Tekil Mesaj gösterimi
Alt 26.Mart.2019, 02:26   #1
SuatYalaz
Onursal Üye
Büyük Usta
 
SuatYalaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.Mayıs.2017
Mesajlar: 28
•Rep Puanı : 10132
•Rep Seviyesi :
SuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond reputeSuatYalaz has a reputation beyond repute
Standart Ecevit’in dediğini yapın, yaptığını sakın yapmayın!
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ecevit'in dediğini yap... Yaptığını Yapma...

Ne demişti Ecevit?

“Toprak işleyenin…

Su kullananın!”

(Dikkatinizi çekerim: Önce “Tarım”ı işaret ediyor.)

***

Dediğini yaptık mı?

Yaptık… Toprağı işledik, suyu kullandık, Allah’a şükür, ne patates kuyruğu yaşadık, ne soğan ne de domuz kesilen mezbahalarda kıyma yapılmış et ithal ettik onun zamanında…

Üstüne üstlük… Ayşe’yi tatile gönderip Amerika’yı ters köşeye yatırarak

Kıbrıs Türklerini kurtardık, Kıbrıs’ın kuzeyini vatanımıza kazandırdık.

***

ALDI BAŞINI GİTTİ...


“Karaoğlan” olduktan sonra yaptığını yaptık mı?

Biz yapmadık. Ama o yaptı, yapacağını…

Halk Partisi’nin yeniden başkanı olup, Türk Solu’nu, Atatürkçü aydınları, Cumhuriyet Devrimleri’ni korumaya çalışanları bir araya getirip toplamak… Tek başına uzun ömürlü, istikrarlı bir iktidar dönemi başlatmak yerine… (Ki, milletin aydın kesimi bunu çok istiyordu…) Kurduğu “prefabrike” parti+DSP’yle aldı başını gitti… Sosyal adaletçi, demokrasi yanlısı “Türk Solu”nu böldü, parçaladı...

O; Güneş Motel’de, “kumar borcu" olmayan 11 milletvekiline muhtaç durumlara düştü… Atatürk’ün, bugünümüzü borçlu olduğumuz anlı şanlı partisi de… O gün bugündür, belini doğrultamaz oldu.

***

Şimdi, Ecevit’ten sonra, “adı var kendi yok” olan “prefabrike” parti DSP, Ecevit’ten miras kalmış gibi, CHP’nin tekerleğine çomak sokmaya çalışıyor.

***

Onun için… Ben fakir kulunuz, 65 yıllık, “Süresiz Sarı Basın Kartı Hamili” ağabeyiniz olarak derim ki, siz siz olun... Ecevit’in dediğini yapın… Yaptığını yapmayın!

***

"CHP BATMIŞ BİR GEMİDİR"

Biz boşuna mı bağımsız gazeteci/karikatüristlikten ayrılıp -gönül bağı olmakla beraber- bir siyasî partinin rozetini yakamıza taktık?

San’atçının, savcının, yargıcın, doktorun, gazetecinin “siyasî parti”si olmaz.

Onlar, vatandaşın “adamı”, güvencesidirler… Yoksa, sağın-solun, Türk’ün, Kürt’ün, Rum’un, Ermeni ya da Çerkez’in yazar-çizeri “Karıncaezmez” Suat Yalaz, durup dururken… “Karaoğlan’ın babası olarak… Ecevit’i evlatlıktan reddediyorum!” diye, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin Burhan Felek Salonunda “basın açıklaması” yapmaya kalkışır mıydı?



“CHP, batmış bir gemidir. Ben batmış gemiye kaptan olmam” dediğini duyduğum an, beynimin tası atmıştı…

Zaten, 1998’de Yalım Erez’e: “Kabineni kur, Mesut Bey’le(Yılmaz) arkandayız. Sana güvenoyu vereceğiz” deyip de…

Tansu Çiller’in tuzağına düşerek; “Yok, Yalım Bey kardeşim, arkanda falan değiliz, sana güvenoyu vermeyeceğiz” dediği gün, sıdkım sıyrılmıştı Ecevit’ten…

Yahu, anladık, politika, siyaset; yönetimin başında kalmak için sürekli uygulanan bir manevra mesleğidir, ama… Bu kadar da döneklik, kaypaklık, gayriciddilik olmaz ki, bir “Koltuk sevdası” uğruna.

Bırak, bir de Yalım Erez’in Başbakanlığını görelim… Sen de, İsmet Paşa gibi “paşa paşa” ana muhalefet liderliğini yap… Yanlış yaparsa uyarır, iyi giderse alkışlarsın… Ülke de yeni bir siyaset adamı kazanır sayende… Bir de bakmışız, geçmişi temiz, paraya doymuş başarılı bir iş adamı. Bir yakını, Ege sahillerindeki koyların imar planlarını istemiyor kamu görevlilerinden… Ya da aileden biri, büyük bir yolsuzluğu kovalayan dürüst İçişleri Bakanı için, “Bize dokunan cami duvarına işer” gibi aşağılayıcı tehditler savurmuyor, daha ne isteriz?

Siyasetçi, sorumluluk aldığı zaman “Devlet adamı” olur.

Devlet adamlığı da, “liyakat” ile birlikte, dürüstlük, ahlak ve ciddiyet ister.

Bu millet sana “Karaoğlan” dediyse, sadece çalıp çırpma huyun yok diye demedi. Zaten, karı-koca, koyu çay içmekten başka bir lüksünüz yok. Hırsı zekâsını aşmış, “eli uzun, iş bitirici” oğlunuz da yok… CHP milletvekili Profesör bir babanın ve aydın Türk kadını, ressam bir annenin oğlusun. Senden hırsız mırsız olmaz…

Ama… Böylesi kaypaklık ve döneklikle “Karaoğlanlık” da olmaz!

***

Dinç Bilgin’in günlük tirajı milyonu aşmış “Sabah” gazetesinde, “Son Osmanlı Yandım Ali”nin “Elveda Mekke ve Medine” macerasını çiziyorum… Doğru, Genel Yayın Müdürü Zafer Mutlu’nun odasına daldım. Yazı İşleri ekibi oradaydı.

“Yarın, Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı yapıp, Karaoğlan’ın babası olarak ‘Ecevit’i evlatlıktan reddettiğimi’ söyleyeceğim” dedim. Yazı işleri şaşırdı, çünkü Ecevit “dokunulmaz”dı. Zafer Mutlu güldü, “Deniz Baykal buna çok sevinecek” dedi. Sekreterine hemen Deniz Baykal’ın aranmasını söyledi. Baykal’ın Ankara dışında olduğu öğrenildi.

Gazetenin başyazarı Güngör Mengi, pek tutmamıştı bu kararımı, “Suat’cığım, gel yapma bunu… Ecevit, şu yeterince yozlaşmış siyaset dünyamızda, temiz, dürüst kalmış bir insan. Onu kötüleyici davranışlar doğru olmaz” dedi.

Güngör Mengi, Sabah gazetesinde, Dinç Bilgin’den sonra gelen en yetkili kişiydi. Ecevit, “Cumhuriyetçi” kesim için “dokunulmaz” siyasetçi olduğuna göre… Başyazar, olmaz diyorsa olmazdı.

Kimsenin bir şey demesini beklemeden konuşmaya başladım:

“’Güngör’cüğüm’ dedim, yalnız ‘çalmamakla’ dürüst ve temiz olunmaz. Siyaset yapan adam, biraz da ‘omurga sahibi’, sözünün eri kimse olmalı… Kimi insanda vefa duygusu zayıf olabilir. Ama… Biraz vicdanı olan biri, kendini doğuran, büyüten, eğiten, aklından bile geçirmediği yerlere yücelten bir kuruma (partiye) ‘O, batmış bir gemidir’ der mi, Allah aşkına?

O, ‘Batmış gemi’ dediği parti, Atatürk’ün kurduğu parti…

200 yıllık geri kalmışlığımızı kapatan, dünyanın hayran olduğu devrimleri gerçekleştirdiği ve bizlere emanet ettiği parti…

Emanete ihanet eden adama, ‘dürüst adam’ denir mi?

Böyle bir zamanda, böyle davranan birine karşı çıkmayacak isek, nerede kaldı bizim ‘dürüst gazeteci’liğimiz?

Hani, demokrasilerde, ‘Kuvvetler ayrılığı’nda basın ‘4’üncü Kuvvet’ idi? Kusura bakma Güngör’cüğüm, Cumartesi ben basın toplantımı yapacağım.”

***

GAZETECİLERLE KAÇMA-KOVALAMACA…

O gün, günlerden Perşembe idi.

Cuma sabahı 9’da Deniz Baykal, ev telefonumdan aradı.

“Suat Bey” dedi, “Kararınızı Zafer Mutlu’dan öğrendim. Tam zamanında, çok yerinde bir davranış... Sizden ricam, bu basın toplantısını tek başınıza yapmayın, Pazar günü İstanbul’da birlikte yapalım.”

Anlaştık…

Ama, Bab-ı Ali duymuş olayı. Sabah’tan bir “köstebek” hemen uçurmuş haberi Hürriyet’e, Milliyet’e… “Suat Bey, doğru mu Ecevit’i evlatlıktan reddedeceğiniz?”

Tembihliyim, Sabah’ın yazı işleri yardımcılarından önemli biri, “Haberi sürmanşet vereceğiz, Sakın başka gazetelere beyanat falan verme” demişti.

Israrla arayan telefonlara, “Yok be kardeşim, matrak olsun diye öyle bir laf ettim” diyorum… Pazar sabahına kadar 2 günü böyle atlattım.

***

(Ama, Melih Aşık’ın hakkını yemeyelim, onu tam atlatamamıştım.

Cumartesi günkü Milliyet’te, gazetenin ortasındaki sayfasında yılların usta gazetecisi, bir boks ringinde, fotomontajla, Ecevit’le Deniz Baykal’ı, 2 amansız rakip boksör olarak dövüştürmüş. “Karaoğlan nihayet CHP’de” diye de başlık atmıştı.)

***



BAYKAL İLE BASIN TOPLANTISI…

Pazar sabahı (Tarih veremiyorum, 3 taşınma sonunda arşivim darmadağın) Taksim’deki ünlü büyük otel “The Marmara”nın konferans salonu tıklım tıklım. Gazeteciler, foto muhabirleri, TV kameraları…

CHP Genel Başkanı Baykal, “solda toplanma” hareketi için partiye kaydolmak isteyen ünlü san’atçılara ve isim sahibi değerli kimselere o gün için randevu vermişmiş…

Baykal gelince beni içeri çağırdılar. Baykal’ın soluna oturttular.

Sağında, Alevi Dernekleri Başkanı var. Benim solumda değerli oyuncu Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer… Onların arkasında, ayaktakilrden Mustafa Altıoklar’ı görüyorum, yanında babadan CHP’li Bedri Baykam, Fikri Sağlar ve bir dolu eleküstü aydın kişiler…

Baykal, seçim öncesi, pek çok san’atçı ve vatandaşın, Atatürk’ün partisi ve milletin son umudu CHP’ye destek için partiye kaydolmak için başvurduklarını… Bugün, o mutlu buluşma için bu toplantıyı düzenlediklerini söyledi. Partiye üye olacak ünlü isimlerden birkaçını tanıttı…

Uzatmayalım… Sıra geldi, partiye giriş belgesini imzalamaya ve rozet takım işlemine…

Baykal, basılı belgeyi, imzalamam için önüme uzattı.

“Sayın Başkanım” dedim, “Ben şimdi bu belgeyi imzaladığım andan itibaren partinin üyelerinden biri olacağım… Ve konuşmam için sizden izin almam gerekecek. İzin verirseniz, parti üyesi olmadan önce… Bağımsız bir gazeteci olarak, iki laf edeyim.”

Salonda büyük gülüşmeler oldu. Deniz Baykal, önündeki mikrofonu, benim önüme sürdü.

“Konuş bakalım” dedi gülerek.

Millet bekliyor, karikatürist/resimli-romancı Suat Yalaz ne diyecek ola ki, diye…

“Ben” dedim, “Şu ana kadar, halkçı, solcu, Atatürk ilke ve devrimlerine inanan bağımsız bir basın mensubuydum. Ve öyle kalmayı da çok isterdim… Fakat… Ecevit’in, ülkenin değerli aydınlarının ısrarla ‘Türk Solu’nu bölünmüşlükten kurtar. CHP’nin yeniden başına geçersen bu bütünleşme olur ve senin liderliğinde ülkede sosyal demokrat, laik bir hükümet işbaşına gelir’ demelerine rağmen, inatla, kendisini doğuran, büyüten, eğiten Atatürk’ün emaneti CHP’ye karşı tavır takınması ve… ‘CHP batmış bir gemidir, ben batmış gemiye kaptan olmam’ demesi, bir vatansever olarak beni isyan ettirdi… Türk halkının sevgilisi roman kahramanım Karaoğlan’ın Babası olarak… Ecevit’i evlatlıktan reddetmeye karar verdim.”

Salonda, kahkahalarla karışık büyük bir alkış koptu.

Devam ettim:

“Şimdi, hepinizin önünde, Türk milletine, Ecevit’i, Karaoğlan’lıktan ve evlatlıktan azlettiğimi

İlan ediyorum… CHP için ‘Batmış gemi’ diyor. O parti,

batmış gemi değil, nice fırtınalara göğüs germiş kocaman bir kadırgadır. Ecevit, batmamış bir gemiyi terk etmiş bir kaptandır. Artık, dönse de onun CHP’de yeri yoktur… (Deniz Baykal, burada, masa altından dizimi tıpışlıyor. İlk kez bir basın mensubu Ecevit aleyhine söz söylüyor çünkü.) CHP’ye dönmezmiş, çünkü partide hizip varmış… Her partide, hizipleşme de olur, gruplaşma da.

Siyasette parti liderliği, değişik yapıda insanları, değişik görevlerde kullanma san’atıdır. (Baykal, masa örtüsü altından yine dizimi tıpışlıyor. Çok memnun.) Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı Çerkez Ethem, Topal Osman gibi zor adamlarla başardı… Sen, politika denizinde biraz yol aldınsa, bunu İsmet İnönü’nün itmesiyle yaptın. Daha sonra yelkenleri dolduramadın.”



***

O günkü, o toplantıdaki konuşmam, sanki bağımsız, demokrat Türk Basını’nın üstündeki, “Ecevit aleyhinde konuşma yasağı”nın kalkması gibi bir şey olmuştu. (“Yelkeni dolduramamak” lâfım hoşuna gitmiş olacak ki, Hasan Cemal, Sabah’taki yazısında bu deyimi aynen kullanmıştı.)

***

Basın toplantısının “yıldızı” bendim. Baykal beni yanından ayırmıyordu. Bedri Baykam, koluma girip birlikte resim çektirirken, kulağıma, “Senin Karaoğlan maceralarındaki kızlara bayılıyorum” diyordu…

En hoşuma giden lafı, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar söylemişti. “Üstadım” demişti, “Biz Suat Yalaz’ı usta bir yazar-çizer diye biliyorduk, siz meğer yaman bir konuşmacıymışsınız” demişti.

***

Pazartesiyi iple çektim…

Sabah’ın yazı işleri sayfa sekreteri, “Kimseye söyleme, Ecevit’i evlatlıktan reddettiğini sürmanşet vereceğiz” demişti ya…

Pazartesi sabahı, daha gün ışımadan, Sabah’ı bayiden alıp bakıyorum ki…

Sürmanşet falan yok, bizim büyük gürültü koparacak “bomba” toplantı, birinci sayfada, solda altta, tek sütun üzerine, “ CHP’ye san’atçı desteği” başlığıyla verilmiş.

Gazetenin “Hakim-i mutlak”ı Güngör Mengi, dürüst Ecevit hayranı ya, gazete baskıya girmeden, bizim “bomba”nın fitilini söndürmüştü. (Ecevit'i evlatlıktan reddetme yazım, başka gazetelerde resimli yayınlandı.)

***

Uzun lâfın kısası:

Ecevit’in dediğini yapın…

Yaptığını… Sakın yapmayın!

Yerel Seçim, topu topu, Belediye Başkanları seçimi…

Sandığa mutlaka gidin, oyunuzu "çalmadan çalışacak" olana verin.

Suat Yalaz
SuatYalaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Facebook'ta Paylaş                 Alıntı ile Cevapla