu kadar nokta atışı tespitin tek kişi tarafından bu kadar etkili olarak tespit edilmesi bize göre zordur. Yoksa biz de paranoyak panturkismus etkisindeyiz?oooooo

44 - Bu nedenledir ki bu kitaplara ve yazara tepki gösterilmiştir. Bayram Ürekli danışmanlığında Durmuş Yılmaz tarafından hazırlanan doktora tezinde Yılmaz; bu kitabın yazarının takma bir isim kullandığını, kitabın İstanbul’da yazıldığını, kitaptaki bazı sözlerden hareketle, bize göre asılsız şekilde, kimlik tespiti yaptığını, iddia edildiği gibi yazarın Milli Mücadele aleyhtarı olmadığını yazmıştır. İlginç olan bu tezin neredeyse yazarın kitaplarını çevirmeden ibaret olmasıdır. Örneğin yukarıda ifade edilmiş cümleler şu şekilde çevrilmiştir: Yabancılara karşı kin geneldir. Kemalist devletin yabancı düşmanlığından payını almayan hiçbir İtilaf Devleti yoktur. İşte 20 Mart 1921 tarihli, Ankara hükümetinin resmi organı Hakimiyet-i Milliye'nin Fransa'dan aktararak söyledikleri, yani Briand-Bekir Sami andlaşmasının imzalanmasından 10 gün sonra: "Doğuda, kuvvetli bir Türkiye gereklidir. Biz Türk'lerle anlaşacağız!... Ankara milliyetçileri kendi haklarını alacaklardır. Çeviri doktora tezinde, kitaptaki bazı cümleler ya aktarılmamış ya da eksik anlatılmıştır. Örneğin solide kelimesi cümle içinde bütünsellik oluşturmaktadır yani Doğuda birlik halindeki Türkiye gereklidir ama böyle çeviri hatalıdır ne olmalıdır, Doğuda sert bir Türkiye gereklidir yani uyumdan yoksun bir Türkiye istenmektedir, bunun yolu ne olmalıdır milliyetçilik perspektifinde bir katı Türkiye yani tek vücutlu bir Türkiye…Pars Tuğlacı Çağdaş Türkiye isimli çalışmasında şu ifadeleri kullanmıştır : Aynı gün Robeck 'e iki telgrafla cevap veren Bursa Askerî Valisi Bekir Sami, Türklerin kendi dinlerini ve millî haklarını korumak niyetlerini İngiltere'nin takdir edeceği ümidini belirttiği birinci telgrafta…Yani hem ulusalcılık hem de İngiltere’nin ümidi hem de Ömer Bey veya Ömer Bey isimli grup haindir…Yıldızlı soru geliyor : Yer gök Türktür diyen mühendis gibi panturkismus zırvalıkları anlatanlar kendilerine değer veren herhangi bir Batılı akademisyenin kendilerine değer verdiklerini belgelemek için neden yırtınıyorlar, İtalya'nın kuzeyindeki bir köyde konuşma yapmayı büyük bir başarı olarak görüyorlar, tesadüf mü? İlginç…Çeviri doktora tezinde tabidir ki Hayeren düşmanlığı yapılması eleştirilmiştir ama yine de özgün kitaptaki tanımlama yapılmıştır yalnız bir eksikle cellat kelimesi yerine katil kelimesi kullanılmıştır. Sayın Yılmaz 2001 yılında benzersiz bir isim altında bir kitap hazırlamıştır ve bu kitapta 1920’li yıllarda yayınlanan ve Türk Milli Mücadele Hareketi aleyhine tavır koyan hemen her kitapta …dedikten sonra Ömer Kazım’ın kitabından alıntı yapmıştır. Yani doktora tezinde Milli Mücadele aleyhtarı değil ama kitapta Milli Mücadele aleyhtarı ve şu ifadeleri kullanmıştır : …Ömer Kazım'ın bu iki kitabını, eleştirel çevirilerini yaparak daha önce yayınlamıştık. Yani Sayın Yılmaz sadece çeviri yapmamış eleştirel çeviri yapmıştır. Herhalde neden çevirinin bu şekilde olduğu anlaşılmıştır.

45 - Mayıs gibi dini bayramlara alternatif olarak sunulan bayramların, önceleri kutlanıldığı şekilde kutlanılmaya devam ettiğine dair bir propaganda sunulmaktadır. Süleyman İnan tarafından yazılmış 19 Mayıs Gününün Bayramlaşması isimli makaleden alıntı yapalım : 1936 yılına kadar, 19 Mayıs gününü, sadece Samsun halkı Atatürk’ün Samsun’a gelişinden dolayı, Gazi Günü adı altında yerel düzeyde kutlamışlardır. Bu arada, bazen 19 Mayıs’ı içine alan günlerde ‘’jimnastik şenlikleri’’nin gerçekleştiğini görmekteyiz…19 Mayıs günü, TSK’nın 1936’daki kongrede aldığı kararıyla o yıl önce ‘’Spor Bayramı’’ adıyla kutlanmıştır. ..1937’de ise CHP’nin üst yönetiminde bu konu söz konusu edilerek işin boyutu resmiyet kazanmaya başlamıştır…iktidar partisinin bir marifeti olarak resmen ulusal bayramlardan sayılması 1938 yılının 19 Mayıs törenlerinden sonra…17 Mart 1981 tarihinde cuntacı askerler tarafından Atatürk’ü Anma ibaresinin eklenmiş olduğunu Sayın İnan aracılığı ile öğrendiğimiz makalede kadınların giyimleri konusunda değinilmiştir. Kadınların giyimleri… acaba kısa şort giyerlerse veya uzun etek giyseler sütyen de(Fransızca kökenli bir kelime) giysinler mi? Şimdi öncelikle Gazi Günü meselesine bir bakalım, Ülkü isimli propaganda dergisinin 1933 tarihli sayısında, ilerleyen zamanlarda Tunceli hakkında kitap yazabildiği iddia edilmiş, Naşit Hakkı Uluğ isimli kişi Ankaranın Gazi Bayramı isimli bir yazı yayınlamıştır. Yazıda şu ifadeler kullanılmıştır: Ankaranın Gazi’yi bağrına bastığı günün yıldönümünü kutlamak teşebbüsü oraya atıldığı zaman, bütün Ankara kazasiyle köyü ile coştu. On üç yıldır biriken bu büyük borcu bir defada ödemek için milletçe en büyük bayramı yapmağa koyuldu…Ankaralılar, Gazi gününü, yeni devleti, hür ve müstakil Türkiyeyi kurmak için Ankara Mustafa Kemal’in ayak bastığı günü bu eşsiz hayat ve iman haznesinden seçtiler bu seçişle yüreklerinin ateşini ona dökmek fırsatını buldular. Yani aslında Gazi Hazretlerinin bir yere ayak basması demek orada Gazi Günü demekmiş. İlerleyen sayfalarda şunları ifade edilmiştir : 1932 YILININ 19 şubatına raslıyan cuma günü Türk inkılâbı tarihinde belli başlı bir gündür. O gün öz elin on dört bucağında Halkevleri kuruldu. Yani hep 19, maşallah. 19 Eylül 1934 tarihinde ise gerçekleşen olay şöyle anlatılmıştır : İzmir Halkevi salonunda Gazi günü tes'it edildi. Bu tarihte Gazi Hazretleri İzmir stadını teşrif etmiş ve Türk güreşçileri İtalyan güreşçilerine galebe çalmıştı. Yine 1934, Dünkü 28 Haziran Gazi günü Zarada büyük merasimle kutlandı. gibi o dönemlerde Bizi sen kurtardın Gazi.. Gazi sen ne büyüksün…gibi edebiyat içerikli ateşli ideoloji propagandacıları yazdıklarından anlaşılan Gazi’nin ayak bastığı topraklar Gazi Günü olarak anılmaktaydı. Sayın İnan’nın makalesine geri dönelim: 1935 yılının 19 Mayıs günü, Samsun’un “Gazi Günü" kutlamalan dışında, diğer illerde herhangi bir bayram töreni yapılmamıştır. Evet bu doğrudur. İlerleyen zamanlarda da denilmiştir ki 19 Mayıs Gazi’nin doğum günüdür. İdeoloji propagandacılarından birisi tarafından yazılmış 1956 basım kitapta şunlar yazılıdır : Türk gençliği, Atatürk için Mayıs ayının 16-20 arasındaki günlerini, bir fikir bayramı olarak kabul ediyor. Bu kadirşinas hareket, Atatürk'ü bahar ayının tazeliği ve 19 Mayıs yıldönümünün tarihî değeri içinde anarken inkılâplarımızın fikir hareketinin, daha büyük mikyasta, doğuşu ve işlenmesi demektir. Yani Atatürk ölünce onun üzerinden belirli bir ideoloji propagandası yapılması esas tutulmuş ve Gazi Günü gibi şeyler biçim değiştirmiştir. Ve kitabın yüz on ikinci sayfasına şu başlığı koymuştur : Atatürk’ün Doğum Yıldönümü, 19 Mayıs Günü, Kutlanmalı Devam ediyoruz : Türkiye Milli Talebe Federasyonu Merkez, İcra Komitesi, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını aynı zamanda doğum günü olarak kutlama kararını almış…Özkan Tikveş’in Atatürk Devrimi ve Türk Hukuku isimli kitaba bakalım : Temmuz 1932’de ilk Tarih Kongresi sırasında kendisine doğum günün soran öğretmene Atatürk <<Bana onu sormayınız, ben doğum günü bilmiyorum>> demiş ve <<Gazi günü>> olarak da <<Samsun’a çıktığım günü>>(19 Mayıs) yapınız sözünü eklemiştir. Herhalde burada Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin kişiselleştirilmesi söz konusudur peki bunun bir temeli var mı yani Atatürk gerçekten böyle bir söz söylemiş midir? Peki bunu önemseyenlerin zihniyetleri Führergeburtstag’dan kalmış olabilir mi? Sayın İnan’nın 19 Mayıs 1938 ile ilgili yazdıklarından sonra Türkiye’de düzenlenmiş o güne ait kutlamalara dair video kayıtlarında dikkat çekici unsurlar bulunmaktadır; erkekler tek tip koyu şortlu, ellerinde bayraklar tutmaktadırlar, kızlardan bazıları uzun etekli bazıları ise göğüs uçlarını kapacak şekilde askılı şortlu beyaz gömlekli ve beyaz ayakkabı ve çorap gitmiştir, saçlar ya kısadır ya da kısaltılmış gibi bağlıdır, başka kızlar ise yine koyu renk etekli ve göğüsleri belirginleşecek şekilde beyaz gömleklidir, mutlak her cins askeri disiplin ile yürüyüş yapmaktadır, jimnastik hareketleri militarist bir düzen içinde tek tipleştirmeyi pekiştirecek şekildedir. 1950’lilerde ise eskinin belki de henüz bilemediğimiz şekilde kalıntıları devam ettirilerek militarist baskınlıkta heykeller önemli hale getirilmiştir ve Türkler savaşmaktan başka bir şey bilmez denilmesine tepki gösterilmiştir. İlerleyen zamanlarda daha da gösterişli olacak ‘’ kule ‘’ showları ilk defa Batı ile uyumluluğu ön planda tutulduğu 50’lilerde militariste gösterilere eklenmiştir ama tabi bunun aslında İspanya’daki Katalanlara ait olan bir gelenek ve asıl isminin castell olduğu(los castellers de cataluña) ve Katalanca castell kelimesinin İngilizce castle yani kale kelimesi olduğu da söylenmemiştir sonuçta her gelenek Zentralasien’den gelmiştir ve İber Yarımadası’da Türk’tür. Buna karşılık 50’lilerin Türkiye’sindeki gazetlerde şu başlıklarla 19 Mayıs kutlanmıştır : Aziz Atatürk’ün Samsun’a ayak basışının…kutlanacak. Resim olarak da bulutların içinden çıkan bir Atatürk’ün sadece kafa bölümüne yer verilmiştir, bu resimde güdülen amacın ne olduğu ise açıktır, Nazi Deutschland Presse diye yazarsak belki bir şeyler buluruz. Siyah şort üstünde göğüs bölümleri belirginleştirilmiş kızlar, uzun etek gitmiş kravatlı kızlar, saçları örgülü veya erkek gibi asker disiplini ile yetiştirilen kızlar için bir internete Die Jugend des Führers yazalım bakalım ne çıkacak? Ve Dorfinstitute hala sadece insanları eğitmek için oluşturulmuştur mu diyeceğiz? Hitler at Obersee, near Berchtesgaden, Bavaria yazalım internete gerçi Bozkurt’un elinde sigara yok ama bir şeyler tanıdık geldi mi? Askeri araçların gövde gösterisi gibi geçişleri…Ha Almanlardan aldıkları araçlarla Panturkismus propagandası yapanlar Sovyetlerin(Sovyetlerdeki harika gösteriler ile zaten karşılaştırma yapmanın imkanı yoktur) ve Nazilerin muhteşem gösterileri ile kıyaslandığında oldukça gösterişsiz ve değersiz hatta gençlerin değil de çocukların kullanıldığı törenlerinde ‘’ Staat ist stark ‘’ propagandası yapabilmek için insanları isimsizce rakamlaştırırken askeri araçlarını sergilemekten çekinmezler ama işte medeni bir devlette böyle bir şey oluyor mu nedenleri ile düşününce bazı şeyler daha önemli olur ve Staat ist stark demek ve bu dini bayramları etkisizleştirme amaçlı törenlerde, askerlerini denetleyen en üst rütbeli asker gibi Führer gibi devlet protokolününün gücünün tasdik edilmesi için herkesten daha yukarıda olmasını sağlamak için özel yerler yapma ve ideolojileştirilen simgelerin burada kullanılması için mutlaka yapılan tanımları Der Nationale Feiertag des Deutschen Volkes çerçevesinde düşünebilirsek, Stefan Ihrig’e saldıranların zihniyetlerini daha iyi anlayabiliriz.

46- Türkiye İzcilik Federasyonu sitesindeki İzci Andı’nın başlangıcı şöyledir : Tanrıya ve Vatanıma karşı vazifelerimi yerine getireceğime…Türkiye’deki kışlalardaki yemek duasının Cumhuriyet’in ilerleyen zamanlarında nasıl oluşturulduğu hakkında da bilgimiz bulunmaktadır ama buna değinmeyeceğiz. İnönü Ansiklopedisine bakalım : …Eskiden ant içme Tanrı adiyle veya <<yemin ederim>> demekle yapılırdı, Anayasa bunu namus üzerine söz vermeye çevirmiştir. Askerlikte: Her Türk askere girdikten bir ay sonra yurduna ve görevine bağlanacağına dair namusu üzerine söz verir. Harb Okulu öğrencileriyle yüksek öğrenim veren askerî okul öğrencileri de törenle ant içerler. Silâh altına alınan yedeklere eskiden yaptıkları yemin hatırlatılır. Şimdi uzun uzun yazardık ama okuyucu öncelikle Nazi Almanyası öncesine aitliği ifade eden bir gelenek olan izcilik ile ilgili Pfadfindergeschichte im deutschsprachigen Raum başlığını okumalıdır sonra da Bündische Jugend başlığı okunmalıdır. Ondan sonra Führer’e bağlılığı arttırmak için söylenilen Führereid ile ilgili bilgilerden yararlanılmalıdır tabi Almanlar sahip olduklarına daha bağlılardır çünkü temelleri vardır örneğin : Ich schwöre bei Gott diesen heiligen Eid, daß ich dem Führer des Deutschen Reiches und Volkes…, In the presence of this blood banner which represents our Führer, I swear to devote all my energies and my strength to the saviour of our country, Adolf Hitler. I am willing and ready to give up my life for him, so help me God. …Belirli bir ideolojinin kör ve sağır destekçileri tabi ki hemen atarlanacaktır, yalan bunlar diyebilirler ve gerici dedikleri insanlara yönelik ithamlarından daha bayağı olabilir kelimeleri ama bu gerçekleri değiştirmemektedir. Bandolar, mızıkalar, düdükler, eski Roma geçit törenlerindeki düdükler gibi düdüklerle karşılanan bir adam, bir çiftlikteki gerçek anlamda sığırları teftiş ederek sığırları denetleyen birisi tabi ki sadece Almanya’nın Bozkurt’u olabilir. Ancak unutmayalım ki Almanya’nın Bozkurt’u hakkında atılan iftiralara kanıp(hatta bazı insan diyebileceğimiz müsveddeler Hitler’in gözünü oyarak ve Nazi sembolünü kapatarak kitap satışı yapmaktadır, işte cehalet bu nedenle çok zararlıdır. Hani sorarlar madem öyle neden kitabı satıyorsun hem de herkesten daha pahalıya hayvanın evladı?) her ne kadar yanlışları olsa da geleneklerden gelenlerle şekillendirdiği bir sistem ile kıyaslandığında bu sistemi örnek alanların daha alt seviyede olacakları aşikardır ve bu yüzdendir ki onların karşıtlıkları sadece ülke içindeki farklılık oluşturan kimliklere karşı olabilirdi. Belki bu yüzden o ideoloji propagandacıları da ideolojilerinin kökenindekiler gibi sürekli birilerine saldırmaktadırlar. Konuyla ilgili olarak Adolf Hitler Adressen viele Tausende von Hitler Jugend in Nürnberg während der NS 6 Parteitag ve Nsdap-Kundgebung an Deutsches Stadion (erste Olympische Stadion) in Berlin, Deutschland, 1932 isimli videolar seyredilebilir. Türkiye’deki ideoloji büyüsü altındakiler ne kadar inkar etseler de gerçekleri bulacağımız temel bir siteden şu makaleler incelenip karşılaştırma yapılabilir ayrıca bu makaleler anlatılırken yer verilmiş videolarda militarist disiplinden ziyade düzenli bir yürüyüş yapan kızlar ve Mayıs kavramının gerçek içeriği de net şekilde görülebilir : Weitere Beispiele für den Hitlerkult, Details zu Organisation, Funktion und Wirken der Hitler-Jugend, 1. Mai Nationaler Feiertag … ve unutmadan Der Bund Deutscher Mädel’in de incelenmesi önemli olabilir. Belki okuyucu neden hep Almanya üzerinde durduğumuzu merak edebilir sonuçta Sovyetlerde’de benzer unsurlar vardır örneğin Parad fizkulturnikov veya Fizkulturnyy parad ama bunlar örnek oluşturma açısından benzerliklerden çok farklılıkları ifade etmektedir. Sovyetlerde dikkat çekici unsurlar, kızların Almanlara göre daha kısa şort giyebilmiş olmaları, kızların göğüs uçları belli olacak şekilde hatta iç çamaşırı olabilecek kadar dar kıyafetler giyinmiş olmaları, erkeklerin üstlerinin ve saçlarının bulunamayabilmesi(70’li yıllardaki Türkiye’deki 19 Mayıs törenlerinde erkekler yarı çıplak olarak gösteri yapmıştır.), törenlerdeki geçişlerde militarist disiplinden ziyade disiplinli geçişin hakim olması ama lidere yönelik hayranlığı nesneleştirme adeta bir zirve yapmış olması gibi törenden daha çok bir panayır veya ideolojik bir eğlence panayırında daha çok akrobasi ile ilgili gösterilerine yer verilmiş olmasıdır. Bir de azot protoksiti komünistler insanlara daha çok vermiş herhalde.

47 - 19 Mayıs’ın şekillendirilmeye çalışıldığı dönemlere ait Türkiye’de yayınlanan bir kaynakta şunlar yazılmıştır : Sar-Palatinat mıntıkası Hitlerci gençlik teşkilâtı yıllık kongresinde Almanya İçişleri Bakanı B. Frick bir söylev vererek demiştir ki: “Gençlik bizim en kıymetli varlığımızdır. Çünkü milletimizin istikbalini temsil eden bu gençliktir. Almanyanın bütün genç kız ve erkek çocuklarını terbiye etmek ve onları iyi vatandaş yapmak, milliyetçi gençliğin vazifesidir. İstikbalde, Hitlerci gençlik ve yahut Alman genç kızları birliği mekteplerinden geçmiyenler, hiçbir devlet vazifesi alamıyacaklardır… İdeoloji+ideolojinin gençliği yani militarisim+militarist gençlik gibi neymiş bunlar diye düşünelim mi? Bir de bu söylenilenlerin doğru olup olmadığını düşünelim mi? Çünkü The Nazis wanted to turn the education system into a form of high-powered propaganda machine that would create model Nazi citizens. Ve bunu birileri örnek almış olabilir. Örneğin resmi halkevi yayınında şu ifadeler kullanılmıştır : …Artık bundan sonra Atatürk, bütün samimiyetiyle inandığı prensipilerini telkine başladı. Bunlardan birincisi milliyetçiliktir. O’nda milliyetçilik fikri cezebe halinde idi. Ona göre Türk kanı dinamiktir. Milletleri fikir ve medeniyet âleminde harekete getirmek için muhakkak kanlarına bir parça Türk kanı karışmak lâzımdır. Eğer Türk kanı olmasaydı, milletler medeniyet âleminde yürümek ve atılmak cüret ve cesaretini kendilerinde bulamayacaklar idi. Atatürk bu dâvasını ispat için kaç geceler uykusuz kaldı….Eğe ve Akdeniz medeniyetleri ile Sümmerler’in Türk kanını taşıyan milletler olduğunu ve bunların üzerinde Ortaasya medeniyetinin derin izlerini meydana çıkardı. Hittitler'in ve Proto-Hititler'in de Türklük ile alâkasını tesbit etti. Atatürk kültürle beraber kana dayanan bu prensipleriyle rasist olduğu tahmin edilebilirse de onun rasizmi dar bir çerçeveye inhisardan ziyade beşerî ve âlemşümul bir görüştür.Tabi kan demek asla ırkçılık değildir, kim diyebilir kandan bahsetmek ırkçılıktır diye kaldı ki binlerce yok yok yüz binlerce kitap okuduğundan Atatürk bizzat tüm işleri kendi mi yapmış. Çinli bir mühendis vardı o da gece gündüz çalışıyordu ve her şeyi kendisi yapmıştı ne kadar temelliydi çalışmaları değil mi? Devam edelim resmi bir kaynaktan alıntı yapıyoruz : Maamafih Türklerden tayin edilen bu memurların ekserisi millî seciyesini kaybederek emperyalizme hizmet vadetmiş eşhastan seçilmiştir. Diğer dairelerdeki Türk memurlarının adedi ise yukarıda arzettiğimiz nisbetten daha azdır. Hattâ Sancak merkezinin düzünelere baliğ olan mal memurları ve Sancağın imali fenniye dairelerinde bulunan birçok memurlar arasında bir Türk memuru gösterilemez. 1932 tarihinde Türk olmayanların iş hayatından men edilmesi için tertip edilmiş 2007 sayılı kanunun aksine üniversiteler gibi diğer birçok alanda özellikle Avusturya’dan insanlar hoş karşılanmıştır. Çünkü eğitim için yani Türk olanların eğitimleri için onlara ihtiyaç duyulmuştur çünkü neydi hatırlayalım Hitlerci gençlik ve yahut Alman genç kızları birliği mekteplerinden geçmiyenler, hiçbir devlet vazifesi alamıyacaklardır yani ideolojik bir eğitim propagandası mutlaklaştırılacaktı, eğitimin kalitesi mi…kimin umrunda? Başka bir kaynağa bakalım, bu fantastikçilerin günümüzdeki ifadelerine benziyor mu :.. Yunan medeniyeti diye tavsif ediyordu. Eski aldatan tarih asırlarca bize sade bunu tedris etmişti…Kıbrıs’da ve Girit’de Kıbrıs hecelerinde yazılmış birçok okunaklı yazılar bulunmaktadır ki alfabe tamamile Yunan alfabesine müşabih olduğu halde, tekstler hiç de Yunan lisanında değildirler. Bu cins lisan yazılmış iki vesikada Mısır’da elimiz geçmiştir Türkiye Cumhuriyeti’nde malum dönemlerde okullarda okutulmak için yayınlanmış bir kitaptan alıntı yapıyoruz : …1925 yılı ağustosunda, Kastamonuda asker koğuşlarını teftişten çıkarken: «Bir Türk, on düşmana bedeldir» yazılı bir levha gördü. Zabite levhayı göstererek sordu: — öyle midir? — Evet Paşam! Gazi alnını yükselterek: — Hayır çocuğum bence öyle değildir: Bir Türk dünyaya bedeldir, dedi….Ve bir eğitim kitabındaki sürekli askerliğe dair atıflar ama tabi ki Türkler askerden başka bir şey değildir diyenler neydi efendim Türk düşmanı öyle mi? Halbuki dünyadaki tüm medeniyetlerde ve medeni eserlerin kökenlerinde Türkler vardı değil mi?

48 - Yukarıda ifade ettiğimiz konuyla ilgili bir konuya değineceğiz. Fransızcaya ‘’ heureux est la nation qui n'a pas d'histoire ‘’ çevrilmiş deyim bulunmaktadır. James MacGregor Burns kitabında şu ifadeleri kullanmıştır : If happy is the nation that has no history, happy too, perhaps, are people who accept their existence as it is. They may do so out of passivity, or out of a philosophy of fatalism or a belief in a God who rules all things….Şimdi tabi ki yazar yorumunu ilave eklemiştir fakat şöyle düşünelim diktatörlükle yönetilen ülkelerin hangisinde Allah inancı ideoloji dışında kalmıştır? Eminiz ezberden başka bir şey bilmeyen cahiller hemen Hitler ve Stalin diyeceklerdir hayır biz bütünden bahsediyoruz. İnsanları zorunlu olarak gülmeye teşvik ederek her şeyin yolunda olduğunu uyandırmaya çalışan zorbaların diğer taktikleri de militarist aktivitelerle baskı yaparak bunu sağlamaktır ki bu askerken sonradan siyasete giren herkeste bulunabilecek bir şeydir. All That She Wants şarkısı ile tanınan Ace of Base isimli bir müzik grubu tarafından seslendirilmiş bir şarkı vardır, Happy Nation…Muhteşem güzelliği ile bizi edebiyat zırvalıklarına yakınlaştıran Malin Berggren’den uzak kalarak imalı şarkı sözlerine dikkat edersek önemli bilgiler öğrenebiliriz. Örneğin insanlar kendi fikirlerine yakın olanları kendilerine örnek alırlar veya birbirlerine benzerler. Örneğin evrenin sırlarını sadece kendisi bulabileceğini düşünen birisi kendisi gibi düşünceleri olan kendisi gibi taktikleri olan birisinden etkilenecektir ve onun yetersizliğini övgü ile dile getirebilecektir. Zamanın içinde öğrenilmiş olabilecekler ihmal ederek çağın gereklerinden uzak bir narsistlik mutlak olarak dile getirilir ama değişmenin neden olamadığı anlaşılamaz. Çünkü ezbere söylenenler hangi amaçla olursa olsun farklılaştırılırken kalkanlar daha önemlidir. Dinler tarihinde peygamberin en önemli özellikleri devrimci kişiliklerinin olmasıdır, bir gelenekten gelerek onu yozlaştıranlara karşı koruyuşu önemsemeleridir. Yani aslında hiçbir din yepyeni değildir, bunu düşünmek insanı şirke götürebilmektedir, Allah korusun. Yepyeni olarak ifade edilebilecek tek şey koruyuculuk faktöründe lider vasfının peygamberlerin kendilerinde olmasıdır. Yepyeni olarak ortaya çıkan faktör, ideolojilerle ilgilidir ve kişinin isteği ile ideolojileştirilmesidir. İdeallaştirilenler yani fikiler gibiler o kişi ile ilgilidir ve bu kişinin idealleri tanımlandığında buna karşı çıkma idolleştirmedir(Culte de la personnalité). Bu nedenledir idolleştirme içinde de değişim kaçınılmazdır : …Eski Yunanlılar edebiyatlarında insan ruhunun bir kavme veya bir devre mahsus olmayan daimî ve zeval bulmaz unsurlarını canlı surette aksettiren insan tipleri tasvir ettiler. Bu sebeple destanlarının, dramlarının ve komedilerinin kahramanları bugün için de tazedirler. Ve Yunan edebiyatı ve fikriyatı bugün için ve gelecek günler için de bir ilham kaynağıdır.

49 - Hester Donaldson Jenkins 1911 tarihinde Behind Turkish Lattices isimli bir kitap yazarak Ermeni ve Rum kadınların sahip oldukları olanaklara Türk kadınlarının sahip olamaması konusu işleyerek ilerleyen zamanlarda oluşturulan politikalar açısından önemli tespitleri olmuştur. Annesi Ermeni olan İkinci Abdülhamit’in üzerinden Osmanlı çok milletli yapısını aktaran Jenkins, Krikor Hagop Basmajian tarafından yazılmış Social and Religious Life in the Orient kitabında aktardığı gibi her Ermeni veya Rum’un aynı olanaklara sahip olamamasına değinmemiştir. Bize göre en ilginç bölüm dokuzuncu bölümdür çünkü günümüzde Hayastan’daki gibi mezarlıkta oturan Müslüman kadınlara dair bilgilere yer verilmiştir. Ha bu arada Raimondo D’Aronco kimdir bunu da bir araştıralım…

50 - Gazi Hazretleri döneminde bastırılmış 5 ve 10 Türk lirası banknotlarında bir loup gris veya Darkan’nın loup gris’i bulunmaktadır. Kağıt paradaki beygir yerine kullanılan bu mutlu sembolün yer alması gibi hem Osmanlıca hem de Fransızca yazılar kullanılmıştır? Bir düşünelim, neden Fransızca? Yabancılar için mi yoksa bunun O muhteşem üçlünün ideolojisi ile ilgisi var mı? Peki ne yazmaktadır, Livres Turques yani Türk Lirası ve uçan bir loup gris… İçmeden uçuyorum oy oy… Emre Arslan tarafından yazılmış Der Mythos der Nation im Transnationalen Raum isimli kitaptan alıntı yapalım : Die mythische Erzählung des Ergenekon wurde auch von den Kemalisten während des Nationenbildungsprozesses in der Türkei benutzt. Ein gutes Beispiel für eine derartige Verwendung des Mythos ist in einem Buch des damals bedeutenden kemalistischen Journalisten und Schriftstellers Yakup Kadri Karaosmanoglu zu finden. Karaosmanoglu gab während des so genannten „Nationalen Befreiungskrieges der Türkei" zwischen 1920-22 Zeitungsartikel heraus, die er 1928 unter dem Titel „Ergenekon“ als Buch veröffentlichte. Für ihn war die „Nationale Verteidigung“ in Ankara wie dar Epos vom Grauen Wolf. Für ihn war die „Nationale Verteidigung“ in Ankara wie dar Epos vom Grauen Wolf. Er gibt seine Erinnerungen an die Führer der türkischen Verteidigung in einem religiösen Ton wieder und beschreibt Atatürk als übermenschliche Person.

51 - Osmanlı subayı giysileri ile Osmanlılara Zentralasien saçmalıkları ile büyüyeceklerini propaganda eden Almanlardan Franz Carl Endres’in Die Türkei : bilder und skizzen von land und volk isimli kitabındaki etnografik tespitler Panturkismusun çalışmalarına ve ona inananları etkilemiş midir?

52 - Charles Mismer Soirées de Constantinople isimli kitabında bir şeyler yazmıştır ve bu yazılı olanlar Türkiye’de 1960 darbesini yapan bir subay tarafından bir kitapta çevrilerek aktarılmıştır. Panturkismus’un biraz daha farklı tanımlarla yani bir dinin panturkismustan ibaret bir din olduğunu düşünen bu subay gibiler sahip oldukları kimlikleri ve ideolojilerini aktarırken yaptıkları çevirinin objektif olacağı beklenemez. Cımbızlama, tahrip etme panturkismusun kullanılan taktiklerdendir. Dolayısıyla kasıtlı olarak hatalı ifadelere başvurulmuştur çünkü bir dini kullanarak bu dinin kendi ideolojileri ve otoriteleri ile uyumlu olması dışında anlamsız olduğu kanıtlanmalıydı. Bu yüzdendir ki bu kişi gerçekten bu dinini yaşamak isteyenleri lanetleyecek cüreti bulmuştur, komünizmi hedef alarak dini hassasiyetleri olanları kendi istekleri şekilde kendi istedikleri yöne yönlendirmeyi amaç edinmişlerdir. Tabi bu subayın kitabında kullandığı aynı ifadeleri kasıtlı olarak bir kişi daha kitabında farklı biçimlerle yazmıştır ve bu kişi dini hassasiyetleri olanlar tarafından önemli olarak görülmektedir. Çünkü bu kişiler güdümlü olarak panturkismusun değişken amaçlarına hizmet etmiş ve etmektedirler. Biz özgün kitapta yazılanları burada aktarıyoruz: L'histoire demontre jusqu'a l'evidence que le progres europeen n'a pu s'accomplir qu'a l'encontre du Christianisme; tandis que l'existence meme de l'Islamisme est intimement liee a la loi du progres. En devenant savants, les Chretiens cessent d'etre Chretiens. En devenant ignorants, les Musulmans cessent d'etre Musulmans. Comment attribuer au Christianisme une civilisation qui prit naissance quinze siècles au moins après son apparition?

53 - Almanca tabak kelimesi Fransızca tabac, İngilizce tobacco kelimeleri ile anlamdaştır. Rusça’da da tabak kelimesi kullanılmaktadır. Tütünler bir zaman neyin içine konulurdu ve bu isim ne zamandan beri kullanılmıştır? TDK bebek kelimesinin Türkçe olduğunu düşünmekte ve öyle olarak düşündürmektedir. Bebek kelimesi Fransızca bébé, İtalyanca bebè, İsveççe bebis, Macarca baba, Slovakça bábätko, Romence bebelus, Galce babi, Gaeilgece babai, Hırvatça ve Sırpça beba, Portekizce bebê ve İspanyolca bebé dir. Mahmut Ragıp Gazimihal bizi de bilgiçlik taslamakla itham eder mi? Gerçi neredeyse hiçbir Türk lehçesinde bu kelime bu biçimde değildir ama neyse, bizler büyük başlara saygılı değiliz: En turc: BEBEK = petit enfant, poupée. Toute une serie de mots correspondants dans les langues indo - européennes sont là pour prouver qu'il s'agit d'un redoublement onomatopéique des premiers cris jetés par l'enfant. Je trouve superflu d'entrer en detail. Geçelim diğer kelimeye, ruj. Güneş’in teorisini yazanlar veya her dilin kökeninde Türkçe olduğunu düşünenler, Türkçe denilen dildeki kelimeleri Fransızca okunuş ile de şekillendirmiş olduklarının bir kanıtı olan ruj kelimesini inceleyelim. TDK’ya göre ruj kelimesinin kökeni Fransızca rouge kelimesidir; rouge kelimesi Almanca rot(sıfat yapısında roter acaba Türkçe denilen dilde bir benzerlik var mı__?!), İspanyolca roja, İtalyanca rosso ve Felemenkçe rood kelimeleri ile ifade edilmektedir. Ruj kelimesi İngilizce lipstick, İtalyanca rossetto, İspanyolca lápiz labial, Almanca lippenstift, Felemenkçe lippenstift ve Fransızca rouge à lèvres kelimesidir. Philip Mansel’in kitabından altıntı yapalım : French was so popular that by the twentieth centuary there was 5,600 borrowings from French in Turkish: words like makillaj, noter, ruj(for rouge-Communist). Benzer şekilde jandarma kelimesi Fransızca gendarme kelimesinin Fransızca okunuşu ile Türkçe denilen dile dahil edilmiştir, çimento kelimesi İtalyanca cemento kelimesinin okunuşu olarak Türkçe denilen dile dahil edilmiştir, Fransızcadan neden alınmamıştır dersek ciment kelimesinin okunuşu diğer Avrupa dilleri ile uyumludur. Aparat kelimesine bakalım TDK’ya göre aparat Almanca kökenli apparat kelimesi kökenliymiş zaten Almanca okunuş da bunu söylüyor! Latince apparatus makine ve Rusça, Danca apparat makine – eşya, Lehçe aparat ve Fransızca appareil daha çok kamera ve çalışam aksamı anlamındadır. Kelimenin Ermenice karşılığı mekena, Gürcüce aparatura, İspanyolca aparato, Felemenkçe apparaat, Çekçe aparat, Bulgarca aparat, İsveççe apparat ve Fince aparaaatti…Diğer bir kelime alo kelimesidir. TDK’ya göre alo kelimesi Fransıca allô kökenlidir, kelimenin anlamı ise merhabadır. Tabi merhaba ve selam gibi kelimeler Arapça kökenli olduğundan bu kelimeler yerine Fransızcası allô ve Rusçası allo olan kelimelerin Türkçe denilen dile uyarlanmış hali olan alo kelimesi kullanılması uygun görülmüştür sonuçta allô kelimesinin okunuşu ‘’ alo ‘’ dur. Diğer kelimeye geçelim, kanalizasyon. TDK’ya göre kanalizasyon kelimesinin kökeni Fransızca canalisation imişşşş.. Fransızca canalisation nedir, boru tesisatını tanımlamaktadır. Türkçe denilen dilde Fransızca bu kelimenin okunuşu kelime olarak kullanılmış olmalıdır ya da direkt olarak Almanca kanalisation kelimesi kelimenin karşılığı olarak ‘’al’’ ınmıştır. Almanca kelimenin Fransızca karşılığı égout kelimesidir, Rusça karşılığı kanalizatsiya, Çekçe kanalizace, Lehçe kanalizacja, İspanyolca canalizacion, Slovakça kanalizácie, İngilizce canalization…Kamyon kelimesi hangi ülke kökenli bir kelimedir, doğru tahmin Fransızca, kelimenin Almancası camion, Macarcası kamion, İtalyancası camion ve Romencesi camion… ha neydi Türkçe tüm dünya dillerinin atasıdır öyle mi?

54 - Kahve kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. Bugün Türk Kahvesi diye satılan birçok kahve Brezilya’dan ithal gelmekte midir? Ina Baghcliantz McCabe’nin Merchant Capital and Knowledge: The Financing of Early Printing Presses by the Eurasian Silk Trade of New Julfa isimli makalesini de okuyalım mı? Avrupa dillerinde Alp dağları karşılının olamayacağını ve bu nedenle bu kelimenin Türkçe olduğunu düşünebilecek sığ düşüncelilerin diller konusundaki cehaletleri bir yana Toros kelimesinin kökenini, hani birileri Toros Türkü diyordu ya o Toros, acaba bu kişiler bilmekte midir? Birinci Haçlı Seferi zamanında Edessa’daki Ermeni hükümdarın ismi Thoros’tu. Kilikya Ermeni Krallığı’nın altıncı lordu İkinci Büyük Toros’tur ve Dağlar Efendisi olarak bilinmektedir. Kelimenin Ermenicede asıl yazılışı Tvoros’tur yani Toros. Kelimenin Yunanca karşılığı Theodore’dir ve Tanrı’nın hediyesi anlamına gelmektedir ve Toros kelimesinin anlamı budur. Latince torus ise yükselti niteliğine karşılık gelmektedir. İspanyolca toro boğa, toros ise boğanın çoğul anlamını ifade etmektedir. Hatta Tomas Rodriguez Rubi 1840 tarihinde Toros y canas bir kitap hazırlamıştır yani öyle geometrideki kullanımı ile anlam simit çay falan değildir, işte bu kavranmadığından simit çay tesbihle uğraşıldığından şu cümlelerin içeriği anlaşılamaz : These terms were first used in a discussion of the Earth's magnetic field, where "poloidal" was used to denote "the direction toward the poles… molding which projects at the base of a column and above the plinth Eskiler hatırlar, Renault yani Fransız araç şirketi olan Renault, Renault 12 modelinin üretimini durdurduktan sonra Türkiye’de bu araba modelini başkalaştırarak Renault Toros adıyla piyasaya sürmüştür tabi ki isim Toros dağlarından geliyordu(cıgıdık cıgıdık). Renaul resmi sitesinde([Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]) şu bir yazının okunmasını tavsiye etmiştir(Renault-Oyak 12 Toros: la cousine anatolienne !). Bu yazıda şunlar yazılmıştır : Elles restent pourtant dans l’imaginaire turque, ayant équipées la police et l’armée de longues années durant. Yoksa siz hala ataların bilgilerini mi kullanıyorsunuz? Kelimeyi barındıran Ermenice yayınlanmış kaynakların eskiliğinden bahsetmeyelim, Latincesi 1690 yılına kadar uzanmaktadır. Ha neydi efendim Türkler savaşmaktan başka dünyada var olan her bilginin sahibidirler mi? Evet, öyle….Ludacris'in çok ünlü bir şarkısını hatırladım şimdi.

55 - Türk akademisyenlerden bazıları yazı karakterlerinin halılara işlenmiş olduğunu düşünerek bunların Zentralasien ile bağlantılı olduğunu folklorist araştırmalarında tespit etmiştir(Bu tespitler 1935 öncesinde İlahiyat dergilerinde neden yayınlanmıştır yoksa birileri kendi ideolojileri, menfaatleri için her şeyi yapabiliyor muydu?). Bu konuda Alman dostlarının kitaplarını yani 1917 basım Alman dostlarının kitaplarını dahi eleştirmekte, Hayeren’e ait olan bizimdir diyebilmektedirler. Yazı hemi de Zentralasien’deki yazı ne olmuş, gelmiş teee Anadolu’ya da Anadolu’daki kadınlar o yazıyı yazı olduğunu bilmeden motif olarak kullanmışlar. Ne diyelim fantastikçilerin işi hem kolay hem de zor. Neyse ki kendilerinden öncekileri sürekli tekrarlamaktadırlar. Ama merak ettik bu fantastikçiler, Osmanlı’da İsveç Usûlü Terbiye-i Bedeniye ve Mekteb Oyunları isimli kitaplar ve bu kitapları Osmanlı’da tanıtan İkinci Abdülhamit muhaliflerinden idealist bir muhalif hakkında ne düşünmektedirler? Sonuçta halıdan Zentralasien bulunuyorsa, atadan da bir şeyler bulunabilir. Benzer şekilde hem Zentralasien diyip hem de Mason toplantısına önlükle katılan ‘’ amiral ‘’ rütbesindekilerin torunları dedeleri hakkında ne düşünmektedirler? Tableaux prophétiques prédisant la ruine de la monarchie Turque kitabında da Zentralasien yoktur yoksa kehanetler işe yaramıyor mu babo?

56 - 56. Önceki yazılarımızda panturkismusun Balkanlar bölgesindeki yazılara dair açıklamalarının bulunduğu ifade edilmiştir. Bir Türk akademisyen Bulgarların kökenlerini bulduğu kitabının otuz yedinci ve elli üçüncü sayfalarında bizim yanılmadığımızı ifade etmiştir. Çünkü bu zihniyet belirl bir istikrara sahiptir. 1937 tarihinde yani Tunceli bölgesinde gerçekleşen, bölge insanının zulüm yaşamasına neden olmuş, ideolojik sebeplerle türlü iftiralara başvurulmuş olaylar gibi Hatay’ın daha doğrusu Antakya üzerinde hak iddia edildiği bir dönemde yayınlanmış Ayın Tarihi’nden alıntıdır: Buna mukabil Hatayda Türk dilinin, Türk kültürünün, hulâsa Türklüğün hakimiyeti en esaslı şarttır. Hattâ o derece ki, diğer unsurların kendi hususî muhitleri içinde beka ve refah bulmaları bile buna mütevakkıftrr. Belki günün birinde bu unsurlar Türklükle kaynaşabilirler; fakat bu, hiçbir zaman bir tazyik siyaseti neticesinde olmıyacaktır. Esasen Türkün seciyesinde bu yoktur ve tarihte böyle bir şey geçmemiştir. Ancak Türklüğe pek uzak olmıyan bazı unsurların Türklük camiasına girmekte fayda gördükleri vakit kendiliklerinden bu yola katılmaları ihtimalden hariç değildir. Halbuki Hatay işinde ta başlangıçtanberi bir Araplılık ve Araplaştırmak davasının davasının gizli ve sinsi faaliyeti hissolunup duruyordu. …Bu Türkler Alevî oldukları için bilhassa sünnî hacıların, kadıların husumet ve garezlerine uğramışlar ve mezhep husumeti onları büyük Türk camiasından ayırmağa, uzak tutmağa saik olmuştur. Halbuki tarih, gerek Lâzkiye, gerek Hatay ve gerekse Çukurova’da bulunan Alevîlerin öz Türk olduklarını itiraz kabul etmez bir şekilde göstermektedir. Burada donduralım Uğurcum, ne yazılmış itiraz kabul etmez bir şekilde… neden ha işte bunu düşünmek lazım. Osmanlı'da resmi olarak birilerinin ibadet yapmaları yasaklanmamışken, Osmanlı'yı kötü göstermek için bunlar sizi katletti, Osmanlı kötüydü we are good boys diye propaganda yapıp insanların ibadetlerini yasaklayanlar neden Arapların çerçevesinden Şiilikle birleştirdikleri birilerine propaganda yapıyorlar, yahu bu eniştenin sağı solu belli olmuyor.

57 - Genellikle tarihi panturkismus dergilerinden veya çizgi romanlardan öğrenen cahiller, İstanbul’un Türkler tarafından ele geçirilmesine dair bir sarık masalı anlatırlar. Tabi bu bir masal olduğundan kimisi öyle anlatır kimisi böyle anlatır. Bu masalın kaynağı şimdilerde ‘’ ırk ‘’ ifadesi kullanılmayan bir kitabın yazarı olan İsmail Hami Danimend’dir. Herhalde Danişmentlilerde Türk’tü hemi babo? Bu sarık masalını bu adam uydurmuş ve bunu kasıtlı yapmıştır. Biz bu adamın zırvalıklarının kökeninin panturkismus olduğunu bildiğimizden Fransızca asıl kaynaklara baktık, neden mi çünkü adam bir de utanmadan sıkılmadan kaynak vermiş. Dememiş ki bir gün bu kaynaklara erişim olur. Daha öncesi de var bu masalın, Latince hemi de 1500’lü yıllara ait güzel bir Latince. Bunlar hiçbir şekilde bu ırkçı adamın başlattığı zırvalıklara benzememektedir. Ama tabi bunun gibi adamlar cahillerin araştırma yapmayacaklarını biliyor, cahil çünkü kendi kalıplarında kendi oyuncakları ile oynayan bir çocuktur. Bilyelerini korumak için roar diye sesler de çıkarabilir. Tasonlara karşıyım der ama işte aile üyelerinden birisinin Tason(pokemon tasosu) toplantısında bulunmasını açıklayamaz, atarlı bir ergen olur.

58 - Tarih Kurumu 1984 tarihinde Géza Fehér’e ait olduğunu iddia ettiği Bulgar Türkleri Tarihi isimli bir çeviri kitap yayınlamıştır. Macarca’dan Türkçe’ye çeviriyi bir komisyon tarafından yapılmıştır ve kitap yaklaşık 85 sayfadır. Buna karşılık kitabın orjinal ismi A bolgár-törökök szerepe és műveltsége dir ve 121 sayfadır. Dolayısıyla kitapta keyfi çıkarım ve eklemelerin yapılmış olabileceği kesindir. Örneğin kitabın sunuş bölümünde Zentralasien ile ilgili açıklamalar yapılmıştır, Türk Kültürü’nün bir parçası olan ve Bulgar Devleti’ni(!) kuran Bulgar Türklerinin Avrupa’yı kültürel olarak geliştirdiği iddia edilmiştir, Bulgar Türkleri Slavlarla karşılaştıktan sonra Hıristiyan bir Bulgar milletinin oluştuğu iddia edilerek 1930’lardaki neredeyse benzer zihniyetin devam ettiği itiraf edilmiştir, bilimsel verilerle hazırlanmış bir kitapta kullanılmış resimlere bu çeviri kitapta yer verilmemiştir ve bu eserin Genel Türk Tarihi’ne ışık tutacağına inanılmıştır. Kitaptaki kasıtlı çeviri hatalarını geçelim, orijinal kitaptaki içindekiler bölümüne dahi sadık kalınmamıştır ve uydurma başılıklar açılmıştır. Örneğin A bolgár-törökök hatása a szlávságra başlığı Hıristiyan Slav Medeniyeti olarak çeviri kitap denilen kağıt dizinde yer almıştır, orijinal kitaptaki dip notlara uygun çeviri yapılmamıştır, A bolgár-törökök műveltsége başlığında yer isimleri ve anlatımları yokken çeviri kitap denilen kağıt dizinde yer isimleri yer almıştır… Bu nedenledir ki Géza Fehér’in Türk runikleri hakkında açıklamalarının olduğu da iddia edilmiştir.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Eklenen Resim Ön İzlemesi
Dosya tipi: jpg vtrf.jpg (105.3 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg çizgi.jpg (107.3 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg vtrf1.jpg (101.2 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg asda3.jpg (50.6 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg asda4.jpg (95.5 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
oktayyapıcı13 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Haziran.2018, 22:35   #22
Yeni Üye
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.Mayıs.2015
Mesajlar: 73
•Rep Puanı : 15124
•Rep Seviyesi :
machine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond reputemachine_code has a reputation beyond repute
Standart



Asla cev-ab yazılmayacakken sadece cev-ab vermek için yazı yazdırmışız.

Biz ne demiştik_?...

" Tarafımızca her ne nedenle ve her ne şekilde ve her kim olursa olsun, kesinlikle polemiklere girilmeyecektir; "

Burada " her kim olursa olsun " denilmekte, öyle değil mi_?... Kısacası sana özel bir şey değil... Sen, tümel de, belki de bir tikel, ya da bir tekilsin ancak ve sadece...

Ayrıca asla cevap yazılmayacak demedik, kesinlikle polemiklere girilmeyecek dedik... Peki polemiklere girdik mi_?... Yok... Sen bir şey yazıyorsun, biz bir şey yazıyoruz... İşte o kadar...

Ne demek istediğimizi anlamamışsın ki ' hoş, hiçbir zaman da bizi anlamadın ya da anlamak istemedin ya neyse ' ... Anlamadığının ne olduğunu anlatalım da cevap yazmayacakken cevap yazdırdım diye şişinmelerinin hiç olmazsa, manasız olduğunu anla...

Oktay Yapıcı iken, Oktay Yapıcı olduğun düşünülürken,... bizi kışkırtmaya çalışıyordun ya, hani; işte bu asla ya da kesinlikle olmayacak... Çünkü o başka bir kişiydi ve biz başka bir kişiye karşı belki de kızabiliriz, kışkırtılabiliriz,... kısacası her şey olabilir,...etc...

' Şimdi '
bir düşünün ifadelerimi boşverin, bir düşünün, düşünün.

Keller' e karşı, ne Keller tarafından ne de bir başkası tarafından kışkırtılmamız imkan dahilinde midir ki_?... Hayır...

Neden_?... Şundan:

Bir hokkabaz ki, hokus pokus yapıyor, hani derler ya; ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet... İşte o misal... Hokkabazın hokus pokusunun sırrı ortaya çıktığında, hokkabaz aynı hokus pokusu artık yutturabilir mi ki_?... Hayır... Çünkü giz çözülmüş ve ortada hiçbir giz olmadığı ortaya çıkmıştır...

Zaten Oktay Yapıcı' dan Keller' e dönüştükten kısa bir zaman sonra, bir araya geldiğimizde, bize ne demiştin_?...


" Trollük için yazıyordum, önemli değil yani "

Ne demek istiyoruz_?... Şunu:

Oktay Yapıcı iken çekilen numaralar, hokus pokuslar, aslına döndüğünde, kısacası, Keller olduğun ortaya çıktığında, sonsuza dek bitti... Ha, sen numara çekiyorum, işte bak nasıl da kışkırtıyorum,... diye havalara girmeye, şişinmeye devam et, bu bizim açımızdan hiç sorun değil...

' Şimdi '
bir düşünün ifadelerimi boşverin, bir düşünün, düşünün.

Şapka düşüp kel göründüğünde, yani saçsız bir kafa, gözümüzün önünde ve güneş altında ışıl ışıl pırıldarken, bu kafanın saçsız olmadığına, en azından, bizi, inandırabilir misin ki_?...

Yazarın çok işi varmış. Tahmin etmiştik... Yoksa bizim kafamıza vura vura cev-ab verirdi değil mi?

Değil... O ' mantıklı, tutarlı ve özellikle de trollük için yazmayan ' başkalarına karşı olur... Sana karşı böyle şeyler olmaz... Mantıksız, tutarsız ve özellikle de trollük için yazan birine karşı cevap verilebilir mi ki_?...

;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

06-06-2018, 09:16' da, sayfalar dolusu yazılan, fakat, hemen hiçbir değeri olmayan ve aslen ve ancak ve sadece fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... olan şeyler, ' kısaltılmış halleriyle ' aşağıdadır:

Genellikle insanların inançlarına ve tabularına . . . ama işte Alanya Arkeoloji Müzesi'ndeki Fenikece Yazıt(!) Türk müdürkine?

Toplum içinde mazlum, masum, kimse beni sevmiyor . . . Buna göre;

1 -

2 -

.
.
.

9' da fasa fiso olmayan kısım, şudur:

Mühendis olarak bahsettiğimiz kişi ideoloji propagandacıları Beno Gutenberg'in şu ifadelerinden ırksal, folklorist... tanımlar üretmiş olabilirler : Allerdings zeigen die Beobachtungen, daß die Abnahme der Bewegung in der Richtung Skandinavien — Zentralasien viel geringer ist als in der Richtung Skandinavien — Spanien


17 -

18 -

Tümü ' 9' un bir kısmı hariç ' ileri ' advanced ' fasa fiso dur...

;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... yazılar atıldıktan sonra, geriye ' cızırdatıldığı sanılmakla birlikte ' neredeyse hiçbir şey kalmamaktadır...

Keller_Littera:

Mühendis Yunanistan'a ait Lemnos Adası'nda bulunmuş stelin Türkçe olduğunu düşünmüştür. Sayın Talat Tekin Türkoloji Eleştirileri isimli kitabında Limni Adası'nı Türk olarak kabul etmek için sözde Türk olarak tanımlanan Etrüskçe paralelinde açıklamalar yapan ön yargılı amatörlere çok güzel bombalar atmıştır ama tabi Sayın Tekin karşısındakilerin cehaletlerinin boyutlarını dikkate almamıştır. Örneğin Sayın Tekin kitabında şöyle devam etmiştir : Her eli mızraklı savaşçı (Limni yazıtındaki gibi) Türk değildir. Runik yazı sadece eski Türklerin yazısı değildir. Çin, Japon ve Kore yazısı dışındaki bütün alfabeler, Grek ve Fenike yazısı aracılığı ile Mısır hierogliflerine gider. Her bitişken veya eklemeli dil Türkçe değildir. Her Asyalı ve Küçük Asyalı kavim Türk değildir.

Sayın Tekin'in bu panturkismus zırvalıklarına indirdiği darbeleri okurken bir şeyi fark ettik, yazar beyefendi bizleri bilgilendirebilir belki. Şimdi hocanız ve sizin gibiler her taraf Türk'tür dediğiniz için İskandinavlar'da Türktür diyorsunuz ya, ha işte İstanbul'daki runikleri nasıl açıklıyorsunuz veya sadece siz hocanızın neden bu konuda bir şey yazmadığını düşündünüz mü_? Yani o kitabında yazdığından bahsetmiyoruz, Bir Grek Ortodoks yapısı olan Hagia Sophia'daki runiklerden bahsediyoruz. Tabi uydurmasyon olabileceğini düşünmüyoruz bunun tarihi bir gerçek olduğunu düşünüyoruz(Many of the runic inscriptions on Stones littering the Swedish landscape tell us about travels to the east. The inscriptions rarely provide precise information about the places where the Vikings went certainly many arrived in Miklagard...neden bunu yazdık acaba?), neden zaten de okunamamış olanı okumamıştır mühendis? Yoksa bu mühendisin başka amaçları mı vardı ve bu amaçları daha çok mu önemsemiştir?

Mühendis olarak bahsettiğimiz kişi ideoloji propagandacıları Beno Gutenberg'in şu ifadelerinden ırksal, folklorist... tanımlar üretmiş olabilirler : Allerdings zeigen die Beobachtungen, daß die Abnahme der Bewegung in der Richtung Skandinavien — Zentralasien viel geringer ist als in der Richtung Skandinavien — Spanien

Kanıt:

Fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... yazılar atıldıktan sonra, geriye kalan ' Keller_Littera ', orijinal yazı ' Keller_Littera Originalis ' karşılaştırıldığında, güneşin balçıkla sıvanılamayacağı ortaya çıkmaktadır. ' N = 100 '


[1 -(Keller_Littera /Keller_Littera Originalis)] N = % 97.67692...

Keller_Littera ve Keller_Littera Originalis arasındaki farktan da görüldüğü gibi, yazının ' Keller_Littera Originalis ' neredeyse % 98' i fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... dır...





06-06-2018, 10:14 ve 11:02' de yazılan yazıların, enteresan olmakla birlikte, tamamı fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... dır...

19 -

20 -

.
.
.

40 -

41 -

Tümü ileri ' advanced ' fasa fiso dur...

42 -

43 -
.
.
.

57 -

58 -

Tümü ileri ' advanced ' fasa fiso dur...


Neden_?... Şundan:

Keller_Littera = 0

[1 -(Keller_Littera /Keller_Littera Originalis)] N = % 100


Keller_Littera ve Keller_Littera Originalis arasındaki farktan da görüldüğü gibi, yazıların ' Keller_Littera Originalis ' % 100' ü fasa fiso, lafügüzaf, hava civa, zırva,... dır...

Neden_?... Şu yıldızlı sorudan: : )

Konu; herhangi kelimelerin Türkçe ya da hangi dillerde olup olmadığı, Türkiye İzcilik Federasyonu, Gazi, Osmanlılar, Pfadfindergeschichte im deutschsprachigen Raum, Hitler, Yahudiler, etnografik tespitler, komiteler ' Das Komitee für Einheit und Fortschritt ', filmler, bıyıklar, banknotlar, masonlar, ... ve sayılamayacak kadar çok -alıntılama -yığıntılama -toplama -,... akıl almaz zırvalıklar falan filan mı_?...

D e ğ i l...

Peki konu ne_?... Runik Yazıtlar...

Biz ne demiştik_?... Anlatıyoruz anlatıyoruz anlatıyoruz fakat ısrarla anlamıyorsun anlamıyorsun anlamıyorsun... Bu gidişle de hiçbir zaman anlamayacaksın ya neyse... Her şeye rağmen, biz, bir kez daha ifade ediyoruz...

Runik Yazı ' Runa Littera ' ya da eski Futhark ' Futhark Vetustius ' soyu tükenmiş /ölü ' lingua exstincta /mortua ' bir dildir ve ölülerle ölü dilde konuşmak ' cum mortuis in lingua mortua ' için öncelikle, şu esaslı problemin çözümlenmesi gereklidir...

Runik Yazı, aslen arkaik döneme ' periodus archaica ' özgü ' anlamlı hece -vokal ' vocalis ' veya ön vokalli konsonant ' consonans in prae-vocale '- kombinasyonlarıyla anlamlı kelimeler üretilen ' sillabik /tamga yazı ' syllabarium /scriptura syllabatim ' mıdır, değil ise, antik döneme ' periodus antiqua ' özgü ' anlamsız harf kombinasyonlarıyla anlamlı kelimeler üretilen ' fonetik /alfabetik yazı ' scriptura phonetica /alphabetica ' mıdır_?...

_ Runik Yazı, batılı akademik çevrelere ' academiae occidentales ' göre, Latince ' lingua Latina ' ve türevlerinin ortak atası ' antecessor communis ' olduğu düşünüldüğünden, fonetik /alfabetik bir yazıdır, gramer ' grammatica ' açısından da, bitişken bir dildir ' ea est lingua agglutinativa ', artikel ' articulus ' ve önek ' praefixum ' yoktur, sonek ' suffixum ' vardır, isim ' nomen substantivum ', sıfat ' nomen adiectivum ', zamir ' pronomen ', fiil ' verbum ' çekimleri ' declinatio nominum substantivorum, declinatio nominum adiectivorum, declinatio pronominum, coniugationum verborum ' vardır, etc...

Runik yazı, ' her biri farklı dönemlere ait olduklarından ' hem sillabik /tamga yazı ve hem de fonetik /alfabetik yazı olamaz... O halde, buradan da, şu iki şıktan başka bir şey çıkmaz...

Runik yazıtlar, ya ' sillabik /tamga yazıdır, ya da ' fonetik /alfabetik yazıdır...

Fakat sen anlamamışsındır... Daha açık olarak da söyleyebiliriz...

Runik yazı, batılıların pek çoğuna göre, fonetik /alfabetik yazıdır... ' Batılıların pek azına göre, sillabik /tamga yazıdır '

Runik yazı, doğuluların pek azına göre, sillabik /tamga yazıdır... ' Doğuluların pek çoğuna göre, fonetik /alfabetik yazıdır '

Burada sen, onu, şunu, bunu,..., şunu, bunu, onu,..., bunu, onu, şunu,..., kaynak göstererek ve vara yoğa, yere göğe ant içerek, sola sağa, aşağıya yukarıya atlanarak, zıplanarak, tepinerek, yırtınarak, çırpınarak, fenalaşarak, kendini yerden yere atarak, bas bas bağırarak, avaz avaz haykırarak, ağzından köpükler saçarak, kan ter içinde ve çığlık çığlığa neyi savunuyorsun_?...

Runik yazı fonetik /alfabetik yazıdır...

Başka bir düşüncen, fikrin, görüşün, iddian, tezin, hipotezin, ya da her ne ise, yani, üçüncü, dördüncü,..., bir madde var ise söyle, onu da inceleyelim, analiz edelim ya da yoksa da, artık, sonsuza kadar sus be adam!... Sus!... Sabuklamayı kes artık!...

Şimdi ' sözde, lafta, hesapta ' bizi ve yüksek mühendisi eleştiriyorsun ya, işte bu eleştiri, onu, şunu, bunu,..., şunu, bunu, onu,..., bunu, onu, şunu,..., kaynak göstermekle, ya da herhangi kelimelerin Türkçe ya da hangi dillerde olup olmadığı, Türkiye İzcilik Federasyonu, Gazi, Osmanlılar, Pfadfindergeschichte im deutschsprachigen Raum, Hitler, Yahudiler, etnografik tespitler, komiteler ' Das Komitee für Einheit und Fortschritt ', filmler, bıyıklar, banknotlar, masonlar, ... ve sayılamayacak kadar çok -alıntılama -yığıntılama -toplama -,... akıl almaz zırvalıklar ile olmaz... Anladın mı_?...

Peki ' konu ile ilişkili /dahilinde ' eleştiri nasıl yapılmalıdır_?...

Ad Exemplum:

_ Vikinglerin kralı Guthrum' un ' Athelstanus -lapis nobilis-, rex Viccingorum ' iddiaları ' çevirileri ' ne idi_?...


;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zagor YD083 Yeni Hayata Doğru, 17. ve 18. sahifelerde ' Spiritus in Secure, Seriem Novam LXXXIII, Ad Novam Vitam, pagina XVII. et XVIII. ', Vikinglerin kralı Guthrum ' Athelstanus -lapis nobilis-, rex Viccingorum ', atalarının kullandığı Rune yazısını nasıl deşifre ediyordu_?...

" Odin'in dört yüzüncü yılında bir grup kuzeyli sisli toprakları terketti ve Büyük Su' yu geçtikten sonra yeni bir koloni kurmak üzere bu bilinmeyen topraklara vardılar... "

;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zagor YD083 Yeni Hayata Doğru, 32. ve 33. sahifelerde ' Spiritus in Secure, Seriem Novam LXXXIII, Ad Novam Vitam, pagina XXXII. et XXXIII. ', Vikinglerin kralı Guthrum ' Athelstanus -lapis nobilis-, rex Viccingorum ', atalarının kullandığı Rune yazısını nasıl deşifre ediyordu_?...

" Bu yazıyı okuyan yolcu, her kim olursan ol, bil ki kuzeylilerin geçtiği yoldasın! "

;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zagor YD084 Dehşet Kalesi, 17. ve 18. sahifelerde ' Spiritus in Secure, Seriem Novam LXXXIV, Castellum Horroris, pagina XVII. et XVIII. ', Vikinglerin kralı Guthrum ' Athelstanus -lapis nobilis-, rex Viccingorum ', atalarının kullandığı Rune yazısını nasıl deşifre ediyordu_?...

" Bu mesaj çok uzak topraklardan gelen için yazılmıştır... Acıların artık sona erdi, yolcu. Çok yakında dostlar seni bekliyor... "

;-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Biz, pek çok diğer iddialarla ' çevirilerle ' birlikte, bu iddiaların da ' çevirilerin de ' hangi nedenlere bağlı olarak çelişkili olduğunu kanıtlamıştık... Bu çelişki ve kanıtların ne olduğunu anlamadıysan PART I tarafınca incelenilmelidir... Anladın mı_?...

_ Peki bizim ' alternatif varyasyonları ile birlikte ' iddialarımız ' çevirilerimiz ' ne idi_?...



;¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤

:AP AN ONÇ ESİT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] UR-UN AN

Tanrı devletinde, ' halk tarafından ' bu şekilde götürülmüş olan ' götürülüp ateşe vurulan /gömülen ' haline geçen ' kral ' halk anısında anılacaktır.

:APAN ONÇ ESİT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] UR-UN AN

Tanrı devletinde, ' halk tarafından ' bu şekilde ateşe vurulan /gömülen haline geçen, halk anısında anılacak olan ' kral ' Apayadır. ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... '

Bu metne göre, ağıt tutan kişiler ölen kişi ruhunun Tanrıya geçeceğine inanmış oldukları için, Tanrı da bu ruhu kendine kabul etmiştir...



ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG UR-AP: AP AN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere ' Apa ' yüce ' hüküm ' Tanrı egemenliğinin, yönetiminin ' kralına ', ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG UR-AP: APAN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere ' Apa ' yüce ' hüküm ' Tanrı egemenliğinin, yönetiminin ' kralına ', ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG-UR AP: AP AN EL-ÖG

Ant edilmiş olan, ' götürülüp ' mezara vurulan ' gömülen ' hüküm yöneticisi ' yüce ' kral için, verilen hükme göre ' hüküm ': Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG-UR AP: APAN EL-ÖG

Ant edilmiş olan, ' götürülüp ' mezara vurulan ' gömülen ' hüküm yöneticisi ' yüce ' kral için, verilen hükme göre ' hüküm ': Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '


ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG ONÇ ES AP: AP AN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere ' Apa -yüce- krala ', bu şekilde, ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG ONÇ ES AP: APAN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere ' Apa -yüce- krala ', bu şekilde, ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '

Bu metne göre, ' yönetimi için ant edilmiş olan ' kral seçilirken bir ant merasimi yapılmakta ve aynı merasim, kral öldükten sonra, Tanrıya karşı da uygulanmaktadır... Fakat her ne olursa olsun, sonuçta, dönüş, ancak Apayadır ' Allahadır '



ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG ONÇ ESİS: ES AN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere, ' bu şekilde yadolunan krala ' ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Kralın canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG ONÇ ESİS: ES-AN EL-ÖG

Tanrı yönetiminde kral olmak üzere, ' bu şekilde yadolunan krala ' ant edilmek için, verilen hükme göre ' hüküm ': Kral halkının hafızasına tesir edicidir


ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG-UR ES: ES AN EL-ÖG

Ant edilmiş olan, mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu için, verilen hükme göre ' hüküm ': Kralın canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ES UR-Ü ETİNİÇ/S ANTİ[B] ÖG-UR ES: ES-AN EL-ÖG

Ant edilmiş olan, mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu için, verilen hükme göre ' hüküm ': Kral halkının hafızasına tesir edicidir


;¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤

İT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] AN

Tanrı devletinin itici gücü ' impuls ' halk anısında anılacak şeydir


ÖG-UR ES: ES AN EL Ü

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': ' Kralın ' canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacak demektir

ÖG-UR ES: ES-AN EL Ü

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': ' Kralın ' halkının hafızasına tesir edici demektir


ÖG-UR ES: ES AN EL-ÖG

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': Kralın canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ÖG-UR ES: ES-AN EL-ÖG

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': Kral halkının hafızasına tesir edicidir


ÖG UR-AP: AP AN EL-ÖG

Apa ' yüce ' hüküm ' Tanrı egemenliğinin, yönetiminin ' kralı ' hakkında ': Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ÖG UR-AP: APAN EL-ÖG

Apa ' yüce ' hüküm ' Tanrı egemenliğinin, yönetiminin ' kralı ' hakkında ': Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '

ÖG-UR AP: AP AN EL-ÖG

' Götürülüp ' mezara vurulan ' gömülen ' hüküm yöneticisi ' yüce ' kral ' hakkında ': Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ÖG-UR AP: APAN EL-ÖG

' Götürülüp ' mezara vurulan ' gömülen ' hüküm yöneticisi ' yüce ' kral ' hakkında ': Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '


ÖK ES: ES AN EL-ÖG

Rabbi temsil eden kral ruhu: Kralın canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ÖK ES: ES-AN EL-ÖG

Rabbi temsil eden kral ruhu: Kral halkının hafızasına tesir edicidir.


ÖK AP: AP AN EL-ÖG

Götürülmüş olan Rabbi temsil eden kral: Götürülmüş olan kralın anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacaktır

ÖK AP: APAN EL-ÖG

Götürülmüş olan Rabbi temsil eden kral: Apayadır halk kralı ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... halk kralı '


AP Ü İÇ İP AP AN

' Tanrı ' hakimiyeti, Tanrı kavrayışı demektir ' kavrayışından ibarettir '

AP Ü İÇ İP APAN

' Tanrı ' hakimiyeti, Apanındır ' Tanrınındır, Tanrıya aittir '


;¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤

UR İT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] AN

Tanrı devletinin itici gücünün ' impuls ' hükmü, halk anısında anılacak şeydir


ÖG-UR ES: ES AN EL Ü

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': ' Kralın ' canının /ruhunun anısının anılışı halkında ' halk tarafından ' anılacak demektir

ÖG-UR ES: ES-AN EL Ü

Mezara vurulan ' gömülen ' kralın canı /ruhu hakkında ' can /ruh hakkında verilen hüküm ': ' Kralın ' halkının hafızasına tesir edici demektir


AP EL Ü AP AP. AP AN

Götüren olan ' şey ', halkın Tanrısı demektir. Götürülmüş olan ' şey ' hatırlanılandır

;¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤


Tabii ki biz, yüksek mühendisin izinden giderek, bu yazıtları, sillabik /tamga yazı esaslarına göre çözümledik... İşte o kadar...

Şimdi senin önünde var olan eleştiri seçenekleri yalnız ve yalnız şunlardır: ' Maval okumaya da kalkma... Başka bir seçenek yok... '

i_ Yazıtların sillabik /tamga yazı olduğu esasları üzerinden, eleştiri...

j_ Yazıtların fonetik /alfabetik yazı olduğu esasları üzerinden, eleştiri...


i_ maddesi açısından eleştiri nasıl olur, ona da bir örnek verelim...



:AP AN ONÇ ESİT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] UR-UN AN

Tanrı devletinde, ' halk tarafından ' bu şekilde götürülmüş olan ' götürülüp ateşe vurulan /gömülen ' haline geçen ' kral ' halk anısında anılacaktır.

:APAN ONÇ ESİT İ/UÇ UÇ Ü/U EL-AN[I] UR-UN AN

Tanrı devletinde, ' halk tarafından ' bu şekilde ateşe vurulan /gömülen haline geçen, halk anısında anılacak olan ' kral ' Apayadır. ' Apanındır, Apaya aparılmıştır -götürülmüştür-, dönmüştür,... '

Bu metne göre, ağıt tutan kişiler ölen kişi ruhunun Tanrıya geçeceğine inanmış oldukları için, Tanrı da bu ruhu kendine kabul etmiştir...

Sillabik /tamga yazıda, bize göre, bu yazıyor...

Sen bu yazıtı alıp, dersin ki; hayır, sillabik /tamga yazı esasları üzerinden, bu değil de şu yazıyor:

XX YY ZZ XYZ YZXY ZVYU, ...

Sonra da dersin ki; çevirisi de şudur:

.............................. ........... ' Türkçe herhangi bir şeyler '


j_ maddesi açısından eleştiri nasıl olur, ona da bir örnek verelim...

Sen bu yazıtı alıp, dersin ki; hayır, sillabik /tamga yazı esasları üzerinden değil de, fonetik /alfabetik yazı esasları üzerinden şu yazıyor:


xx yy zz xyz yzxy zvyu, ...

Sonra da dersin ki; çevirisi de şudur:

.............................. ........... ' Türkçe herhangi bir şeyler '


Bu kadar basit...

Kısacası onu, şunu, bunu,..., şunu, bunu, onu,..., bunu, onu, şunu,..., kaynak göstermekle, ya da herhangi kelimelerin Türkçe ya da hangi dillerde olup olmadığı, Türkiye İzcilik Federasyonu, Gazi, Osmanlılar, Pfadfindergeschichte im deutschsprachigen Raum, Hitler, Yahudiler, etnografik tespitler, komiteler ' Das Komitee für Einheit und Fortschritt ', filmler, bıyıklar, banknotlar, masonlar, ... ve sayılamayacak kadar çok -alıntılama -yığıntılama -toplama -,... akıl almaz zırvalıklar ile bir şey anlatmış falan da olmuyorsun... Anladın mı_?...

Tabii ki aşağıdaki gibi bir cev-ab' ı da kabul etmiyoruz...


İşte bu nedenle sayın yazar tutmuş aynı mühendis beyefendi gibi bir şey uydurmuş, Lexicon Linguae Turcicae Antiquae... Ne bu? Biz bunun yanlışlığı veya doğruluğu ile ilgilenmiyoruz translate edilince bir şey kavramlaşır mı kavramlaşamaz mı? Bunu merak ettik.

Böyle bir cev-ab, ancak ve yalnızca cevapsızlıktır ve biz de sadece ve sadece ve sadece şu anlama gelir:

Keller, sillabik /tamga yazı esaslarını da, fonetik /alfabetik yazı esaslarını da b i l m i y o r...

Bu kadar basit...

Nota Bene:

Hokkabazın, aslında hokkabaz bile olmadığı bir sonraki yazıda kanıtlanılacaktır... Bu Hokus Pokus oyunu, artık sonsuza dek bitecek, anladın mı Keller_?...






İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
machine_code isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla
Alt 10.Haziran.2018, 19:51   #23
Yeni Üye
 
oktayyapıcı13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.Haziran.2015
Mesajlar: 33
•Rep Puanı : 10
•Rep Seviyesi :
oktayyapıcı13 is on a distinguished road
Standart
Bir mühendisin kitab veya kitablarındaki cümleleri ya aynen ya da kelimeleri değiştirerek yazarak yazılar yayınlayan plebler içindeki bir kişi olan yazar, bir felsefeci gibi kurgusal zırvalıkları geliştirmede önemli olarak değerlendirilebilir. Demek ki bizim kendisinin taklitçi değil ‘’ tekrarcı ‘’ olduğunu göstermemiz çok önemliymiş ya da yazar kendisini bir narsist gibi çok önemli hissetmektedir. Tabi kendisinde paranoid şizofreni olduğu da düşünülebilir.

Bizim yazımızın yani kimseyi özelden belirtmeyen yazımızın altına şunu yazmış bir kişi ne kadar sağlıklı düşünebilmektedir : Tarafımızca her ne nedenle ve her ne şekilde ve her kim olursa olsun, kesinlikle polemiklere girilmeyecektir Diyelim ki alt planda olan her şeyi tespit edebilen üstün bir tespit makinesi olarak kendimizi değerlendiriyoruz, bizim yazımızın altına bunu yazmak ile kimin hedef alındığı bellidir ama buna karşılık ahlaki bir kusur da olan bencil bir tutum ile tarafımıza belli ithamlar yapılmıştır. Felsefe zırvalıkları ile bir şeyleri ispat etmeye çalışmak…İşte kimi adam vardır komple bir oyun dünyası oluşturur tüm insanlara bedava sunar kimi adam vardır bu kocaman oyun dünyasında bir araç modeli yapar para ile insanlara satar. Bir de şu var her ne anlatırsak anlatalım, her kaynağı göstererek anlatalım eğer bir kişi bir şeyleri tabu haline getirdiyse, bu duvar yıkılamaz…bunu zaten biliyoruz bunun ispatı için çabalamaya gerek yok. Yazar denilen kişi bu zamana kadar sadece internette yer alan kapak resimlerini yayınlamıştır, kendisi tamamen özel bir kapak resmi yayınlayamamıştır. Çünkü bu iş için para lazım, emek lazım….hayır bunlar önemli değil niyet önemlidir. Bu nedenle kopyala yapıştır ile Türkiye’deki akademilerde boy gösterenler gibi bir akademisyen olan yazar bize göre akademik bir insandır.

Anlaşılamıyorum….Anlamıyorsun… .Yahu daha yeni yazdık sayın yazar. Medyum muyuz biz? Şişinmeler…Ne oluyor bu acaba, kızmadık. Sadece merak ettik. Herhalde yazar TDK’da üçüncü maddeye baktı. Yazar gibi mühendisin yaydığı gazlar nedeniyle hem mutlu olan hem de yer gök panturkismusun eseridir diyenlerden bir çalgıcı da bize böyle laf dokundurma isteği duymuştu. Biz de sakalın ak demiştik ve backspace e basmıştık, demek ki insan yaşlanınca böyle oluyor ya da hem yaşlanıp hem de panturkismus gibi zırvalıkları çok önemsemesinde etkili olan bir kibre sahip olunca…

Evet, bir hayal, bir illüzyon, bir yanılsama…Geçiyoruz neymiş biz kışkırtılamayız… He he aynen öyle…ama işte gaza gelip yazılar yazılmaktadır. PART IV diyorduk nerede o diye soralım mı yazara? Çok önemli bir yazı olacak herhalde, hazırlık aşamasında. Ama şuna garanti veriyoruz, andımız olsun ki(!) çatır çutur çürüteceğiz o yazıyı. Nasıl mühendisin kitabından kopya edildiği kanıtlandıysa ve bunu ifşa ettiğimizden saçlar yolunduysa, bu yazıda daha iyisini yapacağız. Andımız olsun ki! ha yanlış olmasın ha.

Yine sanrılar, hayaller, olmamış olayları olmuş gibi görme…paranoid şizofreni.

Evet avlanma için önemli bir madde olan TOKUZ nümreli madde neymiş, fasa fiso olmayan tek kısım…Yazar herhalde bu maddedeki cümleleri beğenmiş. Biz de bunu önemsemiştik ve özellikle madde dokuza yazmıştık. Neden acaba?

58 maddenin hepsi gerçektir, kaynağa sahiptir, tespitler nokta atışı doğrudur. Kitaplarını bedava dağıtıyor diye para verilip alınmış Rus mafya babasının harem yaşantısındaki bir insansı olan bir adama büyük tepki göstermenin tek nedeni nedir? Neden para verdim değil mi? Ondan sonra o çok sevilen adama ağza alınmayacak laflar sıralanabilir mi? Bir zamanlar Seto denildiği için hakaret var! denilen adama bir süre sonra püsküllü Seto diyenler nasıl bir karaktere sahiptir? Bunlar ne efendim ne? ‘’ advanced ‘’ fasa fiso dur…Yazarın herhalde gözleri görmüyor, yazıları okuyamıyor, gözlük alacak parası da yok. Kusura bakmayın şimdi bunu düşündük. Doğru bu nedenlerle yazılanlar okunmamış, algılanamamış olabilir. Ama şu da var, eğer biz yanılıyor ve anlaşılma söz konusu ise tek tek !*kaynak göstererek*! maddelerimize cev-ab verebilir yazar, verebilirse…Yoksa kimin zırvalıklarla uğraştığı ve kopyala yapıştır yaptığı açıklık kazanır.

Her bir terimin manasının olabileceğini yazar ihmal etmektedir. Biz sadece forumumuza özel kendi arşivimizden bilgi paylaşımı yaptık…ama ne yazılmış akıl almaz zırvalıklar… Doğru şimdi anladık…Herkesin bir kapasitesi vardır…Bu arada şunu da yazmak isteriz, daha önce de yazıldığı gibi mühendisi ne kadar eleştirsek de yine de özgün bir saçmalama etkisi yapmıştır. Buna karşılık avantür gezisine katıldığını düşünerek iz boyunda ilerleyen tekrarcılar ne yapabiliyorlar? Özellikle Türkiye’nin diğer bölgeleri gibi bir bölgesi var ki bu bölge başka yerlere olan yakınlığından dolayı değil sadece tarihi bir gerçek olarak panturkismus ve onun zırvalıklarından uzak şekildedir. Bu nedenle herhalde yazar ve yazarın memleketlisi olan bir Edebiyat Fakültesi mezunu 43 yaşındaki diktatör ideolojisi propagandacısı gibiler hep bu mühendisten örnek vermektedirler, neden? Çünkü kendi kimliklerinden uzak bir panturkismus kimliği ile bir yerlere aidiyet duymak istemektedirler. Kendi kimliklerinin üzerinde yapay bir zırvalık olan rassist(Almanca yapılara dikkat!) panturkismus kimliğini görerek, kendi tarihlerine ve kendi dillerine yabancılaşmışlıktan herhalde bu şekilde kurtulmak istemektedirler. Biz iddia ediyoruz ki o bölgede yaşayan arkadaşlarımızdan ve yerel kişilerden öğrendiğimiz, karşı dağların arkası Christentum iken bu tarafın pek de panturkismusun zırvalıklarıyla ilgili olamayacağıdır. Bu nedenledir ki bölgede bir müze olamaz, olsa bile ancak etnografik olabilir, Stalin’nin taktiğinden ama yanlış olasın. Bu nedenledir ki bölgenin insanlarından bazıları sürekli bir volk anlayışındadırlar ve bu nedenle diğer insanları değersiz görmektedirler. Bu aslında insanların cahilliklerinden kaynaklanmaktadır ama bu da kademeli olarak değer kaybetmektedir. Buna karşılık yaşlı bunaklar o bölgenin sadece yerinin değil göğününde türkische Identität’te anlamlı olduğunu düşünmektedirler. Düşün düşün …işin.

Mühendis’in kitabı kopyanalanıp yazılar yazılmadan önce alt yapı analizi neticesinde mühendise yatkınlık tespitinden sonra açılan kutudan anlatılanlar kademeli olarak geçersiz kılınmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla Kur’an’da yazıldığı gibi elimizden geleni yaptık, gerisi yazar, yazarın iç dünyası ve Allah arasındadır.

Bir Polonya filmi seyretmiştim, Blind Chance isminde(tabi bu isim Lehçedir). Burada bir genç üç farklı koşulda Kızıl Polonya’yı terk edemiyordu. Yani oha denilecek şeyler adamın üç koşulda da başına geliyordu. Film tekniği açısından tam bir eğitim filmi olan bu filmde ne anlatılıyormuş demek ki bazen ne yaparsan yap olmuyor babo.

Gelelim runiklere, yahu sayın yazar sizin yazdığınız zırvalıkları değil onların tarihçesini, panturkismusun kökenleri gibi bu zırvalıkların oluşum şekillerini bildiğimiz gibi gerçek okumaların nasıl olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle bir panturkismus geleneği olarak bize maval yazılmasın. Yazar kalıplar dışına çıkamaz, dar bir bakış açısı ile telkine muhtaçtır.

Sayın yazar yaşın verdiği sorunlar nedeniyle görmemiş olabilir, yazımızda yer gök Türkçedir diyen mühendisin İsveç’teki taşlardaki yazıları okuyabildiğini ama neden Hagia Sophia’daki yazı ile ilgilenmediğini sormuştuk. Cev-ab var mı veya şöyle soralım cev-ab yazılabilir mi bu soruya? Karaburna ve Topadaki luwi yazıtlarını bu mühendis neden çözememiştir? Yoksa 1930 model saçmalıklarla medeniyet sahibi panturkismus gibi dağa sesini mi duyuramamıştır? Bu saçmalıklar uzmanı mühendis kitabında İsveç’teki bir taşı türkische Identität ile anlamlı tutarken taşın arkasında Haç taşıyan adam hakkında bilgi de aktarmamıştır. Hani Hıristiyanlıkta sadece sembol olarak farklı anlamlarda kullanılmasını öğrenmek için özel çaba isteyen haçların hepsi bu mühendise göre neymiş, zamga hemi de türkische Identität’te anlamlı zamga. Hani şekil farklıları gibi kilisedeki bir haç ile türbe(! – tam çevirisini yazar bulur ) niteliğindeki yerlerdeki haçın biçimsel benzerliğinin anlam ve isim olarak farklı olabileceği de önemli değildir. Ne olacak ki yaoovvğghhh haç işte, hepsi Zentralasien çıkışlı.

Sayın yazar şunu yazmış : … sonsuza kadar sus be adam!... Sus!... Sabuklamayı kes artık!... kibir falan bunları geçelim, biz yazı yazdık, konuşmadık --- Nigga reaction – Evet, biz eleştiri yapıyormuşuz…Yok biz çizgi roman okuyoruz, ap öp, lak, zort, top, hop, ur, kur…

Ne lan bu kaynak gösteriyorsun muhallebi, şeher(şehir değil) çocuği demiş bize sayın yazar? Türkiye’de üniversite eğitimi almış arkadaşlar üniversite zamanlarındaki bazılarını hatırladı değil mi, ha işte bu nedenle yazar tam bir akademisyen…Bunu kasıtlı yaptığını düşünmüyoruz. Bir film seyretmiştim, öküzlerin yaşadığı bir öküz memleketindeki bir akademik ahırda kendisine akademisyen diyen bir kocabaş ne yapmış mezartaşı fotoğrafları ile prof. olmuş, ha ne olmuş, ben benim çalışmamı kullanan profların profluğunu ellerinden aldırdım demiş. Başka ne b.. yemiş bu a…cık? Onun kitabı zaten ancak tuvalette iş görür, bu nedenle çok hassastır. Koskoca profların profluğunu aldıracak kadar intihale meraklı(iş yapamayanların ortak özelliği intihal meraklısıdır), tabi kim adını ver desek sen vatan hainisin diyecektir bu adam görünüşlü çöpler. Ha tek dayanağı nedir, panturkismus…

Daha önce yazmıştık… Ne demiştik? Gözleri zor gören yazar belli ki bunu da ihmal etmiş…Stanley Parable isimli bilgisayar oyunu çok önemlidir yani çok çok önemlidir. Çünkü bu oyun tüm kurgu unsurlarının(sanatsal içeriği dışında) yani film, edebiyat zırvalıkları, bilgisayar oyunları, felsefe zırvalıkları, müzik, resim, heykel, çizgi romanlar, inanç unsurları, var olmayan varlıklara dair anlatılanlar, kolay para kazanma edebiyatları, uzay dışından gelen kertenkeleler, geğirerek doğru nefes alıp evrene ne verirse onu alacağını düşünenler, geleceği görenler, ölünce bir elin şarteli tekrar açacağına dair unsurlar… kısaca gerçek hayattan kopuk unsurların bütününe dair genel bir fikir dizisi bu oyun ile geliştirilebilir. İnsanlar gerçek hayatlarında, var olmayan bir dünyada gerçeklikten uzaklaşmayı istemektedirler. Zırvalıklar dışında alkol, uyuşturucu ve sigara gibi maddelerle de bu kaçışı tanımlamaktadır. Çünkü insan aslında protagonist bir şekilde yönlendirmek isterken aslında yönlendirilmişliğini reddetmektedir. Kant ne demiş bacağını ayır arasından geçeni öpsün, işte bunu bilmek insana bir şey kazandırmaz ama kazandığına inanma burada esastır. Bilgisayar oyunlarını da diğer kurgu unsurları gibi gerçeklik zannedenler…bunun bir boyutu da var. O da bizim de içinde bulunduğumuz düşünülebilecek insanların, düşüncelerini sivrileştirirken başka kurgularla kendilerini uyuşturduğunu düşünmek; biz bu konuda daha rahatız çünkü biz kurgu olan her şeyin bir zırvalıktan ibaret olduğunu düşünüyoruz bir dogmanın diğer bir inançtan daha üstün olduğunu düşünmüyoruz. Yoksa tamamen mi yanılıyor yoksa yoksa(!) yanılabilmenin o hüzünlü bakışlarında yanılabileceğimizi düşünmenin düşüncesi içinde düşünmeyi mi düşünüyoruz!? Yakın bir zamanda bir oyundan haberimiz oldu, Detroit Become Human…Oyun ile ilgili yeterli bilgi internette bulunmaktadır. Biz bizi ilgilendiren boyutla ilgileniyoruz.

İnternette bu oyunu oyunun izin verdiği şekilde oynayanlara en çok atarlananların nedeni nedir? Doğru tahmin, robotların robot olduğunu kabul etmeyenlerdir. Yani bir robot, kadın biçiminde olunca hatta içinde rahim bulunsa(!) ve göğüs bölümleri rahimden doğan insana süt verebilecek şekilde dizayn edilmiş olsa dahi bunun bir kadın olmadığını kabul etmeyenler gibi bir çocuk gibi ağladığı ve bir çocuk gibi masumca baktığı için bunun dizayn edilmiş bir robot parçası olduğunu kabul etmeyenler çok atarlıdır. Robot da olsa robotda bir insan gibi duyguları varsa düşünebiliyorsa insandır veya insan ne demek ki onları insan olarak kabul etmiyorsunuz…Oyun grafik ve macera açısından çok iyi olmasına karşılık senelerce yazıldığı iddia edilen senaryosunun berbat olması, duygu pompalamasıyla bir alternatif oluşturmaktadır yani duygu pompalanması belirli bir yönlendirmeyi içermektedir yoksa The Shining gibi bir zırvalığın aslında bir Polonya filminin halk versiyonu olduğuna inanılması nasıl engellenebilecekti? Çocuğunu koruyan robot… yahu robot o, robot. Çüş dersin durur ço dersin gider virüs veya yazılımsal bir sorun varsa o ayrı yani bir eşek bir robottan daha değerlidir ama işlevsel değildir. Ama onların da duyguları var, bizi işsiz yapacaklar…Bunlar güncel paranoid zırvalıklar. Bazı şeyler vardır ki önüne geçilemez ve robotlar hizmet sektörünün tamamını ve üretim sektörünün bir kısmına mutlaka egemen olacaktırlar. Polis, temizlik görevlisi, pilot-kaptan-şoför-makinist, işçi, kanalizasyon görevlisi, kasiyer, doktor…bu mesleklerin hepsinde robotlar görev alacaklar ve işlerini insanlardan daha etkili yapacaklar. İnsanların yapamadıkları birçok şey robotlar sayesinde yapılacak ve bilinmeyenlerin çoğu bilinir hale gelecek. Ve tabi ki bir ülkenin diğer ülkelere göre önemli olarak değerlendirilmesinde robotlar önem ifade edecek. Bu robotları üretecek edebilecek kadar zeki olanlar(oyuncak olanları değil) yani IQ’dan bahsetmiyoruz, ilkel toplumlardaki beton dikmekten başka bir şey bilmediği için makinelerini de betondan yapan tüm mühendislerden daha zeki olan ve mevcut çalışmalarının ilkel toplumlardaki mühendisler tarafından anlaşılması için yıllar gerektiren mühendisler gibi yazılım uzmanları gibi zeka sahipleri eminiz ki otistikleri de biliyorlardır yani dört haneli dört sıralı rakamları çarpıp bir ile biri çarpamayanları…İnsanlar gibi öpüşen robotlar, bunu kim düşünür tabi ki yazılım uzmanları değil mi… herhalde ileri duygusal bir programlama yapılmış robotlara…Ve dikkat edelim, hep kurgularda ne denmektedir? İnsanlar çiğ süt emmiştir, teknoloji insanlığı bitirecek…Gerçekten mi? O zaman Amişler gibi yaşayın, neden telefon veya televizyon veya bilgisayar kullanıyorsunuz zaten CIA’da sizin ayak kokusu muhabbetinizi dinliyor. Doğru hırslar nedeniyle robotlar zararlı bir hale gelebilir ama bu konuda robotlar sadece bir araç değil midir? Şöyle düşünelim, bir şişe var içine ya alkol(Arapça kökenli bir kelime) koyacağız ya da su ve bunu ya içeceğiz ya da içmeyeceğiz. Burada şişenin ne gibi fonksiyonu olabilir? Yoksa T800 gibi insanlarla iletişim kurabilir mi robotlar? Kodlanmışlıkta ‘’ silah bulunduranları terminate ‘’ et varsa robot ne yapar tabi duygusal düşünür, mesela der ki yüreğim sızladı kıymadım vurmaya ağladım mühendis…tabi bu arada robot ağlayacak tuzlu tuzlu içine konulmuş sıvıyla. Bize göre robot o komudu koşulsuz yerine getirir. Programlanmış öldürme şekline göre kafa kopartılabilir, iç organlar çıkartılabilir, el kopartılabilir ama yok tabi bizim kurgucu bilgisayar oyun yazarlarına göre ağladım mühendisim, onun da anası babası vardır vurmaya kıyamadım gencecikti…he he aynen öyle. Ama bizim mahalledeki robotlar beş kuruş eksik para versen; para koy puşt, bana para koy puşt demektedir. İşte insanlık öğrenmemiş bu robot. Yapay zekası da yok, olsa var ya beş kuruş yok mu tamam ya bu seferlik benden olsun mühendise ben anlatırım der he babo he. Halbuki bir felsefe denizine bir dalsak…Oooo hippi müziklerini de açsak. Bak bu modern dünyadaki modern kölelik bizi robotlaştırıyor, biz hep olmadığımız insanlara benzemeye çalışan robotuz, seçimlerimizi biz yapmadığımızdan kendimize insanlığımıza uzaklaşıyoruz, bize birilerinin kim olduğumuzu söylemesine izin verirsek onun istediği şekilde hareket ederiz….ha dumanın etkisi dağıldı mı tamam, biz devam edelim. Şimdi kardeş bu gerçek hayatta bu denilenleri fark edince ne yapacaksın? Mesela bir planın var mı? Robotlaşmamak için iş yeri mi açacaksın para nerde? Parayı es geçelim, beğenme ve beğenilme güdülerini nasıl etkisiz hale getireceksin? Dolgun göğüslü, incecik belli, bacakları gibi vücudu kıldan arındırılmış, iri dudaklı, kırışıklıkları olmayan, göbek ve kalça bölümlerinde yağ bulunmayan, solaryumda derisinin rengini koyulaştıran…kadınlar gibi kaslı, kalçası güzel, saçları yerli yerinde, bakımlı erkekler her zaman ve her yerde tercih sebebidir, öyle bıyıklı, sivilceli, kıllı, teke gibi kokan bir kadın gibi yağlı bir erkek tercih edilmez.Halbuki ben robotlaşmak istemiyorum, kıllı ve teke gibi leş kokan bir kadın olmak istiyorum diyen kaç tane kadın olabilir? Köleleşmekte sorun çekiyorsan köle olma, basit aslında. Bize çocukluğumuzdan beri birileri bir şeyleri söylediği, telkin ettiği için toplumda yaşayabiliyoruz, türlü masallara inandırılmışız bu doğru ancak bu düşünceyi başkasından değil de olayların akışı içinde kendimiz fark edersek ancak bu düşünce anlam taşıyabilir. Temel nedir dersek işte o temel de önemlidir, yani bir plan dahilinde hareket etmek de önemlidir. Yoksa oyundaki o asi liderin kaderinin(farklı kaderler olabilmektedir) baştan sorunlu olduğu anlaşılmaz.

Oyunda Amerika’da geçerli olan ‘’ biz ırkçı değiliz ‘’ imajı için sürekli zencilerin ‘’ iyiler, masumlar ‘’ olarak sunulması da gerçekliği yansıtmamaktadır. İyi zenci vardır, kötü zenci vardır. Tabi bir de gangsta niggaları savunan social justice warriorlar var. Neymiş her zaman her yerde masum zenciler, peki bu zenci kardeşler ‘’ kaldır beyaz kıçını ‘’ ‘’ bizler beyaz çocuklar gibi değiliz, sevdiğimize değer veririz ‘’ diyenler de herhalde melezler ve bu melezler halk kahramanları olabiliyor sonuçta bu oyunu yapanlar, bu robotları üreten sayısalcılar ile senaryo yazan sözelciler arasında da büyük farklar vardır. Edmund Pettus Köprüsü diye diye ortalığı inletenlerler o köprüden yürüyerek ‘’ I have a dream ‘’ zırvalıklarını ortaya savuranlar neden o köprüyü yapamazlar? Hep beyazların suçu, halbuki sen ver niggaya olanak o köprü değil uçan araba yapar. He he aynen öyle. Fransız bir oyun pazarlamacısı, müzisyeni ve yazardan inciler…

Gelelim bu yazımızdaki Türkçe olarak ifade edilen dünya dilerinin kökeninde olduğu iddia edilen dildeki tespitlerimize :

1 - TDK sigara kelimesinin kökenini İspanyolca cigaro olarak tanımlamıştır. İspanyolca cigaro puro için kullanılmaktadır ama cigarrillo sigara demektir. Buna karşılık Fransızca cigarette bu kelimeye denktir ve okunuşu sigaret’tir. Kelimenin Rusçası sigareta, Almancası zigarette(Almancada z ile başlayan bazı kelimeler s okunur), Yunancası tsigaro(sigaro)…tir. Sigara kelimesi bir dilde daha kullanılmaktadır, Tanzanya, Kenya, Uganda ve Afrika Birliği'nde resmi dil olan Svahili dilinde….Tesadüf mü_?

2 - TDK mühendis kelimesinin kökeni olarak Arapça’daki muhandis kelimesini değil muhendis kelimesini göstermiştir.

3 - TDK diploma kelimenin kökenini İtalyanca’daki diploma kelimesi ile bağdaştırmıştır. Tabi İngilizce ve İspanyolca gibi dillerde diploma kelimesi başka anlamlıdır; Almanca, Rusça, Lehçe dillerdeki diplom ise bambaşka bir şeydir.

4 - Türk Alfabesi'nin 4. Harfi Ç harfidir. Bu Fransızca’da kullanılan bir harftir. Fransızca’da bazı harflerin üzerinde şapka bulunmaktadır. Bu konuda saçmalama enstitüsü kurulsa bazı panturkismusçular ve culte de la personnalité hayranları birinci olur, mesela neymiş efendim Osmanlıca’da da bu harfler kullanılıyormuş. Vallağğğh mı babo? Kelimenin okunuşunun karşılığı oymuş, kaynak ne babo? Fransız bir dil uzmanının yazdığı Fransızca bir kaynak…Bunlar herhalde California Dreamin şarkısını hippi otları içerek yazı yazıyorlar. Şimdi şapkalı harf denilmektedir değil mi? Şapka nedir, ideoloji propagandası yapılan bir dergiden öğrenelim : Ülkenin yaşayışında mühim bir rol oynamış olan fes ilga edilerek şaka giyildi. Bu inkılâp ta tedricen yapıldı. 1925 baharında ordunun sepuşuna bir güneşlik ilâve edildi. 1 eylûl 1925 te de Atatürk ilk defa olarak Kastamonu’da şapka giydi. Önce memurlar, sonra da münevverler ve nihayet bütün ulus şapkayı kabul etti. …Şapka Türkler için bir semboldür, entelektüel serbestliğin, düşünce hürriyetinin, asırlık batıl ilikadlara galebesidir. Yani fes Osmanlı’nın şapka ise Türklerin bir sembolüdür. Peki, diacritic harflerin kullanıldığı kelimeler hangi kökenlidir ya Arapça ya da Farsça…

5 - Kasiyer kelimesi İtalyanca cassiere kelimesinin İtalyanca okunuşunun son harfinin kesilmiş hali olabilir mi?

Yunanca bir kaynakta şunları yazılıdır : Stin ékdosi aftí ypárchei énas pínakas ellinikón grammáton me diakritiká simeía, óste na einai dynatí i sostí proforá ton tourkikón léxeon. Neden yazdık çünkü Türkçe isimli dildeki Fransızca’nın etkisi bir makale konusudur…


Yazar ve onun hocası bu daşı da okurlar
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Biz Almanlardan kız alıp kız verdik
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Eklenen Resim Ön İzlemesi
Dosya tipi: jpg fwe.jpg (55.4 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg fwe1.jpg (96.8 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg fwe2.jpg (38.3 KB (Kilobyte), 4x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg cd.jpg (85.2 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg cd2.jpg (83.0 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
oktayyapıcı13 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Temmuz.2018, 11:39   #24
Yeni Üye
 
oktayyapıcı13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.Haziran.2015
Mesajlar: 33
•Rep Puanı : 10
•Rep Seviyesi :
oktayyapıcı13 is on a distinguished road
Standart
Son zamanlarda mırnavlamaları ile rahatsızlık uyandıran kedici teyzenin kedileri ve rahatsızlığa neden olan kedici teyze plastik tasma takılmak suretiyle hayvanat bahçesine kapatılmıştır. Evet, bu trafolara da saldırarak milli değerlere zarar veren kedi çetesi, kuşlar gibi iki ayakları olan insanları da yanlış yönlendirebilmiş ve insanları da kirli emelleri için kullanabilmiştir. Buna karşılık bu içki günahtır diyip içki içen kedi çetesi, İngilizlerin kendilerine bir komplo yaptığını ve bunun nedenin de İngiltere'deki derin yapılanma ile ilgili patilerle yazılan kitabın yazılması olduğunu iddia etmektedirler ancak kendileri daha düne kadar Kıbrıs'ın kuzeyi paralelinde İngiltere'nin güney ortasındaki yapılanmalarla beraberce Fransa'yı hedef almalarının nedenlerini açıklayamamaktadırlar. Yeni gelen açıklamalara göre bu çete tarafından yazılan kitaplar toplatılacakmış, üniversiteler dahil tüm kütüphanelerdeki kitaplar toplatılacak ve bu kitapları propaganda yapmış insanların da suç kapsamına alınacağına dair gelişmeler olabilecektir. O zaman evrim yalandır, darwinizim dini diye bir din vardır ve buna benzer nedenlerle H.Y. şeklinde sözde üstü kapalı yazılar yazanlar suça iştirak etmiş olacaklardır, kitapları sipariş etmişlerse zaten kayıtlar olduğundan bu kitapları imha etseler dahi fişlenmiş olacaklardır...

Yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Önce kelime tespitlerimizle başlayalım.
1 - Çay kelimesi Çince’dir ve o zaman Türkler çayı Çinlilerden öğrenmişlerdir.
2 - Fransızca Çin kelimesi Chine diye yazılır, Şin diye okunur.
3 - Manevra kelimesinin kökeni TDK'ya göre İtalyanca kökenli manovra kelimesidir. Almanca manöver kelimesinin okunuşu, kelimenin kuruluşunda etkili olmuş olabilir.
4 – Villa kelimesi Tdk’da İtalyanca villa kelimesi kökeninde tanımlanmıştır. Kelimenin Almanca ve İngilizce karşığı villa kelimeleridir.
5 - Tipik kelimesi Fransızcadan ithal edilmiş bir kelimedir ve orjinali typique'dir ve tipik diye okunmaktadır. Almanca typisch, İspanyolca típico kelimeleri de bu kelimenin yapılanmasında etkili olmuş olabilir.
6 - İzlanda kelimesi Macarca İzlanda dili anlamına gelmektedir ve bu kelime Türkiye yokken kullanılmaktaydı.
7 - Hollanda olarak bilinen ülke aslında Netherlands'dır ve bir Netherlands'lıya Hollandalısın demek kaba bir ifadedir. Dutch tercih edilebilir. Kelime Yunanca Ollandia'dır ve Hollandiya olarak okunur, Macarca kelime Hollandia'dır ve Hollandiya olarak okunur.
8 – TDK Japon kelimesini Japonya halkından olan kişiler için kullanılan bir kelime olarak ele almıştır ancak kelimenin kökeni olan Fransızcada Japon kelimesi Japonya demektir, Japon ise Japonais(Japone). İşte bu da Türkçe’nin çok köklü bir dil olduğunu kanıtlamaktadır.
9 – Şarlatan kelimesi TDK’da Fransızca charlatan kelimesi kökenli olarak tanımlanmıştır. Kelimenin Fransızca okunuşu şarlato dur ancak Almanca Scharlatan kelimesi şarlatan şeklinde okunur. Ve Türkçe adı verilen yabancı dillerdeki kelime okunuşları ile kelime oluşturulmuş köklü dildeki kelimenin Rusça karşılığı sharlatan(şarlatan), Lehçe karşılığı szarlatan(şarlatan), Ermenice karşılığı charlatan(şarlatan), Çekçe karşılığı sarlatan(şarlatan), Macarca karşılığı sarlatan(şarlatan), Slovakça karşılığı sarlatan(şarlatan) kelimeleridir.

Diğer tespitlerimiz :
1 – Türkiye’deki birçok müzede sahte arkeolojik eser, gerçek olarak tanımlanarak sergilenmektedir. Bunu ilk olarak sözde dağa keçilerini çıkartan fes kafalı bir insanın yer aldığı taşı Eski Grek dönemi ile ilişkilendiren bir müzede fark etmiştik. Dolayısıyla günümüzde İran Kültürüne ait Selçuklu olarak tanımlanan özellikle taş eserlerin çoğu ya yeni dönemde yapılmıştır ya da başka kültürlere ait olmasına rağmen Selçuklu olarak tanımlanmaktadır.
2 – Çift başlı kartalın sözde Selçuklulara ait olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceyi ezbere söyleyenler ve yazanların çift başlı kartalın Selçuklulara neden ait olmayacağına dair herhangi bir açıklamaları bulunmamaktadır. Çünkü karar verilmiştir, Hıristiyan Kültüre ait çift başlı kartal Selçuklulara aittir. O zaman şöyle soralım madem sözde Selçuklulara aittir bu sembol, Bizans veya Ermeni kültürlerine ait değildir o zaman İspanya’da on yedinci yüzyıla ait üç kafalı kartallar gibi üç kafalı insanlar da Selçuklulara mı aittir?
3 – Günümüzde dahi kurgan adı verilen höyük veya tümülüslere dair panturkist açıklamalar yapabilen insanlar bulunabilmektedir. Şimdi bırakalım bu Rus, Alman, Fransız arkeologların çalışmalarını derleyip sözde bir şey yaptığını düşünen cahiller, bu kişilerin aidiyet hissettikleri coğrafyada değil de sanal aidiyet coğrafyasını hayalledikleri yerde aksonometrik çalışma yapılabilir mi?
4 - Panturkismusun çok önem verdiği isimlerden birisi Emine Gürsoy- Naskali'dir. Doğum tarihi veya doğum yeri ile ilgili bilgilerin pek bulunmadığı Naskali(!)'nin '' 1973 yılında Oxford Üniversitesi (St. Anne’s College) Şarkiyat bölümünden mezun oldu.'' ile başlayan biyografisi dikkat çekicidir. Hani mezun olmadan önceki hayatı nedir, bilgi neden verilmemektedir? Naskali ile ilgili şunlarda yazılıdır : Doktorasını İstanbul Üniversitesi'nde yaptı, Helsinki Üniversitesi nde ve Oxford Üniversitesi'nde(Urfa değil) dersler verdi ve bir şey daha yazıyor : ...Celal Bayar Arşivinden Serbest Fırka Anıları.. Ha demek ki neymiş edebiyatçı Naskali, her kış komünizm gelecek diyen paranoid olarak tanıtılan ve demokrat Celal Bayar'ın torunudur. Ayrıca Celal Bayar, Osmanlı gibi diğer inançlara karşı düşman Das Komitee für Einheit und Fortschritt'te yetişmiş ve Zentralasien fikrini savunan bir kişidir. Peki Das Komitee für Einheit und Fortschritt'in etkisindekilerin itaatkarlıkları teşkilatlandırılmış bir yapı mıdır? Bayar'ın kızı ve Naskali'nin annesinin ismi Nilüfer Bayar Gürsoy'dur ve babasının ismi ise Ahmet İhsan Gürsoy'dur. Aileden gelen bir gelenek ile siyaset ile de ilgilenmiş Naskali, çocukluğunda yaşadığı baskılardan sonra devlet okullarına da alınmayınca çareyi Oxford'da bulmuş. Yani Yunanistan varken, Bulgaristan, Almanya, Fransa... neden Oxford hani İngiltere'deki diğer üniversitelerde de değil, illa Oxford. Pakistan Başkanı Benazir Butto'da Oxford'da eğitim almış herhalde Naskali'nin siyasete girmesi hedeflenmişti. Naskali'nin kardeşi Akile Gürsoy 1921 tarihinde doğmuştur, Naskali gibi Akile Hanım'da İngiltere'de eğitim almıştır(Durham University) ve aynı sene içinde mezun olmuştur. Naskali'nin kocasının ismi ise Esko Naskali'dir. Emine Hanım Esko Bey ile İran'da tanışmalarını şöyle anlatmıştır : '' Lise sonrası Oxford’u bitirdikten sonra bir yıl Tahran Üniversitesi’ne gittim, orada tanıştık. Çocukların burada yetişmesi için İstanbul’a gelmeyi ben istedim.'' Yani Fin Devlet Başkanı yeğeni olarak tanıtılan Esko Naskali ile Emine Gürsoy İran'da Tahran Üniversitesi'nde tanışmışlar. Yoksa 1977 ile 1984 yılları arasında Helsinki Üniversitesi'nde tanışmış olamazlar ve bu Tahran Üniversitesi biyografisinde yazmaz neden?
5 - Demir Özlü '' Sürgünde 10 yıl '' kitabında şu ifadeleri kullanmıştır : Büyük bir evin önünde odunlarla meşgul tipik bir Finli gördüm. Esko Naskali'ydi bu. Beni bekliyorlardı. Esko sanırım iyi nitelikleri olan çalışkan bir Finliydi. O da Üniversite'de okutmandı. Türkçe, Farsça biliyordu...'' Kitap kapak tasarımı da yapabilen Esko, Fince bazı çalışmaları çevirmiş ve Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'den de emekli olmuştur. Kendisi nümizmatik konusunu da önemsemiştir. Kendisi Finlandiya Başkanı Martti Ahtisaari özellikle sorunlu bölgelerdeki sorunların çözümünde arabuluculuğu ile tanınmaktadır ve Zentralasien ile de bağları bulunmaktadır. Ve özellikle Naskalilerin İran konusundaki tavırlarını anlamak açısından Ahtisaari önem taşıyabilir.
6 - Kimi kaynaklarda Esko Finli bir Türkolog olarak tanıtılmıştır.
7 - Birçok edebiyat kitabı yazdığından ötürü, Zentralasien'daki edebiyat zırvalıkları olan destanlardan bazılarını Sayın Naskali çevirmiştir. Tabi bu destan denilen zırvalıkların nasıl oluşturulduğu, nasıl biçimlendirildiği önemli değildir. Sonuçta bunlar Zentralasien çıkışlı ve Türkiye'deki bazı gruplara kim olduklarını söyleyen söylentilerdir. Bu destanlardan birisi de Altay destanı denilen Maaday-Kara'dır. Hani Altay Destanı Maaday-Kara imiş adı. Naskali '' Türklerin, Türk devletinin ve Türk hükümetlerinin kendilerine bakış açısını da şekillendiriyor '' dediği bu kitapları hangi amaçla çevirdiği bellidir. Bu nedenle derlemeden kaynaklanan temel sorun olan geç derlenme nedeniyle farklı inanç sistemlerinin etkileri destana girmiş yoksa orjinaldi…Gelelim bu edebiyat zırvalığının Zentralasien'deki göçebelerden Türkiye'dekilerin kimlikleri ile bağdaştırılma sürecine...Kara kura isimli bu edebiyat zırvalığı Alexey Grigorievich Kalkin isimli Altaylara özgü türkücünün ya da destan anlatıcısına dayanmaktadır. Rusça'ya çeviri Alexander Ivanovich Plitchenko tarafından yapılmıştır ancak Plitchenko'dan önce Sazon Simovich Surazakov isimli bir Altaylı tarafından '' Epos Narodov SSSR''da Kalkin'den derlenen çeviri yayınlanmıştır. Bu tarihten önce üç kere farklı şekillerde yayın yapılmıştır. Rusça kitabın ön sözü tamamen Altaylılara ait olan bir yerel destanın neden Türkiye'de kendisine Zentralasien çıkışlı Türk diyenlerin hatalı olduklarını tanımlamaktadır.
8 - Naksali kitabının giriş bölümünde destanın Güney Sibirya'daki Altay Türkleri daha doğrusu göçebe çekik gözlülerin doğal hayatlarını konu aldığını, içeriğinde Altay fantezilerinin bulunduğunu, Mehmet Tezcan'nın '' Kardaş Edebiyatlar '' isimli dergide S.S. Surazakov'un makalesini çevirerek yayınladığını, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından tertip edilen bir gezi ile Altaylara ilk defa gittiğini ve bu gezide dostlar edindiğini, diğer birçok göçebe destanı gibi bu destanın da ortaya tam çıkış zamanının bilinmediğini ama buna karşılık Nasreddin Hoca ile bu destanın arasında bağlar olduğunu hatta bu göçebe zırvalığının okunduğunda Nasreddin Hoca'daki bazı şeylerin daha netleşebileceği ifade edilmiştir yani Pers Kültürü hiçe sayılabileceğini ifade etmeye çalışmıştır Sayın Naksali... Bu kitapta çeviri yapmış olmasına karşılık Helsinki Üniversitesi folklor Bölümü'ne, kaynak temini konularında ise Bonn Üniversitesi'nden Karl Reichl'e ve Leipsiz Üniversitesi'nden Nurettin Demir'e teşekkür etmiştir, Sayın Naskali. Bozkırdan Bağımsızlığa Manas'ta yine Karl Reichl ön planda tutulduğundan bu ifadelerin başka unsurları içerebileceği düşünülebilir. Sibiryalıların müzik geleneği için Sovyet Ansiklopedisini tavsiye eden, destanın kaynağı olan halk ozanının çalışmalarını hep aynı kişinin derlediğini ve bu kaynağın sözel bir ezber ile destanlarını aktardığını ifade eden Naskali, destanların oluşumundaki milliyetçiliğin toplumları kültürlü yapmak için bir araç olacağı dikkate alınmamıştır.
9 - Her ne kadar kültür birliği denilse de siyasi bir oluşum olan Türksoy tarafından çıkartılmış ve Naskali tarafından hazırlanmış Manas Destanı isimli kitap aynı zamanda bu oluşumun ilk kitabıdır. Kırgızlara ait olan bu destan nasıl olmuşsa tüm Türkleri kapsar gibi bir düşünce önemsenmiştir. Yani Kırgız milliyetçiliği açısından Manas önem ifade edebilir, Türk milliyetçiliği denilen Türkiye'deki milliyetçilik için bu destan önemsizdir. İran yani Pers Kültürüne ait bir yazılı kaynaktan hareket ederek, kendi tarihlerini kendilerinin yazdıklarını düşünenler şu ifadeleri kullanmıştır : 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümünden mezuniyet tezi olarak Şaziye Berin tarafından hazırlanmış olan bir Manas çevirisi olduğu bilinmektedir. Bu çeviri, destanın Kırgızca aslından değil, Radloff'un Almanca çevirisinden yapılmıştır; ayrıca, tabii, bir öğrenci tezidir ve düzeltilmesi gereken yanlışlar ve eksikler vardır(Bu arada, Radloff'un Almanca çevirisinde de düzeltilmesi gereken noktalar olduğunu belirtmek istiyorum.) Yani Sayın Naskali, o kadar önemli bir şey yapmış vooov, Kırgız dilinden çeviri yapılmış öyle ki yani çevirinden başka bir şey yapamayan klasik Türkiye'deki akademisyenler Sayın Naskali'ye başarısı için çiçek de göndermiştir.Ama bu çalışma zaten Radloff'un derlediklerine dayanmıyor muydu çünkü Naskali şunu bilmektedir ki Radloff demezse, aslına uygun yazsa bunu kimlerin derlediğini, hangi amaçlarla derlediklerini ifade etmesi gerekecekti. Dededen gelme panturkimus etkisi öyle sorunludur ki Kiril alfabesi, kırgızca, türkçe ile kapatılmamaktadır.
10 - Günümüzde belirli bir din mezhebi haline getirilmiş bir inancın ayinlerinde çeşitli resimler kullanılmakta veya kullanılmasını gerektirecek zorbalıklar hatırlanmaktadır. Türkiye'nin güneydoğusunda bulunan bir Hıristiyan yapı içinde, bu yapıda görevli olarak çalışmışların resimleri bulunmakla birlikte adeta zorbalıkları hatırlatmak amacıyla indirilmemiş bir cuntacı asker ile Hıristiyan din adamının tokalaştıkları bir resim ile hepsinin üzerinde askeri kıyafetli Thessaloniki doğumlu bir ADAMın fotoğrafına yer verilmiştir. Bu resimler tabiki ibadet edilen yerde değildir buna karşılık bahsi geçen Adamo resmi(Salvatore Adamo değil) temelsizce bir dinin mezhebi haline getirilmesi uygun görülmüş bir inançta ibadet esnasında olmazsa olmaz olandır. Bu hem o inanca hem bağlı olduğu dinin genel bütünlüğüne zarar veren bir uygulama olduğu aşikardır çünkü mezhepsel tanımlara bile uygun düşemez bu. Bunun kabahati o inanca sahip olanlar değildir o inancı başkalaştıranlardır.
11 - 1930 model bir tek tipleştirmeyi ön görerek konum elde etmeye çalışan 1980 ithal cuntacıları, medya yoluyla Türkiye'nin güneydoğusundaki Hıristiyanlara baskı yapılmadığını, onların bu refah içindeki ve güvenli ülkeden rahat olmalarına karşılık bu rahatın onlara battığını, onlara hiçbir baskının yapılmadığını buna dair asılsız haberlerin bizi kıskanan Avrupa tarafından yapıldığını sürekli yazmış ve söylemişlerdir. Almanya'ya gidenlerin ne kadar mutlu ve huzurlu olduklarını da yazan bu gazete denilen paçavralarda istikrarlı şekilde '' baskı yok '' haberlerinin yapılması aslında muhteşem bir baskının onlara karşı yapıldığını göstermektedir. İngiltere Kraliçesi'nin yanında iken göğsündeki haç ile 1900'lü yıllarda Osmanlı'daki oralarına buralarına haç takan atalarını hatırlatan baş cuntacı, doğum gününün de bir Kadir Gecesi olduğunu söylemiştir hatta yemin ederken bir tane de cami imamı hazır bulundurmuştur, bu yönüyle bize göre bu baş cuntacı ve onun hizmetkarlarının zihniyetinden uzak kalabilenler yani Osmanlı'nın çöküşünde etkili olan sivri bıyıklı, Müslümanken taktıkları haç ile batılı olduklarını düşünen barbarlardan uzak kalabilenler her zaman daha huzurlu olmuşlardır. Ama zaten bu barbar zihniyetin yasakları hiçbir zaman uzun süreli olamamıştır; o dinin dilini yasaklamaları o dili bitirememiş, onların ibadetlerini engellemeleri o ibadetleri engelleyememiş, onları kendileri gibileştirmeleri onları başkalaştıramamış, çeşitli bahanelerle kapatılıp önünde asker bekletilen ibadethaneler açılmış, baş cuntacının öldüğü o kutlu günde yasaklanan şenlikler tekrar yaşanmış ve yasaklanan çalgılarla yasaklanmış dildeki yasaklanmış şarkılar bu şenliklerde söylenmiştir. Böylece cuntacıların istekleri ile oluşturulmuş terör örgütlerine katılımlar azalmıştır. Bu insanları bilinçli olarak öldürmek için belirli bir terör organizasyonunu kullanıp, bunu dini bir çatışma olmadığını düşündürmek için iki kutuptan yararlanılmıştır. Birincisi dinden uzak olarak gösterilen terör organizasyonu diğeri ise dine yakın olarak gösterilen terör örgütü, bunlar aracılığı ile azınlık olarak değerlendirilen dine baskı yapılmıştır ve ölmemek için gidin imajı uyandırılmıştır. Aynı cuntacıların sözde doğum kontrolü için prezervatif dağılmalarının temel nedeninin çoğunluğun korunumu olması gibi.
12 - İnternette çeşitli çağdaş üniversitelerden yeterliliğe sahip olanlar çeşitli alanlarda kurslar vermektedirler. Bu kurslardan bazıları ücretli bazıları ise ücretsizdir. Gördüğümüz kadarıyla atıyoruz Eski Grekçe konusunda eğitim alırken canlı dersler yapılmakta, ödev yapılması beklenmekte, sınavlara katılınmakta ve bu sınavdan alınan puana göre diploma verilmektedir. Ücretsizlerde ise sadece ders anlatılmaktadır. Gördüğümüz kadarıyla üniversite denilen binalarında kibir sahibi Orta Doğululara göre çağdaş ülkelerdeki üniversitelerdeki öğretmenler her sorulana cevap vermekte, konuyla ilgili kaynak tavsiyesi yapmakta hatta zorunluluklar sebebiyle kitaplara erişilmemesi durumda kitaplar konusunda yardımcı olunmaktadır. Hemi de bedava. Bu Orta Doğu'da bulunmayacak bir erdemdir. Bu kurslardan Roma'daki Mimari ile ilgili olan kursta öğreticimizden şunu direkt olarak öğrendik, klasik mimari bilinmeden günümüz mimarisinde bir halt olmaz. Çünkü günümüzün çağdaş mimarisinde çağdaşlığın getirdiği unsurların kökeninde klasik mimari vardır, bunu dikkate almamak gecekondu yapar gibi ev yapmayı gerektirmektedir. Örneğin öne doğru kavisli şekilde balkon çıkartıp, dış kaplaması döküntü... dış bölümü devlet binası şeklinde ev yapıp bunu 400.000 liraya satanlar ancak Orta Doğu'da olur. Burada buna alışmışlar atıyoruz Fas'a gittiklerinde hem Faslı hem de oradaki Fransız mimarların ellerini omuzlarında hissederler, çünkü onlar Fransa'da eğitim almıştır ve öğrendiklerini içselleştirmişlerdir. Sonra orada bir tok yapamayanlar Orta Doğu'ya geri döndüklerinde '' ben vatanıma hizmet edeceğim '' derler. Çünkü bunların başka bir yerde yaşama şansları yoktur ve vasıfsızdırlar. Bir de çocuklarını Almanya'ya, Fransa'ya... dil bilmeden ve çağdaş kültür kökeni öğretilmeden gönderen Orta Doğulular vardır. Bunların çocuklarının başarısız olacakları bellidir ama illa eğitim için oralara, o beğenmedikleri medeni ülkelere gönderirler. Ne demiştik, haçın türlerini öğrenmek bile uzun bir çaba gerektirir... Mimaride kullanılan detayları artık okuyucu düşünsün... Hele bir de Almanya'da, tekniğin ileri olduğu Almanya'da...İşte Orta Doğu kafası, herkes pilot kalem kullanıyor diye pilot kalem kapağını gömleklerini cebine koyup kalemi çöpe atan Orta Doğulular... Bu Orta Doğuluların zihniyetlerini anlamak için bir deney de yapalım, internete mausolea yazınca bakalım ne çıkacak? Yine Delos Island lions yazalım google amcaya bakalım ne çıkacak, hani birileri Grekler değil Anadolu'nun sahibi Türklerdi çünkü Hititler Türk'tür diyecektir ve işte o artemis temple a benzer olan yapıdaki aslanlar Hititlerden esinlenerek yapıldı, aslanlar ve Anadolu’daki tüm mimari eserler Yunanlılar'ın değil Hititlerin torunları Türkler tarafından yapıldı zihniyetini biz anlayamıyoruz. Bu kursta yine Türkiye'de Büyük Pazar veya Kapalıçarşı olarak bilinen yapı hakkında bir şeyler de öğretilmektedir. Buna göre Roma'daki Trajan'nın Marketi(Mercatus Traiani) isimli yapı gibi Roma niteliğindeki bu yapının da Türklere ait olduğunu bir hayalden ibaret olduğunu gösterebilir. Zaten Anadolu'daki kalıntıların %35'i Roma % 35 Yunan % 25'i de Hıristiyan dönemle tarihlenmektedir. %5 ile bol bol edebiyata yeter de artar bile tabi onlarda aslında Arap veya İran kökenlidir ve bunların bir kısmı panturkismus için yeniden tanımlanmış veya yapılmıştır da hadi bunu da geçelim. Bize göre Türkiye'de eğitim alınacaksa sadece sayısal alanlarda eğitim alınmalı ve bu eğitim gerçek bir eğitim ile yurt dışında tamamlanmalıdır.
13 - Önceki yazımızda Kaşgarlı isimli birisi tarafından yazıldığı iddia edilen panturkismusun çok önemsediği edebiyat zırvalığının nasıl ortaya çıktığına değinmiştik. Hasan el Bayatî tarafından yazıldığı iddia edilen Cam-i Cem Ayin isimli bir kitap varmış ve bu kitabı kim bulmuş efendim kim? Evet, doğru tahmin Divan-ı Türk saçmalığını da bulan Ali Emirî...Yine böyle sokaklarda dolaşırkene bir bakmış ne görsün, tek kopyası olan bir kitap daha. Neymiş bu kitap İslam Ansiklopedisi'nden okuyalım : '' Müellif hakkında çok az bilgi vardır. Eserinden anlaşıldığına göre Oğuzlar’ın Bayat boyundan olup'' dur dur donduralım Uğurcum...Ne bu da mı Oğuz? Vışşşş buba...bu da Oğuz imiş Otuz değilmiş. Bak sen şu işe. Devam edelim, Farsça gazel münasebetiyle Şehzade Cem’le tanışmıştır. Adını bu şehzadeden alan Câm-ı Cem-âyîn, müellifin yanında bulunduğunu söylediği bir “Oğuznâme”den Cem Sultan’ın emriyle özetlenmiş ve ona ithaf edilmiştir. Eserde Osmanoğulları’nın ataları ve Kayı boyunun ileri gelenlerinden söz edilmiş, Osmanlı padişahlarının şeceresi efsanevî bir şekilde Hz. Âdem’e kadar götürülmüştür... Behcetü’t-tevârîh müellifi Şükrullah da Osmanlı silsilesini bir “Oğuznâme”den almıştı. İlk Osmanlı tarihlerinin verdiği silsilenâmelerde Osmanlılar’ın Mâverâünnehir’den geldikleri belirtilir, ancak bu bilginin kaynakları gösterilmez. '' İran Ansiklopedisi'nde bakalım, ne yazılmış : Jem’s Persian divan contains 2,415 couplets and has been recorded in four manuscripts..Though not a first-class poet but a specialist in classical Persian literature, Jem wrote powerful visionary poems. He was inspired by Persian poets such as Nezami, Salman-e Savaji, Hafez, and Jami (qq.v.), as well as by Turkish poets such as Ahmed Paša, Šayki, and Nejati Beg.'' Demek ki İran Kültürü Osmanlı'nın her alanında görülebilmekteydi ve bunu silmek için belli yollar aranmış olabilir.
14 - '' Macaristan ve Bulgaristan'daki Türk Sanat Eserleri '' isimli kitap Yaşar Yücel tarafından çevrilmiştir, hop donduralım Uğurcum. Ne çeviri mi kimin kaynağı çevrilmiş Uğurcuğum? Türkiye'deki tarih anlayışının bir gereği olarak Hıristiyanlığı hiçe saymanın belli nedenleri bulunmaktadır ve var olmayan bir tarih anlayışını varmış gibi '' pekiyi '' derecesiyle temsil eden Sayın Yücel bir cuntacı tarafından kurulan bir komitede üye olarak da görev yapmıştır. Bu komite cuntacılar tarafından kurulan bir araştırma kurumunun da kuruluşunda etkin rol almıştır. Aynı dönemlerde kızların bekareti milli bir mesele olarak görülüyor ve kamu kurumlarından bekaret testi isteniyordu, özellikle Türkiye'nin doğusunda prezervatifler dağıtılıyordu, insanların kendi paraları aldıkları antenler kırılıyordu çeşitli bayrakların altında(İşin ilginci şu, bu cuntacı barbarların neden olduklarını görenler başkalarına diktatör demeleri ne kadar anlamlı olabilir?). Kitapta özellikle bir Macar'ın ismi oldukça fazla sayıda anılmıştır. Çünkü Türkiye'dekilere göre bu Macar kendi düşüncelerini onaylıyormuş. He babo he nasıl olsa Macarca bilse bile kaynaklara ulaşmak zordur ya salla gitsin. Tabi çeviri yaptığı '' iddia '' edilen Yücel, Macarca biliyor mu? Hani google translate de yok o zaman, başka bölümlerdeki öğrencilere mi yaptırıldı çeviriler? Yok yok merak etmeyelim Das Komitee für Einheit und Fortschritt'nin bir geleneği olarak Yücel'de Fransızca biliyordu ve çeviriyi bu Macar'ın Fransızca yazılmış bir makalesinden yapmış. Yani Fransızca biliyorsak, prof bile oluruz hem de tarih, coğrafya... her alanda. Ha neydi Kurdisch diye bir dil yok, Türkçe dünya dillerinin atası... Doğru. Osmanlıca Türkçedir değil mi zaten? He he aynen öyle, Zentralasien'den cıgıdık cıgıdık gelindi göçebe çadırlarıyla. Bu Macar'ın Fransızca çalışmasının ismi '' l'Artisanat sous La Domination Ottomane en Hongrie ''. O dönemlerde müzelerde '' Türk eserleri '' isimli bir rüzgar esiyordu ve bununla gurur duyuluyordu her ne kadar bunu düşünenlerin zihniyetleri Osmanlı'nın genel zihniyetinden uzak olsa da.Şimdi bu çalışmayı Yaşar Bey nasıl çevirmiş, Macaristan Milli Müzesi'ndeki Türk Sanat Eserleri... He babo dakka bir gol bir, Osmanlı Türk müydü hani Zentralasien'den gelme zihniyet Osmanlı'da var mıydı yoksa onlar bunu bilmiyordu da 1930'lardaki güncel '' ırkçı '' zihniyet çerçevesinde Osmanlılar kim olduklarını '' gökten indiğine inandırılmış '' şekilde dogmalaştırma bütünlüğünde öğrendiler? Hani içi boş bir Osmanlı, savaşmaktan toprak kaybetmekten kazanmaktan başka bir şey olmayan o kadar fazla halkı da bir araya toplamamış bir Osmanlı... Bunu kendi prensipleri ile Thessaloniki'den, Kafkasya'dan getirenler işte bunu öğretenler olduğundan Yaşar Bey'de buna uyum sağlamış. Ne efendim Osmanlı demek Türk demektir, hayır efendim, Osmanlı demek Osmanlı demektir belirli bir bütünlüğü ifade eder, iyisi ve kötülüğü ile sevabıyla günahıyla bütünsel bir Osmanlı... Almanlardan öğrenilmişlikle şekillendirilen bir göçebe edebiyatı, Osmanlı'yı bağlayamaz. Kaldı ki bunu bile 1500'lü yıllarda yani kilise yakarak Hıristiyan kanı akıtan bir Hıristiyan mezhebin etkileri ile yazılmış kitaplardan öğrenilmiş olduğunu araştırılınca bulunacak kadar kolaydır. Yaşar Bey'in çeviri hatalarını geçelim, neymiş efendim bu Macar yazmışkine ''Macar Milli Koleksiyonunda, ki ülkenin en zenginidir, Türklere ait süsleme sanatlarının...'' Fransızca bulletin değil de Belleten isimli derginin yani Fransızca'dan alıntı bir kelime ile ilgili değil veya bu kelimenin bozulmuş hali değil aman ha, 1986 yılına ait 197'nci sayısında ne var aaa o da nesi Yaşar Bey'in makalesi... hemi de aynı şekilde. Zaten bu tarihten sonra panturkismus hayalcileri Balkanları ele geçireceklerini düşünmüşlerdir, Osmanlı olarak değil Türk olarak...Bu arada Osmanlı çanağı, böreği, sürahisi diye örneğin 5000 euro verilince bu parçalar alınıyor, aynı 100 milyon yıllık fosiller gibi...Ayrıca Osmanlılara ait olanlar sadece Yunanlılara, Ermenilere, Makedonlara, Araplara veya Türklere ait olamaz çünkü Osmanlı içinde sadece bir topluluk yoktu ve bize göre bunlar Balkan topraklarındaki milletlere aittir, Osmanlı'dan ayrı bir kimlik olan Türklerin bu konuda pek de övünülecek bir şeyleri olduğu düşünülmemektedir. Bu nedenledir ki aynı derginin aynı sayısında aynı yazar tarafından '' Bulgaristan'daki Osmanlı Anıtları '' kitapta Türk Anıtlarına dönüştürülmesine biz şaşırmadık. Ve tabi ki sobamızı yakmak için kağıt lazım.
15 – Mühendis olarak nitelendirdiğimiz kişinin panturkismus zırvalıklarını yazar olarak nitelendirdiğimiz kişi gibi önemsemiş H. Feyza Daldal isimli bir kişi '' Bereketli KünAy '' isimli bir kitap yazmıştır. Ne yazmış daha ilk sayfada: '' Dünyanın en eski halkarından biri olduğumuzu biz Türkler, çoğumuzda var olan sezgilerimizle biliyorduk. Artık gerçek olgulara ve bilime dayalı kanıtlarla da, tarihimizin ve kültürümüzün ne kadar eski olduğunu görebiliyoruz.'' He babo he aynen öyle. Şimdi biz azınlık olarak beynimizi kullanıyoruz, sezgilere yer yok bizde. Dünyanın en eski halklarından yazılması yanlış, en eskisi çünkü medeniyet bizden çıktı diyip hhaaa pardon pardon diğerleri barbar göçebe biz tek medeniyet sahibi olanlarız ve bizimle dünya medeni oldu. Dünya da düzdür değil mi babo bilimsel bir gerçek sonuçta...Kitapta Başkurt bir şairin şiirine de yer verilmiş, sanki Türkiye'de yaşayan bizleri çok ilgilendiriyormuş gibi. Bu belki de gerçek olgulardan ve gerçeklikten kaçmaya bir temel bulma ile ilgilidir ama bizim soba için kağıt lazım. Sonuçta gerçek kitaplara erişim için ulaşılanlar araç niteliğindedir.
16 - Bu mühendisin propagandacılarından bir diğer kişi T.T.dir. Bu kişi İskandinavya'nın Türk olmasına dair mühendisin İskandinavya’daki masrafları karşılayan ve mühendisin tek taraflı ve eksik biyografisini sürekli anlatan kişidir. Sadece dil konusunda değil hesap konusunda da uzmanmış bu mühendis...Eğitimini 1930'lar Türkiyesi'nde almış mühendis Çinli, sonra da bunları hiç unutmamış öyle mi? Mühendisken çıkan bir mühendis dergisinde Türklere göçebe diyen kimdi babo? Neymiş neymiş direktör kelimesi Türkçe imiş ve bu kişi şunu yazmıştır : ''...bütün diğer alfabelerin temelinin Türk alfabesine dayandığı gerçeği, önemli tespitlerinden sadece biridir ve öncelikle kendini Türk hissedenlerin üzerinde çalışmasını gerektirecek bir husustur. '' Bunun 1930 versiyonu: damarlarında muhtaçlık hissettiği bir bir hissiyat bulunan Türk Kanı taşıyanlar Türk Alfabesi'nin tüm dünya alfabelerinin kökenini oluşturduğunu idrak edebilir. '' Bilimin dili de yalnızca matematikmiş...İşte bu nedenle op,çok, biç, fako, ter gibi zırvalıklar geçmişteki medeniyet sahibi olan şimdiki göçebelerin kodlarıdır. Bu kadar kodu da yalnız göçebelerin torunları çözer, diğer çağdaş medeniyetler bunu anlayamaz. Bu nedenle de Yunan Medeniyeti Erken-Türk çağından sonra hemi de çok sonra ortaya çıkmış... Yahu kasmayın 1930'lardaki kitapları pişir pişir koy önümüze sezgi sahipleri yer nasıl olsa. Ama bu mühendisin Hititlerin Türklerin ataları olduğu konusunda neden bir şey yazamadığını anlatmamıştır sayın T.T.
17 – Türk Tarih’inden inciler :
A - ..Bu, Türklerin , dünyaya yayılmadan evvel bütün Türklerin aynı sahada yaşadıkları zaman dahi ziraatle uğraşmış , maden işlemesini bilmiş olduklarını ispat eder. Bu devrin kaç asır sürdüğü tahmin edilemez . Türk ırkının lisanı, umumî evsafı, ruhî temayülleri bu devirde tekevvün ve teşekküL etmiştir...Bu devirdeki Türk medeniyetinin en mühim eserleri Kurganlar dır. Kurgan , pek eski devirlerde yaşamış Orta Asya Türklerinden kalma mezarlara(tumuluslara) verilen isimdir. Ural dağlarından Yenisey nehri havalisine kadar bütün cenubî Sibiryada ve Kırgız steplerinde binlerce Kurganlara tesadüf olunur. On yedinci asırda Sibirya Ruslar eline geçtikten sonra cenubî Sibiryanın birçok yerlerinde rus muhacirleri yerleştirildi. Ekserisi tepecik şeklinde olan Kurganlar rus muhacirlerinin dikkatini celbetti. Ruslar bu mezarları deştiler, kazdılar.
B - Etilerin toprak altından çıkan heykelleri, mabudları; bu büyük Türk medeniyetinin, hiç bir insan cemiyetiyle kıyas edilemeyecek kadar olan eskiliğini ve yüksekliğini göstermektedir.
C - Ödemişin üstündeki (BOZDAĞ)ın eski adı (TİMOLÜS-TÜMÜLÜS)dür. Tümülüs, pek eski devirlerde yaşamış, Orta Asya Türklerinden kalma mezarlara verilen isimdir. Bunlara (TUMBA-KURGAN)da denilir. Ural dağlarından (Yenisey) nehri havalisine kadar bütün cenubî Siberde ve Kırgız steplerinde binlerce kurganlara rastlandığını büyük Türk tarihi haber veriyor.
D - Asaf Gökbel, Hikmet Şölen Aydın Halkevinin yardımı ile hazırlanan Aydın ili tarihi eski zamanlardan Yunan işgaline kadar isimli kitaplarında : Çok iyi biliyoruz ki; bundan daha yarım asır önceye kadar, dünyanın tarih telâkkileri çok iptidaî ve geri bir halde idi. Âlimlerin Türkoloji sahada bugünkü kadar açık ve müsbet bilgileri yoktu. Dünyanın en eski medeniyeti, Yunan medeniyeti sanılıyor ve daha ileri gidilemiyordu. Bahusus bütün bu eski müverrihler Anadolunun ilk muhaceret dalgalarının Avrupadan geldiği hakkında çok safdilâne kanaatlar taşıyorlardı. En eski devirlerde Türklerin, anayurt dedikleri orta Asyada büyük bir medeniyete sahib olduklarını ve büyük göç dalgalarıile bu medeniyeti dünyanın dört iklimine yaydıklarını bilmiyorlardı…
18 - Faik Bulut Atlas Dergisi'nde ''Dövme Doğunun Tenindeki Nakış '' isimli yazısında Şanlıurfa'daki Suriye Alevi'si yaşlı bir kadının vücudundaki dövmelerin Arap geleneğini yansıttığını ifade etmiştir. Kollardaki, bileklerdeki haçlar ile Bizans, Pontus, Yunan Ermeni, Gürcü, kiliselerindeki haçlardan farklı olduğunu düşünen Bulut, Türkmen Alevileri ile Kürt kadınların evlenebileceğini ifade etmişken haçlar arasındaki benzerliklerin nedenlerine değinmemiştir. Bulut, dövmelerin daha çok Ana Tanrıça, bereket ve yaşamı simgelediğini ifade etmiştir ve haç aslında şu imiş:...renkleriyle birlikte uğurlu yön bildirdiğine, kötü bakışların, nazarın etkisini yok ettiğine inanılıyor. Ucu içe dönük okun deldiği daire ise, döllenmenin bir göstergesi olarak doğurganlık ve bereketi simgeliyor.'' Yoksa bu haçlar Hıristiyanken Müslüman olmak zorunda kalmışlığın veya Hıristiyan inancını zor şekilde sürdürme ile ilgili değildir(How Science Cleansed Her of the Cruel Turk's Brand of Shame). Kurganların hangi millete ait olduğunu da tanımlamış Bulut şöyle bir ifade kullanmıştır : İslam'ın egemen olduğu bazı yerlerde, ellerinde haç dövmesi bulunan erkekler, '' gizli gâvur'' olarak kabul edilir; camilere alınmazlarmış. Panturkismus tarafından anlamlı yazalar gibi halılardaki desenlerle de bağlantı da kurmuş Bulut, anlamı yapanlar tarafından bilinmeyen sembolleri açıklamayı özellikle önemsemiştir ancak bu sembollerin farklı inançların bir yansıması olabileceğine pek değinmemiştir. Örneğin Sayın Bulut şöyle bir ifade kullanmıştır : ‘’...Bununla birlikte kimi Yahudi ve Hıristiyan tarikatları özel tanınma, kimlik nişanesi olarak algılanır, '' ve bu ifadesinin yazısına konu olan kadınların ataları ile ilgili olabileceği ihmal edilmiştir. Yine bize göre Sayın Bulut haç kelimesinin kökenini de bilmemektedir, dövmelerinin anlamlarına dair bir şey anlatılmamıştır, Kuzey Afrika bölgesindeki kadınların yaptıkları dövmelerle ilgili bir şey anlatılmamıştır…Her şey pagan dönemle ilişkilidir aynı Anadolu gibi, beylikler vardı Anadolu’da Hıristiyanlığa dair bir şey yoktu.
19 - Panturkist bir şipşakçı oldukça büyük ve ağırlık olarak ağır kitaplarında(bilgi değil) teee Rusya'nın içlerinden Anadolu'ya kadar ki tüm kaya resimlerini Panturkist bir şekilde açıklamıştır ama tabi direkt tanım yapmadan. Mağaralar da olduğu gibi bu kaya resimlerinin '' kimlik '' için sonradan yapılmış olabileceğini dikkate almayan bu şipşakçı, her yerde bir Toğuz damgası bulunduğunu düşünmüştür, şipşakçı da diğer panturkistler gibi bildikleri ile tanımlar yapmıştır, Hıristiyanlığın bu topraklarda bulunmadığını tanımlamak için Hıristiyanlara aitlikte anlamlı yerlere bu amaçla kazınanları '' kimlik '' çerçevesinde anlamlı tutmuştur hatta diğer bölgelerde görüldüğü gibi bir bölgede mağara girişindeki açık Haç'ın dahi anlamsız bir şekilde anlatmıştır ve burası eski zamanların bir tapınma yeriymiş tabi bunun Arapçasını yazmış, Güneydoğu'da şamanlar varmışta bu şamanlar kayalara işlenmiş şipşakçıya göre ve ve işte o an... zirve tüm açıdan Grek Kültürüne ait olanlardan birisine bir sanatçı panturkist propagandacısı gitmiş oradaki Grek eserlerini tahrip ederek bir şeyler kazımış ve bunlar neymiş Panturkismin ne kadar büyük olduğunu kanıtlıyormuş, Grekler aslında bizimle aynıdır biz onların atasıyız deseydi keşke bu panturkistler o kadar ileri gitmiş ki sözde Selçuklulara ait olduğu iddia edilen kümbetlere dahi çizim yapmışlar ve şipşakçı da demiş ki bakın türbe içindeki kaya resimleri dahi(!) yer gök panturkism diye bağırıyor...Ve Osmanlıca dahi bilmeyenler ve bu konuda kendisini geliştirmeyi istemeyenler Eski Grekçe yazıları ya hiçe sayıyor ya da Türkçedir demektedir.
20 - Şimdi bir şipşakçı bunları yapar da sözde akademilerde sözde akademisyenler de tarrrakistandan geldiği iddia edilen proto pantukistlerin binlerce yıllık eser diye kaya resmi yapamaz mı? Tanım değil, eline çekiç keski alıp bunları tarihsizliğe bir tarih uydurmak için yapamaz mı? Sonuçta yanı başlarında tarihsel kökeni sağlam bir millete karşı bomboş topraklarda bomboş tarihe karşı bir şey yapmak lazımdır. ÖnceTürkiye’nin en doğusunda bulunduğu iddia edilen kaya resimlerinin tarihine 14 bin dediler, teknik var mı babo var tabi sallama tekniği, sonra 8 bin oldu şimdilerde de turist çeker diye bir tabela asmışlar ve İngilizce yazmayı da ihmal etmemişler, ne de olsa Ankara'da, Erzincan'da varsa Türkiye'nin en doğusunda da olmalıdır. Vay babo. Bu arada bir tabelayı sola diğer tabelayı sağa dikmişler. Sağa diktikleri tabeladaki berbat İngilizce'de yazıldığı gibi siz bir oyunun içindesiniz babo, dağ keçisi geyik gördü mü bu direkt Zentralasien kökenlidir diyen cahillerin sözleri sizden daha değerlidir babo. Hani kalıntılar var mı yani buralarda bu hayvanlara dair bilinen ilk kalıntılar nedir, tarihleme yapılmış mıdır falan geç bunları dünya da düzdür zaten babo. Göz var nizam var tekniğe bile gerek yok Latin harflerle yazılmış yazılarla aynı şekilde aynı derinlikte aynı biçimli kazınmış resimler nasıl 14 binden 6 bine indi babo diye de soralım mı? Aradaki 8 bin de zaten tarihlemede kullanılmıştı, 8+6 nedir 14 işte mucizevi katlamalı altın orrraaakkk mucizesi...
21 – Osmanlı subayları göğüslerine Alman kara haçı takmadan önce Fransız ve İngiliz subaylar bu nişanı kullanmışlardır : Order of the Crescent… Peki bu nişanın kökeni nedir dersek o zaman Ordre du Croissant’ı bilmemiz gerekmektedir. O zaman Hıristiyanların neden Osmanlı Bayrağını on sekizinci yüzyılda ay yıldız çizmiş olabilecekleri daha iyi anlaşılabilir. Sonuçta Romanya’da M.S. 100’lü yıllara ait üzerinde ay yıldız bulunan ve Latince yazılmış sikkeler de bulunmaktadır.
22 – Türk bayrağı ne idi? Şehit kanları ile sulanmış daha doğrusu şehit kanlarını sembolize eden kırmızı bir zemin üzerinde….Şimdi Arnavutluk’un bayrağına bakalım. Rahibe Teresa’nın memleketi olan çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu ve bir dönem dünyanın ilk ateist devleti olmuş, mükemmel sahilleri olan muhteşem güzellikte Balkanların en güzel ülkelerinden Albanie…hatta Hırvatistan’dan bile daha güzel olduğunu düşünebiliriz. Neyse bu turistik pazarlamalardan sonra konumuza geri dönelim, Arnavutluğun bayrağındaki çift başlı kartalın Hıristiyanlığın getirdiği kültürel bir birikimin sembolleştirilmiş hali olduğunu değil de İran Kültürüne ait Selçuklular’ı dahi farklılaştırıp ‘’ Selçuklu Mirasının İzinde Arnavutlar ‘’ diyebilecek kadar ‘’ ileri ‘’ arkadaşlar bulunabilir tabi ki. Sonuçta onlar Rusların ve İran’nın sayesinde yaşam imkanı bulabilen bir devletin varlığını bilmezler, kuruluşundan sonra başa geçen liderin hangi diktatörlük zihniyetini paylaşan bir kişi ve kökü dışarıda olan bir grup tarafından liderliğini kaybettiğini bilmezler, sürekli bir kan pazarlaması ile nationalisme yapılan bir devlette katliam yapmakla suçlanan insanların o malum olaydan önce başlarına neler geldiği veya bir değil birkaç sefer katliama uğratıldıkları bilmez veya önemsenmez ve tabi bu katliamları ile hatırlanan tarihsiz milletin devletin Kıbrıs’ın kuzeyinde yer alan KKTC’yi tanımamalarını da ya bilmemektedir ya da kılıf uydurmaktadırlar. Neyse geçelim bu cehalet ürünü ifadeleri(!)…Arnavutça yayınlanan bir şarkıda şu sözlere yer verilmiştir, ‘’ Gjaku i shqipes nuk humb kurr / Ai gjak mbetet ne flamur’’. Bu sözleri bize kudreti akılda veya ilimde veya bilimde değil de kanda bulan zihniyeti hatırlatmaktadır ama aynı zamanda bayrak üzerindeki kırmızılığın da nedenlerini açıklamaktadır. 17'nci yüzyıllarda kullanılmaya başlanan Osmanlı’daki bayrağın direkt olarak kudrete bağlı ırkçı nitelikteki kan tanımları ile yapılmadığı açıktır, gelelim Türkiye’deki bayrağa. Saf Türk kanı taşıdıklarını düşünerek saf Türk kanı taşıyanlardan olmuşların ifadelerine bir bakalım, formal yayınlarından birisi tarih 1934 : ve her hususta kemale ermiş bu erkeğin simasında, ana ve babasından tevarüs ettiği halis ve saf Türk kanının izleri görülmektedir. O, tepeden tırnağa kadar Türk’tür : Kuvvetli ve metîn çerçevesinin her parçası ve bilhassa gayet manidar olan güzel siması, Türk’tür. Bu ifadelerden önce Osmanlıları Osman Oğulları diye tanımlayarak, kendilerini Türk oğulları olarak görenleri kahramanlaştıranlar ise şu sözler ifade edilerek günümüzün ırkçılık yoktur kılıfçılarının sözleri geçersiz kılınmıştır : Her Türk gencinin bu kitaptan edineceği derslerin hulâsası ve Türk gencinin millî akidesi şu olmalıdır : ‘’ Türk ülkü ve istiklâli için yapılacak fedakârlıkta ölçü ve imkân aramamak….Reha Oğuz Türkkan ‘’ Milliyetçilik Yolunda ‘’ isimli kitabında ise şu sözleri ifade etmiştir : Türk kanını taşımayanların, yani hakikî Türk olmaları da içine almakta mahzur görmeyen bir ideolojiye, nasıl (Türkçülük) adını verebiliriz? Eğer Anadoluculuk, ırkçılığı ve soy meselesini prensip edindiği halde, Türk Birliği esasını — hiç olmazsa prensip olarak bile - kabul etmiyorsa , 40 küsür milyon Türkün hakkını reddediyor ve istikballerine lâkayt kalıyor demektir. …Ancak Türk bayrağının günümüzdeki anlamı ile şehit kanlarını sembolize ettiği malum dönemlerde net şekilde tanımlanmamıştır, bu büyük olasılıkla daha da ilerleyen zamanlarda yapılan tanımlarla edebiyatçıların işi olmuştur.
22 – Osmanlıca değil de Osmanlıca Türkçesi diye bir şeyin var olduğunu düşünen zevatın pek dikkat etmediği bir isim bulunmaktadır, Mahmud Raif Efendi. Mahmud Efendi Tableau des Nouveaux Reglements de L'Empire Ottoman isimli Osmanlı’yı yabancılara karşı Fransızca tanıtma kitabında, Das Komitee für Einheit und Fortschrittçi Zentralasien’den Türkler gelmektedir diyen Alman kara haçını göğüslerinde taşıyanlardan önce Fransa’nın yardımları ile Osmanlı’nın gelişme evrelerine değinilmiştir, ordunun eski halinin bulunmadığını yenilendiği ifade edilmiştir…Kitabın Mahmud Efendi tarafından yazılmış olması ve çizimlerin aidiyeti şüphelidir…Bu arada bu kitabın orjinali Fransa Ulusal Kütüphanesi’nin internet sitesinde bedava incelenebilmektedir, buna karşılık aynı yazarın Journal du Voyage de Mahmoud Raif Efendi en Angleterre isimli kitabı Topkapı Sarayı’nda bulunduğundan ve çağdaş bir ülke kütüphanesinde bulunmadığından kitabı incelemek için para, zaman, emek harcanmak zorunda tutulmakta olduğu gibi keyfiyetlere de katlanılmalıdır.
23 – Ostragotların değil de Osmanlı Devleti’nde yayınlanmış ilk haritanın ismi, Cedid Atlas Tercümesi ve basım tarihi 1803’tür. Yani herkes haritacılıkta devrimler yaparken Osmanlılar daha yeni harita işine girmiştir. Basımda Zentralasien kökeni olmayan Macar kökenli İbrahim Müteferrika ve Abdurrahman Efendi’nin adları geçmektedir. Birinci Dünya Savaşı’daki haritaların dahi Alman haritaların basit kopyaları olduğu hatırlandığında, Osmanlı haritalarının neden önemsiz olacakları açıktır. Neden mi çünkü bu haritada Amerika bölümüne bir bakalım, ne kadar da William Faden’nın General Atlas’ından çalıntıdır. Ayrıca aşağıda orijinal harita resimlerinde isimlere de dikkat edelim. Çalıntıcının mumu kısa sürede biter. Osmanlıca bilmeyen arkadaşlar için Osmanlıcası tam olarak, İngilizcesi ise üzerinde yazılıdır şudur : Amerika, İngiltere ve İspanya devletlerinin ve İngiliz cumhurunun ülkelerinin haritasıdır.
24 – Piri Reis isimli bir zat tarafından hazırlandığı iddia edilen bir harita bulunmaktadır. Neymiş efendim, gözleme dayalı harita çizmiş tabi orijinal haritayı önüne açarak Osmanlıca yazılar yazarak haritalar çizmek kolaydır. Sonuçta Osmanlı Devleti’ndeki insanların ne birikimi vardı da İspanyol Egemenliğ’ndeki toprakları çizebilirdi? Aaaa kağıda neler yazdık öyle. İspanyol Egemenliği’ndeki topraklar…Şimdi orijinal haritanın ne olduğunu herkes biliyor ama o haritaya bir daha bakalım, Mapa de Piri Reis başlığındaki bilgileri de okuyalım da sonra Piri Reis yerine Pirinç Reis yiyelim. Hemen dönmeler denilecektir, evet dönmeler Osmanlı’ya yardım etmiş olabilir, haritayı çeşitlendirmiş olabilir(uzak ihtimal) ama bunun Zentralasien çıkışlı olduğunu iddia eden Türklerle ilgisi nedir? Ve gelelim asıl konuya, bu zırva harita nasıl bulundu? Sürekli jumanji gibi sırlı şifreler bulan Çılgın Türkler içinde birileri Demphra bacımızdan Dimelo dinlerken birden bakmışkine bir şey var orada, o zamana kadar kimsenin bilmediği bu haritayı Halil Ethem Eldem Almanlara vermiş ki Almanlar incelesinler. Sonra aha demişler evreka, bulduk Türk Tarihi ne kadar zenginmiş be! Peki, bu harita paçavrası hakkında açıklama yapan Almanlar kimdir babo? Bu Almanlar Halil Edhem’e direktif vererek harita incelemeleri yapılmasını neden önemsemiş olabilirler? Peki, bu oryantalistlerin Zeki Velidi Togan ile bağlantısı var mı sonuçta Togan’da daha önce kimsenin bilmediği bazı zırvalıklar bulmuş bir Başkurt’tur? Yine düşünelim bu harita çift amaca hizmet edebilecekken yani Osmanlı’yı unutturmaya çalışan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin haritanın kopya olduğu ortaya çıkmasından Osmanlı zarar görecekken ama buna uyum sağlanırsa Türkiye Cumhuriyeti kar edecekken neden bu harita yapılmasın ki? Sonuçta taş eserler yaparak Anadolu bir Türk yurdudur denilirken bir harita üzerinden propaganda yapılamaz mı hem de zararın olmayacağı bir şekilde? Almanlar ise Türkiye üzerinde kaybettiği itibarı kazanacakken ve Fransa, İngiltere’ye İspanya üzerinden baskı yapabilecek ve itibarsızlaştırma kampanyası yapabilecekken ve sorun olursa sorunun Türklerden kaynaklandığı şeklinde savunma yapılabilecekken Almanlar neden bu haritayı yapmasınlar? Kısaca Hititler Türk’tür zihniyeti Piri Reis haritası yapamaz demek eskitme yöntemleri konusunu da bilmemek demektir.
25 – Osmanlı içinde var oldukları düşünülen Türkler harita yapabilirler tabi ki ancak bunun için önce Tarih-i Hind-i Garbi kitabına bakmak lazım ama işte bu hemen belli olmalıdır : [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
26 – Mozart’ın ünlü eseri olan ‘’ Ah vous dirai-je, maman ‘’ Türkçe’de ‘’ Daha dün annemizin kollarında ‘’ isimli çocuk şarkısında kullanılmaktadır. Bu eser farklı dillere çevrilmiştir örneğin İngilizcesi Twinkle Twinkle Little Star’dır, Almancası Morgen kommt der Weihnachtsmann, Fransızcası Brille Brille Petite Étoile’dir…(Türkiye’de özellikle Kürtçe diye bir dilin bulunduğunu düşünmenin sorunlara neden olduğu zamanlarda sınavlar neden bu üç yabancı dille yapılmıştır?).Peki bu kadar farklı dillere çevrilmiş bu çocuk şarkısı Türkçe’de neden bir askeri disiplini hatırlatan sözlere sahiptir? Burası ana kucağı değil sözünü biliyoruz değil mi veya bir çocuk neden okula gittiği için sevinçli olsun, yaşasın okulumuz da neden yaşasın annem veya babam yaşasın değil hem neden yaşamdan bahsediyoruz biz çocuk değil miyiz….Herhalde Ahmet Muhtar Ataman çocukları geleceğin disposable kahramanları olarak gören bir zihniyeti temsil ediyordu. Selim İleri’nin kitabından alıntı yapıyoruz : Tuz ocağına gönderilmesi gerekenler unutmaz ama : << Daha dün annemizin kollarında yaşarken >> ya da bir «Küçücük aslancık varmış...» Bu şarkıları söylüyorduk. Beş yıl bu şarkıları söyledik. Sabahları «Türküm, doğruyum, çalışkanım…> dedik. Her sabah. Yani bazı yerlerde çocuk biçimli olsanız dahi çocuk olmuyorsunuz, sadece bir araç oluyorsunuz.
27 – Panturkismus için çok önemsenen Kutadgu Bilig isimli edebiyat eserinin üç nüshası bulunmaktadır : Viyana, Kahire, Fergana. İlk ortaya çıkan nüsha Viyana nüshasıdır, önce Tokat’a getirilmiş sonra 1474’te İstanbul’a getirilmiş bu nüsha Afganistan’daki Herat’ta tamamlanmış nüshadır, Ergene-kun’da da ismi geçen Joseph von Hammer-Purgstall İstanbul’da iken bir de bakmış bu tek nüsha bir sahafta var ve tak para vermiş ve almış. Vay be demek insanın içinden geçiyor, bu İstanbul neymiş tek nüshalar hep buradaymış da sahaflar bu kitapları satıyorlarmış. Boşuna değil Assassin's Creed Revelations oynunda kitap satıcıları daha önce olmadığı kadar önemsenmiştir. Neyse bu palavrasyonları geçelim, ilk yayımlayan Macar Ármin Vámbéry’dir ki bu ismin ne kadar şaibeli olduğu açıktır ama yok yok panturkismus için çok çalışmıştır, yalan değil aslında ama hangi amaçla? Nüshayı ikinci yayınlayan ise on parmağında on marifet Wilhelm Radloff’tur. Kahire Nüshası ise direkt Arap harfleri ile yazılmıştır, Alman kütüphane müdürü Moritz bir de bakmış, ana o ne öyle, burada bir panturkismus hazinesi var. İyi demiş ben bunu üstat Radloff’a götüreyim de okusun gardaşım. TDK’da boş durmamış bu yazmanın fotokopisini getirtmiş Kahire’den yani sözde 700 senelik kitabı fotokopi çektirmişler. Eee o zaman TDK bize 70 senelik kitapların fotokopisi çektirir herhalde…Fergana Nüshası ise üstat Başkurt Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuş ki zaten kendisi müthiş bir bulucudur. Ama işte Togan tutmuş kitabı Ruslara vermiş çünkü sene 1914. Sonra yine kaybolmuş sonra yine bir vatandaş bulmuş. Sovyetlerde demiş ya tamam TDK sana fotokopiyi veriyorum, üzülme. Bu arada bu fotokopi bizim bildiğimiz fotokopiyse, sayın TDK yöneticileri vatandaşlarınız sizden 700 değil 70 senelik kitap fotokopisi isterse verin lütfen(şaka, TDK bu anlamda Türkiye’deki en öz verili kurumların başında gelir.). Türkiye’de basılan ilk nüsha Viyana Nüshası’dır, 1942 tarihinde.
28 – Merzifonlu Sadi Bayram Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri isimli kitabını 1988 yılında basmıştır yani terör olaylarının başlamasından birkaç sene sonra. Eserin iç kapağında şunlar yazılmıştır : Bakanlar kurulu’nun 20.7.1980 tarih ve 8/1307 sayılı kararıyla kamu yararına hizmet verdiği kabul edilerek vergi muafiyeti tanınmış olan TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFI’nın yayınıdır. Yani söz konusu kamu yararıdır, bilgi milgi aranmayacak şeylerdir.
29 – Köy Enstitülerinin sözde eğitim veren kurumlar olduğu ifade edilmektedir ancak panturkismusun yoğun şekilde etkili olduğu bir dönemde Ülkü adı verilen propaganda dergisinde Hilmi Malik Kışla ve Köy Terbiyesi isimli bir makale yazmıştır. Ve Sayın Malik’in önemsediği ideolojide köylüler hedef haline getirilerek onların panturkismus içine çekilmeleri hedeflenmiştir. Yani köylülere ideolojik propaganda yapma amacı dışında temel seviyede eğitim vermekten başka bir işe yaramamış köy enstitülerinden çok önce köylü çocuklar birer asker olarak görülmüş ve onların panturkismus içine çekilmeleri sağlanarak ideolojik bürokratların ve bu bürokratlarla uyumlu köy ağalarının menfaatleri için var olduklarını düşünmeleri istenmiştir. Enstitülerden mezun olanlar köylülerin içine gönderilecek sembolik anlamda bir Truva atı olarak görüldüğünden, onlara imtiyaz tanınmıştır. Bu tabi ki hep böyle olmamıştır ki bu bile köy enstitülerinin temelsiz ve düşünceye dayalı bir eğitim anlayışından uzak olduğunu göstermeye yeterdir.

Türklerin ne kadar ileri bir sanatları olduğun kanıtlayan satılık eser : [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Pantheon nedir dersek bunu öğrenmek için Yunan tipi için Angora dolaylarına bakabiliriz, tabi bu yazıyı okumak daha önemli olabilir :[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Etrüsklere ait anlatılan ciğer falı zırvalığı altında bir mimari plan mı bulunmaktadır: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türk Kanı’nı okuyalım, okutalım, dinleyelim dinletelim:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Orijinal harita:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Orjinalden çalıntı harita :
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türklerin sözde haritada ne kadar ileri olduğu ile ilgili kaynak :
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Eklenen Resim Ön İzlemesi
Dosya tipi: jpg fd3.jpg (99.0 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg fd5.jpg (110.4 KB (Kilobyte), 4x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg fd6.jpg (110.8 KB (Kilobyte), 2x kez indirilmiştir)
oktayyapıcı13 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Temmuz.2018, 20:05   #25
Yönetici
 
Shoryuken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 09.Nisan.2013
Bulunduğu yer: Kamlançu
Mesajlar: 3,891
•Rep Puanı : 907388
•Rep Seviyesi :
Shoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond reputeShoryuken has a reputation beyond repute
Standart
Zagor'un en güzel macerasını buldum nihayet. Hakkında bu kadar veri girildiğine göre güzeldir yani
__________________
Yediğim yemeğin son lokması ile içtiğim ayranın son yudumunu her zaman denk getiririm.

Fahri Sherlock Holmes

Shoryuken isimli Üye şuanda  online konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni konu açma yetkiniz
Mesajlara cevap verme yetkiniz
Eklenti yükleme yetkiniz
Mesajınızı değiştirme yetkiniz

[IMG] Kodları
HTML Kodları
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:33

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Valid XHTML 1.0 Transitional
Not : Burası binlerce kişinin paylaşım ve yorum yaptığı bir forum sitesidir.Kullanıcıların paylaşımları ve yorumları onaydan geçmeden hemen yayınlanmaktadır.Paylaşım ve yorumlardan doğabilecek bütün sorumluluk kullanıcıya aittir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uymayan ve telif hakkı içeren bir paylaşımın forumumuzda yapıldığına rastladıysanız lütfen bizi bu konuda bilgilendiriniz, en geç 48 saat içinde gereken yapılacaktır. Bilgilendirme yapabileceğiniz mail adresi: [email protected] Bu foruma üye olan herkes bu kuralları kabul etmiş sayılır...
ÇizgiDiyarı® Her Hakkı Saklıdır.
sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort eryaman escort